• Ey dünya bilirim ki vaadlerin hep boştur
    Şu insanoğlunu sarhoşken koştur
    Ayılınca anlayacak ahiret senden hoştur
    Ayrılık vakti gelince diyecek sarhoştum

    Bir tokat patlatırsın o gafile
    Saray zannettiği fayda vermez nafile
    Her gün bir ölen insan görse bile
    Rabbine varmakta aciz tövbe ile

    Ey dostum boş gezerken bir düşün
    Ne için yaratıldın hikmeti ne bu cümbüşün
    İmansız kalınca kalp çıplak kalır ve üşür
    Kalp hastalık kapar şifa için kalbe aşk düşür
  • 'Medrese-tül Kuzat' safhasından sonra, Süleyman Efendi, ayrıca devam ettirdiği şahsî ve tetebbulariyle zahir ilimlerinde (şeriat) derinleşiyor.

    Bâtın ilmine gelince... Bu noktayı Kemal Kacar'ın bize verdiği noktalardan takip edelim:

    "Bâtın ilminde, yâni tasavvuftaki mânevi cephesine gelince, şüphesiz, bu husus ehline malûmdur. Zahirî akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir, hattâ iç hayatı münkir olmaz da yine tasavvuf ve irşada ehil bir zat ile karşılaştığı halde o zat İlâhî iradeyle kendisini ona bildirmezse dünyalar biraraya gelse onun feyzlerinden haberdar olamaz. Bizim ise kendisinin manevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı 'ilm-el-yakîn: ilimle' değil, 'hakkel yakın: bilfiil yaşamış olarak' biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve ruh melekeleri üzerindeki tesirini, öz ruhumuzda ve vücudumuzda hissetmiş; enfüsî (iç) ve kevnî (dış olurlara bağlı) kerametlerinin üstünde irşad harikalarını fiil hâlinde ve hakkiyle müşahade etmiş bulunuyoruz. Allah' ın bu husustaki inayet ve lûtfuna mazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğuna, 'Silsüe-i Sâdât: Büyükler Zinciri' kolunun 32'nci ferdi Selâhaddin tbn-i Mevlânâ Seraceddin'in cismanî nisbet, imam-ı Rabbani Hazretlerinin de ruhanî nisbetle vârisleri bulunduğuna imanımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, anlamakta acz gösterenlerin, hiç olmazsa aksini iddia etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hali görmediklerini söylemekten çekinmediklerini, dünya ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz."
  • Dünya ve ahiret saadetinin anahtarı Güzel Ahlak.
    Kim güzel ahlak üzerine olmak istemez ki. Ben de bu Gaye ile, bir an önce okuyup bitirmek yerine ara ara okuyup Nefsime nasihat etmek için okuduğum ve herkese tavsiye ettiğim güzel bir eser.
    Rabbim okuduklarımız ile Amil olmayı nasip eylesin amin.
  • Derd veren Allah ım derman da verir . Onun derdini benimle dermân eyle Allah ım. .
    Dualarda Unutmasın beni Allah ım
    Rüyasında ,gözlerinin önünden Ayirmasin Allah ım. .

    Gerçek sevgiyi muhabbeti kalbimize koy Allah ım.
    Hiç olmazsa....
    Bir defa dahi Gerçek gözle sevda gözü ile gözümün Önümden geçir Allah im .

    Onu ömrüm dünya ve Ahiret eşim yap Allah ım ..
    Cennette beraber Tuğba ağacının Altında serinlet bizi Allah im ..
    Beni de Bana yakışan kişiyi de aff-u magfiret et Allah ım. ..

