II.Dünya Savaşı’nın tüm dünyayı kasıp kavurduğu,bizde de yokluğun diz boyu olup her şeyin karneyle verildiği,geceleri polislerin sokaklarda nefes aldırmadığı,yakın tarihe; 1940’lı yılların başına doğru zamanda bir yolculuk “Karartma Geceleri”
Hikayenin ana karakteri Mustafa Ural,yazdığı bir şiir yüzünden başı derde giren,polisten kaçarken evinin dahi yolunu unutan, sağlık sorunlarıyla boğuştuğu için teslim olmayıp kendi deyimiyle “adaletten değil,işkenceden kaçıyorum”diyen aydın bir öğretmen.
Geceleri herhangi bir baskın olmaması için ‘karartma’ uygulaması yapılan bu dönemde,sadece ışıklar değil,aydın insanların görüşleri de karartılmaya çalışılıyor.
Halkının aydınlanması için çabalayan ancak kendisi karanlıkta kalan Mustafa öğretmenin kaçış öyküsünü,dönem romanlarını okumayı seven herkese öneriyorum.
Rıfat Ilgaz’ın kendi hayatından da büyük izler taşıyan romanın 1991 yapımı,başrollerinde Tarık Akan’ın oynadığı filmi de mevcut,kitaba son derece sadık kalınarak çekilmiş filmini de mutlaka izleyin.
Türk edebiyatına yaptığı çevirilerle büyük katkılar sağlamış Profesör Mina Urgan’ın 84 senelik ömrü öyle dolu dolu geçmiş,öyle insanları yakından tanıma fırsatı bulmuş ki okuyunca şaşırmamak elde değil.
Atatürk’ten Sartre’a,Halide Edip’ten Sait Faik’e,Ahmet Haşim’den Abidin Dino’ya,Yahya Kemal’den Necip Fazıl’a,Aziz Nesin’den Neyzen Tevfik’e sevdiğiniz ya da sevmediğiniz bir çok farklı karakteri tanımış, onlarla vakit geçirmiş Urgan. Yaş ilerleyince de almış kağıdı kalemi eline,ince ince anlatmış tüm yaşantıyı…
Yakın tarihe damgasını vurmuş şahsiyetlerin hayatlarına dokunmuş birinin kaleminden bu güzel anıları ve zorlu geçen hayatını sohbet havasında okumak benim için son derece keyifliydi.
Fransız pedagog Jules Payot’un,yaşadığı dönemde gençlerin beden ve zihin tembelliğinden,zamanlarını boşa harcamasından rahatsız olup kaleme aldığı “İrade Terbiyesi”,bana göre herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken bir eser. Özellikle de gençliğin ilk yıllarında okunması hatta okullarda özellikle okutulması gerektiğini düşünüyorum.
Açıkcası kitapla ilgili anlatılacak,yazarın değindiği pek çok şey var yer kıtlığından dolayı sadece birkaç tanesine değinebileceğim.
Öncelikle hepimizin çok merak ettiği,belki de hayat boyu peşinde koştuğumuz mutlu olmak değindiği konulardan bir tanesi. Payot mutluluğun sırrını, kendi düşünce ve duygularımızı hangi doğrultuya yönelteceğimizi bildiğimizde gizli olduğunu düşünüyor. Çalışmanın ve verimli bir birey olmanın ise adeta mutluluğun felsefe taşı olduğunu,eğer içimizdeki yetenekleri doğru bir şekilde kullanamazsak da zamanla çürüyeceğimizi ve kendimizi düşük seviyeli hazlara bırakacağımızı savunuyor. Bu dünyada “yaşadığımızı hissetmek”istiyorsak daima üretken bir birey olmamızın da altını çiziyor.
Telafisi olmadan akıp giden hayatlarımızda, bir gün geri dönüp baktığımızda kocaman bir hiç görmek istemiyorsak ne yapmalıyız peki? Eğerki bu dünyada bir iz bırakmak istiyorsan disiplinli,üretken ve saygın bir hayat sür ve seni aşağıya çeken ne varsa arkanda bırak diyor bize eserinde Payot,ve ekliyor,”Savaşacak iki düşmanın var;nefsin ve tembelliğin”
Başarma arzularıyla iradesinin zayıflığı arasındaki orantısızlığın farkında olup hareket edemeyenlere ayrıca tavsiyemdir.