• İyilik, domino etkisine sahiptir. Başkalarını mutlu edebileceğini görmek, bir domino etkisi yaratır ve iyilik giderek yayılır.
    Metin Hara
    Sayfa 110 - Destek Yayınları
  • Omzunda ağır bir şey var yine, dünden kalmış dünden önceki günlerin ağırlığı... Ve her günün sonunda kaosa sürüklenmenin bir nedeni var. Domino etkisi bizi karanlıklaştırıyor, kalbin hiç bilinmeyen bir şeye atıyor, gün doğmuyor, doğmuyor..
  • Tarih ve kurgu karıştırılırken iki dala da ayrı dikkat edilmesi gerekiyor. Yakın zamandaki Abum Rabum yazımda bahsetmiştim bundan. Hatta kitabın kurgu ve hikayenin sonu açısından zayıf kaldığını o yüzden tarihi bir roman beklentisinde okunursa daha faydalı olacağını belirtmiştim. Bilginin Efendisi de tarihi gerçeklerin yüzyıllar öncesinden bu yana nasıl domino taşı etkisi kazandığını gözler önüne seren bir eser. Bu etkiyi betimlerken de hem tarihi gerçeklere bağlı kalıyor hem de kurguyu önde tutan okurları fazlasıyla tatmin ediyor.

    Osman Hoca'nın ilk Celile'sini okumuştum. Celile'de de karakterlerin dış görünüşü ve iç dünyası birbiriyle ilişkilendirerek o kadar güzel anlatılıyordu ki, bu unsurlar mekanlar ve olay örgüsü ile birleşince büyük bütçeli bir dönem filmi izliyormuşum gibi hissettiriyordu. Bilginin Efendisi'nde de çapraz kurgu sonucu geçmişin alevlerle aydınlanan dünyası ve günümüzün teknolojisi birlikte çok güzel anlatılıyor. Karakterlerin çeşitliliği ve aralarında kurulan köprü detaylı bir çalışmanın sonucu olduğunu fazlasıyla belli ediyor.

    Söz konusu geçmişteki sırlar olunca daha gizemli bir atmosferin oluşmaması elde değil. Merak unsurunun kitabın sonuna kadar artarak devam etmesi ve dilin akıcılığı sayesinde sürat severler için hızlı bir roman Bilginin Efendisi. Akıcı anlatımıyla tarihi dolu dolu hissettiren, olay örgüsüyle fazlasıyla tatmin eden bir eser istiyorsanız, Bilginin Efendisi çok doğru bir seçim olacaktır.
  • Merhaba. Bu kitabı okumak bazı yerlerinde çok zorladı beni itiraf etmeliyim. Sayfalarının az olduğuna bakmayın, elinizdeki gerçek bir hayatın öyküsü. İçindeki karakterler bazı zorluklara gerçekten direnmiş ve yenik düşmüş kişiler.

    Size Kanat Güner'den bahsetmek istiyorum öncelikle. Orta halli bir ailenin küçük bir Anadolu şehrinde sevgisiz büyüyen bir kızından. Sevgisiz büyüdüğünü özellikle belirttim çünkü sevgisizlik intiharına giden domino taşlarının ilkiydi. Zor bir hayatı vardı Kanat'ın bir sonraki domino taşları dizilmekte çok gecikmedi. Yalnız kalmak istemiyordu, sevgisizlik yarasıydı bu yüzden kimde ufacık bir sevgi kırıntısı görse onunla gidiyordu. Hayatına giren kimse ona tek başına gelmedi ne yazık ki ; akineton, esrar ve en sonunda da eroin.

    Zeki insanların başına bela açan bir özellik vardı onda da 'farkındalık'. Hayat hepimizin başına çeşitli dertler açıyor ama aşırı farkındalık insanın hayatını bir kabusa çevirebiliyor. Bunca karmaşanın içinde kendi doğrularınız, toplumun istedikleri, içinde düzen barındırmayan düzen sizi uçurumlara sürükleyebiliyor. Ve hepimizin ortak bir kararla kötülediği 'zararlı alışkanlık'ların içine düşen insanları çok çabuk bu şekilde yaftalayabiliyoruz: Uzak durulması gereken zararlı insanlar. Oysa eleştirmemiz, karşı çıkmamız gereken şey o insanlar değil o insanları bu duruma düşüren olaylar olmalıydı öncelikli olarak.

