• Oysa bence biraz daha incelik gösterebilir ve yanlışlarımız konusunda dikattimizi çekebilir ya da dostça bir iki kelimeyle bizi yüreklendirebilirdi.
    Stefan Zweig
    Sayfa 21 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • 207 syf.
    ·5 günde
    20 OCAK 2019
    Bismil

    "Seni, anlatabilmek seni.
    İyi çocuklara, kahramanlara.
    Seni, anlatabilmek seni
    Namussuza, haldan bilmez,
    Kahpe yalana."

    Anadolu kokan canım Ahmed Arif'im, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da açmış yeşil yeşil... Onunla beraber umut, direnç, onur ve sevda...
    Daha, daha nicesi yeşil, yeşil...
    Onunla, onunla, onunla, onunla...
    "Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..."

    Puşt, hayın, sürüngen demeden ne de güzel yaşamış dimdik, soluk soluğa insanca...

    "Bin yıl,bahar içre ömrünü sürsün,
    Seni doğuran ana."


    Şimdi kitaba geçelim

    Leylim Leylim adlı yapıt Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e 1954-1959 yıllarında gönderdiği (-ve 1977'de son bir mektup-) mektuplardan oluşur.
    Ahmed Arif hapisten çıktıktan sonra Leyla Erbil'e olan sevdası ile yaşama daha güçlü tutunur. Bu mektuplar, dönemin siyasi koşullarının, bir şairin şiir yaratım sürecinin, insanca sevdanın en büyük kanıtı! Ayrıca Ahmed Arif'in insana ve yaşama nasıl baktığının da bir göstergesi.
    "Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu." (s.72/ s.73)

    Beni en çok etkileyen ise ödediği bedeller üzerinden prim yapmaması. Hani bazı insanlar vardır. Birkaç yıl devrimci/ülkücü/şucu/bucu geçindi diye yaşam boyu kahraman edası ile gezinirler ortalıkta. Ona buna tepeden bakarlar. Aynı konuyu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyarlar. İnsanı kendi siyasi görüşünden tiksindirirler. Ahmed Arif öylelerine başlı başına bir örnek, bir yaşam biçimi... Mektuplarında halkına karşı en ufak bir sitemi yok. Kimseye öteki gözüyle bakmıyor. Bu yorumumu somutlayayım: "Biliyorum, ufak para değilim ben. Büyük oyunlar için yaratılmışım. Ya hep, ya hiç. "Ya hep" çıkarsa benden gayri herkesler -hiç değilse nispi de olsa- rahat bir nefes alacak, insan olduğuna pişmanlık duymayacak. "Ya hiç" çıkarsa yanacak olan sâde benim." (s.73/ s.74) Bu siyaset ötesi bir duruş, insan olmanın eşsiz güzelliği... Yarım porsiyon aydınların, şucu bucu diye geçinenlerin asla duyumsayamayacağı yalın gerçek! Katıksız gerçek... İnsanı insan kılan gerçek.

    Ahmed Arif'ten öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki... Sözgelimi "Nasıl sevilir?" İşte bu yapıt bu sorunun başlı başına bir yanıtı! Bizler her zaman ne kadar sevildiğimizle ilgilendik, nasıl sevildiğimiz ve nasıl sevdiğimiz üzerine hiç düşünmedik. Biz sevmeyi bilmiyoruz. Bu kitabı okuduktan sonra bu yorumu getirdim. Pazardan elma armut alır gibi insan alıyoruz yaşamımıza. Ben o insanı hak eder miyim, o insan beni hak eder mi diye düşünmeden bodoslama dalıyoruz yaşamlara. Emek kimileri için salt siyasi bir sözcük, kimileri için ise kafa yormaya bile değmez. Kapitalizm aşkları ayaklar altına aldı. Kullan, at mantığı ile yaklaşılır oldu insana. Bütün bunlara karşı ne diyor canım yürek işçisi "Sevgiyi yaratmak gerek." (s.164)
    ( Aşk sözcüğünün içine ettik, o yüzden sevda sözcüğünü yeğledim. Sevda kuşun kanadında. Ahmed'in ise taa yüreğinde)

