• 516 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Hababam Sınıfı, ilk kez 1956 yılında Rıfat Ilgaz tarafından yazılan ve Turhan Selçuk tarafından çizilen güldürü eseridir. Eser ilk olarak Turhan ve İlhan Selçuk kardeşlerin sahibi olduğu "Dolmuş" adlı dergide yayınlanmıştır. Hababam Sınıfı, Türk edebiyat tarihinde eşine az rastlanır bir başarıyı yakalamış güldürü serilerinin başında yer almaktadır. Yayınladığı tarihlerde hem kitap hem de oyun olarak halk tarafından oldukça rağbet görmüştür. İlk sayılarında Rıfat Ilgaz "Stepne" takma adıyla yazmış ve ilerleyen sayılarında gerçek adını kullanmıştır.
    Hababam Sınıfı adlı eserin konusu, yatılı okulda okuyan edebiyat sınıfının yatakhanede, yemekhanede ve sınıfta başından geçen komik olayların anlatılmasıdır. Bu eserde eğitim sorunu eleştirilmektedir. Hocaların öğrencilere ve derslere karşı tutumlarının eğitim kalitesindeki durumu gözler önüne serilmektedir. Rıfat Ilgaz tarafından da belirtildiği gibi aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun eğitimdeki gerilik hep aynı kalmıştır. Ayrıca eserdeki tiplemeler üzerinden dönemin genel yapısı da okuyucuya aktarılmaya çalışılmaktadır.
    Hababam Sınıfı eserinin bu kadar çok sevilmesinin nedeni, onu okuyan herkesin, hem olaylar hem de tiplemelerde kendine yakın birşeyler bulmasıdır. Rıfat Ilgaz eserde yer alan olayları yazarken hem kendi yaşadıklarından hem de çevresinde olup da ona anlatılanlardan örnek aldığını belirtmektedir. Hababam Sınıfı'nın bugün de beğenilerek okunmasının ve birçok kimseye tanıdık gelmesi, hâlâ eğitim sorunlarının devam etmekte olmasıdır. Ülkemizdeki eğitim sorunun anlaşılabilmesi açısından, Hababam Sınıfı adlı eser okunmaya değer olarak görülmelidir...
  • 172 syf.
    ·2 günde·7/10
    Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı mizah serisi, iki roman, üç tiyatro eseri olmak üzere toplam beş kitaptan oluşuyor. İlk roman 1957 yılında, ilk romandan uyarlanan üç tiyatro eseri 1972 ve 1975 yıllarında, okumuş olduğum serinin son kitabı olan bu roman ise 1987 yılında yazılmış.

    Rıfat Ilgaz'ın "Dolmuş" dergisinde "Stepne" takma adıyla, kısa mizah öyküsü olarak yazmaya başladığı ve otuz senelik bir süreçte tamamlanan Hababam Sınıfı serisinin en önemli özelliği, eğitim öğretim alanındaki yanlışlıklara dikkat çekmesi; yaşadığı döneme ayak uyduramayan geri kafalı öğretmenleri, baskıcı idarecileri; haylaz, tembel, ezberci öğrencileri eleştirmesidir. Eserlerin mizahi yönü de elbette oldukça önemli, fakat burada amaç, güldürürken okura yanlışlıkları düşündürmek ve sorgulatmaktır.

    Seriyi oluşturan kitaplar içerisinde en şiddetli eleştirilerin bu kitapta yapıldığını söyleyebilirim. Bu kitapta diğer eserlerden farklı olarak daha yoğun bir siyasi söylem de bulunuyor. Romanın mizahi yönü yok denecek kadar az. 1980'li yıllarda Türkiye'de toplum içerisinde ve siyaset alanında yaşanan tartışma ve kutuplaşmaların çoğunu eserde görmek mümkün. O yıllardan günümüze kadar süregelen, cemaat, laiklik, imam hatip okulları, türban, sağcı solcu tartışmaları üzerinde yoğun olarak duruluyor. Bunların yanı sıra, okul idarecilerinin siyasetçilere yaranma çabası, siyasi fişleme, yasaklanan grevler de eleştiriliyor. Tabii bu eleştiriler Hababam Sınıfı öğrencileri, okul idarecileri ve öğretmenler üzerinden yapılıyor. Örneğin Hababam Sınıfı'nda gerçekleşen bir din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde, Rıfat Ilgaz'ın siyasi olarak birbirinden ayrıştırdığı öğrenciler, Darwin'in evrim teorisini tartışıyor. Kitapta anlatılan olaylar üzerinden, Rıfat Ilgaz'ın görüşleri hakkında bilgi sahibi de olabilirsiniz.

    İyi okumalar...
  • 516 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "SINIF'ın ozanıyım mimli,
    HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü.
    Kim ne derse desin,
    Çocuklar için yazdım hep.

