• 🍁"Her sabah bir melaike çağırıyor: "Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz, harab olmak için binalar yapıyorsunuz." Diyor.

    🍁Cehennem ağzını açmış bekliyor. Cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış gözlüyor.

    🍁Dünyadaki her lezzetli şeyin en a'lâsı Cennet'te bulunur.

    🍁Hased ve kıskançlıkta öyle bir muaccel ceza var ki: O hased, hased edeni yakar.

    🍁Evet bir kavun çekirdeğini halk eden zât, bilbedahe kavunu halk edendir; ondan başkası olamaz.

    🍁Evet hürmet verilir, istenilmez.

    🍁"Ey insanlar, duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?"

    🍁Zikir ve duadan maksad sevabdır ve merhamet-i İlahiyeyi celbetmektir.

    🍁Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var!

    Bediüzzaman Said Nursî
  • İman, duayı bir vesile-i kat'iye olarak iktiza ettiği ve fıtrat-ı insaniye, onu şiddetle istediği gibi; Cenab-ı Hak dahi "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" mealinde

    قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَٓاؤُكُمْ

    ferman ediyor. Hem

    اُدْعُون۪ٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ

    emrediyor.

    Eğer desen: "Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet umumîdir, her duaya cevap var ifade ediyor."

    Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tabidir. Mesela, hasta bir çocuk çağırır: "Yâ Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der, "Ne istersin?" cevap verir. Çocuk: "Şu ilacı ver bana" der. Hekim ise ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır nâzır olduğu için abdin duasına cevap verir.
  • Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?(Furkan//77)
    Eğer dersen:Birçok defa duâ ediyoruz,kâbul olmuyor.Hâlbuki;âyet umumidir;"Her duaya cevap var."ifade ediyor.
    Elcevap :Cevap vermek ayrıdıır,kâbul etmek ayrıdır.Her dua için cevap vermek var;fakat kâbul etmek ,hem aynı matlûbu vermek Cenâb Hakk'ın hikmetine tabidir.
  • Doğru İslamiyet’in doğru unsurlarından birisi dua, duanın da makbul olanı doğru duadır.
    Mucibüddaavat olan Rabbimiz, Ezeli Kelamı olan Kur’ân-ı Kerim’inde, “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?1, “Bana dua edin, size cevap vereyim”2 diye ferman buyuruyor.

    Zira, dua da bir imtihan vesilesidir ve bu dünyaya, “ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül”3 yani, gelişmeye, mükemmelleşmeye, kâmil insan olmaya geldik.

    Ancak, dualarımızı “Şunu ver, şunu nasip et!” demekten ziyade, “Ya Rabbi, hakkımızda hayırlı ise” ifadelerini kullanmalıyız. Neden?

    Çünkü, Kur’ân’da (mealen) böyle yapmamız ferman ediliyor: “Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan tiksinebilirsiniz, onu şer zannedersiniz. Ve bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu hayır zanneder, sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”4

    Olumsuz gibi görünen hadiselerde ve durumlarda bile hayır olabilir. Biz hazır zamana, kareye baktığımız için, o anda menfi gibi görünebilir. Veya, o hadise hayır gibi gözükebilir, şer olur. Hayır mı, şer mi olduğunu “Allah bilir, biz bilemeyiz.”

    Bizim hayır gördüğümüz bir iş şer, şer gördüğümüz de hayır olabilir. Yâni, hâdisenin bir ciheti, dışı fenâ ve çirkin gibi gözükse de; öbür cephesi, içi, derûnu, arkası iyilik ve güzellik olabilir.

    Delikanlının biri damdan düşmüş; bacağı kırılmış; canı fenâ halde yanmıştı. Uzun bir müddet yatağa mahkûm olur. Ziyarete gelenler;

    “Üzülme, bunda da bir hayır vardır!” diye teselli ediyordu.

    “Yâhû, bacağım kırıldı; bunun neresinde hayır vardır?” diye karşılık veriyordu.

    Bir müddet sonra seferberlik ilân edilmiş; bütün gençler çağırılmıştı. Gidenler bir daha geri dönmedi. Onun ayağı kırık olduğundan almadılar. Gidenlerin bir kısmı geriye dönmemiş, dönenlerin bir kısmı da bacağını kaybetmişti! Onları görünce:

    “Elhamdülillah, iyi ki bacağım kırılmış, bunda da büyük hayır varmış!” demiş.

    Hergün buna benzer yüzlerce hadise yaşarız veya duyarız.