    Canım Ahmed Arif'in Sevdası

    Ahmed Arif'in bizden ayrımı ne? İşte burada bunun üzerinde duracağım. Sevdiceğinin evleneceğini okuyunca bakın ne yazıyor: "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
    (s.43)

    Bence içten içe üzülür. Ama sezdirmez bunu Leyli'sine. Çünkü yüreğindeki sevdadan salt kendi sorumludur. "Ulan, bu evlenme dalgan amma da kıyak be! Vay anasını! Desene, herifi çarptın! Hanımım, Ankaralı olucak gayrı" (s.47)

    "Seni kıskanıyorum da. Ama Memed'in yerine koynuna ben gireyim diye kıskanmıyorum."
    (s.164)
    Bir kadını mülkiyet olarak görmeden salt sevmek...

    "Hep seni yatağa atmayı kurduğumu, tertiplediğimi sanıp kaçtın. " (s.162)

    "Koca, okyanus yüreklilerin kaldırabileceği koca bir SEVDAYI, diyelim bir saatlik et-ter-acı-diş-dil-dudak alışverişiyle söküp atmanın mümkün olduğunu nasıl düşünebiliyorsun hâlâ?"

    Evli bir kadına aşık diye ahlakçı kesilenler, önce Ahmed Arif'in Leyli'sine yaklaşımını , bu mektuplar aracılığıyla, bilseler, anlasalar, yüzleri olur mu ki konuşmaya?

    "Said, sende bir yakınlık, korkusuz, işkilsiz, aldanmasız yatılabilecek bir kadın görüyordu. Nevzat'sa hiç sevmedi, etine,butuna, harikulade benzersiz yüzüne ve biraz da ileri görünen davranışlarına meyil verdi. Memleketimde içinden bir şeyler yapmak, kemdini bir şeylere vermek isteyen, ama bir tarafıyla bok makinesi bu düzene bağlı kalan, ondan kopamayan iki entelektüel tipi bunlar."
    (s.165)
    Ahmed Arif Leyla Erbil'in evliliğine hep saygı duyar. Ona zarar verecekler karşısında ise , bu "bok makineleri" karşısında, susmaz, Leyli'sini dostça uyarır.

    "Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... Hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana"
    (s.136)

    Kimi zaman kardeştir, kimi zaman en sevgilidir, kimi zaman zalımdır Leyla. Kimi zaman keçi yavrusu, kimi zaman da çekirge...

    Ahmed Arif'in sevdasının tek bir biçimi yoktur.
    Sevdanın tek bir giyiti, tek bir rengi yoktur.

    Umuda Dair

    "Nerede o cici anneler, namuslu bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!". (s.98)

    Bu tümceleri okuyunca ben de "Ah be" dedim. Bu zamanlardan söz ediyor. Yüreğim burkuldu.
    Ama umudum diri, Ahmed Arif'in umudu gibi...

    Sevdadan geçsin yolunuz.
    Keyifli okumalar!











    .
  • “Elimi dostça omzuna koydum, meğer yarası tam da oradaymış.”

    Paul Valery
    Kemal Varol
    Sayfa 25 - İletişim Yayınları
  • “Bana karşı alâkan yalnız dostça bile olsa, bu, bir merhametten doğmasın...”
  • "Yalnızlık dediğimiz şey nedir aslında," derdi, sadece "başkalarının eksikliği olmamalı, insan bir başına olabilir ama yalnız olmaz; ve insanların yanındayken de yalnız olabilir, o zaman nedir yalnızlık?" Karmaşa içinde yalnız olabilmemiz onun hep kafasını meşgul ediyordu. "Tamam, diyordu başkalarının da yanımızda olması, yanıbaşımızdaki boşluğu doldurmaları önemli değil. Bizi överlerken bile, ya da dostça bir konuşma sırasında akıllıca, kendilerini bizim yerimize koyarak öğüt verirlerken bile yalnız olabiliriz. Demek ki yalnızlık salt başkalarının mevcudiyetiyle ilgili bir şey değil; ve yaptıkları şeyle de. Öyleyse neyle ilgili? Neyle Tanrı aşkına?"
  • 840 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Bir şiirde terk edilen kız ölür, bir diğerinde sadık sevgili boğulur veya aceleyle yüzerek sevgilisine kavuşmadan önce köpek balıkları tarafından parçalanır; Gray gibi bir şair bir köy mezarlığında yere uzanıp bilinen şarkıları tekrar söylüyorsa, çok sayıda melankoli meraklısını etrafına toplayacağından emin demektir