    Canım yansın diye
    İşimden atarlar sık sık,
    Acısını hep çocuklar çeker…
    Kendi öz çocuklarım,
    Benden önce.

    Şunu demek istiyorum!
    İki iş tuttum ömür boyu köklü.
    Çocukları okutmaktı ilk işim,
    İkincisi,
    Yazdığımı çocuklara okutmak.

    Ne gençlerden, ne çocuklardan
    Bir yakınmam yok
    Arap'ın dediği doğru:
    "Çocuk mazbut…"
    Memleketse görülüyor işte,
    Güllük gülistanlık…
    Ne var ki güllerin dikeni çok!" diyen Rıfat Ilgaz'ın ölümsüz eseridir Hababam Sınıfı. Türk halkının, neredeyse bütün karakterlerini tanıdığı ve içerisinde kendisinden bir şeyler bulduğu başyapıttır. Halkın sıkıntılarının, eğitim sistemindeki aksaklıkların, yanlışlıkların, güllerin, dikenlerin ve bunların yalın, duru, akıcı, anlaşılır bir Türkçe ile mizah yollu anlatıldığı romanın adıdır. Koca Çınar'ın öfkesinin, sevgisinin, özleminin yansımasıdır...

    Hababam Sınıfı, 1956-1957 yıllarında Rıfat Ilgaz'ın "Stepne" takma adıyla "Dolmuş" dergisinde bölümler halinde yayımlanan yazı dizisidir. Bu, skeç ve kısa mizah öyküsü tadındaki bölümler birleştirilerek, 1957 yılında roman olarak yayımlanmıştır.

    Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz'ın  yazarlığından ziyade eğitimci yönünün  ortaya çıktığı bir eser. Dönemin eğitim sıkıntıları anlatılırken, eğitim sistemindeki yanlışlıklar eleştiriliyor. Rıfat Ilgaz bu eleştirileri yaparken aynı zamanda okuru da güldürmeyi başarıyor.

    Eser, o yılların eğitim yapısını yansıtan kültürel bir ayna niteliğinde. Dönemin eğitim sistemindeki aksayan veya iyi işleyen yönlerini görmek açısından oldukça önemli.

    Rıfat Ilgaz, yaşadığı çağın eğitim anlayışına yakışmayan eli sopalı, geri kafalı, bağıran çağıran öğretmenleri ve tembel, ezberci, kopyacı öğrencileri eleştiriyor aslında. Çünkü bir öğretmen olarak ezberciliğe dayalı eğitim sisteminin öğrencileri kopyacılığa, hırsızlığa sürükleyeceğini biliyor. Yarattığı olumsuz karakterlerin karşısına uygulayıcı, içten, sorgulayan, kendine güvenen, onurlu tipler çıkarıyor. Zaten insana yakışan da bu değil mi? Memleketi emanet edeceğimiz çocukların bu bilinçle yetişmesi gerekmiyor mu?

    Eleştirilen öğretmenler içerisinde öğrencileri koruyan, kollayan, dertlerini paylaşan bir kahramanımız var, Mahmut Hoca, namıdiğer Kel Mahmut. Bir tarih öğretmeni ve idareci olarak olumlu özelliklere sahip, tatlı sert yapısıyla eserdeki en önemli karakterlerden bir tanesi. Kel Mahmut gibi eserdeki bütün karakterlerin de bir lakabı var ve bu lakaplar Kel Mahmut'un dediği gibi yerinde isimler.

    Bütün sınıfın alay ettiği, çalışkanlığı daha doğrusu ezberciliği ile meşhur, sabahlara kadar çalışıp dersleri geçen tek Hababamlı İnek Şaban; çelimsizliği, otlakçılığı, çocukça şakaları, cebindeki çatapatlarıyla meşhur Güdük Necmi; her konuyu gazozuna iddiaya girmek için araç olarak kullanan, oburluğu, kopyacılığı, arkadaşları üzerindeki otoritesiyle meşhur ve neredeyse bütün şakaların mimarı olan Tulum Hayri; okuldaki hocaların imzasını taklit etmesi ve yatakhanede arkadaşlarının yüzünü boyamasıyla meşhur Kalem Şakir; Palamut Recep, Refüze Ekrem, Hayta İsmail, Sidikli Turan, Domdom Ali, Küp Arif, Bereliler ve diğer öğrenciler...

    Beden eğitimi öğretmeni Badi Ekrem, tabiiyeci Maraton Raşit, edebiyatçı Piyale İhsan, kimyacı Paşa Nuri, coğrafyacı Vakvak Rıza, matematikçi Sıfırcı Hamdi ve diğer öğretmenler...

    Rıfat Ilgaz'ın eserde anlattığı konular gerçek hayatından kesitler ve yarattığı karakterler de eğitim hayatındaki hocaları, arkadaşları esasen...

