Afife, bir alıntı ekledi.
Dün 14:04 · Kitabı okuyor

20.yy başları Londra Doğu Yakası
Doğu Yakası'nın fakir işçisi güzel, sağlıklı et ya da meyve yemenin nasıl bir şey olduğunu asla bilemez.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 146)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 146)
yüksel tunç, bir alıntı ekledi.
16 Şub 14:23 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''Küçük bir sessizlik anından sonra,
Daha az kazananın kabı iyice boşaldı.
Hepsi beni küçümsediler sallanıyorum diye,
Nedir bu!Yoksa yaratıcının elimi titredi?'ÖMER HAYYAM

Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 39 - antik batı klasikleri)Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 39 - antik batı klasikleri)
yüksel tunç, bir alıntı ekledi.
16 Şub 14:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsan hayattan daima beklediğinden daha azını alır;ama bu insanların hayattan o kadar az beklentileri var ki elde ettikleri şeyler kendilerini kurtarmaya yetmiyor.

Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 54 - antik bat kılasikleri)Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 54 - antik bat kılasikleri)
Güldane Keleş, bir alıntı ekledi.
 29 Oca 21:47

Açıkça materyalist olan, erdemli olmanın ruha değil de mala mülke dayandığı bir toplumda mala karşı yapılan bir suçun insana karşı işlenen başka bir suçtan daha ciddi kabul edilmesi kaçınılmazdır.

Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 189 - Antik Batı Klasikleri)Doğu Yakası, Jack London (Sayfa 189 - Antik Batı Klasikleri)

Eski ama eskimeyen yara
Eski ama eskimeyen yara

Kimi yaralar vardır ki! İnsan bedeninde izi dahi kalmasa da! Hissi kalır. Yaranın yerini ruh ve beden bilir. Her dokunduğunuzda yara yerine; o an’ı yeniden, yeniden ve bir daha yeniden yaşarsınız...

Roboski böyle bir “yara”. Hem de toplum vicdanında açılan derin ve eski yara. Ama üzerinde hesaplaşılmadığı için hiç mi hiç eskimeyen yara...

Geriye dönüp baktığımızda Roboski’de yaşanan / yaşatılan felaketin üzerinden altı yıl geçmiş oluyor. Ve ne acıdır ki hâla suskunluk sürüyor. Hâla “Operasyon hatası” ifadesinden öteye geçilmiş değil.

Türkiye Cumhuriyeti’nin şimdiki “Milli Misak” sınırlarının doğu ve güneyinin öte yakasındaki Irak, İran ve Suriye topraklarında yaşayanlarla, Türkiye’dekiler aynı dili Kürtçe’yi konuşup, aynı kültüre mensup ve aidiyetleri de Kürt oldukları halde; 90 sene evvel tecelli eden cumhuriyetle birlikte birbirlerinden ayrı düşmek durumunda kalmışlar.

Telaffuz edilen cumhuriyet modernitesi ne gündelik hayatta, ne de toplumsal refahta tecelli edememiş / etmemiş. Feodal ruh olanca ağırlığıyla gücünü cumhuriyet boyunca korumuş. Aslında korumaktan öte “korunması” için devlet ve iktidar gücüyle gayret gösterilmiş.

“Sınır ticareti” adı konulan bilumum “kaçakçılık” bütün asker sivil bürokrasinin resmen değil ama bilinen ve gıyaben bilgisi dâhilinde, hatta halk telaffuzuyla  “hisseden pay almayla” bugüne dek süregelmiş.

Adı kaçak çay, sigara, şeker, mazot gibi “masum” ürünlerin yanında; silah ve uyuşturucu kaçakçılığında da farklı boyutlarda yıllar yılı yaşanmış, yaşatılmış.

İki denk yatak ve somya ile bölgeye gelen “kamu görevlisi kimi subaşındakilerin”, birkaç yıllık “doğu mecburi hizmeti” sonrasında “dünyalıklarını” sağlayarak batıya avdet ettikleri çokça hikâye edilenlerden. Hatta hikâye ne kelime herkeslerin malumu…

1943’teki 33 Kürt köylüsünün Mustafa Muğlalı Paşa tarafından Van’ın Özalp ilçesinde katli ve tarihe “33 Kurşun ve Muğlalı Vakası” olarak geçmesi cumhuriyetin kara bir lekesiydi.

Yedinci yılına girdiğimiz ve herkeslerin malumu olan tarihe not düşülecek bir başka büyük katliam olan Roboski vsk’ası vicdanlarda derin yaralar açtı, açmayı sürdürüyor.

Çoğunluğu genç, hatta çocuk ve aynı aileden, aynı köyden olan 34 Roboski’li Şırnak köylüsü, kişi başına 30 ile 50 lira arasında kazanacakları bir bedel için yaptıkları sınır ötesi “kaçakçılık” denilen aslında ticaretin bedelini resmi yetkililerin ağzıyla “Operasyon Hatası” şeklinde parçalatılarak canlarıyla ödediler.

Şairin kelamınca pasaporta ısınmamıştı içleri. Suni sınırın öte yakası da aslında bir zamanlar kendilerinindi. İşte buydu katledilmelerine sebep suçları.

Katliamın üzerinden altı yıl geçti. Çaresiz, sessiz, sahipsiz, sınırsız ve genç ölülerle geçen İkibinden fazla gün ve gece...

Bu utanç bu tuhaf ülkeye yeter de artar bile.

Utancımızla kirlenip, yunmadan yıkanmadan ölelim. Bu ayıp hepimize yeter…


Şeyhmus Diken