• Ey inleyen zavallı; bulmuşsun kırk yaşını
    Kazanmak istiyorsan bu hayat savaşını
    Yemelisin hakikat denen zehir aşını !

    Ne derlerse hu deyip hemen salla başını
    Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını

    Tatar ağası gibi öyle dolaşma yaya,
    El oğluna baksana ne ar kalmış, ne haya !
    Sen de bulup bir dayı hemen arkanı daya !

    O ne derse hu deyip hemen salla başını,
    Gerdan kır, belini bük her ay al maaşını !

    Kör kadıysa şehla de, incitme düz tabanı,
    Düşküne ver nasihat, kodamana arkanı !
    Zengin ol sen de aşır her dağdan arabanı !

    Tekerine taş korlar sallamazsan başını,
    Dilini tut uslu dur, her ay al maaşını !

    Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil,
    El pençe ol, divan dur, bu şerefsizlik değil !
    Uşaklığını meziyet, riyayı fazilet bil !

    Kim ne derse desin hemen salla başını
    Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

    Tıkamış kulağını herkes hakkın sesine,
    Bir cevahir kutusu olsan kimin nesine ?
    Seni feda ederler elin çingenesine !

    En iyisi hu deyip salla başını
    Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

    Şeflerle iyi geçin, amirle bul arayı,
    Azıcık sen de öğren dalgayı, dubarayı,
    Bırakıver kanasın vicdan denen yarayı !

    Ne derlerse desinler hemen salla başını,
    Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını !

    Köpeklerle boğuşma, tepişme katırla,
    Hamamda kavga olmaz sütü bozuk hatırla !
    Kulağına küpe yap, bu sözümü hatırla ;

    Kim ne derse hu deyip salla başını,
    Gerdan gır, belini bük, her ay al maaşını !

    Diyorlar ki taç bile baş eğilmezse konmaz,
    Önünde eğilirsen kılıç bile dokunmaz !
    Dik durdukça bir başa devlet kuşu konmaz !

    Bu dünyada kaide sallamaktır başını,
    Eğil, bükül, gerdan kır, her ay al maaşını !

    Bir güvercin eder mi atmacalarla yarış?
    Öğrenmedin dünyayı gezdin karış karış !
    Gel vazgeç bu sevdadan, haydi kervana karış !

    Ne derlerse hu deyip hemen salla başını,
    Sürüden ayrılma ki versinler maaşını !

    Artırmaya konmuştur terfiler maliyede
    Bu usulle yapılır nakiller saniyede,
    Söylesen de faydasız Vali'y-i ali'ye de

    En iyisi hu deyip hemen salla başını,
    Uslu dur, dilini tut, her ay al maaşını !

    İrtikaplarla irtiya sanma ki güç bir iştir
    İlmini bilen için ismi alış veriştir !
    Usulünü öğren de bu nimetten veriştir !

    Her lokmada hu deyip hemen salla başını,
    Uslu dur, dilini tut, her ay al maaşını !

    Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
    Vatandaş soyulurken, aldırmıyor öküzler !
    Hayadan eser yoktur nafile bu sözler !

    Beyhude inat etme hemen salla başını
    Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını !

    Namdar Rahmi Karatay
  • bembeyaz sonsuz çiçekler gibi dur(y)uşları var,
    çehremde aydınlığın kış ortasında.
    ellerim belli belirsiz aralanırsa eğer mutluluk kapısına,
    yaşamım düşüm umudum müziğim olmuştur artık varoluşun..

    içindeki sessiz yitik boğuntuya rağmen,
    ah! yürü alabildiğine,
    git gidebildiğin yere kadar ruhum.
    seni gözkapaklarımda,
    dudaklarımda,
    ellerimde,
    sesimde hissedeyim.
    hissedeyim ve tersine dönsün dünya...
  • 197 syf.
    “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf


    SUS
    OTUR
    DİNLE
    GEZME
    GİYME
    YAPMA
    İSTEME
    SEVME
    BAKMA
    .
    .
    .
    Eeee nefes alayım mı??


    Gelin size bir hikâye anlatayım.
    “Bir gün, bir baba ve oğlu geziye çıkarlar, hava yağışlıdır. Baba, direksiyon hakimiyetini kaybeder ve kaza yaparlar. Baba, kan revan içindeki oğlunu kucakladığı gibi hastaneye götürür ve çocuğu hemen ameliyata alırlar. Cerrah gelir önlüğünü giyer, eldivenini takar tam çocuğun üstüne eğilirken ;
    “Ben bu ameliyatı yapamam der, bu benim oğlum.”

