• “Sen aklıma düşünce bir rüzgâr duyarım dolar içime ve göğsümde bir pencere hızla çarpar.”
  • ARŞ, KENDİNİ AŞ!

    ''Bu yıkılışın sırrını bul, kendini çöz, içini ayıkla, şuurundan utanan ve ruhunun izbelerinde kaçacak delik arayan suçlu hislerini yakala, getir.''(S.245)

    *Hepimiz ismini duyarız ama Peyami Safa gerçekte kimdir? Kitap okuyanlar bilhassa onu okuyanlar bilir lafını hiç esirgemez Peyami Safa. Ne düşüncesi var ise onu korkusuzca dile getirir. Yaşadığı dönemin yazarlarıyla deyim yerindeyse savaş halindedir. Safa'yı bilenler en çok kimi sever diye sormaz en çok kimden nefret eder diye merak ederlermiş. Kimler yok ki nefret dünyasında: Sait Faik Abasıyanık, (bir numaralı düşmanı), Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve maalesef Sabahattin Ali!

    *İki yaşında babasının kaybettiğinden sebep ''Yetim'i Safa'' olarak da bilinir. Babası İsmail Safa Bey, amcası Ahmet Vefa, diğer amcası Ali Kamil Akyüz, abisi İlhami Safa, kuzeni Behçet Kami yazar ve şairlik yapmışlardır. Safa'nın bu kitabında yer alan üçüncü tabaka diye nitelendirdiği genetikten doğan davranışlar belki de onu yazarlığa iten sebeplerdendir. Bahsettiğim isimlerden tek kelime bile okumadım ancak Safa beni tam anlamıyla mest etti!

    *Peyami Safa romanlarında genelde;
    doğu-batı,
    madde-mânâ,
    ruh-beden,
    idealizm-materyalizm gibi ikilemleri işler.

    *Yalnızız hepsinin toplamıdır. Ütopik hayat Simeranya, ruhsal çözümlemeler, karakterler üzerinden olağanüstü tahliller, çevreye olan alakayı uyandırma adına yapılan tasvirler. Ne diyebiliriim, ne diyebiliriim.

    *Şüphelerin, tereddütlerin, dünyasında kendinize bir yer açın. Zihinlerinizi boşaltmakta acele edin. 414 sayfalık bir muhaberenin ortasında kılıçlarını terk edip kalemlerinizi kuşanın.

    -PEYAMİ SAFA'nın kitaplarını cümle içinde değerlendirme-
    Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Yalnızız!'' En çokta burada yağmurlar yağar ''Şimşek''ler dolar koğuşa, ''Biz insanlar'' ''Mahşer'' kalabalığında bile olabildiğince ''Yalnızız.'' Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'' oturmuşum ''Matmazel Noraliya'nın Koltuğu''na onu düşünüyorum. Bir tek onu. İsteğim beni sevmesi için ömür biçtiğim ismi sıfatı bir ''Canan!'' şeytan günaha davet eder der ''Sözde Kızlar'' nerede? Bilmez midir ben sadece bir ''Canan'' isterim. O da kalbimi mahşere çevirmiştir.
    ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Fatih-Harbiye''nin ortasında sıkışmış kalmış bir koğuştur. Hastanenin içinde cehennem yaşar. Yeraltı kişiliğe bürünür. Korkarım sıkıntılar beni zikrediyor. Şüphelerim beni bırakmıyor ''Canan''! Hayatım olsa olsa ''Bir Tereddün Romanı'' olur. Çünkü yazdığım bütün romanlar iki yaşımdaki acıma dönüyor. Dönüşün ancak geriye olduğunu tekrarlıyorum tavana. Lanet tavanları hiç sevmem! Hatırlar mısın, bilmem. Yine İstanbulda güzel ''Bir Akşamdı'' dört kişiydik. Sen, ben, ''Selma ve Gölgesi.'' Selma iyi kızdı esasen ancak tek isteği ''Cumbadan Rumbaya'' erişmekti. Kendisi mahallemizin en ''Cingöz Recaisi''dir zannımca. Muhitimize ihtilaf olan ve abesle iştigal çıkmazında sefil bir hayat süren ''Atilla'' ağabeyimizin de gönlü Selma'da idi. Bir Akşamdı ve Biz İnsanlar Mahşer kalabalığında kendimizi Yalnızız sanıyorduk.

