• BEKLEYEN
    *
    Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara
    Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini
    Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara
    Kim baksa gözlerine görür beklediğini
    *
    Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü
    Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk
    Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü
    Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk
    *
    Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek
    Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda
    Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek
    *
    Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda
    Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan
    Bir masal kahramanı mı? Ki kalmış eski zamanlardan
    *
    ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
  • Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü
    Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk..
    Ne kadar gülsen ortada kırıldığın öyle gerçek
    Sen bir sarılarda bir yeşillerde bir morlarda
    Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek..
    Kim bilir kimdir seni bekleyen şimdi o yollarda
    Bilmediğin görmediğin kim çıkacak o zamanlardan
    Bir asil şövalye mi? ki kalmış eski zamanlardan
  • 304 syf.
    #okudumbitti
    #kitaptanıtım

    Uygunsuzlar
    Adam Braver
    FENİKS KİTAP
    Sayfa Sayısı: 304

    Aktör Eli Wallach sık sık Marilynle birlikte New Yorkta sokakta yürüdüğünü ve aniden kimsenin onu tanımadığını fark ettiğini anlatır. Ne tuhaf. New York için bile. Ama Wallach bunu Marilyne söylediğinde, Marilyn bunun hiç de tuhaf olmadığını söylemişti; Marilyn yalnızca fark edilmek istediğinde görünürdü. Marilyn, bu iddiasını kanıtlamak için Wallacha durup izlemesini söyledi. Derin bir nefes aldı, başını yana çevirdi ve kollarını serbest bıraktı. Saçlarını geriye atıp tekrar yürümeye başladı. Teninin tonu yumuşadı, kalçaları salınmaya başladı. Saçlarının sarısı sıra dışı bir parlaklığa büründü. Aralık bıraktığı dudaklarının rengi kan kırmızıya dönüştü. Ve bir animatörün elinden çıkmış gibi, tüm bedeni abartılı bir şekle girip yıldız gibi parlamaya başladı. Saniyeler içinde etrafı sarıldı. Caddenin karşı kaldırımından insanlar koşmaya başladılar. Fotoğraf makineleri ona doğruldu. Taksiler yavaşladı, yolcuları pencerelere yaslanıp dikkatle Marilyni izlediler.

    Dil akıcı, konu sürükleyici. Sizi şaşırtacak gerçeklerle karşılaşmaya hazır mısınız? Roman tadında bir yaşam öyküsü.

    https://zebramo.com/users/323273809
    https://www.instagram.com/sihirliflut/
    https://www.facebook.com/...51282/?ref=bookmarks
  • gül rengi şarabıma, kan kırmızı dudaklarının eşlik edeceği günleri bekliyorum'
  • BİR UMUT HİKÂYESİ