    #39349776

    #39349970

    #39350410

    #39350279

    Eziyet çekmemiş insan eğitilemez.
    Menandros

    Birinci bölüm baslarken bu söz karşımıza çıkıyor aslında kitabı özetleyen bir söz.

    Kitabın yazılış amacını Johann Wolfgang Von Goethe önsöz kısmında şu şekilde açıklıyor:
    Bu yapıtın bir önsöze gereksinimi belki diğerlerinden daha fazla; her zaman için gerçekleştirilmesi zor böyle bir çalışmaya vesile olduğundan bir dostun mektubu önsöz olarak aşağıda sunuluyor.
    “Değerli dostum, edebi yapıtlarınızın on ikisi şimdi toplu baskı halinde elimizde, onları okuyunca, bazı bilinenleri, bazı bilinmeyenleri görüyoruz, bazı unutulanları ise bu toplu baskı sayesinde anımsamış oluyoruz. Aynı formatta elimizde bulunan bu on iki cildi insan bir bütün olarak görmekten kendisini alamıyor, yazar ve onun yeteneğiyle ilgili kafanızda bir tablo canlanıyor. Yazarın edebi kariyerini başlatan renkli yaşam ve aradan geçen uzun zaman dikkate alınırsa, bu on iki cildin çok az olduğu tartışılmaz. Aynı şekilde tek tek incelendiğinde bu kitapları çoğunlukla özel nedenlerin yazdırdığı, hem dış dünyayla ilgili belli konular, hem de iç dünyayla ilgili belirgin eğitim basamaklarının bunlarda ortaya çıktığı yadsınamaz, o döneme özgü bazı etik ve estetik ilkeler ve görüşler de ağırlıklı olarak mevcut. Bütünüyle bakıldığında, bu yapıtların birbirinden tamamen bağımsız olduğu söylenebilir; hatta bunları aynı yazarın yazmış olduğuna inanmak bile insana güç gelebilir.
    Bu arada dostlarınız araştırmalarına hiç ara vermediler, yaşam ve düşünce tarzınızı daha iyi bilenler bazı bilinmeyenlere açıklık getirmeye, bazı sorunları çözmeye çalışıyorlar, hatta eskiden beri size olan ilgilerine ve sizinle yıllar süren dostluklarına dayanarak, çözemedikleri şeylerde bile ilginç bir yan buluyorlar. Yine de zaman zaman dostça yakınlığımızdan esirgemeyeceğiniz bazı konulardaki katkılarınız bizi sevindirir.
    Sizden öncelikli ricamız, yeni kitabınızda belirli içeriklere göre yazılmış edebi yapıtlarınızı tarihsel sıraya göre anlatmanız, yapıtlarınıza konu olan yaşam şartlarınızı ve ruh halinizi anlatırken, sizi etkileyen örnekler kadar, izlediğiniz ve belli bir bağıntı içinde aktaracağınız kuramsal ilkelere de değinmeniz. Bu uğraşı daha küçük bir çevre için verirseniz, belki bundan daha geniş bir çevrenin de hoşlanabileceği ve faydalanabileceği şeyler ortaya çıkar. Yazar, sevenleri tarafından gelecekte de okunma avantajını geçkin yaşlarına kadar kullanmalı; ani, güçlü bir etkiye sahip yapıtlarla sesini yeniden duyuramadığı dönemler söz konusu olduğunda, özellikle bilginin daha eksiksiz, bilincin daha açık olduğu zamanlarda yapılacak çalışmanın konu olarak yeniden ele alınıp son bir kez gözden geçirilmesi çok eğlendirici ve tazeleyici olabilir, bu, o sanatçıyla yetişmiş ve ondan etkilenmiş kişilerin kültürüne bir kez daha katkı sağlar.”