    DİP ZITLIK

    İnsanın içinde iki farklı benlik vardır. Safa, bunu bir ve iki diye kodlamıştır. Birinci daima masumiyeti simgeler iken ikinci birincinin hislerini karanlığa davet eder. Kurnazdır. Bir şey aynı anda hem var hem yok olamaz. Ancak var yoka, yokta vara ihtiyaç duyar. Zıtlıklar kendi içlerinde bir bağlılığı da barındırır. Varlaşma ve yoklaşma diye iki kutup vardır. Bu kutuptan diğer kutba geçiş genellikle mümkün olmaz.

    ''KENDİ KENDİMDEN NEFRETİMİN ÇERÇEVELEDİĞİ VE ÇİRKİNLEŞTİRDİĞİ BİR DÜNYADA YALNIZIM.''

    Özerkliği kendin yitirdin ve özverili çoğul bir maddeye dönüştürdün, yangınları sen çağırdın muhitine, sefil bir karanlığa itildin. Gorki'nin de dediği gibi ''Kadının gidecek kimsesi yoktur, kimse onun günahını yiğitlik saymaz.'' Saymadılar Meral, saymadılar! Günahlarla, kötülüklerle çevreledinse de bendini hiçbir madde, hiçbir canlı üzerinde seni ölüme götürmemeliydi. Küçük devrimler besledin içinde, kaçıp kurtulmayı arzuladın, durdular önüne, yok oluşunun önüne geçtiklerini zannettiler. Kafaya koymuştun sende, gidecektin! Öyle ya da böyle ya Paris'e ya da pek az umursadığın ölüme. Bir kıvılcıma ihtiyaç duydun. Kendi kıvılcımını yine kendinde buldun. İnsan önce kendini keşfetmeli diye içinden terkarlıyordun. Her bir şeyi kendisi başarmalıymış gibi. Sen de kendi kıvılcımınla kendi gidişine yön verdin. Belki istediğin, arzuladığın bu değildi ancak gitmek kaderinde esastı. Yokluk hissinin verdiği tatta kaybolup, tüm hayatını bir çırpıda gözlerinin önüne serişin, aynada tanıyamadığın benliğinle, bilhassa taşıyamadığın, taşımak istemediğin bedeninle buralardan gitmeyi en çokta sen istedin. Ne diyorlar senden için ''rezil''. Kendi günahlarını sırtından atıp hüküm vermenin yiğitliği, nüktedanlığı. Seni en çokta dostların öldürdü Meral. Erkeklere biçtiğimiz değer ile kadınlara biçtiğimiz değer arasındaki uçurumu kabullenemediğinde aşikardı. Günahlarınla sen yüzleşmeliydin, sen. Sırf rezil olma korkusuyla yanıp tutuşan pek sevgili çevren değil. Muhitinden kaçamadığın gibi, kendinden de kaçamadın.

    SIR, SONSUZLUĞUN PRENSİBİ!

    Samim Bey, cemiyet bey, ahlâk bey, namus bey! olmazsa olmazlar listesinin başında mantık abidesi, çevresinde saygı uyandıran, en büyük saygıyı da yine kendisinden görmüş bir adamsın Samim. Hem sen demiyor muydun? Tüm bu olanlar aşk mücadelesi değil, mücadele aşkıdır. Senin aşkın mücadeleye hitap ediyordu besbelli. Meral'in dünyasında tuhaf bir bağlılıktan öteye gidemeyişinde bundan. Kendimizle hesaplaşamıyoruz değil mi Samim? İnsanların hayatlarına yükselttiğin merceğini bir kez olsun kendinde denemedin. Olağanüstü tahlillerini bir kez olsun kendi perspektifinde yoğunlaştıramadın. Doğrunun, esasın kendinden başladığını iddia edipte neden kendini hiç keşfedemedin. Başkalarının günahlarıyla aziz olabilir miydik sahi? Hiç kimse senin aydınlığında körleşmek istemezdi. Kalbin içinde balta ile yaptığın ameliyat, oğlu tarafından öldürülen ananın feryadı, hiç bir şey içinde kendini avuttuğun yalana bu kadar benzemiyor. Kimsesizler mezarlığı gibi için. Bugün kayıpların içinde kaybolma vakti. Her şey olmak için kendine mahsus şartlara muhtaçtı, olmadı. Ölümler yığıldı, suretler dağıldı, bir yangın ki yüreklerin dışına taşıp bedenleri yakmış, sen dönmüş arkanı gidiyorsun. Samim bey, cemiyet bey, ahlak bey, namus bey!