    Akibetimi zi Hayr a tebdil eyle Allah ım.."Sen Nede yucesin Allah ım dua mi kabul eyle ....
  • Dünya, ihtirasın elinde karanlık bir ormandı. Ahiret aydınlık, rengârenk bir ormandı. Bu güzel ormana aşk ile yürünebilirdi.
  • Dikkat spoiler içerir.Celcelutiye duası ,Hz Ali nin yeniden düzenlediği Hz.Peygamber in sohbetleri,sözleri ve evvelden gelmiş geçmiş peygamberler in sözlerini de içinde barındıran,Allah ın en büyük ismi İsmi Azam ın içinde gizli olduğu bildirilen,samimiyetle okunduğunda dünya ve ahiret hayatının kolaylaşacağı bildirilen ,yüksek tesirli olduğu söylenen bir duadır.Kitab ın yazarı Kubilay Aktaş ın maneviyatı gelişmiş,profesyonel terapistlik yönü belirgin,kişisel gelişimle ilgili kitap ,seminer,kurs,deneyim,sertifika ne varsa hatmetmiş belli bir düzeyde ,okuyucularından çok dinleyicileri üzerinde uzman duygusu uyandıran bir kişilik olduğu kanaatindeyim.Kitabın dili açık ,anlatabilme becerisi yüksek ve daha çok belli mekan ve zamanlarda yapılan sohbet ,konuşmalarda sorulan sorulara verilen cevap niteliğinde hazırlanmış bir kitaptır.Yazar okuyucunun beklentisine cevap vermekten uzak,subliminal yollarla ,teknolojiyi kullanarak belli bir ücret karşılığında Celcelutiye duası nın şifa yönünü kitabı aracılığıyla pazarlamak için eserini derlemiş olduğunu gördüm.Kitabı okuma serüvenine Celcelutiye duasını ve içindeki sırları öğreneceğiniz beklentisi ve merakı ile başlamışken aslında kitabın Cd şeklinde hazırlanmış celcelutiye duası pazarlaması sonucuna varmış duygusuyla bitiriyorsunuz en azından ben o duyguda bitirdim.Kitap çok fazla reklam barındıran ama az bilgi veren telefon uygulamaları tadında..Celcelutiye duasına vakıf olmak için İmam Gazali nin Bediüzzaman ın konu ile ilgili eserlerini okumanın ihtiyaca binaen olacağı kanaatindeyim
  • Şöyle diyordu kitapta;
    “İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
    Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.
    Bu düşünceyle gülümsüyorum.
    Dünya dediğimizde bir gurbet değil mi?” (sf.70)

    Şöyle diyordu hadis-i şerifte;
    “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.”

    Şöyle diyordu Allah Teala “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!"

    Şöyle diyordu şiirde:
    bir eski acem şairi :
    "ölüm âdildir" - diyor, -
    "aynı haşmetle vurur şahı fakiri.”

    Ve şöyle diyordu şarkıda;
    Hazineler içindesin
    Ne ekersen onu biçersin

    Bu okuduğum ikinci Mustafa Kutlu kitabı. İlk okuduğum kitabı olan Mavi Kuş’u öyle üstünkörü okumuştum ki –herhalde kitabın yazım tarzını çok sevemediğimden olsa gerek, Beyhude Ömrüm’ü elden geldiğince hikayenin içine girerek okumaya çalıştım. Zaten akış da anlatım da öyle güzeldi ki kitap tahtını aslında kendi zihninizde kuruyor, kendinizi düşünmekten alamıyorsunuz. Koca bir ömre izleyici olarak konuk ediyor sizi Kutlu.

    İki günde koca bir ömre, "beyhude" bir ömre tanık olmak. Böyle yazınca ne kadar imkansız ve belki saçma duruyor değil mi? Oysa sinemanın ve edebiyatının bize yaptığı bu. Bazen bir ana bazen bir ömre dahil olmayı mümkün kılıyor. Bir nevi muhattabını zamanda gezdiriyor. İşe bu açıdan baktığımızda müthiş bir tecrübe aslında yaşadığımız.

    Bu gezintiler içinde Beyhude Ömrüm'ün konuğuydum iki gün. İzlediğim, sıradan insanların ama temelinde doğa tutkunu, benim nazarımda gönlü çiçek bir adamın hikayesiydi. Hayata güzel bakan, güzel gören, güzele inanan, hayatına güzeli inşa etmeye çalışan biri bu: Gülpaşa Çavuş’un oğlu.

    Hikayemiz anadolunun kuş uçmaz kervan geçmez, elektriksiz, susuz, yolsuz, pek çok zaman öğretmensiz, doktorsuz çorak araziler üzerine kurulmuş bir köyünde, ahlat ağacına sırtını dayamış, cigarasını tüttürerek dalıp giden kahramanın,bir anda Islak Kaya’yı görmesiyle başlıyor.

    Islak Kaya bu susuz ve kıraç topraklara sahip köyün içinde, üzerinden ıslaklığı eksilmeyen, üzeri yosun tutmuş, etrafı çeşitli otlarla çevrili bir kaya. Bu dikkatli bakışlar birlikte, yıllar yılı orada duran, adı üzerinde "ıslak kaya"nın altında su olabileceği ihtimali sarıyor kahramanı. Ve ardından askerliğini yaptığı memlekette hayran kaldığı meyve bahçelerinin bir eşini hatta daha güzelini kendi köyünde yapabileceği umudu.

