Spoiler içerir!
Bulduğum bütün boşluklarda okuyarak 4 günde tamamladığım kitabın etkisinden ne zaman çıkarım bilmem ama sıcağı sıcağına yazmak istedim. Kitap uzun olmasına rağmen öylesine akıcı ki, biraz daha okuyup bırakırım diye diye bi bakıyosunuz 100 sayfa okumuşsunuz bile.
Kitabı okurken kendinizi olayların içinde, Martin’in yanında buluyosunuz. Onunla yorulup, onunla savaştığınızı hissediyosunuz. Savaşına şahit olurken, yanında olup “aferin martin, devam et” diyesiniz geliyo. Aşkına hayran olup, aşkından vaz geçişiyle gurur duyuyosunuz. Hayal kırıklığını da, mutluluğunu da içten hissediyosunuz.
Martin Eden aslında dünyanın kurbanlarından biri, başlangıçta hırsına ve azmine hayran oluyosunuz, sonra haline üzülüp bir an önce başarılı olmasını dilerken buluyosunuz kendinizi. Onu örseleyen, küçük gören insanlara sinirlenip, iyi davrananlara da şüpheyle yaklaşmaya başlıyosunuz bi yerden sonra.
Çevresini bu kadar iyi gözlemleyip, hayat hakkında böylesine düşünen insan elbet üzülecektir eninde sonunda. Bilmemek özgürlüktür diyip yola devam etmeliyiz belki de. Yine de, Martin’in savaşı; hırsıyla, vaz geçişleriyle, üzüntüsüyle, sinirlenmesiyle, yeri gelip pes etmesiyle muhakkak şahit olunması gereken bir savaş…