    Bu kitabı okumadan önce, durumu hiç böylesine düşünmemiştim, ben de uyuşturucu kullanan insanlara bu gözle bakıyor ve kendimce hor görüyordum. Çünkü ben 19 yaşında, hiç kötü arkadaşı olmamış, zararlı alışkanlıklara bulaşmamış, çarpık düzenin çıkıntıları bana battığında ise buna sadece kuru bir depresyonla karşı çıkan bir kızdım. Olayların derinliğini hiç sorgulamamıştım. Başta bu olmak üzere bir çok konuda kendimle yüzleşmemde çok etkisi oldu Eroin Güncesi'nin. "Biz kötü çocuklar, yani uyuşturucu kullanan, çevrenizde ve çocuklarınızın yanında görmek istemediğiniz sorunlu çocuklar hakkında açıklamalar yapmak zorundayım galiba: Çünkü hala can sıkıcı sorular soruyorsunuz. Şimdi efendim, biz bir zamanlar çocuktuk sizin çocuklarınıza benziyorduk. Tabii ki ayni değil, sizin çocuklarınız muhakkak ki masum çocuklardır. Tabii ki biz o zaman da masum değildik. O zamandan belliydi, bizim ne olacağımız şeytan gibi veletlerdik'' diyerek konuyu özetlemiş aslında Kanat Güner.

    Güncesinden yola çıkarak hayatının nasıl ellerinden kaydığını anlattığı bu kitap elinde enjektörüyle 'arkamda bir şeyler bırakmalıyım' düşüncesiyle kaleme alınmış. Biri bilmeli, biri görmeli olup biteni diyerek... Sonrasında gerek televizyon programları gerek röportajlarla, girdiği çıkmazı elinden geldiğince bir çok kişiye anlatıp bu yola girmelerine engel olmaya çalışmış Kanat. Başta kitabı çok satıp 11 baskı yapmış ancak sansüre takılınca para kazanmak için sokakta tezgah açıp kitabını öyle satmaya çalışmış.

    Mor ve Ötesi'nin ona ithaf ettiği şarkının ilk dizesinde dediği gibi gitmeden önceki son sesini bir çok kişi gördü. Ama ona yardım etmedi, belki de edilmedi bilmiyorum. Ama şöyle de bir sonuç var ki Kanat, bir imza gününden sonra Taksim'de bir tuvalette aşırı dozla intihar etti. Tıpkı kitabında söylediği gibi...

    Yitiyoruz, yitiriyoruz çoğu şeyi, çoğu insanı evet ama farkında mıyız bunun ? Son olarak bir dize yazmak istiyorum 'o şarkı'dan: '' Ve sizler ve onlar ve ötekiler hiç hissetmez mi / Canlı yayındaki yitmeyi?''

    Mor ve Ötesi'nin Kanat Güner'e ithaf ettiği o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=X6C7eKnk43Q
  • Bu kitaba daha önce yapılan yorumlarda Nigel Warburton'un, sofinin dünyasından önce okunması gerektiğinden bahsedilmiş , şahsen ben aksini düşünüyorum, sofinin dünyasında belli bir kurgu içinde felsefe daha temel hatlarıyla verilmişken bu kitap tamamen başlık ve ilgili düşünürlerden oluşuyor, dolayısıyla biraz temel gerektiriyor ve roman havasında olmadığından başlangıç için sıkıcı olma olasılığı ihtiva ediyor,

    Kitapta düşünürlerle ilgli olarak Tez ve antitez şeklinde iki farklı görüşün bir arada sunulmasını sevdim.

    sofinin dünyasında, yazarın koyu bir hıristiyan olduğu fikrine kapılmıştım, keza kitabın bir çok sayfasından -jesus christ!- akıyor gibiydi ve kitapta tanrı fikrini felsefeyle desteklemeye çalışan düşünürlere ağırlık verilmişti,

    Bu kitabın yazarı ise daha ilk sayfalardan atesit olduğunun altını çizmiş ve sofinin dünyasında daha az yer kaplayan darwinin, tanrı görüşünü küresel anlamda büyük ölçüde yıkan, doğal seçilim yoluyla gelen evrim teorisine burada daha fazla ağırlık vermişti ki bu durum benim dikkatimi çok çekti (Darwin teorisiyle birlikte ataistlerin kendilerine sağlam bir dayanak noktası bulması açısından..)

