Bir kitapçıdayken “Uçurtma avcısı”nı elime aldığımda arkadan biri bana seslendi, bir amca bu kitabı okumadıysan mutlaka okumanı öneririm, en çok seveceğin kitaplardan biri olacak dedi. Ve hayatının bir kaç yılını Afganistanda yaşamış, kitapta geçen caniliklerin bizzat şahidi olduğundan bahsetmişti.
Kitabı okurken içim sızladı... Çok duygulandım, gün boyu hiç aklımdan çıkaramadım, hazm edemedim olup bitenleri.
Emire çok kızdım, bizi bu kadar çok seven, yaşamlarını bize adayan, bize karşı bu kadar sadakatli olan insanlara nasıl olur da bu kadar kolaylıkla ihanet ede biliyoruz? diye düşündüm…
Peki Hasan’ın o yüreği? Nasıl güzel bir adamdın sen Hasan, her şeyin en güzelini asıl hak eden sendin…
Babanın yaptıklarını okuyunca inanamadım, Aliye nasil böyle bişey yapmış ola bilirdi?? Tam da Emirin babası dedim içimden, tıpkı Emirin de söylediği gibi: ‘Babasina bak, oğlunu al.’
Canım Sohrab, yaşamı boyunca ne canilikler görmüş, neler yaşamıştı küçücük çoçuk. Amerikadakı hayatı çok güzel olsun, geçmişde yaşadıklarından tamamen arınsın, yeni bir hayata, yeni bir sayfaya başlasın istedim. Belki de ‘yarı tebessüm’ bunun habercisiydi…
Ve evet kitapçıda karşılaştığım amca haklı çıktı, artık en sevdiğim kitaplardan biri sensin: “Uçurtma avcısı”.