• Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • Dört şey insanı yüceltir:
    1-Edep
    2-İlim
    3-Sadâkat
    4-Emaneti koruma
    Dursun Gürlek
    Sayfa 238 - Timaş Yayınları
  • Aşkta üç kahraman vardır; “seven, sevilen” bir de arada “problem” olan.
    Haydi biz aşık, maşuk, rakip diyelim ona. Gül, bülbül, di­ken. Ferhat, Şirin, Hüsrev... Kerem, Aslı, Keşiş, vs...
    Yeşilçam’ın tasnifi ile; esas oğlan, küçük hanım ve kötü adam!
    Üçüncü kişi güçlük çıkarır, çelme takar, işte onunla ya­pılan mücadele insanı yüceltir, mevzuya tat katar.
    Eskiler bunu “teberri olmadan tevelli olmaz” şeklinde dört kelime ile özetleyi vermişler.
    Yani zararlıdan, kötüden, hayırsızdan uzaklaşmadıkça, güzele yanaşamazsınız asla.
    Cem-i zıddeyn muhaldir, (iki zıd şey bir arada durmaz). Doğuya gidiyorsanız Batıdan uzaklaşacaksınız. Eğer ışığı ar­kanıza aldıysanız ömür boyu gölgenizin peşinde koşar, ka­vuşamazsınız. Işığa dönen ise gölgeleri peşine takar.
    Şeyh Galip rahmetli ne güzel anlatıyor:
    Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır.
    Devran olalı devran erbab-ı safânındır.
    Yani bu aşk denilen, ancak tadanın kavrayabildiği şeyi buldun mu senindir. Kimse sormaz, mülkiyet iddiasında da bulunmaz.
    Ve bu kâinat yaratıldığı günden bu yana safa erbabının ekseninde dönmektedir.
    Aşk gelicek, cümle eksikler biter” demiş Hazret-i Yu­nus Emre o kendine has ifade tarzıyla.
    Pekiiii, rakip kim?
    Necip Fazıl rahmetli:
    Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın,
    Gündüz geceye muhtaç; bana da sen lazımsın, de­mişti...
    Doğru da söylemişti.
    Eski derdin yeni bir terennüm biçimi.
    Eskiden vezinle, aruzla yazmışlar şimdi ölçüyle, kafileyle. Hikâye aynı, meram değişmiyor... Kanuninin dediği gibi: “Cümlenin maksudu bir, amma rivayet muhtelif.” Herkes ayrı dert ile yanıyor ama tasvirleri farklı oluyor.
    Ömrü boyunca dağda bayırda yaşamış biri gönlünü çalan güzeli “maşallah çınar endamlı” diye övebilir, mürekkep ya­ layan bir çelebi ise sevdiğini şöyle tarif edecektir “Elif gibi!”
    Kimi ar’ar dedi kaddi dildâra kimi elif,
    Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif
    Lofçalı Sabit merhum da diyor ki: Meydâna geldi nâ’ş-ı rakib-i nemime -sâz,
    Kıldım huzur-u kalp ile ömürde bir nemaz.
    Rakip ölmüş meğer, koymuşlar musallaya. Ben de oradan geçiyordum, dahil oldum safa. Ömrüm boyunca kalp huzuru kıldığım bir namaz varsa, rakibin cenaze namazıdır, inan.
    Düşmanla yapılan mücadele insanı yüceltir, çünkü menfi olanın zararlının karşısında. Onunla didişmek irtifa kazan­ dırıyor aşığa.
    Necati Bey merhum. Sultan Fatih devrinin dev şairi, “Benim için ağlayın” diyor.
    “Eğer, biraz merhametiniz varsa... Yare kavuşamadım gitti ama rakip de ölmedi ki helvasını kaşıklasaydık bari!”
    Acır isen gel Necati derd-mende acı kim,
    Ne leb-i dilber nasib oldu, ne helvayı rakib.
    Yani iki lezzete talip, maalesef ikisinden de mahrum.