    Tabi ki yazılan bir kitap salt akademik değilse objektif kalamayacak ve her yazın eserine yazarın kişiliği belli ölçülerde yansıyacaktır ama global dünyanın bir yan etkisi olarak A’dan Z’ ye her konuda bilince ve bilinç dışına sürekli parmak sokmak suretiyle yapılan manipülasyonun beynimde yarattığı rahatsızlıktan fenalık geçirmekte olduğumdan, bu duruma kitaplarda da rastladığımda tepkisiz kalamıyorum, kendimi özgür hissettiğim yegane alanın (kitapların) içeriğinin de yazar tarafından beynime dürtüklenmesi durumu beni irrite ediyor.

    Kitabı bir bütün olarak görmek okuyucular açısından yanıltıcı olabilir, sadece başlık ve bölümlerden oluşuyor. bölümler arası geçişler fena olmasa da kitabın sonu paldır küldür bitiyor,

    Kitap, daha çok felsefenin incelenmesi şeklinde düşünülebilir çünkü yazarın kendi bilgi birikiminden edindiği subjektif açıklamalardan ibaret. Bu alanda başka bir uzmanın, ilgili felsefecinin elinden yazılan metinleri okuduğunda, öz olarak olmasa da (çünkü anladığım kadarıyla bazı düşünürlerin fikirleri literatür haline gelmiş-kalıplaşmış) yapacağı yorumlarda, farklı nüanslar yakalayabileceği görüşündeyim,

    --

    kitapta ilgimi çeken noktalar arasında;

    # Bentham'ın görüşünün, çok sevdiğim bir anime olan Psycho-Pass animesine konu olarak işlenmiş olmasıydı,

    (Jeremy Bentham, daire planlı hapishane fikri ''panoptikon'' u -haydutları öğütüp namuslu yapan bir makine- olarak tanımlamıştı. Ortasındaki nöbetçi kulesi, birkaç gardiyanın, izlenip izlenmediklerini bilmeyen çok sayıda mahkumu gözetlemesine olanak veriyordu. Bu tasarım ilkesi bazı modern hapishanelerde hatta birkaç kütüphanede de kullanılmaktadır)

    animelerde felsefi görüşlerin hikayeleştirilmesi alışılagelmiş olmasına karşın Bentham'ın felsefesi benzerlerinin aksine soyut olmakla kalmayıp, günlük hayata uygulamalarının yapılması bakımından oldukça ilginç gözüktü bana..

    # benzer şekilde Hobbes 'un felsefesindeki ; (Tanrının koca bir fiziksel makine olmak zorunda olduğunu bile iddia etti ) bu noktanın da 'Mirai Nikki' animesinde, yunan mitolojisinden paralel evrenlere uzanan kompleks bir yapı halinde konu olarak işlendiğini hatırlıyorum,

    # ayrıca ilk olarak pedagojik formasyonda tanıştığım John Locke'un

    (Zaman içinde birini aynı kılan şeyin ne olduğu, ingiliz filozofu John Locke'un (1632 - 1704) aklını kurcalayan soruydu.
    Locke'un inandığı şeylerden biri, yeni doğmuş birinin zihninin boş bir levha gibi olduğudur. Doğduğumuzda hiç bir şey bilmeyiz ve tüm bilgimiz yaşamdaki deneyimlerimizden gelir. Bebek Locke büyüyp genç bir filozof olurken çeşitli inançlar edindi ve şu anda John Locke olarak bildiğimiz kişi haline geldi. Ama hangi anlamda bebekliğinde olduğu kişidir ve hangi anlamda ortayaşlı Locke, genç Locke ile aynı kişidir?)

    görüşleri bana Can Yücelin ( 20 Yaş 35 Yaş 40 Yaş ve Bugünkü Ben) şiirini anımsattı,
    https://www.youtube.com/watch?v=-Wm0hUgcxfg