    Rıfat Ilgaz bu eseri hakkında şöyle diyor:
    "Hababam Sınıfı'nın çok okunmasının bir nedeni vardı elbet. Her okul sıralarında dirsek çürüten içinde biraz kendini bulmasa, bu kitap bu kadar tutar mıydı?"

    Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz'ın Hababam Sınıfı hakkında söylediği şu sözler de dikkate değer:
    "Ülkemizde Hababam Sınıfı hala filme alınıyor, basılıyor, izleniyor ve hala gülünecek bir yönü bulunuyorsa; ülkede hala eğitimde sorunlar yaşanıyor demektir. Ne zaman Hababam Sınıfı unutulmaya yüz tutarsa, o zaman eğitimimizde de bir gelişme yaşanmaya başlamış demektir."

    Hababam Sınıfı yazıldığı günden beri beğenilen, sevilen ve çok okunan bir eser olmuştur. Ama şüphesiz 1975 yılında film olarak uyarlanması eserin daha çok tanınmasını sağlamıştır. Rıfat Ilgaz'ın, eserinde yazılanları ve eleştirilerini tam olarak yansıtmaması sebebiyle filme karşı tepkili ve sitemkâr olduğunu biliyorum. Rıfat Ilgaz'ın anlatmak istediklerinin, Hababam Sınıfı filmini izleyince değil, eseri okuyunca daha iyi anlaşıldığını ve bu siteminde haklı olduğunu düşünüyorum. Ama bu durum, filmin Türk sinemasındaki, romanın da Türk edebiyatındaki yerini değiştirmiyor. Eser, her iki alanda da efsaneler arasında.

    İyi okumalar...
  • "SINIF’ın ozanıyım mimli,
    HABABAM SINIFI’nın yazarıyım ünlü.
    Kim ne derse desin,
    Çocuklar için yazdım hep.

    Canım yansın diye
    İşimden atarlar sık sık,
    Acısını hep çocuklar çeker…
    Kendi öz çocuklarım,
    Benden önce.

    Şunu demek istiyorum!
    İki iş tuttum ömür boyu köklü.
    Çocukları okutmaktı ilk işim,
    İkincisi,
    Yazdığımı çocuklara okutmak.

    Ne gençlerden, ne çocuklardan
    Bir yakınmam yok
    Arap’ın dediği doğru:
    “Çocuk mazbut…”
    Memleketse görülüyor işte,
    Güllük gülistanlık…
    Ne var ki güllerin dikeni çok!"
  • 221 syf.
    ·6 günde·8/10
    Yine kütüphanenin kuytu köşelerinde kalmış ve ilk okuyanı ben olduğum harika bir kitap daha. Yokuş yukarı, Rıfat Ilgaz'ın "Yokuş" diye tabir ettiği kariyerinde yaşadığı anılardan oluşan bir kitap. Siyasi sebeplerden çokça hapse giriyor, çeşitli basımevlerinde, gazetelerde ve dergilerde çalışıyor. Kariyerinde zirve yapacağı "Hababam Sınıfı" efsanesi de bu dergilerden biri olan "Dolmuş Dergisi" zamanına denk geliyor. Dolmuş Dergisinde yazıları yayımlanırken, siyasi sebeplerden dolayı gerçek adını kullanamadığı için biraz da nüktedanlık yaparak "Stepne (Yedek Lastik)" mahlasıyla yayımlıyor yazılarını. Hababam Sınıfı'da, Stepne'nin kaleminden çıkıyor. Hababam Sınıfı tabiri caizse peynir ekmek gibi satılınca kitap haline getirip basmaya karar veriyorlar. İlk Hababam Sınıfı kitabı da Stepne adıyla piyasa çıkıyor. Kitaplar dergi gibi satıyor ve kısa sürede tüm baskısı bitiyor. Bunun yanında tiyatro oyunları da oynanmaya başlıyor. O zamanlar Hababam Sınıfı'nda kimler oynamıyor ki? Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ercan Yazgan, Suzan Ustan... Suzan Ustan? Hababam'da kadının ne işi var? Rıfat Ilgaz ilk başlarda kadın oyuncunun oynamasını istemez ve reddeder. Ama sonra bir tiyatro oyununda Suzan Ustan'ı izler, oyun sonu Suzan hanımın yanına giderek, "Ben bu rolü bir hanım oynasın diye yazmazdım ama inanıyorum ki siz harika bir Şaban olacaksınız." der ve İnek Şaban'a ilk kez saçları üç numaraya vurulup erkek kılığına sokulan Suzan Ustan hayat verir.

