• Çocukluğum boyunca evde, aklını yitirmiş bir büyükannenin varlığı, dikkatimi ve merakımı psikolojiye ve nörolojiye yönlendirmiş olmalı. Hemen hemen on iki yakımdayken kararımı vermiştim. Kendi kendime söz vermiştim ve her gece odama kapandığımda bu yemini tekrarlıyordum: doktor olacaktım ! Ne bir fatih ne bir devrimci, doktor olacaktım !
  • Düşüncelerimin acısına bazen ben de dayanamıyorum doktor. Öyle yoğun geliyorlar ki, bir aralık durmazsam, bu şiddete katlanamam.
  • Körlük kitabını bir Pazar günü başlayıp bitirmiş ve büyük bir büyüye kapılmıştım, Görmek’den de beklentim oydu ve bir Pazar başlayıp akşamına bitireyim dedim, koca bir günü bir kitaba ayırınca büyüsüne alıp sürükler. İlk kitapla benzerlikleri var elbet, iskelet yapıları Körlük ile aynı, yine virgüllü uzun cümleler, şehir ismi yok, kişi ismi yok, isim kullanılmamasının sebebi ne acaba? İnsanlar önemsiz mi demek istiyor, sadece sıfatlar var: doktor, doktorun karısı, bakan, başkan vs. Şimdi ilk kitabın büyüsüyle bu kitaba başlayıp iskelet yapısını aynı görünce sevindim, harika bir kitap daha diye ama maalesef beklediğimi bulamadım, kitap hakkında yazılanlara bakınca hiçbir olumsuz eleştiri göremedim, ben neden beğenmedim bilmiyorum. Kitapta körlük beyaz oylardaki yüzde 83 ile neden sınırlı? Bana göre kitaptaki tek aksiyon patlayan bombaydı, onun dışında tamamen siyaset sistemini eleştirmek üzerine yazılmış bir kitaptı. Hani politikaya ve siyasete merakınız varsa bunların işleyişi hakkında güzel bir metafor ama Körlük gibi herkesi kapsayacak genel bir ahlaki temel üzerine kurulu bir olay örgüsü yok, bu da hayal kırıklığına sebep oldu.
  • Ütü yaparken gelen telefonlar tehlike oluşturabilir! Doktor bir hastasını tedavi ederken, “İki kulağınızı birden nasıl yaktınız?” diye sormuş. Hasta, “Telefon çaldığında ütü yapıyordum. Yanlışlıkla ahize yerine ütüyü kulağıma götürmüşüm” diye cevaplamış. Doktor, “Ama iki kulağınız da yanmış” diye sorunca,“Tam kapamıştım ki telefon bir daha çaldı” demiş hasta.
  • Bilim ve İlime adanmış bir ömür ve Doktor Faust..

    Heinrich Faust bütün ömrünü bilime adamış bir doktordur. Aklında birçok soru işaretleri vardır. Beşeri hazlardan ümidini kesmiştir. Ayrıca İlahi düşüncelere ve dine karşı inancını yitirmiş bir bilim insanıdır. Gençliğinde var olan huzur ve manevi sükunu artık yoktur. Bir bilim insanı olarak amaçlarına ulaşamadığını, hayatı kaçırdığını düşünmektedir. Heinrich Faust, bir bilim insanı olarak hayatının amaçlarına ulaşamadığını ve hayatını dolu bir şekilde yaşamayı beceremediğini anlar. Bu memnuniyetsizlik ve huzursuzluktan kendini kurtarmayı başarırsa, ruhunu şeytana satacağına dair söz vermiştir.

    Söz vermeyi basit bir şey zanneden Faust :)) kendinden gayet emin şekilde Mefistofeles (Şeytan)'la iddaya girer.

    "Dur ey zaman, ne güzelsin!" Faust bu cümleyi söylerse iddayı kaybedektir.

    Şeytan, Faust u gençleştirir. Genç Faust' ta özlemini duyduğu, haz dünyasını vermeye başlar; fakat şeytan yine şeytanlık yapmaktan duramaz. Haz dünyasındaki Faust u kandırıp büyük kötülükler yapmasını sağlar.

    Kitap aslında bu kadar basit değil. Goethe kitabını 18 yaşında başlamış yazmaya ve 83 yaşında da bitirmiş. Ruhun şeytana satılması mevzusu da daha önce birçok yazar tarafından eserlere konu edilmiş.

    Faust'u özel kılan durumlar;

    1) Faust'un Tanrı inancı olmamasına rağmen şeytana inanması.

    Tanrı inancı olmayan birinin Şeytana inanması daha çok beynin çalışma prensibiyle alakalıdır. Dualist çizgide, evrende her şeyin karşıtı ile var olması durumu Bilimsel bir düşünce tarzıdır ve mantıklıdır. İlahi düşüncelere ve dine karşı inancını yitirmiş bir bilim insanının, inancının doğruluğunu kendine ispatlamak için madem tanrı yok, şeytanın da olmaması gerekir deyip, şeytanın olmadığını kendine ispatlamak için, şeytanın isteye bileceği durumları girmesi ve akabinde kötülüğün özünü görmesi ve sonucunda akıl ve mantık sınırından çıkmadan doğruyu bulması durumu gayet deneyseldir. Bütün ömrünü bilime adamış olan Faust emeklerinin karşılığını almıştır.

    2) Şeytanla yaptığı iddada insanlığını kaybedip, iddasını kaybetmemesi.

    Eserin yazıldığı dönemde Etik ve Ahlak çok tartışılan bir konuydu. Dinden bağımsız Etik-Ahlak inancı üzerine çalışmalar yapılmış, Immanuel Kant Evrensel etik kurallarını ortaya atmış, Arthur Schopenhauer ve niceleri Etik-Ahlak üzerine çalışmalar yapmışlardır. Paradigmasal değişimlerin yaşandığı bir dünyada doğruyu bulmanın tek koşulu; kişinin, sahip olduğu tek şey olan insanlığı kaybedip, tekrar bulmasından geçer. Faust ta insanlığı tekrar bulmak için kaybeder.

    3) Manevi çöküş ve Bilimsel aydınlanma..

    Faust; Etik ve Ahlaki değerlerin tartışılıp, manevi ve ilahi değerlerin yıkıldığı bir dönemde, İnsanı medeni çizgide tutacak tek olgunun bilim ve ilim olduğunu gösteren bir eser olmuştur. Manevi çöküş, Bilimsel aydınlanma ile sonuçlanırsa insan, insanlığını kaybetmeyecek bilakis İnsan, Üstün insan yolunda bir basamak daha yükselecektir.
  • "Sizin tecrübeli bir doktor olduğunuz kadar ben de tecrübeli bir hastayım."