Geri Bildirim
  • Kendimde gitgide artan bir dermansızlık hissediyordum. Kendimi istediğim gibi çekip çeviremeyecek kadar bitkindim adeta. Ufak ve zararlı bir sürü hayvan içime dolmuş, beni oyup boşaltmıştı. Olanca varlığım, o anda, ıstırabın son demlerini yaşıyordu. Kollarımda bile ağrılar hissediyor, kollarımı her zamanki gibi tutmak, bana dayanılmaz acılar veriyordu.
  • "Ne aydınlık! Ne aydınlık! Bütün taşlar, topraklar, boşluklar, camlarla, aynalarla, beyaz madenlerle dolmuş gibi parıldıyordu.
    Fakat bu ışığa çok bakamıyordum, bu güneş bile gözlerimden içeriye girince, kendimden daha büyük bir karanlık denizine düşmüş gibi derhal sönüyor ve içimin rengini alıyordu."
    Peyami Safa
    Sayfa 15 - Ötüken Neşriyat
  • Kilo almışım gamzemin içi dolmuş resmen gülünce çukur olmuyor artık 🙄🙄
  • Senden ayrı düşeli, ben aklımla görürüm:
    Bana göstersin diye yöneldiğim yerleri
    El yordamından medet umarım, yarı körüm;
    Gözüm görür gibidir, ama sönmüştür feri.
    Bu göz, gönlüme hiçbir gerçek iz göstermiyor,
    Ne kendi gördüğü kuş, ne çiçek, ne bir varlık;
    Türlü görüntülerden akla hiç pay vermiyor,
    Ama bir iz tutmağa gücü yetmiyor artık.
    Görse bile en kaba, ya da en ince yüzü,
    En çarpık yaratığı, en çok sevgi vereni,
    Dağları ve denizi, geceyi ve gündüzü,
    Kargayı ve kumruyu, hepsinde bulur seni.

    Başka şey sığmaz, dolmuş seninle tıklım tıklım,
    Gözümü sahte yapar gerçeği gören aklım.
    William Shakespeare
    Sayfa 267 - Cem Yayınevi, Eylül 1993
  • "Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak."Kızılderili şefi Seattle
  • "Hindu mitolojisi, Dans Tanrısı aracılığıyla gerçekleşen yaratılış hikayesi üzerine kuruludur.(...) Şiva'nın dansı birliğin ve varlığın simgesidir. Bundan beş mukaddes hareket doğmuştur: evrenin yaratılışı, onun mekanda mevcudiyetinin korunması, onun dağılması, kutsalın doğasının gizlenmesi ve gerçek bilginin açığa çıkması. Mukaddes metinlere göre ilk dans, madde ve enerjinin yapılacağı malzemenin ortaya çıkmasına neden olan bir patlamaya yol açmıştır. İlk safhada evren, mekanla dolmuş ve her şey Şiva'nın enerjisiyle yayılmıştır. Patlamanın her şey birleşene kadar hızlanacağı söylenir, sonunda da Şiva korkunç yıkım dansını yapacaktır."
    (...)
    "Akıl alır gibi değil," diye mırıldandı Thomas. "Bu, Büyük Patlama ve evrenin genişlemesi. Kütle ve enerji arasındaki denge. Büyük Çöküş."
  • Bugün " Babalar Günü "
    Ben de babasız bir babalar günü geçiriyorum. Ama hayır, henüz kaybetmedim babamı. Kendisi şehir dışında ve memlekete, babasını ziyarete gitti. O da babalar gününü kutlamak üzere yola çıktı. uzun bir yolculuk ama biliyorum ki içinde birçok duygularla gitti. Babasının elini öpmek için giden bir çocuk gibi değil, toprağını öpmeye giden bir baba gibi gitti. Zira çocuklar, babalarını kaybedince büyürmüş ve gerçek bir baba olurmuş. İşte o da, gerçek bir baba gibi gitti babasının mezarına. Bugün toprağını öpüp, alnına sürmeye gitti.

    " Babanla hiç tartıştın mı, baba? " diye sormuştum ona. Hayatı boyunca sadece bir kez tartışmış ve çok da aslında ağır olmayan bir söz söylemiş. Bunun pişmanlıgını ve üzüntüsünü hep yaşar. Ve " Keşke babama söylemeseydim o sözü " der. O kadar üzülür ki, benim onu üzdügüm anlar gelir aklıma ve başım, önüme düşer. Meğer ne çok kırmışım babamı, ne çok özürler birikmiş ona karşı.
    Ben, içe kapanık bir insanım. Duygularımı pek kolay ifade edemem. Babamı çok severim ve büyük saygı beslerim. En son çocukken babama sarılmıştım. O zamanlar kabakulak olmuştum ve hasta düştüğüm için babam beni öyle bir şefkatle sarmış ve hastaneye götürmüştü ki, hiç unutmam. Hastanede birkaç gün yatırmışlardı beni ve o birkaç gün içinde bana birçok hediye almıştı; Oyuncaklar, meyveler, çikolatalı gofretler vs. Hiç iyileşmek istemeyen bir çocugun nazıyla nazlanıyordum babama.
    Hastaneden çıkıp, eve geldiğimde hala hasta numarası yapıyor, ilgi bekliyordum. O, bunun farkındaydı ve sırf beni üzmemek için yine her gün hediyeler alıp, geliyordu. Ben babamı çok seviyordum.

    Sonra büyümeye başladık. Zaman acımasızlığını göstermiş, O'nun saçlarına kırlar düşmeye, benim ise yüzümde sakallar ve bıyıklar bitmeye başladı. Sonra artık sarılmaz olduk birbirimize. Oysa ona karşı içimde oylesine derin bir sevgi vardı ki, istese canımı verirdim. Ama istedigim tek şey ona sarılmaktı. Utanıyordum hislerimi söylemeye. " Baba, sana sarılmak istiyorum. " diyemiyordum. Sanki biri kollarımdan tutmuş, ağzımı kapatmıştı.

    Birkaç yıl önce, bir mektup yazmaya karar verdim babama. Ancak bu şekilde duygularımı dile getirebilecektim. Ve öyle de yaptım. Aldım elime kâğıt, kalemi ve içimde her ne biriktirdiysem babama karşı, hepsini birer birer yazdım. Mektup bittiğinde, gözümden bir damla da karışmıştı mürekkebe. Elimin tersiyle hafiften silip, zarfın içine koydum ve kardeşime, babama vermesi için teslim ettim.
    Aradan yarım saat geçti ki, babam gözleri dolmuş ve ağlayarak bana doğru yürüdü. Gözlerinin kenarına yerleşen kırışıklıklar ve saçlarındaki kırlara baktım ve içimden bir şeyler koptu. Birbirimize öylesine sarıldık ve ağladık ki, belki beş dakika boyunca hiç ayrılmadık. İlk o çeksin kollarını diye bekledim; o da ilk ben çekeyim diye. Ama ikimiz de bırakmıyorduk birbirimizi.

    O günden sonra, ne zaman babamı özlediğimi ya da sevdiğimi hatırlasam, gidip, ona sarılıyorum.
    Şimdi O, sarılamayacağı babasının mezarında, toprağına sarılıyor.
    Canım babam, seni çok seviyorum ve çok özledim. Dönmeni bekliyorum.

    Herkesin babalar günü kutlu olsun. Lütfen babaların ve annelerin değerini bilelim.