    Oyunda kitap gibi çok tutuyor ve kapalı gişe oynanmaya başlıyor. Hal böyle olunca da ikinci kitap yazılıyor ve basılıyor. Fakat bu sefer bir farkla, Rıfat Ilgaz imzası ile. O zamanlar Stepne'nin gerçekte Rıfat Ilgaz olduğuna inanmıyorlar ve taklitçi olarak yaftalıyorlar. Hatta "Rus yazar Stepne daha iyi yazıyordu" diyenler bile çıkıyor. Bu olaylar üzerine Rıfat Ilgaz "Ben asıl hatayı ilk kitabı Stepne adıyla yayımlayarak değil, ikinci kitapta Rıfat Ilgaz adını kullanarak yaptım" diyor.

    Okuması hoş ve akıcı bir kitap olmuş. Rıfat Ilgaz'ın arkadaşları hep tanıdık yazar veya şairler olduğundan onlar hakkında bilgi almak bakımından da yararlı bir kitap. Mesela en yakın arkadaşları Mehmet Raşit Öğütçü veya bilinen adıyla Orhan Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Aziz Nesin... Daha kimler kimler...

    Sıkılmadan ve severek okuyacağınız bir kitap olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar.
  • 158 syf.
    ·7/10
    Sene 1957'de Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’nde “Stepne” takma adıyla dizi olarak yayınlanmış.Öyküye vurarak aslında dönemi eleştiren bir eser.O dönem başta Demokrat Parti, Adnan menderes var.Şimdi siyasi tarihim çok iyi değildir.Ne yapmıştır etmiştir Adnan Bey çok iyi bilmiyorum ama kitaptan yola çıkarak o dönem hakkında hislerimi anlatabilirim sanıyorum.Ya da hisler demeyelim gözlem.Bir kere inanılmaz bir yolsuzluk var halk nereden nasıl kaytarırım gözüyle bakıyor her şeye.Devlete güven yok.Birileri devlet adına ahkam kesiyor ama kendi elini taşın altına koyan yok.Herkes böyle akıl vermeye hevesli yahu sen napıyosun desen akıl veriyoruz kardeşim diyecekler.En önemli görev benim diyecek utanmasa.Adam kayırma almış başını gitmiş en ufak olaylarda bile ha babam biri birine yürümesi için yardım ediyor.Yol gösteriyor.Büyüklük yapıyor.Genel çerçeveyi böyle özetleyebiliriz kitaptaki.Aslında her bir öykü üzerine uzun uzun konuşulması gereken bir kitap.Sonra her öykünün sonunda vay ülkemin haline,benim bunu değiştirmem lazım, ben bunu nasıl değiştiririm çabasına düşülmesi gereken bir kitap.Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla lafı işte.Her öykü ayrı ayrı çok güzel eleştiri olmuş bence. Bir yandan bakıyorsunuz 1957'den 2016'ya zaman makinesine biniyorsunuz.Öyküler bugün yayınlansa gene aynı güncelliği korur. Özellikle adam kayırma ve kendini Don Kişot sanan insanlar konusunda.Kimse aaa bu yazı 1950'lerin yazısı demez işte tamda bu yüzden hep beraber oturup bir düşünmeliyiz bence.Neyi düşüneceğiz peki? Yönetim niye böyle diye değil.Ben niye böyleyim diye?Ben çocuklarımı nasıl yetiştirmeliyim ki şu düzen değişsin diye.Üstünden yarım asır geçmiş neredeyse bu aksaklıklar hala aynı ise insanların temelde hata yaptığındandır. Birileri Don Kişot gelmiş Don Kişot gidiyor. Sanıyor ki enayi diyerek beni yüceltiyorlar.Millet yüzüne bakıp söverken,sanıyor ki aslında yaşa varol diyorlar.Bari biz Don Kişot olmayalım ve bir nesil sonrayı Don Kişot yetiştirmeyelim.Devlet kurumlarında çürümüşlük temelde bireylerdeki çürümüşlükten ileri gelir.Bu yüzden önce insanımızın değerleri nasıl korunur bunu düşünmek lazım.( Not: Burada kastım hükümet eleştrisi değil.Sevip sevmemek hükümeti ayrı bir mesele.Ben bu ülkenin kronikleşmiş hastalıklarından bahsediyorum.Cumhuriyet'in ilk yıllarından günümüze gelen salgınlardan.Mesele bugünkü yarınki hükümet meselesi değil burada.)
    Yazarın kitaplarını çok çok küçükken ilkokul zamanında okumuştum.Ne yalan söyleyeyim hiç birini hatırlamıyorum.O yüzden şu an okuduğum ilk kitabıymış gibi hissediyorum yazarın.Diğerleri nasıl bilemiyorum tabi ama dili inanılmaz basit bir kitap.Sanırım biraz daha yazarken halk diline yaklaşmaya çalışmış.Boş zamanınız olursa bir okuyun kendinizde göreceksiniz.