    # kitapta yer alan şu tanımlar da;

    (toplum çöker de kanunlar ya da kanunlara uyulmasını sağlayacak biri olmadan, Hobbes' un deyimiyle ''doğa durumu''nda yaşamak zorunda kalırsanız, Hobbes sizin de herkes gibi gerektiğinde hırsızlık yapıp öldürebileceğinizi söyler. En azından hayatta kalmayı istiyorsanız bunları yapmak zorunda kalırdınız)

    yenilerde okuduğum ve 'sineklerin tanrısı' gibi ikamelerinin olduğu Cennete Bir Koşu / J. G. Ballard'ı hatırlatıyor,

    # bir diğer nokta; toplu katliamlar denince akla sadece Hitler gelse de kitapta, popüler olmasa da kitlesel katliamlar konusunda Hitlerden aşağı kalmayan diktatörler olan Pol Pot, Robert Mugabe gibi isimlerin geçmesine şaşırdım,

    # Epikuros'a ait şu satırlar çok enteresan geldi bana:

    (Düşünce şekillerimiz asimetriktir. Nedense doğumdan önceki dönemle ilgili değil de, ölümden sonraki dönemle ilgili endişelenmeye yatkınız.)

    bu satırlar, zaman kavramını sadece ileriye yönelik akan bir çizgi şeklinde algıladığımızın kanıtı gibiydi..

    # felsefeci Machiavelli, görüşlerine katılmaktan bağımsız olarak, uç kişilikleri eksantrik bulmamdan dolayı ilgimi çekti,

    # Hegel'in, tarih akışı ile ilgili görüşleri oldukça baştan savma geçilse de kitapta geçen vurgulardan ve Marx'a ilham olduğunu öğrenmem nedeniyle merak ettiğim felsefecilerden biri oldu,

    # Brauch Spinoza'nın ;
    (Spinoza, Tanrı ve doğanın aynı şey olduğunu kastediyordu. Tanrı doğadır, doğa da Tanrı.) // Panteizm görüşleri, paganizmden mi geliyordu? yoksa paganizm sonrasında mı şekillendi??
    ayrıca bu eski Türklerde -doğa kültü-olarak geçmiyor muydu?

    soruları kafamda henüz bir yanıt bulamadı,

    # (Descartes, gerçek bilgiye ulaşmak için geliştirdiği yöntem; kartezyen şüphecilik olarak bilinir. Bu yöntem oldukça basittir. En küçük bir doğru olmama ihtimali taşıyan hiçbir şeyi doğru kabul etmeyin)

    descartes'in bu görüşü yazar tarafından -basit bir yöntem- olarak nitelendirilse de, ayrıntılı şekilde açıklanan ilgili bölümü okuyanlar fark edeceklerdir ki: Bir şeyin olmadığını kanıtlamak için tüm var olanları ispatlamak, bazı konular için imkansızın bir adım gerisinde değil midir?? bu gerçekten basit bir yöntem midir??

    # tüm bunlara ek olarak discovery de izlediğim holografik evren ile ilgili teorinin, platonun idealar öğretisi ve mağara metaforundan ya da descartes'in (İnsan rüya görmediğinden nasıl emin olabilirdi?) ile başlayan ve (cogito ergo sum: düşünüyorum öyleyse varım) ile devam eden felsefesinden etkilenildiğine dair küstahça bir düşüncem bile oluştu.. :)

    ---

    kitapta ilgimi çeken daha bir çok düşünür ya da görüş vardı ama onlar hakkında daha fazla özet yapmak yerine kitabın bende oluşturduğu sorgulamalardan bahsetmek istiyorum;

    neden felsefe okumalıyız?

    Soru sorabilmek, sorgulayabilmek ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak düşünebilmek için felsefe okumalıyız diye cevaplıyorum ben,,

    yaşadığımız çağ, 21. yy dünyası, kuantum enerji paketçikleri misali teknolojinin ani sıçramalarıyla ileriye doğru giderken; insan, aynı hızla evrilemediğinin kötü sonuçları çatısında her gün daha çok manipüle ediliyor, otomatikleşiyor,

    değerlerimizi farklılaştırıyor, zihinlerimizi köreltiyor, ilk çağlardaki avcı-toplayıcı düzeyine doğru tekerrür edercesine sadece hayatta kalmaya çalışan varlıklar haline geliyorken insan olmanın özünü yitiriyoruz belkide ..

