Bir gün yine hastayken yoğun bakımda gizleyerek kullandığım cep telefonumu açtım. Arkadaşım "Nasılsın abi?" dedi. Kısık sesle cevapladım onu: "Şu an çok yoğunum." O da sesini alçaltıp "Abi konferanstasın galiba, ben seni sonra ararım." dedi. Hayır, dedim ona: Konferansta değilim, yoğun bakımdayım...
Hastanedeyken insanın ne kadar az eşyaya ihtiyacı olduğunu anlayabilirsiniz: Su, peçete, ilaç, yemek, iki sandalye, yatak, döşek, yastık, radyo ve tek pencere... "Az insan, az eşya" demişti ya Kafka! Aynen öyle; az insan, az eşya, çok kablo...
Fakirin piyango bileti alması intihardır.
Yetmiş sene iki kuruşu yan yana getiremeyen birinin elinde büyük paralar kitlesel imha silahına dönüşecektir.
Batı; Müslüman ülkeleri sebzeye yönlendirip çelimsiz bireyler oluştururken kendileri domuz yiyip saldırgan oldular.
Kırmızı etten korkan bu ümmet çok zayıfladı... Yediğimiz sebzeler kadar yumuşak ve hazmı kolay bireyler olduk.
Hunlar, Selçuklular et yiyorlardı. Et yemek için göçebe yaşadık, göçebe yaşadıkça fetih duygularımız gelişti. Lütfen, sözlerime kulak veriniz ve gücünüz yettikçe et yiyiniz ki tekrar güçlenip kuvvetlenelim.
Domuz yiyip İslam ülkelerine saldıran Batı'yı taze fasulye yiyerek yenemeyiz. Et yemeye devam, kolesterol molesterol hikâye, numaraya gelmeyin... Çünkü sebze yemekleri "Ilımlı İslam Projesi" dir.