• Her ne kadar @arkakapakdergi sini takip edemesem de bu sitede bazı okurlar alıntı paylaşırdı. Az önce 36.sayısından sonra ekonomik şartlar nedeniyle yayın hayatına devam edemeyeceğini ilan ettiğini gördüm.
    Ekonomik kriz der az yiyebiliriz, az içebiliriz, az alışveriş yapabiliriz. Ama az okuma lüksümüz yok. Az okuyamayız. @tezgahdergi yi takip ediyordum. Şimdi Arka Kapak dergisini de takibe aldım. Tezgah dergisini adını açıklamak istemeyen bir iş adamı finanse ediyordu. Yok mu 80 milyonda gönüllü bir işadamı. Bu dergiyi devam ettirecek, ekonomik krizden çıkana kadar finanse edecek. En azından bu işte para kazanmayın. Gönülleri kazanın. Edebiyatı parasızlığa yedirmeyin. Bizim gibi ülkelerde gerçekten az okuma lüksümüz yok. “Okuyun, diyor okuyun! Zira mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor…” ( Ali Şeriati ) @arkakapakdergi zam yapın ama kapanmayın. Yoksa domino etkisi gibi gelecek arkası. En çok okumaya ihtiyacımız olduğu bu zamanlarda bize bu çöküşü yaşatmayın. Gerçek çöküş budur. En kısa zamanda yayın hayatınıza devam edebilmeniz dileklerimle...
  • "Her hareketin domino etkisi yaptığını uzun zaman önce öğrendim."
  • "Ailenin sorumlulukları başka hiçbir kuruma devredilemez. Aile toplum varlığının hücresidir; sağlıklı aileler toplum için sağlıklı bir geleceğin teminatıdır." Diyor ya yazarımız. İşte bu düşünceye istinaden başımızı iki elimizin arasına alıp geliştiren anne-baba olmayı kendimize bir hedef olarak önümüze koymalıyız.
    toplumun direğini oluşturan aile müessesesini en dayanıklı malzeme ile donatıp bu kutsal müesseseden olağan üstü potansiyele sahip çocuklarımızı bir domino taşı olarak yetiştirebiliriz.
    Bilirsiniz ya domino taşı domino etkisi yaratmaya muktedirdir. O bakımdan diyorum.
    Mesela geliştiren anne-baba olmak adına kitaplar, makaleler okuyabilir seminerlere katılabiliriz. Bir kişi ile ne olur sayımız az böyle gelmiş böyle gider gibi karamsar bakış acılarıyla öğrenimiş çaresizlik tuzağına düşmememiz gerekir. Zira en büyük yangınların bir kıvılcımla başlayabildiği gibi en uzun yolculuklar da bir adımla başlar.
    Bu kitap bu noktada bir başlangıç olabilir. Son derece akıcı anlaşılır ve bilgi verici...
    Yazar, bizim mevcut kültürümüzdeki çocuk yetiştirme tarzımızda bulunan yanlışları gözler önüne sermiş, son derece makul ve mantıklı altarnatifler sunarak bizleri doğru olana sevk etmeye çalışmış...
  • İyilik, domino etkisine sahiptir. Başkalarını mutlu edebileceğini görmek, bir domino etkisi yaratır ve iyilik giderek yayılır.
    Metin Hara
    Sayfa 110 - Destek Yayınları
  • Omzunda ağır bir şey var yine, dünden kalmış dünden önceki günlerin ağırlığı... Ve her günün sonunda kaosa sürüklenmenin bir nedeni var. Domino etkisi bizi karanlıklaştırıyor, kalbin hiç bilinmeyen bir şeye atıyor, gün doğmuyor, doğmuyor..
  • Tarih ve kurgu karıştırılırken iki dala da ayrı dikkat edilmesi gerekiyor. Yakın zamandaki Abum Rabum yazımda bahsetmiştim bundan. Hatta kitabın kurgu ve hikayenin sonu açısından zayıf kaldığını o yüzden tarihi bir roman beklentisinde okunursa daha faydalı olacağını belirtmiştim. Bilginin Efendisi de tarihi gerçeklerin yüzyıllar öncesinden bu yana nasıl domino taşı etkisi kazandığını gözler önüne seren bir eser. Bu etkiyi betimlerken de hem tarihi gerçeklere bağlı kalıyor hem de kurguyu önde tutan okurları fazlasıyla tatmin ediyor.

    Osman Hoca'nın ilk Celile'sini okumuştum. Celile'de de karakterlerin dış görünüşü ve iç dünyası birbiriyle ilişkilendirerek o kadar güzel anlatılıyordu ki, bu unsurlar mekanlar ve olay örgüsü ile birleşince büyük bütçeli bir dönem filmi izliyormuşum gibi hissettiriyordu. Bilginin Efendisi'nde de çapraz kurgu sonucu geçmişin alevlerle aydınlanan dünyası ve günümüzün teknolojisi birlikte çok güzel anlatılıyor. Karakterlerin çeşitliliği ve aralarında kurulan köprü detaylı bir çalışmanın sonucu olduğunu fazlasıyla belli ediyor.

