• İnsan Sarrafı Dostoyevski’den, Hayatınıza Işık Tutacak 14 Hayat Dersi
    1. İnsanlar Seni Çözemedikleri Zaman, Ön Yargılarını Kullanırlar
    2. Kendi Planlarımızı Yapıyoruz, Ama Kaderin de Planları Olduğunu Unutuyoruz..
    3. İnsana En Çok Acı Veren Şey, Söyledikleriyle Söylemek İstedikleri Arasındaki Uçurumdur..
    4. Derin Duygulara Sahip İnsanların, Acıları Büyük Olur..
    5. Bazı İnsanların Düşmanlığı Dostluklarından Daha Faydalıdır..
    6. Varlığı Bir şey Kazandırmayan İnsanların, Yokluğu Bir şey Kaybettirmez..
    7. Bil ki, “Mutlu Son” Diye Bir şey Yoktur. Bir Şeyde “Son” Varsa, Orada Mutluluk Yoktur..
    8. Yanlış Kişiden Samimiyet Beklediğin An, Kırılıyorsun..
    9. İnsanların Birbirini Tanıması İçin En İyi Zaman, Ayrılmalarına En Yakın Zamandır..
    10. Zamana Güven, Her şey Unutulur. Şu Anda Aklı Başında Davranmak, Sonradan Aklının Başına Gelmesinden İyidir..
    11. Ya Hatalarınla Yüzleşir Ya da Hatalarınla Yüzsüzleşirsin. Cahil Olmak Ayrı, Pislik Olmak Ayrıdır..
    12. En Karaktersiz İnsanlar, Yakınındaki Kişilerin Başarısızlıklarından mutlu olan insanlardır.
    13. Bir Şeyden Çok Emindim, Kendimi Üzdüğüm Kadar Kimseyi Üzmedim Hayatta!
    14. Sana Vakit Ayırmayan, Seni Düşünmeyen, Anlamak İstemeyen İnsanlara Yön değil, yol vermelisin..
  • İnsan Sarrafı Dostoyevski’den, Hayatınıza Işık Tutacak 14 Hayat Dersi

    1. İnsanlar seni çözemedikleri zaman, ön yargılarını kullanırlar.
    2. Kendi planlarımızı yapıyoruz, ama kaderin de planları olduğunu unutuyoruz..
    3. İnsana en cok acı veren sey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..
    4. Derin duygulara sahip insanların, acıları büyük olur..
    5. Bazı insanların düşmanlığı dostluklarından daha faydalıdır..
    6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu bir şey kaybettirmez..
    7. Bil ki, “Mutlu Son” diye bir şey yoktur. Bir seyde “Son” carsa, orada mutluluk yoktur..
    8. Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun..
    9. İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır..
    10. Zamanla güven, her şey unutulur. Şu anda aklı başında davranmak, sonradan aklının başına gelmesinden iyidir..
    11. Ya hatalarınla yüzleşir ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil ilmak ayrı, pislik olmak ayrıdır..
    12. En karaktersiz insanlar, yakınındaki kişilerin başarısızlıklarından mutlu olan insanlardır.
    13. Bir seyden cok emindim, kendimi üzdüğüm kadar kimseyi üzmedim hayatta!
    14. Sana vakit ayırmayan, seni düşünmeyen, anlamak istemeyen insanlara yön değil, yol vermelisin..
    Dostoyevski
  • BU KİTABI HERKES OKUMALI, HADİ HERKES ALSIN! DÜNYA ÇOK GÜZEL İYİLİKLER YAPALIM...

    Kitabı elime almamın ardından 2 şey düşündüm. Bu kitabı az sonra okuyacağım ve okuduktan sonra ne yapmalıyım?
    1. tercihim herkesin yaptığı gibi kitabı bolca överek, herkes alsın okusun destek olsun diye bir çeşit dilencilik yaparak ki bunları yazarken de günlük iyilik kotamı doldurmuş oluyorum, kitabın okunmasını sağlayacağım.

    Ya da 2. tercih olarak kitap hakkındaki görüşlerimi ciddiyetle, abartmadan yazacağım.

    Tabii ki hangisini tercih ettiğimi anlamışsınızdır.

    Öncelikle bana bu kitabı hediye eden Oğuz'a (Oğuz Aktürk) teşekkür ederim.

    Dünya hiçbir zaman güzel bir yer olmamıştır ve daima kaosa sürükleniriz. Burada insanın kendisi de zaten kaosu daha çok sever. Distopya okuyanlar bilir.