    Hayat işte insana ne zaman güleceği belli olmuyor. Kimi zaman ne sevinçlerle, sabırla bekledin hayat hiç ummadığın bir zamanda, umut dolu hayallerle gelmiş haberin bile olmuyor. İşte bu hikâye küçük yaşta lösemi olan Nisan’ın hayalleriyle meydana gelen umut dolu hayatın başlangıç hikâyesi…
    Nisan lösemi olduğunu öğreneli iki ay bile olmamıştı. Küçük Nisan’ın ufak bedeni bunu nasıl kaldırabilirdi ki. İki ay içinde neler yaşamıştır kim bilir.
    Adı gibi kendisi de nisan ayı kadar güzel bir kızdır. Gözleri yemyeşil bir orman misali saf ve derin, saçları altın gibi sarı ve düz, dudakları kiraz gibi kıpkırmızı, burnu küçük ve keskin, yüzü ise nisan çiçekleri açmış bir bahçe gibi göz kamaştırıcı… Ama iki aya içinde küçük Nisan’ın bu güzelliği adeta kaybolmuştu. Gözleri hüzün dolu, saçları her geçen gün daha da fazla dökülmekte ve dudaklarının rengi solmaya başlıyordu. Küçük Nisan pek neşeli, şen şakrak, hayat dolu bir kızdı oysaki iki ay içinde dışarı çıkmaz, kimseyle konuşmaz olmuştu.
    Bu ufak kızın bu hastalığı yenmesi için güçlü, moralinin yerinde olması ve neşesinin yerine gelmesi gerekti ancak bu şekilde bu hastalığı kolaylıkla yenebilirdi. Tabi bu sürede tedavileri de sürüyordu ancak bu hastalığı için yeterli değildi. Bunun için sürekli Nisan ile konuşuyorlar, iletişime geçip onu hayata döndürmeye çalışıyorlardı. Ama bunlar Nisan’ iyi gelmiyordu, her geçen gün içine daha çok kapanmaya başlamıştı.
    İşte o gün… O günün Nisan’ın hayatını değiştirteceği kimin aklına gelebilirdi ki…
    O gün Nisan odasında istirahat ederken bir ses duyuldu koridordan, Nisan merak edip koridora çıktı Bir de ne görsün Yerde kendi kendine kızıp sonra sakinleştirmeye çalışan genç bir kız. Kız kendinden en az on yaş büyük olmalıydı. Ah… büyükler işte çok değişikler… Nisan istemsizce güldü. Dört aylık tedavi sürecinde gülmeyi unutan Nisan ilk kez bu an gülmüştü. Gülmüştü çünkü tedavi sürecinde ailesinin ve doktorların davranışları ona bu kız kadar samimi ve doğal gelmemişti. Bunu gören genç kız da gülümsedi ve Nisan ile tanışmak ve onunla arkadaş olmak istemişti. Nisan’ın şuana kadar hiç büyük bir arkadaş edinmemiş ve hastalığından dolayı kendini mahcup hisseder. Adının Elif olduğunu söyleyen genç kız için bunun hiçbir önemi yoktur. Onun için lösemilik bir hastalık değildir.
    Bu şekilde arkadaşlıkları başlamıştır ve bir buluşma günü ayarlarlar. Nisan bu günü sevinçle ve heyecanla bekler. Nisan buluşma günün geldiği günün sabahında doğal arkadaşı Elif’e güzel gözükmek için güzelce hazırlanır. Nisan o doğal kızla çok şey konuşmak ve paylaşmak istiyordur.
    Buluşma anı gelmiştir minik Nisan hastanenin kafesine inip beklemeye başlar. Elif biraz geç kalmıştır ama Nisan’ a geç kalma sebebini açıklar. Çünkü Nisan’ı umursuyor ve açıklama yapacak kadar saygı duyuyordur. Elif, Nisan hakkında bütün bilgileri ayrıntısına kadar ailesinden öğrenmiştir ve ona yardımcı olmakla birlikte onu mutlu da etmek istiyordur.
    Elif bir psikoloji öğrencisidir ve Nisan’ a hayallerinden bahseder. Nisan’ dan da hayallerinden bahsetmesini ister. Ama Nisan’ın bir hayali yoktur. Çünkü hastalığının başlaması hayallerinin bitmesine sebep olmuştur. Aslında Nisan küçük yaştan beri doktor olmak istiyordu ama iyileşeceğini hiç ummadığından bir umudu yoktur. Bu yüzden gerçekleştiremeyeceği bir hayali umut etmek ve hayal etmek istemez. Ama Elif ondan hayallerini kurmasını ve o hayallerinden de vazgeçmemesini ister. Uzun bir konuşma sonunda vedalaşırlar ve bir daha ki buluşmayı beklerler.