    80lerin başında evlerde telefon edinebilmek için kuyruğa girdiğimiz günlerden cep telefonlarına, yapay zekanın örnekleri sayılan konuşan robotlardan, paralel evrenler ve holografik evren teorilerine, doğru teknolojik sıçrayışlar yaşıyoruz,

    Feodal devletlerden,krallıklara, imparatorluklara doğru giderken, emperyalizm farklı maskeler altında birden burjuvaziye, kapitalizme, küresel ekonomi, global dünya düzeni, tek dünya sistemine giden atlayışlar yaşıyoruz,

    Dünya merkezli evren sisteminden, güneş merkezli evren sistemine, newtondan sonra fizikte keşfedilecek birşeyin kalmadığına inanırken kuantum teorisine, big bang e kadar uzanıyoruz,

    İnsanlık sadece bir kaç yüzyılda bu pikleri yaşıyor görünürken, neanderthal atalarımızdan çok da farklı olmayan rekabetçi, saldırgan, her şeye hakim olma çabasından, güç elde etme hırsından, en temel iç güdülerinden sıyrılamamış gözükürken, İnsan'ın tüm -apex predetor- güdülerine kendinden daha hızlı evrilen teknolojiyi sadece bir alet olarak kullandığını biliyoruz,

    kısacası insan -kan dökücü tanrı- rolünde...

    bu süreçte, her türlü yan etkiye karşı zihnimiz ayakta tutabilmek ve Tanrı rölünü oynayan, -Deux ex machina-ya karşı uyanık olabilmek, en önemlisi de varoluşumuza bir anlam yüklemek için felsefe okumalıyız...

    felsefe bir beyin jimnasitği;

    her şeyi olduğu gibi kabullenmemiz amacıyla yüzlerce yıldır yapılandırılmaya çalışılan tüm siyasi, ekonomik ideolojilere karşı,

    sanayi devrimi sonrasında ucuz insan işçiler yaratmak için tasarlanan eğitim sistemi kalıplarına karşı,

    18. yy dan 2018’e değin aynı eğitim eğitim sisteminde körleşmemize karşı,

    Büyük şirketlerin birleşerek tröstler haline gelip dünyanın en ücra yerlerine kadar ‘’ihityaç’’ kavrmanı kılık değiştirerek yeni değerlerin yaratıldığı --al-tüket—dayatmasına karşı...
    ..

    Özetle bana göre;

    Zihinsel bir AYDINLANMA felsefe....

    Felsefecilerin görüşlerini ezberlemekten ziyade düşünme biçimlerinin algılanarak -düşünebilme - eylemi ve -yöntem- kazanma biçimi..

    okuduğum sadece iki- üç kitapla birlikte sorgulama-ilişki kurma- anlamlandırma edimlerini öz olarak bana kazandırmaya başladığını düşündüğüm bir alan felsefe,

    bu anlamda, üzerimde soru sorma eyleminin başlattığı bir domino taşı etkisi yaparak, bu kitabı okurken kafamda sorular belirmesine neden olan şöyle bir zincirleme düşünceler reaksiyonunu ilgilenenler için paylaşmak istiyorum;


    #27950398

    ..

    Felsefeyle ilgilenen tüm okurlara Nigel Warburton'un bu kitabını tavsiye eder,

    İyi Okumalar Dilerim.
  • Her zaman savundugum sey sevgi ve saygidir sevgi ve saygi ile insanlar daha mutlu olur ve bu yayılır. Domino etkisi yaratmaya varmisiniz diyorum sevin ve saygi gösterin kararinizdaki de buna istinaden baskasina yaparsa bu yayilir tum dunya mutlu olur.

    7nci adam ϟ™
  • Hayaller... Hangimizin yok ki... Bu kitaptaki hayal ise kendi işinin patronu olmak... George ve Lennie bunun için çiftliklerde çalışıp para biriktirmek niyetinde... Tabi unuttukları birşey var hayatında kendine ait bir planının olduğu... Lennie'nin yumuşak şeylere dokunma merakı, George'un her an onu kontrol edemeyişi durumu yine çıkmaza sokuyor. Ve bir karar verilmesi gerekiyor... Yani hayatın tokadı bazen öyle kuvvetli çarpıyor ki domino etkisi yaratabiliyor... Okunması gereken eserlerden...