• 283 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitap benim için iki türlü önem taşıyor. Biri Puşkin'in, modern Rus edebiyatının kurucusunun, “ulusal şair”inin kaleminden çıkmış olması bir diğeri de elbette Aralık'tan beri yürüttüğümüz etkinlik ("Sabahattin Ali'nin Kayıp Kitaplarının İzinde" #34700268 ) yani kitabın Sabahattin Ali‘nin ölmeden önce yanında taşıdığı iki kitaptan biri olmasıydı.

    Öncelikle Sabahattin Ali'nin edebiyatımızda muhteşem bir yerinin olmasının yanı sıra onu anlamak, ona yaklaşmak adına hem kamp ekibi olarak hem de kendi şahsi araştırmalarımla her geçen gün farklı şeyler okuyor ve öğreniyorum. Bu etkinlik sonunda da kendimce bazı fikirler geldi aklıma. Mesela neden bu iki kitap vardı Sabahattin Ali’nin çantasında: Yevgeniy Onegin ve Modeste Mignon .

    İki kitabı da okumuş biri olarak, biri edebiyatın tanrısı Balzac diğeri Rus edebiyatının kurucusu Puşkin. İkisi de aynı yıl hatta neredeyse aynı gün doğmuşlar. Yani o zamanın şartlarında birbirlerinden haberlerinin olması çok da mümkün değil gibi. Ama ikisinin de bu kitapta o kadar çok ortaklıkları var ki. İkisinde de toplumsal sınıflara eleştiriler, kadınların eline, tercihine, aşkına, insafına bırakılmış şairler, okumuş güçlü kadınlar, toplumsal yapıyı değiştirmeye çalışanlar... Sonra düşünüyorum Sabahattin Ali bu iki kitabı boşuna seçmiş, öylesine seçmiş olabilir mi? Bence kesinlikle hayır. Bu benzerlikleri göz ardı etmeyecek zekada bir adamdı. Belki de çıkış noktası olarak bu iki kitabı kullanacak ve enfes bir roman daha yazacaktı.
    Ama işte ülkemiz...

    Etkinliğimiz sürerken kitabı okuma listesine alan 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu 'na ayrı teşekkür etmem lazım bence. Çünkü benim bu etkinliği yapma amacım zaten bu okunmayan kitapları konuşma ihtiyacıydı. İhtiyacım fazlasıyla karşılandı tekrar teşekkürler. Öyle güzel oldu ki hem Sabahattin Ali'nin hem de Puşkin'in ruhuna değsin.

    Yevgeni Onegin'i daha önce okuduğum yine bir Puşkin kitabından, Bakır Atlı 'dan öğrenmiştim. Orda da muhteşem Puşkin şiirleri var, ama bu kitap dünyada şiirsel romanın ilk örneği. Peki bu kitap bir aşk romanı mı? Kusura bakmayın aptallar için öyle olabilir ama Anna Karenina ne kadar aşk romanıysa Yevgeni Onegin de o kadar aşk romanı.
    Puşkin sürgünde iken yazıyor bu şiir - romanı. Yani onu tam da toplumsal meselelerden uzak tutmaya çalışanlara dahiyane bir karşılık değil mi? O kadar çok şey söylemiş o kadar çok şey ima etmiş ki... Ama büyük başlar o kadar küçük beyinli oluyor ki içindekini anlayabilene rastlanmadı.

    Kitapta en etkilendiğim yerlerden biri coğrafya değişse de kadınların kaderinin yüzyıllarca değişmediğini görmemdi. Fikri alınmadan küçük yaşta kızların evlendirilmesi, tercihine bir şey bırakılmaması, evden çıkarılmaması, ikinci sınıf insan muamelesi görmesi... Puşkin bu algıyı bu kitapta yıkıyor, o döneme göre öylesine büyük bir adım ki bu, o yüzden de büyük işte. Kadın okuyor, düşünüyor, sağlam duruşla, cesaretle konuşuyor hareket ediyor ve reddediyor. O yüzden şu noktada Dostoyevski'ye katılmamak olanaksız:
    "Puşkin bize gelecekten haber getiren peygamberimizdir."
    Hatta Yevgeni Onegin kitabının ismi "Tatyana" olmalıydı, diyebiliriz ki o zamandan beri edebiyatımızda Rus kadınını böylesine olumlu, böylesine güzel görmedik de diyor, kesinlikle haklı.