    Elif’in psikolog olma hayali Nisan’ın dikkatini çok çeker. Nisan da bir hayal kurmak istiyordur. Tam o sırada Nisanın yanından bir doktor geçer ve Nisan’ a gülümseyerek selam verip gider. Nisan doktor uzaklaşana kadar doktoru izler. Nisan ilk defa bir doktoru bu kadar dikkatli bakıyordur. Evet, Nisan karar vermiştir ilk hayalini kurar Nisan doktor olmak istiyordur tıpkı önceden istediği gibi… Nisan her gün, her gece bunun hayaliyle yanıp tutuşur.
    Yeni bir buluşma günü yine Nisan tam zamanında gelir ve Elif’in gelmesini bekler. Elif bugün çok geç kalmıştır ama Nisan beklemeyi sürdürür. Evet, Elif bugün gerçekten gelmemişti.
    Nisan birden Elifin son sözlerini hatırlar , “ Ne olursa olsun hayallerinden asla vazgeçme! “ . Evet, Elif bunu demişti belki de hayatına doğal arkadaşı Elif olmadan devam etmesi gerekti. Nisan’ın artık bir umudu vardır hayalleriyle bezenmiş bir umudu. Bu hayallerle bezenmiş umudunu Elif için ve kendi için gerçekleştirmeliydi. Bu umut Nisan’ ı günden güne hayata bağlıyor, zamanla da iyileşmeye başlıyordu. Bu hızlı gelişmeler doktorların bile dikkatini çekmiştir. Nisan hiç umulmadık bir şekildedir hatta da iyidir bile… İşte o günleri hatırlar gibi olan Nisan, o hastalık sürecinde ne zorluklar ve hüzün dolu günler yaşamıştı ta ki o doğal kızla tanışıp arkadaş olana kadar. Elif Nisan’ a adeta can vermiş ve Nisan umut dolu hayalleriyle bu hastalığı yenmişti. Elif’e çok şey borçludur ve bunu hiç unutmaz.
    Yıllar birbirini takip etmiştir ve Nisan artık başarılı bir doktor olmuştur. Bu umut dolu hayali ona can vermiş bu şekilde de Nisan başkalarına can veriyordu. O gün ona bu canı veren kişiye yani o doğal arkadaşı Elif' e can vereceğini hiç aklına gelmez.
    Yıllardan beri ilk kez görmüştü onu. Evet, bu Elif idi. Hiç değişmemişti tıpkı ilk gördüğü gibi ama bu kez yaralıdır. Elif yaklaşık olarak yarım saat önce bir trafik kazası yaşamış ve ağır yaralanmıştır. Elif’in ameliyatı çok riskli bir ameliyattır. Elif bu riski düşünmeden ona can veren doğal arkadaşının ameliyatına girer. Ameliyat çok zorlu geçmiştir. Elif yoğun bakıma alınır ve kırıtik bir süreç olan yirmi dört saati atlatıp atlatamayacağı bilinmiyordur. Nisan sabaha kadar Elif’in başında bekeler. Elif iyileşecek biliyordur. Elif’in bilinci açık olduğundan mutlaka onu duyacaktır diye Nisan ona şöyle der , “ Elifim, duy beni ne olursun. Sen çok güçlü birisin bunu atlatacaksın. Tıpkı bana benim hastalığımı atlatacağımı söylediğin gibi bak iyileştim ben sen de iyileşeceksin. Sen de umut et bunu…” . Elif'in gözünden bir damla yaş gelir. İşte o an Nisan gözyaşlarını tutamaz çünkü Elif onu duymuştur. Bir süre sonra Elif’in iyi olduğu haberini alır. Yanına gider ve ona sarılır sımsıkı, hiç ayrılmayacaklar gibi…

    İşte bir umut insanı nerden nereye sürüklüyor ve ne mutluklar yaşatıyor. Kimi hayatlar insanı ne kadar zorlasa da aşılamayacak bir sorun değildir. Umut dolu hayatlar oldukça hayat hep güzel ilerleyecektir yeter ki umut etmeyi bilin. Önyargılardan uzak, mütevazı bir hayat insanı her zaman olmasa da genellikle daha mutlu edecektir. İnsan sevmeyi ve umut etmeyi bilirse hayatındaki zorlukları aşmayı da bilir. Hayatın bu gibi güzellikleri hep sizinle olması ümidiyle…
    Sevgi ve umutla kalın…

    Cerrah Asya