    Ne oldu, mantık hatası mı arıyorsun ? Kadının aldattığı falan da gelmiştir belki aklına. Yoo olay gayet açık, cerrah aslında çocuğun annesidir.

    Bu hikayeyi yazmamdaki amaç sonucu bulmanız değil. Belli bir mevkideki birinden bahsedilince aklınıza ilk kimin geldiği. Ve sonuç tabii ki erkek..

    Halbuki hizmetçi-temizlikçi desem aklına direkt kadın gelirdi değil mi?
    Mesela Jetgiller çizgi dizisine bakın. Ordaki robot bile (hizmetçi bu arada) kadın şeklinde çizilmiş. Robot bile erkek şeklinde çizilmeye layık görülmemiş. Çizgi dizi bile olsa mazallah erkeğe zeval gelir. Neden ? Çünkü erkeğin görevi değil bunlar kadının görevi. Çünkü kadın dünyaya erkeğin ve dahi tüm ailenin temizliğini yapmak, kusursuz bir hizmette bulunmak, evlenene kadar baba-abi-kardeş evlendikten sonra koca-kocanın ailesi-çocuklarının hizmetini yapmak, ne koşulda olursa olsun erkek kahrı çektiği halde susmak, erkek boyunduruğu altında yaşamak için dünyaya gelmiştir.

    “Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.” Syf:39

    Ha ama şöyle bir şey var. Yönetici, müdür, ceo, başhekim, başkan vs dediğimde aklına ilk ne gelir ? Saçmaladım değil mi? Tabii ki ERKEK gelir.
    Kadın kısmı bu işten anlamaz çünkü. O evinde otursun, ayak altında dolanmasın, zaten iş piyasası kadınlar geldi diye çöktü, mümkünse sussun, bir dediğimi iki etmesin, eşit koşullarda çalışıyor olsak bile eve geldiğinde sofrayı donatsın tuzu eksik-fazla olursa bırak kavgayı öldürürüm bile kimse ses etmesin çünkü ben erkeğim.


    Dur bitmedi daha canım, çocuk yapabilsin bu çok önemli çocuk yapmayan kadın yarımdır çünkü!! Yapacaksa da erkek çocuk yapsın bi zahmet çünkü cinsiyeti de o belirliyor X Y hepsi onda!
    Haa kahkaha da atmasın kadın kısmı kahkaha atmaz tahrik mahrik eder günah katiyen de caiz değildir. Sakız çiğnerse kesin yolludur. Açık giyiniyorsa aranıyordur ha kapalıysa da anam biz bunların içini biliyoruzdur!! Okumasın, ama hasta olduğunda karıma çocuğuma kadın doktor baksın.


    Küfürlerin %99’u kadınlar üzerinedir. Kadının organlarına, uzuvlarına en çok da cinsel organına çalışılır. Aklı hiçbir şeye çalışmayan bu amipler kadına gelince yeni bir gezegen yaratacak potansiyele ulaşırlar. Bazı sözler kısaltılıp dillerinde pelesenk halini alır. Kullanmadıkları zaman eksik bir şey varmış gibi bile hissederler, artık o söz cümle sonunda emoji kıvamına ulaşmıştır.

    Övecek miyiz— Adam-erkek gibi yaptın
    Yerecek miyiz— Karı gibisin
    Küçümseyecek miyiz— Kız gibisin
    Uyarımı yapılacak— Sen bir ̶ba̶y̶a̶n̶s̶ı̶n̶
    Nasihat mi verilecek— Benim annem de bir ba̶y̶a̶n̶

    İşte bu kitap; tıpkı kozasını yırtıp çıkan bir kelebek gibi; tüm bu baskıları, tabuları, önyargıları, sapkın düşünceleri yıkıp; ucunda işkence, sürgün, engizisyon, tecavüz, şiddet, ölüm ... bile olsa düşüncelerinden vazgeçmeyen, kendilerinin de var olduğunu, erkeklerden daha bilgili, daha güçlü, daha cesur olduklarını kanıtlayan, ilkleri başarmış, evlerinde oturup kendilerine şiir yazılmasını bekleyen değil, kendi şiirlerini kendileri yazan, birçok kadının yolunu kendi bedenini yere serip açmış KADINLAR’ın anlatıldığı; Galeano’nun diğer kitaplarından derlenmiş bir kitap.