    Biliyor musunuz Rusya'da kadınlar Tatyana'nın Yevgeni'ye mektubunu "güçlü kadınlar" ın cesaretini anlatma amacıyla kullanırlarmış, bir örneğini de koyayım;
    https://www.youtube.com/...7rr69E7pu9s&t=5s

    Onegin'in kişisel özellikleri, insanlarla olan ilişkileri, hayat tarzı üzerinden müthiş bir aristokrasi eleştirisi var. Onegin aslında her şeyden parça parça bilen ama aslında içi bomboş, kendini iyi satabilen, her şeyi tüketen,insanlara küçümseyerek bakan sevgisiz bir adam, o dönemde işaret ettiği bu adamlar kim ola ki... Bir yapıtı yazarından bağımsız düşünmek mümkün mü? Bence kesinlikle değil. Onegin'in iyi arkadaşı şair, duygusal, iyi niyetli, alçakgönüllü Lenskiy de aslında Puşkin'in ta kendisi işte. Belki bilerek bilmeyerek kendi sonunu bile Lenskiy'de yazmış Puşkin. Anlamsız bir gelenek "düello" da cabası.
    Lenskiy'in ölmesi de bence kitaptaki "iyi"nin ölmesi demek. Yani bu toplumsal şartlarla, baskılarla "iyi" olan yaşayamaz, içindeki iyi de böylece ölüyor. Yani dünya iyilerin yaşayacağı bir yer değil.

    Yevgeni Onegin üzerine yıllarca bir çok film, opera, bale, tiyatro yazılmış, nasıl yazılmasın. Bunlardan en etkileyici olanlardan biri ünlü besteci Çaykovski'nin çok etkilenerek -ki kendini Yevgeni Onegin ile eşleştirmiş buna benzer bir hayatı var- yazdığı senfonisidir. Dinlemek isteyen olursa küçük bir parça;
    https://www.youtube.com/watch?v=Cz7JREul22g

    Not: Ben hayıflanırken bu kitaplarla ilgili hiçbir bilgi yok diye, "etkinliğini yap da okuyak" diyerek beynimi açan canıms arkadaşım Li-3 ' e sevgiler, teşekkürler.
  • Merhaba arkadaşlar,
    samimi olduğum kitap dostlarıyla birlikte yaptığımız bir etkinliği sizler için de faydalı olabilir diye paylaşmak istiyorum.
    Etkinliğimizin ismi "kitap günü", nasıl altın günü vb etkinlikler yapılıyorsa biz de bunu kitaplar üzerinde uyguladık. 14 kişilik arkadaş grubumuzu süre bakımından uzun olmaması için iki parçaya bölerek 7 ay süren güzel bir etkinlik yaptık. Kolaylık olması açısından kitapyurdu fiyatını baz alarak 25 tl'lik bir sınır belirledik (İki üç tl esneme payı olabiliyor tabi). Örnek tablo:

    http://i.hizliresim.com/VDJJ8y.png

    Sonrasında herkes çekiliş sırasına göre listesini yayımladı ve kişiler listeden seçim yaparak kitapları temin edip o kişiye gönderdi. Düşünsenize, büyük bir merakla okuma listesine aldığınız kitaplar bizzat dostlarınız aracılığıyla sizin kütüphanenize katılıyor ve geriye güzel bir hatıra kalıyor. Kitapların yanında gelen hediyeler, notlar ve hatta mektuplar da cabası. :)

    Ben listemi oluştururken 1k'dan değerli okurların tavsiyelerini de göz önünde bulundurdum. Mesela Mübarek Toprak /mehmet temiz hocamın, Gösteri Toplumu / Zehraca'nın (çok ilgi çekici bir incelemesi vardı ama kaldırmış sanırım:/), Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski / Hercaiokumalar /Ayşe'ın Karanlığın Yüreği / Tuco Herrera'un sayesinde listeme eklendi. Bu vesileyle de bu şekilde bize katkıda bulunan tüm okurlara teşekkür ederim.

