İlber Ortaylı hocamızı çok severim.
Akademik bilgi birikimine hayranlık duyar, konuşmalarını dinlemekten zevk alırım.
İş hocamızın kitaplarına geldiğinde aynı heyecanı duyduğumu söyleyemeyeceğim. Çünkü kitaplarını okurken genel olarak hissettiğim bir sorun var.
Bu kitapta da o aynı sorunu hissettim.
Bu sorunun ne olduğunu açıklayayım.
Hocanın bir konudan bahsederken alakasız başka bir konuyla dikkatinizi dağıtması.
Yani "Osmanlı'da mutfak kültürü" başlığındaki bir kısmın içeriğinde İstanbul yangınlarının şehire verdiği zarardan bahsetmek ne alâkadır hocam? Hiçbir şekilde aktarılan konuyla bir bağı olmayan müstakil bir paragraf olarak bunun yanlış yerde yanlış şekilde kitapta kullanılmış olmasına kesinlikle bir anlam veremedim.
Bunun gibi örnekler birçok başlıkta bolca mevcut ne yazık ki. Bir konu başlığının ne olduğunu başlık bitmeden unutuyorsunuz. Çünkü konu çok dağılıyor.
Başlık demişken kitabın genel yapısından da bahsedeyim...
Hoca Osmanlı kültürüne ait bazı konuları kısa başlıklar halinde ders anlatır veya sohbet eder gibi akıcı bir dille ele almış. Her başlık birbirinden bağımsız bir konuyu fazla detaya girmeden ortaya koyuyor.
Bu anlatıda ilginç anekdotlar ve hoş detaylara rastlayacaksınız.
Kitabın içeriğine genel olarak bakacak olursak Osmanlı'yı "yeniden keşfetmiş" gibi hissetmedim kitabı okuduktan sonra.
Tabi alanı tarih olan biri olarak yapıyorum bu yorumu. Tarihe olan merakı daha yüzeysel olan okurların bu kitabı sevmesi muhtemel.
Tarihçiler ve tarihe derin bir ilgi duyan bizler için ise çerezlik bir kitap.