    “Bir umuttu yaşatan insanı.” diyor ya hani şarkıda. İşte bu umutla gelen gayret, bütün bir ömrünün tam ortasına yerleşir kahramanın. Derdi meyve bahçesi olur. Hayata tutunduğu yer olacaktır artık o iki dönümlük kıraç arazi.

    Kitabın kurgusu bir meyve bahçesinin etrafında şekillense de yazar, esas hikayeyi; İyiyle kötünün, eski ve yeni kuşağın, zengin ile fakirin, güzel bakan ile haset edenin çatışmasından beslenerek kurgunun çatısını oluşturmuş. Her bir çatışmayı zamana yayarak hikayenin adeta bir film şeridi gibi önünüzde akmasını sağlamış. Hikayede zaman Muhtar’ın davayı kaybetme sürecine kadar tempolu bir şekilde akarken, bahçenin kurulmasıyla birlikte yavaşlatılarak zaman sanki demlenmeye bırakılmış. Ben hikayede zaman kullanımı oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Bir bölümde siz de kahraman gibi “Ne olacak acaba işin sonu?" diye yüreğiniz ağzınızda atıyorken, bir bölümde zaman gibi ağırlaşıyor bahçenin olgunlaşmasını keyifle izliyorsunuz.

    Bir diğer beğendiğim husus, yazarın hikayeyi kahramanın ağzından anlatırken ara ara kalemi onun elinden alıp minik detaylarla hikayeyi şekillendirmesi. Bu durum hikayenin dinamiğini güçlendirmiş diyebilirim.

    Gelelim kitaptan ne aldığıma; incelemeye başlamadan önce yukarıda beş tane alıntı belirttim. Bu beş alıntı, kitabı okuma sürecinde zihnimde beliren ufak mesajları temsil ediyor aslında.

    “İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
    Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.
    Bu düşünceyle gülümsüyorum.
    Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi?” (sf.70)

    "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!"

    Dünya dediğimiz de bir gurbet, evet. Bir gün buradan göçüp gideceğiz. Geride sadece bahçemiz kalacak. Bir tutkuyla, bir şeyler yeşertmek hevesiyle başladığımız işlerde bazen tutkunun esirine dönüştüğümüzü fark ediyoruz. Tutkumuz gayemize ulaşmak için bizi kuvvetli kılarken zihni frenlemediğimiz, kalbi tutmadığımız yerde gayemizden şaşabiliyoruz. Hayat bir denge oyunu oysa. Bahçeler bize iki dünyayı sunan birer aracı. Oyunu kazanmak için aracıyı iyi kullanmak lazım. Yoksa her şey beyhude.


    bir eski acem şairi :
    "ölüm âdildir" - diyor, -
    "aynı haşmetle vurur şahı fakiri.”

    “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.”

    Burayı iki yönlü düşünmek gerektiğine inanıyorum. Birincisi ölüm gerçeği. İkincisi ölme biçimi. Ölüm adildir. Bu dünyada zengin de olsan fakir de olsan bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz ve her şey bittiğinde yaşadıklarımızın hepsi geride kalacak. İnanıyorsak eğer bize yaratıcının adaletine sığınarak bize hangi kapının açılacağını bekleyeceğiz.
    Kişi nasıl yaşadıysa hayatı da o hal üzerine son buluyor. Eminim ibret aldığınız bir çok ölüme şahit olmuşsunuzdur. Kitabın finali bu noktada oldukça etkiledi beni. Mavi Kuş’taki gibi hikayenin bitmesine birkaç sayfa kala kitaba kaç puan versem acaba diye düşünüyorum içimden. Değerlendiriyorum kendi içimde. 8 dedim. Kitap bitti. 10 dedim. Çünkü kitap son birkaç sayfasında isminin hakkını ziyadesiyle vermişti.

    Hazineler içindesin
    Ne ekersen onu biçersin

    Hazineler içindesin, sadece iki cümlelik bir şarkı. Benim de dinledikçe üzerinde epey düşündüğüm, iki cümlenin içinde müziğiyle birlikte hikayenizin bir film şeridi gibi önünüzde akmasını sağlayan bir şarkı aslında. Kitabı okurken zihnimde hep bu şarkı çaldı. Hazineler içindeyiz; görmeyi bilene, bulmayı bilene… Ve şu dünya tarlasına ne ekersek onu biçiyoruz.

    Dilerim hiçbir nefesimiz beyhude bir ömür için harcanmasın.

    bir düşünme müddeti için: https://www.youtube.com/watch?v=wri5TqxHGEQ