    Sağolsun arkadaşlarım liste kitapların yanına fazladan kitaplar da ekleyerek mutluluk veren bu güzel görüntüyü ortaya çıkardılar. Öyle ki hediye gelen kitaplarım listede bulunan kitapların sayısını geçti. :)

    http://i.hizliresim.com/Z3yyzo.jpg

    Bu vesileyle onlar da tekrar teşekkür ediyorum. En başta da dediğim gibi belki farkındalık oluşur diye sizlerle de bu mutluluğumu paylaşmak istedim.

    Hepinize keyifli okumalar dilerim. :)
  • 152 syf.
    ·3 günde·7/10
    Hüznün Şairi Ahmet Erhan

    Öncelikle etkinliği düzenleyen ve bu güzel kitabı PDF olarak bana hediye eden DUA ve https://1000kitap.com/H_ibrahim arkadaşımıza teşekkür ederim. Bunu unutmayacağım :)
    İkinci teşekkürüm ise, inceleme ve alıntılarıyla bende Ahmet Erhan merakı uyandıran Mete Özgür'e hüznün şairini benimle tanıştırdığı için.

    Şiir okumayı kolay sanırdım Öteki Şiirler'i okuyana dek. Şiirleri öyle alelade okur geçerdim.Dizelerin içinde durup düşündürecek sözler arardım. Ama Ahmet Erhan şiirlerinde durum hiç de öyle olmadı.Bazı dizeleri defalarca okudum. Hüznü her sözcüğünde hissettirmiş şair."Ne yaşamış böyle dedim ?" Sonra hayat hikayesini öğrenip tekrar okudum.Hayat hikayesinden sonra daha anlamlı geldi şiirleri.Ama nereden baksan hüzün vardı tepeden tırnağa.Özleminde de, acısında da, sevgisinde de... Topladım çıkardım Atilla İlhan'ın dediği gibi elde hüzün kaldı.


    Adını anımsayamasam da sözleri tanıdıktı Ahmet Erhan'ın.Sanki defalarca duymuştum, yaşamıştım o şiirleri. Ben biliyordum bu hüznü, anneye babaya olan bu özlemi.

    İnternette araştırma yaptıktan sonra yanılmadığımı anladım. Meğer yıllarca dinlediğim şarkılarda varmış Ahmet Erhan. Ahmet Kaya'nın çok sevdiğim "Bugün de Ölmedim Anne" şarkısındaki şiir ona aitmiş.80 döneminde her gün ölen isimsiz gençlere yazılan ve tüyleri diken diken eden o muhteşem şiir için bile sevebilirdim Ahmet Erhan'ı.

    "Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
    Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
    Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
    Bu gün de ölmedim anne."

    https://youtu.be/S5xhwYVkh_4

    Selda Bağcan'ın "Oğul" şarkısı.

    "Anne ben geldim, ağdaki balık,
    Bardaktaki su kadar umarsızım,
    Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın."

    https://youtu.be/21VtK7cQI48

    BABASI
    Şairimizin asıl adı Erhan Bozkurt.Ahmet, babasının adı. O kadar çok seviyor ki babasını, o öldükten sonra Ahmet'i adının başına koyuyor.
    Belki de hayatına en çok babası dokunduğu için bu kadar seviyor.Edebiyata olan ilgisi de babasıyla başlıyor.Kendisi küçükken, babasının gözleri iyi görmediği için ona kitaplar okumuş.Dostoyevski'nin o kalın romanlarını yüksek sesle okurmuş. Sonra birgün babasını, gazetedeki küçük puntolu haberi okurken yakaladıktan sonra
    gerçeği farketmiş.Meğer babası okuma alışkanlığı kazansın diye böyle bir yalana başvurmuş.