    O güçlü kadınlardan birkaçı;
    #36256568
    #36258247
    #36296131
    #36103315


    Ama kozasını delemeyip içinde çürümeye mahkum edilen, zindanından çıkamayıp ölen, öldürülen kadınlar’ın sayısı da çok fazla.

    Peki ne yapmalı?
    Öncelikle üzülerek söylüyorum ki bu durumun en büyük sebebi biziz. “Aha yine kadın suçlu oldu!” deme maalesef ki tek suçlu olduğumuz nokta bu. Çünkü o erkekleri yetiştiren biziz. Kızları korku kültürüyle yetiştiren biziz.( #36297664 )
    O erkekleri kadından daha üstün olduğuna inandıran, alıştıran biziz. Kızımızı eve kapatıp, oğlumuzu gece yarılarına kadar dışarda olmasına ses etmeyen, evleneceği zaman “Verdim kızımı gitti” deyip eşyaymış gibi erkeğe lütfeden, oğlumuzu kazanana kadar okutup, kızımızı ikinci denemesinden sonra evlendiren, kocası aldattığında “erkek bu kızım yapar arada” diyen, baskı yapınca “sevdiğinden yapıyor” diyen, şiddet görünce “bu seferlik alttan al her evde olur böyle şeyler” diyen biziz.
    ( #36115230 )

    Önce kendi zihniyetimizi düzeltmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirme tarzına dikkat etmeliyiz. İlk eğitim evde başlar. Sonra tabii ki eğitim almalıyız. Okuyup kazanmalı, başkasının eşeğine muhtaç olacağımıza kendi atımıza sahip olmalıyız. Ve asla pes etmemeliyiz. Elalem ne dere bakmamalıyız. Elalem her zaman diyecek bir şey bulur.

    Bunları yapacam ama zaman alır biraz diyorsan, o zaman işe Bukowski’nin kadını aşağıladığı 680 küsür okunmuş Kadınlar kitabı yerine, Galeano’nun 200 küsür okunmuş kitabını okuyarak başlayabilirsin.

    “Eğer dünya üzerinde ‘İyi’ yoksa onu icat etmek gerekir.“ syf:136

    Unutmayın erkek için haksa kadına da haktır.

    Seksizmin olmadığı bir dünyada uyanmak dileğiyle...
  • İnsanlar gelip gelip gidiyorlar çok acayip
    Hükümler verip kararlar alıp duruyorlar ne fena...
    Sular asfaltı deliyor söylenmeyen sözler bağrı
    Durmuyorlar hareket halindeler hep
    Çok acayip...
    Sevindikleri ve üzüldükleri şeyler acayip yakın birbirine
    Tek kelimeyle sarılıyorlar tek kelimeyle işleri çıkıyor çok acayip
    Bütün zamanları sizin gibi oluyor bazen
    Bazen bir sigara daha zor sıkışıyor araya
    Çok acayip...
    Eşya normal ağaç normal kedi köpek hepsi normal
    Bir tek insan acaip ne yapacak belli olmuyor
    Gülerken ağlayacak gibi oluyor susuşu sanki cehennem
    Dursa bile yoruyor üstelik farkında değil
    Ayak uyduramıyorsun ne yapsan
    Çok acayip...
    İğne üzerine hesap yapıyor mesela çakmak üzerine sevgili üzerine
    Bırakıp kaçmak geliyor içinizden kaçılmıyor çok acayip
    Öyle saçma oluyor ki sonra her şey
    Rakının tadı çok acayip
    Sigaranın dumanı çok acayip
    İçinizden neler neler geçiyor
    Anlatamıyorsunuz çok acayip..
    Bulvar arkası parklara sığınıyorsunuz çaresiz
    Yolacak ot arıyorsunuz işeyecek ağaç gölgesi
    Bir kusma geliyor sonra sonra sus sonra dur
    O an bütün kainat komple durur gibi oluyor
    Çok acayip…
    Ali Lidar
  • I

    Bu insanlar dev midir 
    Yatak görmemiş gövde midir

    bir yara açar boyunlarında 
    Kolkola durup bağırdıklarında

                - Yar kubanın olam 
                  Dağlar önüme durmuş 
                  Ki dağlanam

    Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden 
    Durdular ite çakala karşı yarin kapısında

    1.

