• Siz bir şeyi mükemmel bir şekilde ortaya koysanız bile artılar değildir amaç görmezler beğenmezler daima eksik bulmaktır amaç ki kendileri böyle bir şeyi ortaya koyamaz bile
    Artıları göremeyen, kulağa mantıklı gelen eksi yönler söylemeyen eften püften sebepler bulan kendi psikolojik eksiklerini ve kişilik tamamlanmasını sağlayamayıp öğretmen olduğu için bu vasfı öğrencisinden üstün görüp kendisinde davranışsal konuşma üstünlüğü ve hakkı bulan zor bir hayat yaşayan toplumun bu şekilde notlama sistemine ve yazılı metinlere dayalı öğretmen olmasına karar verilen öğretmenleri (çoğunluk) bu tür insanlardan çok şey öğrenmeyi beklemeyin çünkü onlar öğrenmeyi sevmiyorlar bir öğretmenin en önemli vasfı bilgiye açık olmasıdır. Karşıdakine öğretmenlik yapmak için değil, gerçekten öğrendiğinde karşıdakine artı katacağini düşündüğü şeyleri öğretebilecekse öğretmen olmalı insan. Yoksa dolandırıcılıktan başka bir şey değil. Bu dünyadaki en değerli şey vakittir ve geçinebilmek için insanların vakitlerini ve umutlarını çalıyorsunuz karşılığında içi boş bir diploma veriyorsunuz. Notlarla birlikte tablo dekont gibi görünüyor.
  • 360 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Efsane serisini yazın okumaya başlamıştım. Kalbimde bu kadar yer edineceğini asla düşünmemiştim. Şampiyonu bitirdiğim an tam anlamıyla boşluğa düştüm, son sayfasını açıp defalarca okudum. Sorsanız finali ezbere bile okuyabilirim. Aradan aylar geçti ve Marie lu'nun sayfasında asi'nin çıkacağını öğrendim, kelimenim tam anlamıyla mutluluktan deliye döndüm. Ve elime geçtiğinde, sanki eski bir dostuma kavuşmuş gibiydim. Biraz önce bitti.. ve ben de bittim. Son sayfaları çevirirken yanaklarım gözyaşları ile doluydu.
    Eden, Daniel ve June'a veda etmek gerçekten çok zor oldu. Marie lu'ya kocaman teşekkür ediyorum, bana bütün duyguları sonuna kadar yaşattığı için. Ve sana da teşekkür ederim June, bir kızın ne kadar güçlü olabileceğini öğrettiğin için. Ve sen, Daniel, pahalı bir tektaş yerine ataş bir yüzüğün dünyadaki en değerli şey olabileceğini öğrettin. Ne desem bilemiyorum. Elveda...
  • 565 syf.
    Kasım 2019 okumalarından Körleşme*
    ve unutulmayacak kitap karakterlerinden Kien*

    Canetti bu kitabı 26yaşında yazıyor, Almanca metnini okuyup Ahmet Cemal den ısrarla Türkçeye çevrilmesini isteyen kişi ise Oğuz Atay.

    Kitaptan kısaca bahsedecek olursam;
    1930 lu yıllarda Avrupa’dayız. Dünyanın en önemli sinologlarından biri olan Peter Kien, tavana kadar uzanan kitaplığındaki binlerce kitabıyla dış dünyadan kopuk bir halde yaşamaktadır. Dünyadaki tek değerli şey kitaplardır. İnsan hayatından bile değerlidir onun için. Araştırır, makaleler yazar, okur ama günlük hayatta olup bitenleri kendi gerçekliği içinde algılayamaz. Bir gün sekiz yıldır yanında çalışan hizmetçisi ile evlenir ve başına gelmeyen kalmaz. Ancak bu başına gelenleri algılayışı da kendine hastır.