    Babası genç yaşta(51) ölünce her şeyi alt üst olur Ahmet Erhan'ın. Bu olaydan sonra alkole başlar. Alkolle birlikte şiirlerindeki hüzün artar. Nasıl ki bir afyon insanın fiziki acılarını bastırırsa, O da alkolle duygusal acılarını bastırmaya çalışmış.

    ANNESİ
    "Niye doğurdun anne beni"
    Annesine karşı daha sitemkardır. Bir şekilde hayattaki yenilgilerini, mutsuzluğunu doğumuna bağlar. Ardından annesinin ölümü de yaralar şairi. Artık dizlerine başını koyacağı bir annesi yoktur.
    "Dizlerin duruyor mu başımı koyacak,
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın."

    SEVDİKLERİ
    Çok da güzel insanlar sevmiş Ahmet Erhan.Nazım Hikmet'i, Turgut Uyar'ı ve arkadaşı Behçet Aysan'ı.Behçet Aysan Madımakta katledildiğinde bir kez daha yenilmiş hayata.

    "Ben bu kadar yenilgiyi haketmedim."

    Yenilginin en çok yakıştığı şair Ahmet Erhan'la buluşmam diğer kitaplarıyla da devam edecek.Teşekkür ederim okuduğunuz için.
  • Merhabalar Efendim...!!!

    Hava kapalı ve yağmurlu.. Siz izinli olanlar.. Keyfini sürün bu havanın.. Biz işe giderken sizler için fotoğrafladık bu güzel yağmur damlalarını.. https://ibb.co/dPXVm7

    Sabah ilk kahvemizi demledik ve keyifle içtik.. Kahveleri tazeleyin..! {Ç News} Yayında....!!

    Yarından itibaren Film önerilerimize de başlıyoruz. Hergün bir yerli, bir yabancı olmak üzere iki film önerisi yapacağız..

    Bugüne de bir Test bırakıyoruz... Türk Edebiyatında İlkler..! Haberler kısmından teste ulaşabilirsiniz.. Sonuçları yoruma bırakmayı unutmayın.. :)

    Günün Sözü:

    "Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi yapan ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir."

    ~ Nikolay Gogol

    Şimdi; Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
    Hazırsanız, haydi başlayalım....!

    Yüzüklerin Efendisi Neredeyse Tarantino Yönetmenliğinde Tek Film Olacakmış! Tarantino'yu severim ama iyi ki de olmamış :))) Tanrım bol kanlı bir Yüzüklerin Efendisi izlerdik..!! :))
     https://kayiprihtim.com/...-film-olacakmis/amp/

    Türk Edebiyatında İlkler Testine hazır mısınız? Zor kadar hakimsiniz edebiyatımıza.. Yorumlara sonuçları bırakın da beraber görelim... :))

    http://www.neokuyorum.org/turk-edebiyatinda-ilkler/

    MevzuEdebiyat ekibi kitap eleştirisi hazırlamış. Bu ay seçtikleri kitap ise Italo Calvino 'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabı. Güzel bir eleştiri/inceleme yazısı olmuş.. Buyrunuz;
     http://www.mevzuedebiyat.com/...liskin-okuma-cabasi/

    Haberlerimiz bitti... Şimdi sıra günün incelemelerinde;

    Necip G. 'nın ->> #26352258

    İbrahim (Sisifos) 'in ->> #26849803

    DUA 'nın ->> #27954320

     "Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

    İncelemerimiz bitti. Şimdi sırada günün Alıntılarında;

    Fox Mulder 'un bugün için seçtiği üç alıntı;

    ~

    "Ne kadar arsız, ne kadar açgözlü herkes!"

    Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski  #29432678

    ~

    "Ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum..."

    Felsefenin Kısa Tarihi, Nigel Warburton #29432596

    ~

    "Ama insan beyni korkunç bir makine. Biz hâlâ bu makinenin sırlarına vakıf değiliz. Genellemeler yaparak çalışma yöntemini anlamaya uğraşıyoruz. Hastalıkları, sapmaları, davranış bozukluklarını böyle ortaya çıkarıyoruz. Ama adı üstünde genelleme, arada birçok istisna olay bulunabilir."

    Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit  #28890303

    ~

    "Alıntıların sonlarında ki linklere giderek, asıl alıntı sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Desteği ve emeği için Fox Mulder'a Teşekkürlerimizle.."

    Günün Şarkılarını İliştirelim;

    Taze Taze Fade To Black Performansı;
    https://youtu.be/kE9LsLnkwx0

    https://youtu.be/C45Bn0PzFEM (Rob 'un ses biraz bozulmuş ama olsun..)
    (Bu Cover Yarına Hazırlık İçindir...)

    Yarın Cover Etkinliği yapacağız...! Hazır olun...!!!

    Birlikteliğimizin bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız... Yarın görüşmek dileğiyle...!!

    Keyfiniz eksik olmasın..

    Hergün;
    Üç Haber, Üç İnceleme, ve Üç Alıntı ile sizlerleyiz...

    Yeni olarak Her Gün Yerli ve Yabancı olmak üzere iki Film önerisi paylaşacağız.. Yayınımızın içeriği her geçen gün büyüyor.. Sizlerin sayesinde keyifle paylaşımlar yapmaya devam edeceğiz...!

    Sağlıcakla kalın....!

    {Ç News}
  • 187 syf.
    Bir Varmış Bir Yokmuş, Evvel Zaman İçinde Dostoyevski Diye Bir Yazar Varmış. Ne Sihir Yapabilirmiş, Ne de Büyü. Tek Yaptığı Kitap Yazmakmış. Ama Bilmediği Bir Şey Varmış, Kitaplarının Büyüsü Yüzyıllarca Sürecekmiş... Keşke Bilseydim Demiş. Bilseydim Daha Çok Kitap Yazardım....

    Evvvvet yeni bir kitap demek yeni bir inceleme demektir:) Aranızda Dosto yu sevmeyen var mı bilmiyorum ama bana sorarsanız ben bu adamı her okuduğumda âşık oluyorum. Dostoyevski demek muhteşem betimleme demektir. Dostoyevski demek yeraltının derinliklerine inmek demektir. Ve Dosto demek, Rus Edebiyatı demektir. Net!! Kitaptan bahsetmeden önce;

    Dostoyevski deyince ilk başta korkardım. Çünkü ağır kitaplarını okumaya çalışmış, yapamamıştım. Kara kara düşünürken, Sitemizin Dostoyevski etkinliği kralı Quidam un etkinliği sayesinde kurtuldum bu düşüncelerimden ve Dosto ile olan ilişkimize (merak etmeyin efendim romantik bir ilişki değil:)) kaldığımız yerden devam etme kararı aldık. O da yalvarıyordu zaten Sherlock beni ne zaman okuyacaksın diye:) Sonunda dilindeki tüyler bitmeden doğru kitaplarla okumaya başladım Dostoyu ve hızlı bir şekilde ilerledim. (Şu ana kadar Dosto okuma liste sıram şöyle; 1-Suç ve Ceza (tam 3 kez yarım bıraktım. Hala bitirebilmiş değilim:))) 2-İnsancıklar 3-Öteki 4-Mektuplar 5-Kumarbaz) Bu şekilde ilerleyince Dostoyla olan ilişkim bir raya oturuverdi. Bunun için minnettarım sana Quicik:) Sen ve etkinliğin olmasaydı okumayı otuz yaşıma kadar erteleyebilirdim:)

    Sevgili Harun Inan a da teşekkürümü borç bilirim çünkü okuyacağım sıradaki Dosto kitaplarım için de o bana yardım ediyor.Sayesinde şimdiki okuyacağım kitabıma da karar verdim: Yeraltından Notlar...