    Evet bitti, öylece geldi geçti. Sis perdesinden uzanan sırlar olmadan ne yaparım şimdi. Belirsizliklerin, şüphelerin, tereddütlerin sonuç ile kavuşmasından mahrum mu kalacağım yani? Ne de güzel tanışıklıktı oysa. Kalbim unut bu kitabı, unut ki yabancı olalım, öyle yabancı olalım ki bir daha karşılaştığımızda yeniden tanışmamız gereksin. Olmaz mı?

    Etrafta gezen yorumlar görüyorum kadın düşmanlığına benzer yorumlarla karşılaşıyorum. Saygı duymasına duyuyorum da aynı kitabı mı okuduk. Burada anlatılmak isteneni gerçekten anlamamışsınız siz. Bir daha okuyup farklı pencereden değerlendirmeyi deneyin. Sabahattin Ali'ye olan sevgimi beni tanıyanlar bilir. İlk defa Ali ile kıyas edebileceğim bir yazar var şuan karşımda. Etkisinden nasıl çıkarım ne zaman çıkarım kestiremiyorum. Ve ve ve kirmizicekic sana esaslı bir teşekkürü borç biliyorum :) Bol yıldızlı, altı çizili cümlelerinle ayrı bir esinti vardı kitabında. Hakkını vererek okumuşsun.

    Peyami Safa'nın değerini, derinliğini anlamanızı diliyorum hepinize. İyi okumalar.

    https://www.youtube.com/watch?v=reuDS84657o
    https://www.youtube.com/watch?v=brecMZGToLE
    https://www.youtube.com/watch?v=-ixXF3l96vo
  • Çin medyasından Cuma günü yapılan açıklamaya göre, Çin 2020’de sokak lambalarını kaldırmak ve elektrik harcamalarını kısmak adına uzaya “yapay Ay” fırlatmayı planlıyor.

    Sichuan bölgesinin güneybatısındaki Chengdu şehrinde gerçek Ay ile ortaklaşa çalışacak ancak parlaklığı onun 8 katı kadar olacak “aydınlatma uyduları” geliştiriliyor.

    Projenin sorumlusu Wu Chunfeng’in açıklamasına göre ilk insan yapımı Ay, Sichuan bölgesindeki Xichang Uydu Fırlatma Merkezi’nden fırlatılacak ve eğer birincisi başarılı olursa 2022’de üç tanesi daha onu izleyecek. İlk fırlatma deneysel olsa da 2022’de fırlatılması planlanan uydular hem ticari hem kentsel anlamda yapmaları planlanan işleri yapacaklar.

    Eğer insan yapımı Aylar Güneş’ten gelen ışığı yansıtarak 50km²lik alanı aydınlatırlarsa, Chendgu bölgesindeki kırsal alanda sokak lambalarını kaldırarak elektrik harcamalarını yılda yaklaşık 1,2 milyar Yuan (170 milyon Dolar) azaltabilecekler.

    Bunun yanında felaket anlarında elektrik kesintisi olması durumunda dünya dışındaki bir ışık kaynağı, kurtarma çalışmalarında faydalı olabilir.

    Çin’in Rusya ve ABD’nin uzay programlarına yetişme çalışmaları kapsamında birkaç iddialı proje daha sırada bekliyor. Bunlardan biri de ismini Çin mitolojisindeki Ay tanrıçasından alan Chang’e-4 Ay Araştırma Aracı. Bu senenin sonunda fırlatılması planlanan araç eğer başarılı olursa, Ay’ın karanlık yüzünü araştıran ilk araç olacak.

    Çin Güneş’in ışığını Dünya’ya yansıtmaya çalışan ilk ülke değil. 1990larda Rusya, Znamya ya da Banner isimli deneysel projeleriyle dev aynalar kullanarak Dünya’ya Güneş’in ışığını yansıtmaya çalışmışlardı.

    Bilim topluluklarının yanı sıra üniversiteler ve enstitülerin de katkısıyla hazırlanan Chengdu’nun yapay Ay projesi, 10 Ekim günü Wu tarafından bir inovasyon ve girişimcilik konferansında duyurulmuştu.

    Kaynak: https://phys.org/...nar-outer-space.html
  • José Saramago'nun bilinmeyen ülkesinden merhabalar! Bir kez daha misafir oldum bilinmeyen ülkeye. Gerçi Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile 5. Saramago eserini okumuş oldum ve kendimi ülkenin bir ferdi gibi hissetmiyor değilim. Fazla uzatmadan kitabın konusuna gelmek istiyorum.