    Ee şimdi de şöyle bir olay dönmeye başladı. Rukiye Hanım 2 yıl uğraşarak bi' kitap yazmış. Sonra da Oğuz sağ olsun burada iletiler paylaşarak alınmasını, desteklenmesini sağladı. Ama benim kafama takılan nokta şu oldu.

    Burada ağır ithamlara maruz kalabilirim (kalpsiz, ruhsuz gibi...) ama fikirlerimi özgürce savunmak istiyorum. Herhangi bir kitabı ki buradaki çoğu okur bu kitaptan edebi bir haz almak ister, o edebi hazzı alamayacağını bile bile neden okursun?

    X kişisi kitap yazmış ve hadi ona destek olalım diye mi? Şimdi bana birisi söylesin, kitabını alıp okumak sonra da gelip buraya "Çok güzel, kesinlikle okumalısınız. Hadi herkes satın alsın." demek ne kadar mantıklı?

    Öncelikle tatmin etmeye çalıştığınız kendi ruhlarınız bunu bilin. Herhangi bir insana iyilik yapmak farklıdır, iyilik yaptım diye kötülük yapmak ise çok farklı...

    Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlara ise bu yapılıyor. İnsanlar iki yüzlüdür bunun birkaç örneğini size gösterebilirim. İsim vermeden bir örnek vermem gerekirse, kanser olan bir kadın var ve onu takip eden kesim tamamıyla güzel olduğu için takip ediyor. Çirkin bir kadına kimse yardım etmez.

    Bu kitaba da yapılan kötülük bana göre kitabı yüceltmek. Dostoyevski'nin yanında hiçbir şey bu kitap. Açık konuşmak gerekirse kitap, içinde sadece hikayeler barındırmış olsa ve de yazarı hakkında hiçbir fikir sunmasa, benim gözümde çöpten farksızdır.

    Burada inceleyeceğim 2 kısım var.
    1. kısım kitabın kendisi,üslubu... Yani kitabı kitap olarak inceleyeceğim.
    1. kısım da ise Rukiye Hanım'dan bahsedeceğim.

    Kitap oldukça amatörce yazılmış. Özellikle dikkat ederek okudum ve amatörce yazılmasının yanında yazım hataları ise yok. Sadece bir yerde buldum onu da umarım düzeltirler.
    Kitapta geçen hikayeler ise eskiler bilir, Samanyolunda çıkan dizilere, filmlere benziyor. Her olaydan hadi bir hakikat çıkaralım misali...

    Seni de Allah bu şekilde sınıyor. Test ediliyorsun, merak etme bunların karşılığını alacaksın.
    Din Felsefesinde de çokça tartışılan bu kısım Kötülük Problemi diye geçer.
    Rukiye Hanım ise bu problemi kendine göre bir çeşit dine bağlayarak çözmeye çalışmış. Buna saygı duymamın yanında da benim fikirlerimle zıtlık içerisinde olduğunu belirtmek isterim.

    Bir diğer kısım ise kitapta geçen olayların gerçek hayattan çok ama çok kopuk olması. Kitabı okuduğunuz zaman anlarsınız, kimse kitaptaki gibi diyaloglara girmiyor :D Bu bana çok komik geldi ama saygı duyarım. Kendisi insanları yeterince gözlemleyemeyecek, inceleyemeyecek durumda olduğu için...

    Gözüme çarpanlar ise şunlar oldu:
    58. Sayfada geçen konuşmada Melek adlı karakter bir diğer karaktere "zaten yarı çıplaksın" diyor. Burayı sevmedim.

    119. sayfada ise Ömer adlı karakter,ki benim de adım Ömer, "Ben de bir engelli adayıyım." diyor. Bu söz çok ama çok önemli. Kitabı okuduğunuz zaman anlayacaksınız ki aslında her insan bir "engelli adayı". Bir gün bizim de kaza yapmayacağımız ne malum?

    141. sayfada da Rukiye Hanım şöyle bir yorum yapmış Facebook'ta: "Benim ilk hedefim örnek alınmaktı." Bu kısım çok ama çok önemli neden mi?

    2 Kısımdan bahsedeceğim demiştim ya hani, o 2. kısım bu işte. Örnek alınmak.
    Birisi çıkıp bir kitap yazmış. Çok güzel! Kendisi %99 engelli birisi ve herkesin de gördüğü gibi ya da yaptığı, kendisine yardım amaçlı kitabı alalım ve okuyalım. Sonra da durmadan övelim.
    Bu değil olay! Yukarıda da dediğim gibi kitap oldukça amatör! Ve ben bu kitaba neden 10 puan verdim?

    Rukiye Hanım'ın 141. sayfada söylediklerinden dolayı... Örnek alınması gereken bir kişi o çünkü!