    Bu kitabında farklı bir Dosto gördüm. Komik, espritüel ve sade bir dil kullanmıştı. Komik?? dediğinizi duyar gibiyim. Evet o kadar komik konuşmalar vardı ki gülmekten yerlere yattım diyebilirim. Özellikle de büyükanneye bayıldım:)) Şimdi siz işe Fransız kalmış olabilirsiniz. Merak etmeyin hemen açıklıyorum:

    Spoiler


    Spoiler dediğime bakma yahu, çok da spoi vermiycem:) sadece ufacık dedikodu yapıcaz senle. Kimin dedikodusu mu? Büyükannenin:)) Başkahramanımız, iflah olabilen bir kumarbaz. Evet iflah olabilen dedim çünkü, sevdiği kızı memnun edebilmek için kumar oynuyor. Sevdiği kız da zengin bir büyükanneye sahip.Madem zengin bir aileye sahip neden bir erkek kumar oynayıp parayı ona götürüyor? Çünkü insan iflah olmaz bir aşık olabiliyor!!! Eveet ne diyorduk? Büyükanne baya zengin. Ama yetmişini devirmiş. Haliyle insanlar artık ölüp mirasına konmak için gün saymaya başlıyorlar. Ne zaman ölecek, ne zaman ölecek diye beklerken... Büyükannemiz çıkageliyor. Hem de ne geliş. Diyaloglar havada uçuşuyor:D Gülmemek için beton kalpli olmak gerekiyor.

    Spoiler bitti

    Ben kitapta alışılmışın dışında bir dosto gördüm. Bu dostoyu da sevdim. Rusyanın devi lakabını hak ediyor bu Adam. Bence her okurun okuması gereken bir yazar. Kitapları kadar hayatı da bi o kadar heyecan, aksiyonla dolu. Kesinlikle bu kitabı erteleme https://1000kitap.com/Hayalperestcik Kütüphanende varsa mutlaka oku diyebileceğim bir kitaptı.

    Herkese bol kumarlı günler:))))
  • 187 syf.
    ·8 günde
    Kumardaki tehlikelere karşı bedava bir sigorta vardır: hiç oynamamak.
    Kumar! Tdk'ya göre manası "ortaya para koyarak oynanan talih oyunu", bizim aklımıza genellikle iskambil kağıdı ya da zar gelir kumar denildiğinde. Ama bence kumar bunlarla sınırlı değildir, aslında kırmızı ışıkta karşıya geçmekte bir kumardır, rizikosu düşük ya da yüksek masaya hayatımızı koyarız orda da, yani hayattta bir nevi kumar gibidir. Kumar bir hastalık mı? Evet kesinlikle bir hastalık, Necip Fazıl'ın deyimiyle ilacı olmayan hastalık ve en büyük bağımlılıklardan biri.
    Neyse kitaba geçelim; ben Suç ve Ceza dışında hiç Dostoyevski okumamıştım. Dostoyevski okuma etkinliği vesilesiyle okudum bu kitaba. Beni bu kitaba çeken de tabiki ismi ve konusu. Dostoyevski biraz da zamanı kısıtlı olduğundan belki de konu sıkıntısı yaşamamak için kendi hayatından kopya çekmiş biraz. Kendisinden çok şey kattığı romanın baş karakteri Aleksi İvanoviç'in kumar tutkusu, aşkı ve hayatını nasıl kumara adadığı-yatırdığını okuyoruz. Dosto bu kitapta özeleştiri yaptığı gibi aslında kumara başlangıç nedenini de romanda anlattığı için bir nevi özsavunma da içeriyor. Roman kurgu olarak idare eder ama yan karakterler beni çok tatmin etmedi. Ama yine de bütüne bakarsak hayatta olduğu gibi kumarda da aç gözlülüğün ve hırsın zararlarının anlatıldığı güzel bir kitap diyebiliriz.
  • 118 syf.
    ·7 günde·Beğendi
    #28130221 (DOSTOYEVSKİ ETKİNLİĞİ KAPSAMINDA)

    Dostoyevski derseniz kendisine yabancıydım. Quidam ın etkinlik kapsamında paylaşımları ve diğer katılımcıların paylaştıkları ile tanıdım onu. (Aslında galiba hala tanıdığımı sanarak kendimi kandırıyorum. Hatta ben aslında kendimi de tanımıyorum sanırım. Bu Dostoyevski etkisi, benim içimde tanıdıklarımdan fazlası olduğuna inandırdı.)

