Uzun uzun burnumu çektim.
“Önemi yok, onu öldüreceğim!”
“Ne diyorsun sen, küçük; babamı mı öldüreceksin?”
“Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.”
“Anne, benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım.”
Hüzünle saçlarımı okşadı.
“Herkes, doğması gerektiği biçimde doğar,” dedi. “Sen de öyle oldun. Ama Zezé, ara sıra hiç söz dinlemiyorsun…”
“Portuga!”
“Hımm…”
“Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun?”
“Neden?”
“Çünkü dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve‘günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum.”
Bir süre bu işyerini düşündüm. Orayı sevmiyordum. Sabah insanın içini kasvetle dolduran düdüğü saat beşte daha da iğrenç geliyordu. Orası her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.