    Herkese hitap etmeyen bir kitap diyebilirim Körleşme için. Bunun sebebi zor bir kitap olmasından ziyade sadece bir kaç yerde diyalogların bulunması, onun dışında kitabın iç monologlar üzerinden, yer yer bilinç akışı tekniği ile ilerliyor olması. Körleşmede her bir karakteri kafasının içindeki dünya ile tanıyabiliyoruz ancak. Uzun soluklu bir okuma ile bağrınıza basıp kitaplığınızın enleri arasına ekleyebilirsiniz, keyifli okumalar
    Elias Canetti
  • Gregg yüzünü tutarak ona yaklaştı. Burnunun ucunu öpüp saçlarını yek tek yüzünden çekti. “Onların nasıl baktığını boş ver. Ben hayatım boyunca sana dünyadaki en değerli varlıkmışsın gibi bakacağım. Çünkü benim için öylesin ve bunu hiçbir şey değişteremez. Sen benim soğuk rüzgârımsın.”
  • 536 syf.
    ·3/10
    Roman Nazan Bekiroğlu’n un anneannesi Zehra ve dedesi Setterhan’ın hikayesi çerçevesinde geçerken Pers kültüründen alıntılarla dolu bir hikaye, Kitabın bıraktığı lezzet; Itri’yi Sezen Aksu’dan dinlemeye benziyor. Gönül ister ki bunları kaynağından okumak ve derin derin konuşmak.
    Bugune kadar önceliklerimiz arasında Batı edebiyatı (İngiliz Amerikan Fransız Alman) ( Rus edebiyatı) olması nedeniyle Pers Kültürü/İran Edebiyatı hiç yönelmediğimiz bir mecra.
    Ne yazıkki ? Süzülerek gelen Kadim kültüre Pers kültürüne bir pencere açması açısından önce kendime kızıyor sonra da Nazan Bekiroğlu’na tesekkur ediyorum.(Eksiğimi Bekiroğlu ile kapamayalım)
    ***
    DÖNEM VE SİYASİ DURUM: 1912- 1918 .. Balkan Harbi –Bolşevik devrimi- 1. Dünya savaşı-
    YER:
    *Balkan harbinin Trabzon’u, Istanbul’u
    *1 . dunya savaşı ve Bolşevik devriminin Azerbeycan /Bakü’sü ve İran/Tebriz ‘i ve etkileri
    ***
    Kitapta olumlu olumsuz etkileyen paylaşımlarımı derlersem;

    1)Bekiroğlu’nun anlatımı fotoğraflardan hikaye ye geçişlerle yapılıyor. Bu anlatım biçiminim ilkleri Susan Sontag’dır. Bekiroğlu’na inceden bir eleştiri ile twit attım ancak henüz yanıt alamadım. Alırsam paylaşacağım sizlerle.
    Hikaye Trabzonda anneannenin evinde başlarken mitolojik öykü Prenses Kassandra ile giriş yapmış inanın çok havada kalmış.Niye Kassandra benzetmesi yapmış anlamadım.
    Kassandra ile yazar Bekiroğlu yaşanmış tarihi biliyor tek ortaklığı bu. Ancak Kassandra’nın aldığı ceza ile acısını roman ile ilişkisi yok.
    Kasandranın acısı: Troyalıların sonunun ne olacağını ayan beyan görmesi ancak engel olamaması onları inandıramaması
    Biraz zorlarsak Balkan harbine gidenlerin savaşı kaybedeceklerini bilmesi -gitmemelerini söyleyememesi diyebiliriz
    Kasandra ve Bekiroğlu’nun iki acıda birbirinden farkli...

    •2)Romandaki tarihi yanlışlardan biri de:.. Selman Farisi Tasavvuf’da önemli kişilerden biridir. Romanda Selman Farisi için ; köle pazarlarında iken peygambere denk geliyor diye yazıyor. Bu tarihi yanlışı önce düzeltelim. Peygambere ulaşmak için Medine’ye gönüllü olarak köle pazarlarına gidiyor. Ve Peygambere ulaşıyor. Denk gelmiyor.

    3) Roman setterhan ve zehra nin hikayesini anlatsa da sanki setterhan aşki Azam ve ondan kaçisidir.
    Gerçi Azam içinde aşkın kaf halini görmüyoruz. Ayrıca araya da bolşevik devrimi ve azerbeycan baku hattını anlatmak için de sofya giriyor.

    4) -direk aldım metni-
    ..… Bakü Sovyet egemenliğine girdiğinde neft milyonerlerinin hepsinin servetinin bir gecede sıfırlandığını; bu
    dünyadan, geldikleri gibi yoksulluk içinde gittiklerini, hatta kiminin intihar kiminin firar ettiğini, kiminin infaz edildiğini. Söyleyebilsemde inanmazdım…

    (Azerbeycan’daki neft (petrol zengini) milyoneri den NOBEL ve ROTSCHILD bahseder.
    Nobel’i araştırdığımda Nobel ailesi Rus devrimi ile isveç’e döner. Kardeşleri nitrogliserin üretip savaş endüstrisine katkı ile zengin olur. Hatta kardeşi patlamada ölür. Bugün Nobel ödülü ölen kardeş adına yapılmıştır. Nobel ödülünün anlamı savaş endüstrisi )
    Ve Bekiroğlunun dediği gibi Neft milyonerleri dünyadan geldikleri gibi yoksulluk içinde gitmiyor. 