    Dostoyevski görünce aklıma lisede bir türlü Suç ve Ceza okuyamayışım geldi önce. Bu ilk girişim 14-15 yaşlarımda ergen bir havayla bölünmüştü. Ve öyle kaldı. Kitabın kapağını kaldırmaya cesaret edemedim. O klasiklerdeki havalar boğardı ruhumu. (Dostoyevski diyor ki, klasik mi dedin sen ban. "Hayalperest ergen seni.") Yazın mutlaka okunması gerek listelerinden birinde Yeraltından Notlar'a rast gelmiştim. Kardeşimin dolabında bana gülümseyen kitabı okuyup, bir gece vakti sessizce yerine bıraktım. Beni geren, kızdıran aptalmısın be adam dediğim bir kitapla bırakan Dostoyevski, kardeşimin yatağının kenarına oturup sırıtıyordu bana. Sonra işte ilk okuduğum kitap Yeraltından Notlar. Aaa ben kitabı okudum diyerek geziyordum ortalıkta.

    Buraya Tolstoy etkinliğinden gelmiştim. Onun verdiği ahenkli ve sarsıcı dünyadan sonra büyük bir iştahla başladım. Suç ve Ceza kahkaha attı listeden bana. "Beni okuyacaksın naber?" dedi. Direndim...İşte diplomalı işsiz halleri, Atatürk Üniversitesi'nin kütüphanesinde okuma imkanım var diye daldım Rus Edebiyatı raflarına. Beyaz Geceler orada duruyor sakin sakin. Yayınevlerine karşı da seçiciliğim var. Baktım İletişim Yayınları. Aldım hemen. Ve başladım.

    Ne anlatıyorum ben ya? Okuduğum incelemelere özeniyorum. Ama olmuyor. Beyaz Geceler'i inceleyecektim ben. Neyse asıl meselemize geleyim. Kitapta dört günlük bir hikâye anlatılmış. Bu cümle ne kadar basit gözükse de, o dört gün dört yılın, dört asırın hikâyesi olabilir. (Şuan yine evdeyim. Bu sefer kardeşimin yatağında ben uyuyorum. Ayak ucumda oturan Dostoyevski cümle kuramayışıma kahkaha atıyor. Suç ve Ceza kitaplıktan göz belertiyor. "Beni okuyacaksın, Beyaz Gecelerle geçiştiremezsin" diyor.Neyse gene dağıttım ben.)

    Genel kanıya göre Dostoyevski Beyaz Geceler konusunu özellikle seçti. Hikayenin geçtiği Sankt. Petersburg Puşkin ve Dostoyevski'nin yaşadığı Çarlık Rusya'nın başkentidir. Doğduğu şehri kitaplarında geçirmesi Dostoyevskinin gerçeklerini yüzümüze vuruyor. UNESCO dünya mirası arasında sayılan bu şehirde Mayıs ve Temmuz ayları arasında bir olay yaşanıyor ve bunlara beyaz geceler deniyor. Güneş 18 saatten fazla ortaya çıkıyor ve gece neredeyse yaşanmıyor. Gece vakti aydınlık beyaz bir gökyüzü ortaya çıkıyor. Sadece hayallerde yer alacak gibi gözüken bu olay coğrafi konumdan dolayı oluyor. Doğduğu şehirde, yalnızlıktan bir hayalpereste dönüşen öykücünün, hayallerdeki gibi bir tablo olan beyaz gecelerde, karşısına çıkan Nastenka denen kızla yaşadığı hayal gibi aşkı anlatması nasıl bir kurgudur siz düşünün.

    Düşünüyorum da, (Dostoyevski hala ayak ucumda "sen düşündüğünü mü sanıyorsun" diyor.) yani ya yalnızsak...Ya sevdalarımız beyaz bir gecedeki hayal tadında anlardan ibaretse...Ziraa sen vardın, ve sen yoksun... Ey sevda dediğim, ben yalnızım. Kendi hayatımın öykücüsü olarak bugün burada yalnız olarak ölmekten korkuyorum...Hay aksi, siz hala burada mıydınız? Bende gittiniz sandım, kendimle konuşuyordum. Beyaz geceleriniz sonsuz olsun efenim.