• Mustafa Kemal, Çankaya’da hareketsiz kalmayı tercih etti. Ankara da ise sinirler gittikçe geriliyor, siyasiler ve mebuslar arasındaki ihtilaflar gün yüzüne çıkıyordu. O zamanlar, doğru dürüst gezip eğlenme imkanı olmayan, küçük bir kasaba olan Ankara da halkın tek eğlencesi, küçük kahvehanelerde veya otellerde bir siyasiye takılarak dedikodu yapmaktı.
  • Ne kadar korkarsan kork
    Çalan kapıyı açmaktan
    Ya da gelen kimmiş diye
    Göz deliğinden bakmaktan

    Yüz kere kilitle istersen
    Tüm sürgüleri çek
    Ya da bin kez 'kim o' de
    Çalışıyorsa diyafondan
    Hem tanıyıp açıyor musun ki
    Soruya 'beeen' diye cevapla verenlere

    Bugün anlayıverdim yatarken
    Ne kadar korkarsan kork
    Açacaksın o kapıyı
    Ve gelecek ölüm

    Naçizane bir tavsiye benimki
    Sırf babam böyle dediginden değil
    Ama hastalıktan gitmemeli
    Az biraz rica etmeli

    Bazı kazaları da istemem doğrusu
    Uçak mesela nadir olsa da
    Belki bulunmayabilir hiçbir parçam
    Ülkemizde en popüler olan
    Araç kazaları da sıkıntılı
    Hele son zamanların modası
    Kimsenin suçu olmayan
    Tren kazaları

    Bence en doğru yolu gösterdi
    Babam her zamanki gibi
    Düştü ağaçtan
    Ve 3 saatte bizi terk-i diyar eyledi

    Güzeldi hep söylediği
    3 gün yatak 4.gün toprak sözü
    Sevilen insanmış ki
    Evdekinde bile değil
    Hastane yatağında son nefesini verdi

    Yani sözün özü
    Güzel ve sağlıklı yaşamaya dikkat etmeli
    Kimseye yük olduğunu düşünmeden
    Rüya alemine göçmeli
    Kapıyı açmamak için de
    Fazla direnmemeli
    Biraz sevilip sevebildiysen eğer
    Yüreği buraya bağışlayıp
    Esas evimize geri dönmeli
  • İsmi Allah olarak bildirilen, her türlü beşeri anlayış ve kapsamsal kavramın ötesinde olarak yalnızca Hu, yani O olarak tanımlanır. Hu, evren içre evrenleri ilminde, ilmiyle, bir noktadan yaratmıştır. O nokta, Hu zamiriyle işaret edilenin, ilminde açığa çıkardığı özelliklerinin varlığıyla var kılınmış çekirdektir: Hakikat-i Muhammedi. Algılanan ve algılanamayan, bilinen ve bilinmeyen her şey, bu şuurlu ve bilinçli noktanın varlığındaki isimlerin işaret ettiği özellikler ile gene ilimde var olmuş ilmi suretlerdir...İşte bu nokta içinde, noktanın varlığındaki Allah isimlerinin, değişik bileşimler halinde açığa çıkışları ve bunların yapıları gereği algılanmaları, göreselliği ve çokluk kavramlarını oluşturmuştur...Olay, yukarıdan aşağı, gökten yere değil, bir tekillikten açılan, gelişen, oluşan, meydana gelen algılamalara dayalı çokluk tarzında düşünülmelidir. Her birim aynı Tekten meydana gelmiştir.

    İnsanlık içinde açığa çıkan rasul ve nebilere gelince...Bu zevat,...hakikatlerinden bilinçlerine nazil olmuş, kendi derunlarındaki isimlerin özelliklerinden kaynaklanan ilmin, şuurlarında açığa çıkmasıyla, hakikate tercüman olan ve evrensel hakikati dillendiren zevattır. İrsal açığa çıkarma anlamındadır. Rasul ise Türkçe karşılığı itibariyle açığa çıkarılan yakıni bilgi kaynağı anlamına gelir. Sema yalnızca gök katları anlamına gelmez, nefis mertebeleri anlamını da ihtiva eder. Nüzulun anlamı mekansallık ifade eden inme-indirme değildir. Gökten kitap inmemiştir. Kuran'da geçen kitap kelimesinin Türkçe'deki karşılığı bilgidir.

    Vahiy meleği, gökteki bir mekanda yerleşik tanrının katından rasul ve nebinin yanına gelmemiştir. Varlıklarında bilkuvve olarak bulunan meleki özelliğin aktive oluşudur. Beynin algılama mekanizması bu bilkuvve olanın bilfiiile dönüşmesini sanki dışarıda meydana gelen bir olay gibi değerlendirmektedir.
  • İyi geceler arkadaşlar farketdimki burda çoğumuz kendi hislerini kendi düşüncelerimi okuduğu kitaplarla paylaştığı alıntılarla vs. duyurmak paylaşmak istiyor.Varmısınız alıntılarla değilde kendi sözlerimizle kendi kalemimizle kendi yüreğimizle içimizde kalanları argo ve küfür kullanmadan #içimdekalmasın etiketiyle duyurmaya paylaşmaya? dileyen yazsın ben başlıyorum"Neden öğrenilmiş çaresizlik öğrenilmiş mutsuzluk vs. bu tür karamsar kelimeler bu kadar yaygın ve sık kullanılıp dilimize pelesenk oldu niçin ailemiz, çevremiz,toplum,medya ve daha birsürü sebeb bize mutsuzluğu empoze ediyor neden biz mutsuz olan insanları değilde mutluları parmakla gösteriyoruz neden mutlu insanlara şüpheli gözlerle bakıyoruz 'ya bu kesin ilaç kullanıyor' , 'bu deli 'bırak şunu ya bu gamsız' gevşek biri o 'bunlar ve bunlar gibi birsürü kötü lakap takıp dışlamak kabul etmek istemiyoruz bizim yapamadığımızı yapıp mutlu olabilen azınlık kısmı yargılıyoruz neden buna sessiz kalıyoruz neden izin veriyoruz neden değiştirmiyoruz neden düzeltmiyoruz neden koyunların sürü psikolojisi gibi çoğunluğa uyuyoruz çopunluk doğru taraftır onlar haklıdır diye bir kaidemi var...
  • "Anlıyor ve görüyordu ki, herşey gelip geçiciydi. Baki olansa yalnız Allah'tı. Tek olmak Allah'a mahsustur; mutlak özgürlük de. Mutlak özgür olan sadece Allah'tır.
    İnsan ancak Allah'a doğru yol almakla bir parça gerçek özgürlükten tadar.."
    Sezai Karakoç
    Sayfa 49 - Diriliş yayınları