    Bekiroğlu’na haksızlık yapmadan, Kitaptaki değerli bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Yorumlarımı parantez içinde ekleyerek incelememi daha keyifli hale getirmeye çalıştım.
    1) Romanda ; Tebriz halısı desenine yapılan yorum gerçekten müthiş (alıntı olmasa gerek, haksızlık olur)
    Şu pervazlar olmasa bu desenlerin de anlamı olmaz
    çünkü sonsuzluktan gelerek bir pervazdan halıya giren desenler bir süre göründükten sonra diğer pervazdan çıkıp yine sonsuza gider.
    halı sonsuzluğun bir çerçeve içinde seyredildiği bir andır sadece.
    (fotoğrafta öyle değil mi bir an sadece..Halı desenini fotoğraf olarak düşünmemiştim. Benim için etkileyici)

    2) Beyzade Berberden çıkarkan bahşiş bırakır. Bahşişin büyüklüğü berberi şaşırtır.
    Beyzade Bu baş bir altın etmez mi ? der.
    (Bu baş bir altın etmez mi? Sorusunun cevabı nedir bunun üzerinde duralım.
    kafayı berbere teslim eden beyzade bahşişi tabiî ki yüklü olacaktır., Berber isterse beyzadenin şahdamarından kesebilir. Düşmanı tarafından azmettirebilir. Beyzadenin ölümü berberin elinin altındaki şahdamarına bağlıdır. ancak berber sadakatle traşı bitirir.
    Beyzade de kelleyi kurtarmanın bedeli altını verir.
    Zengin böyle çalışır. kendini korumak ve güven altına almak icin hep önlem alır. Ve bunun da bir maliyeti vardır.Mesela Zengin en ucuz yerde oturmaz yemek yemez . Fakirin giremediği yerde onlardan yalıtılmış korunmuş lüks dediğimiz yerlerde yer. Kendini güvende hisseder. Bununda bir maliyeti vardır.)

    3) (Hakikat ve sahte Karagöz perdesinde çok güzel anlatılmıştır. Direk kopyaladım. Yorum yapmaya gerek yok sanırım)

    "İşte o perdenin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen, sevişen, kavga edip barışan onca suretin hepsi de birer gölge değil mi?"
    "Peki. Perdenin arkasına geçebilsek; o zaman onların asıllarını, daha önemlisi onları hareket ettiren eli fark etmez miyiz?"
    "İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf!", muhayyel bir mumu söndürür gibi boşluğa doğru üfledi, "Mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de Karagözcünün kutusunda bir araya konur,
    kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde."

    4) Beyzade, Kirkor ustadan firuze yüzük yapmasını ister ve metini aşağıda kopyalayıp yapıştırdım.

    …Sanat göstermek için önce iyi bir malzeme
    sonra da onu işleyebilecek usta gerekliydi. Kirkor Usta'nın kanısınca. Ama mükemmel eserin ortaya çıkması için onun sunulacağı makam da önemliydi. Eserler biraz da
    müşterilerin eseriydi. Öyleyse, işte cevher firuzesi. İşte Kirkor Usta. İşte talip. İşte makam..
    (..Makam derken anlayamadım.. eşim ile yaptığım sohbetimizde verdiği örnek çok yerinde idi….Madonna tenekeden yüzük taktıgında millet göklere çıkarır. İşte makam eseri uçurur… dedi ve….yani alıcısı da değer katar:)


    5) …Tezgâhın başına geçti. Ve Ermeni Kirkor Usta firuze işleyen bütün ustalarla aynı başlangıcı yaptı:
    "Ya Settar! Ya Gaffar!"

    (Gaffar ve Settar Allahın sıfatlarındandır..
    Gaffar anlamı: örten gizleyen
    Settar anlamı: örten gizleyen
    -yani kulların hatalarını örten gizleyen affeden. Kainattaki çirkinlikleri utandıracak halleri sürekli örten bağışlayan anlamı -
    Dedesi Setterhan da kaderine yaşadığı aşk acısının üstünü örtmeyi, ihaneti affetmeyi Setterhan ismini almakla başta akit vermiştir)
    (Aygulcum tamamladığın için tesekur)

    * Romanda geçen;
    Hay’ dan gelen hu ya gidiyor … hep duyduğumuz laftır. Anlamına bakalım.
    (Hay:canlı
    Hu: Allah
    Yani ;Her canlı Allaha gidiyor
    Bildiğimiz anlam da değil. Anlamı bozulmuş içeriksizleştirilmiştir. Her zamanki gibi kıymetli anlamları amacına ulaşmaması için ya argo ya ilgisiz ya boş bir anlam haline getirerek gerçek anlamından uzaklaştırılmıştır.)
    * Yine romanda;
    gözyaşlarım Vav’ın gözüne sızıyordu.
    (Vav:Allahı temsil eder. Gözyaşlarım Allaha ulaştı diyor)