    Bilinmeyen bir ülke, isimsiz karakterler... Aralık ayının son günü, saatler gece yarısı olur ve yeni yıla girer girmez ülkede ölüm faaliyetini durdurur. "Yeni yıl, yeni hayat, ölümsüz hayat."
    Ne ölü, ne sağ sayılacak kadar hasta olanlar için ölmek bir kurtuluştur fakat nerede bu ölüm? Ölümle yaşam arasında bir sınır var sadece, tek çözüm ülke sınırını geçip ölmek! Yani ölüme yürümek bu olsa gerek!
    Peki herkes ölümü mü arıyor? Tabii ki hayır. Ölümsüzlüğe sevinen de bir o kadar çok ülkede.
    Ölümün yok olması birçok aksaklığa sebep olur. Huzur evleri ölümsüz yaşlılarla dolar, sigortacılara yapılacak ödemelere gerek kalmaz, levazımatçılar isyan eder. Hükümet çözüm yolları arar.
    Kilise ve din adamları Tanrı'nın ölümü göndermesi için duaya başlar. Çünkü ÖLÜM OLMAZSA YENİDEN DOĞUŞ OLMAZ VE KİLİSENİN BİR İŞLEVİ KALMAZ.
    Din adamları, "AMA ŞİMDİ TESPİHLERİ ÇALIŞTIRMA VAKTİDİR." diyerek ölümü isterler Tanrı'dan.

    İşin bir de siyasi boyutu var tabii. Siyasetin kirli oyunları olmazsa olmaz! Ahh insan her durumu fırsata çevirirsin değil mi? Hiç şaşırtmadı beni İNSAN!
    Ortaya Maphia çıkar bu kriz ortamında. Aslında mafya ama klasik olmamak adına MAPHİA olmuştur adı. Hükümet ile işbirliği yapar maphia. Neden mi? ÇÜNKÜ DEVLETİN KİRLİ İŞLERİNİ YAPTIRACAĞI BİRİLERİ OLMALI...


    Veee bir gün ÖLÜM çıkar ortaya. ÖLÜM, MEKTUP, EFLATUN ZARFLAR. Bir de ben bu bölümü okurken üzerimde EFLATUN gömlek olması nasıl bir tesadüftür. Tamam, irkilerek etrafıma bir göz gezdirdiğimi itiraf ediyorum...

    Ölüm geri geldikten sonra kitabın konusu bambaşka bir boyuta geçiyor ve asıl hikaye burada... Artık kişisel bir hesaplaşma başlıyor. Saramago'ya göre ölümün cinsiyeti nedir? Hadi tahmin edin... Buradan sonrasında detay vermek istemiyorum okumayanlar için.

    Bu eserinde de José Saramago okuyucuyla sohbet eder gibiydi, akıcı üslübu yine yerinde tabii. Hayranlığım bir kez daha arttı bu adama. Çok severek okudum, benim sıradaki Saramago kitabım KABİL. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş da tavsiyedir, okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim...
  • Ama bu hikâyede onun güzelliğe ve hayata dair duygularını rahatsız eden bir şey vardı. Bay Butler’ın hayatında bu kadar yokluk ve yoksunluk çekmesi için yeterli neden göremiyordu. Bir kadının aşkı uğruna veya bir güzelliğe erişmek adına yapsaydı, anlayacaktı. Tanrı’nın çılgın âşığı, yılda otuz bin dolar için değil, tek bir buse için her şeyi yapabilirdi. Bay Butler’ın başarısı onu memnun etmedi. Bu hikâyede bir saçmalık vardı sonuçta.
  • Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı.
    Oysa yüreğimden akan o derin suda
    kırmızılar öylesine yırtılır ki
    siner kan,
    huysuz kemanlar dolar şahdamarıma,
    yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular
    utancın köpürttüğü yanaklarımdan.
    Köz komamış ateşinden bize o adam
    şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç
    ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan. 
  • Aşıklar yoluna girdim,
    Gördüm bülbüli zar eyler
    Arttı derdim yandı bağrım,
    Bu dert canımı nar eyler.

    Dolar saçıma aklarım,
    Deler bağrımı ahlarım.
    Dinsin apansız figanım,
    Zülfüyar beni kul eyler.

    Her geçen gün solar yüzüm,
    Efkar sarıp da tar eyler.
    Susadı ömrüm aşkına,
    Yokluğun gülü har eyler.

    Andım adını duada,
    İstedim her niyazımda.
    Sensiz geçen her baharda,
    Hicranım beni kül eyler.

    -hicran-