    Devamında Johann Wolfgang Von Goethe şu şekilde devam ediyor;
    Bu kadar içtenlikle ifade edilmiş olması, bende bu ricayı hemen yerine getirme isteği uyandırdı.
    Yazdığını anlatıyor dostunun istediğin belkide daha güzel olmuştur. Bana görede öyle olmuş güzel bir otobiyografi yazmış

    Johann Wolfgang Von Goethe ’nin sanat yaşamı üç evrede değerlendirilir. Üniversite yıllarından 1775’e kadar süren gençlik döneminin ilk yıllarında, sanat dünyasında yapmacıklı aşkları ve eğlenceli hayatı işleyen bir akım egemendi. İlk şiirlerini bu akımın etkisiyle yazmıştır. Ancak ne bu hayat, ne de bu sanat anlayışı ona uygun değildi. Zaten, bir süre kendisini kaptırdığı o günlerin eleştirisini, birkaç yıl sonra yazdığı “Suça Katılanlar” oyununda bulmak mümkündür. Yine de, kendisi hayattayken en çok etki uyandıran roman “Genç Werther'in Acıları ” bir gençlik dönemi ürünüdür.


    1775’de Weimar’a gidişi ile başlayıp Schiller’le arkadaşlığı ile 1805’e kadar uzayan yıllarda ise klasik sanat anlayışına ulaşmıştır Goethe. Özellikle, roman alanında “William Meister’in Çıraklık Yılları” ve şiirde “Baladlar”, en önemli eserleridir. Yazarlığının bu “klasik” döneminde, daha çok tiyatro oyunları yazdığı söylenebilir.


    Fransız Devrimi'ndeki şiddet ürkütmüştü Johann Wolfgang Von Goethe ’yi ve bu toplumsal patlamaya sırtını dönmüştü. Ancak, insanı eğitmenin, insan ruhunda yatan bencilliği ve uyumsuzluğu yok etmenin yollarından biri olarak tam klasik modellere dayanan güzel, dolayısıyla ahlaksal sanatı tercih ettiği zaman, aslında, Aydınlanma ideallerine bağlılığını sürdürmekte, insan doğasının ve toplumun kusursuz hale getirilebileceği fikrine olan hümanist inancı ortaya koymaktadır.


    1805’den sonraki “geç dönemi”nde ise, bir yandan “William Meister”in ikinci bölümünü ve “Gönül Bağlarını” tamamlamış, bir yandan da İranlı şair Hafızi’nin gazellerinin biçiminden etkilenen “Divan-ı Şarki”yi yazmıştır. Ama hepsinden önemlisi, 1770’den beri tasarlayıp geliştirdiği “Faust”a son şeklini vermesidir. Bugün Johann Wolfgang Von Goethe ’nin en tanınan ve sanatının doruğu olarak kabul edilen eseri kuşkusuz “Faust”tur.

    Johann Wolfgang Von Goethe’nin gerçekçiliği William Shakespeare’e uzanır. Ona göre, William Shakespeare’in trajedilerini “kendi benliğimizde ve özgür istemlerimizde yatan ne varsa tümü, bir bütünün amansız yol alışıyla çarpışır ve gizli bir noktanın çevresinde döner”.

    Johann Wolfgang Von Goethe ’nin Alman edebiyatına etkisi çok önemlidir. İlk dönemlerde, ona karşı çıkan ya da onu izleyenler biçiminde ayrılmalar olmuşsa da, bu duruşların belirlenmesi yine Johann Wolfgang Von Goethe ’yi referans alır. 1900’lerden sonra ise bütün dünya için tartışmasızdır edebiyattaki yeri.


    Otobiyografi okumak için okuyacağınız kişiyi sevmeniz gerekiyor yoksa tamamlamak zor olur ben sevdiğim icin okudum eğer Johann Wolfgang Von Goethe'yi seviyorsanız okuyun sevmiyorsanız kendinize işkence etmeyin