    Burada zaten diğer arkadaşlar hikayesini bolca yazmışlar incelemelerinde, ben ise bu kısmı pas geçerek şunları söylemek istiyorum. Bu kitabı okuyun! Neden mi?

    Rukiye Türeyen sizlere de örnek olsun. Kalkıp kitap yazmış, bu kitapta anlattıkları ise kendi gözünden, kendi tecrübelerinden... Aslında bulunmaz bir nimet!

    Hani hastalandığınız zaman anlarsınız ya kıymetini sağlığınızın... İşte hayatınızın da kıymetini anlamanız için, topluma ve kendinize faydalı bir birey olmanız için, hayat kalitenizi artırabilmek için okumalısınız bu kitabı.

    Çok konuştum, linç de yiyeceğim büyük ihtimal ama umrumda değil.

    Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
  • ~Yeraltından Notlar |Dostoyevski~
    〰️Bir Hayal ürünü eser olduğu belirtilse de ben nedense Dostoyevski’nin kendini anlattığı hissiyle okudum. Kitap, isimsiz kahramanın sade ama karanlık düşünceleri ile başlıyor.Kafası karışık bir adamın kendi iç savaşını, kendi ağzından, kendi gelgitleriyle müthiş bir şekilde akıcı tempoyla anlatıyor.
    〰️İki bölümden oluşuyor. 1.Bölüm; 'yeraltı' 2. Bölüm ise 'notlar' ilk kısımda insanoğlunun derin karakteristik ve psikolojik analizi yer alıyor. Dostoyevski, yaratıcı monologları ile bıraktığı her soru işaretini başka bir soru işaretiyle çözüyor. Geçmişten beri süregelen deterministik ilişkiyi kafa karıştırmadan tanımlamış. Soru soruyu doğurmuş ve cevap da bir sonraki soru içersinde sessizce kaybolup gitmiş. İnsanoğluna ait en büyük özellik olan nankörlüğü anlatmış. Çok fazla bilmenin işe yaramadığını, gelişmişliğin en büyük tembellikleri doğuracağını acımasız bir şekilde göstermiştir.
    İkinci kısımda ise ilk bölümde yaptığı insanoğlu felsefesine örnek olacak nitelikte bir öyküye yer vermiş. Kahramanın anlık düşünce değişimlerini, olaylar karşısında gösterdiği dengesiz davranışlarını, gururunu korumak isterken sergilediği tutarsız karakter biçimlerini, çok bildiğini ve kimse gibi olmadığını düşündüğü halde ezikliğe boyun eğdiği geri dönüşü olmayan durumlarını ve buna benzer bir çok insani anları analiz etmiş. İlk bölümde bahsettiği nankörlük duygusunun verdiği acıyı en derinden hissettirerek sonlandırıyor.〰️
    Kitaptan alıntılar;
    Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.
    Tembellik, bütün kusurların anasıdır.
    Ama burada gereksiz bir soru soruyordum kendime: "Hangisi daha iyidir,kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acılar mı? Evet,hangisi daha iyidir?”
    İnsan ise gelgeç gönüllü, bir dalda durmayan bir yaratıktır.Belki de satranç oyuncuları gibi amaca ulaşmayı değil, amaca giden yolu severler.
    Bazı kimseler çocuğu yük sayar, kim demiş bunu? Çocuk dünyanın en büyük saadetidir.
    Hangi erkek, kucağında evladını tutan karısına karşı kalbinde kötülük besleyebilir!
  • Doğrusunu isterseniz geceleri gün ağrana kadar uyumuyorum. 1 yıldır öyle.Bütün gece masanın yanındaki koltukta oturuyorum .Hiçbir şey yapmıyorum.
  • Ben insanları seviyorum diyordu.Öyleyken kendime şaşırıp kalıyorum.insanliğı bütün olarak ne kadar seviyorsam, tek tek insanlar olarak o kadar seviyorum.Bazen hayal kurarken , insanlık uğruna katlanacağım fedakarlıklar konusunda ateşli isteklere kapılırım; hemde belki günün birinde gerekirse kendimi feda edebileceğimi düşünürüm.Ama hiç bir insanla aynı odada iki gün bile kalamam.
    Dostoyevski
    Sayfa 124 - Yordam edebiyat
  • Kendine yalan söyleyen , kendi yalanlarını dinleye dinleye onlara gerçek diye inanan bir insan ,artık kendi içinde ,çevresinde asıl gerçeği fark edemiyecek hale gelir.
    O zaman hem kendine hemde başkalarına karşı saygısını kaybeder.
    Dostoyevski
    Sayfa 102 - Yordam edebiyat