    Söz konusu geçmişteki sırlar olunca daha gizemli bir atmosferin oluşmaması elde değil. Merak unsurunun kitabın sonuna kadar artarak devam etmesi ve dilin akıcılığı sayesinde sürat severler için hızlı bir roman Bilginin Efendisi. Akıcı anlatımıyla tarihi dolu dolu hissettiren, olay örgüsüyle fazlasıyla tatmin eden bir eser istiyorsanız, Bilginin Efendisi çok doğru bir seçim olacaktır.
  • Merhaba. Bu kitabı okumak bazı yerlerinde çok zorladı beni itiraf etmeliyim. Sayfalarının az olduğuna bakmayın, elinizdeki gerçek bir hayatın öyküsü. İçindeki karakterler bazı zorluklara gerçekten direnmiş ve yenik düşmüş kişiler.

    Size Kanat Güner'den bahsetmek istiyorum öncelikle. Orta halli bir ailenin küçük bir Anadolu şehrinde sevgisiz büyüyen bir kızından. Sevgisiz büyüdüğünü özellikle belirttim çünkü sevgisizlik intiharına giden domino taşlarının ilkiydi. Zor bir hayatı vardı Kanat'ın bir sonraki domino taşları dizilmekte çok gecikmedi. Yalnız kalmak istemiyordu, sevgisizlik yarasıydı bu yüzden kimde ufacık bir sevgi kırıntısı görse onunla gidiyordu. Hayatına giren kimse ona tek başına gelmedi ne yazık ki ; akineton, esrar ve en sonunda da eroin.

    Zeki insanların başına bela açan bir özellik vardı onda da 'farkındalık'. Hayat hepimizin başına çeşitli dertler açıyor ama aşırı farkındalık insanın hayatını bir kabusa çevirebiliyor. Bunca karmaşanın içinde kendi doğrularınız, toplumun istedikleri, içinde düzen barındırmayan düzen sizi uçurumlara sürükleyebiliyor. Ve hepimizin ortak bir kararla kötülediği 'zararlı alışkanlık'ların içine düşen insanları çok çabuk bu şekilde yaftalayabiliyoruz: Uzak durulması gereken zararlı insanlar. Oysa eleştirmemiz, karşı çıkmamız gereken şey o insanlar değil o insanları bu duruma düşüren olaylar olmalıydı öncelikli olarak.

    Bu kitabı okumadan önce, durumu hiç böylesine düşünmemiştim, ben de uyuşturucu kullanan insanlara bu gözle bakıyor ve kendimce hor görüyordum. Çünkü ben 19 yaşında, hiç kötü arkadaşı olmamış, zararlı alışkanlıklara bulaşmamış, çarpık düzenin çıkıntıları bana battığında ise buna sadece kuru bir depresyonla karşı çıkan bir kızdım. Olayların derinliğini hiç sorgulamamıştım. Başta bu olmak üzere bir çok konuda kendimle yüzleşmemde çok etkisi oldu Eroin Güncesi'nin. "Biz kötü çocuklar, yani uyuşturucu kullanan, çevrenizde ve çocuklarınızın yanında görmek istemediğiniz sorunlu çocuklar hakkında açıklamalar yapmak zorundayım galiba: Çünkü hala can sıkıcı sorular soruyorsunuz. Şimdi efendim, biz bir zamanlar çocuktuk sizin çocuklarınıza benziyorduk. Tabii ki ayni değil, sizin çocuklarınız muhakkak ki masum çocuklardır. Tabii ki biz o zaman da masum değildik. O zamandan belliydi, bizim ne olacağımız şeytan gibi veletlerdik'' diyerek konuyu özetlemiş aslında Kanat Güner.

    Güncesinden yola çıkarak hayatının nasıl ellerinden kaydığını anlattığı bu kitap elinde enjektörüyle 'arkamda bir şeyler bırakmalıyım' düşüncesiyle kaleme alınmış. Biri bilmeli, biri görmeli olup biteni diyerek... Sonrasında gerek televizyon programları gerek röportajlarla, girdiği çıkmazı elinden geldiğince bir çok kişiye anlatıp bu yola girmelerine engel olmaya çalışmış Kanat. Başta kitabı çok satıp 11 baskı yapmış ancak sansüre takılınca para kazanmak için sokakta tezgah açıp kitabını öyle satmaya çalışmış.

    Mor ve Ötesi'nin ona ithaf ettiği şarkının ilk dizesinde dediği gibi gitmeden önceki son sesini bir çok kişi gördü. Ama ona yardım etmedi, belki de edilmedi bilmiyorum. Ama şöyle de bir sonuç var ki Kanat, bir imza gününden sonra Taksim'de bir tuvalette aşırı dozla intihar etti. Tıpkı kitabında söylediği gibi...

    Yitiyoruz, yitiriyoruz çoğu şeyi, çoğu insanı evet ama farkında mıyız bunun ? Son olarak bir dize yazmak istiyorum 'o şarkı'dan: '' Ve sizler ve onlar ve ötekiler hiç hissetmez mi / Canlı yayındaki yitmeyi?''

    Mor ve Ötesi'nin Kanat Güner'e ithaf ettiği o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=X6C7eKnk43Q