    Yedi adam biri bir gün 
                bir kan gördü 
                gereğini belledi 
                yari asla koynuna 
    Ayırmaz kanı yanından 
    Beyaz haberlerim var kardeşlerim 
                - Bir güzel ince gelin 
                  Kabartır göğsünü toz duman içinde 
                  gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde 
                  İçerlerden bir taşlı tarladan 
                  Kaynayan nehrin gözünde 
                  unutmuş gelin alınlığını 
                  Avuçları sıcacık yumulu bedenine dayalı 
                  Kalın bilekli badem topuklu 
                  Seyirtir o ince gelin 
                  g r e v l i'lere şifalar götürmek için

    Beyaz haberlerim var kardeşlerim 
                - Gölgesiz meydanlara 
                  aklı yağmalayanlar arasından 
                  yayılırsa karanlık fısıltılar 
                  ya da güzel dışlı yapay çiçekleri 
                  Muhtemel bir genç kızın 
                  Başına atılırsa

    yedi adamdan biri 
    Bir gün bir kan göreni 
    Kabukları soyulmuş 
    Taze devrilmiş bir ağaç gibi 
    Çeker çıkarır kendi kadınlarından 
    Fırlar yataklarından tatlı uykudan 
    Çıplak yalın ve güzel adaleli 
    O er alarak 
    Seyirtir danseder gibi 
    - Önce sağlam olmalı arkam 
    O ince gelin 
    Berilir hemen ardında erin 
    1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi

    G i d i y o r dansöz gibi 
    Yere ve göğe açık avucunda o kan 
                O işlem onda güvercin ve sevap 
                Onlarda en ağrımalı yara 
    Ve yollanıyor o güvercin onlara 
    Güvercin değişiyor gittikçe ondan 
    Güvercin değişiyor vardıkça onlara 
    + ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek +

    Yedi adam artık bir kan göreni 
    Varıyor dengede 
    Kuğu gibi sarkıyor onlara 
                akıyor onlara 
                şiirler söylüyor ve mısralarında 
                işlek çelik kümeleri 
                ve kalkıyor her bir ulaşmasında 
                iki yanında sülüs ve vav gibi 
                bir vuruşta öldüren elleri 
               -Karanfil serpercesine 
                Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara

               -Güzelin düşmanı güzel olur 
                güzelin yari güzel  olur

    O varıyor tüm meydanlara 
    Kanı okşayarak ve kabartarak

                Kanı okşa ve kabart 
                Ve sonra sabah kahvaltısında 
                İçinden geçirmekle varsın sofrana 
    Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin 
    Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı 
    Gürbüz bir yumurta 

    II.

    Yedi adam biri bir gün 
                bir aşk gördü 
                gereğini belledi 
                ölüm girse koynuna 
    Ayırmaz aşkı yanından

    Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim

    Daha ne kadar saklanabilirdik seninle: 
    Yaylalardan nasıl geçtik 
    Çobanlara yetişemedik ama uzaktan 
    zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan 
    Ne bilge sözler dinledik 
    Sığındığımız 
    Ve içinde saçlarımız göle girmiş gibi ıslanan 
    O dev O kabul eden O izin veren mağaralar 
    Yine açık yine buyur'lu 
    çekildi üstümüzden. - Çalıların 
    Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık  koşuşurken gizlilere

    Güneşi tez gördük dağlarda 
    Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla 
    İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak  oldu 
    Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda

    O gün gezdim seni elllerimle

    Söyledin: Geniş vuruyor yüreğin

    Ülkeye tez giden ayaklarımla varıyorum 
    Kanım temizliği seven bir kola atılıyor durmadan 
    Yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi 
    Serin ve ürpertici gövden 
    Yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığım / güller 
    Sana canı gönülden aşık oldum meleğim 
    Kollarına gümüş bilezikler düşündüm 
    Dostlar buldukça onlara 
    Kalın kaşlarını övdüm

    Güzeldin 
    Gövden gerilmiş devinmekteydi 
    Bir tobloda gibi her bakmaya değişen 
    Karanlık anlamlardan arınan yüzünle 
    Hakkı verilmiş 
    Zehirleri alınmış kazanlarda 
    Demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın 
    Ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak

    İşçi eğilir bükülür ve doğrulur 
    Köylü bükülür doğrulur eğilirken 
    İnsan iyi maden kuyumcuda

    Güzeldin / Gövden 
    Yeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalara 
    Ağaçlar,kırlardaki hayvanlar kasabadaki insanlarca 
    İşte davetliydin 
    Acıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibi 
    Gelip acı sözlerin için 
    Bir çekmece koydun yaralarımıza

    Ve ellerin uçuşan yapraklar gibi 
    Brden 
    Nasıl yalnız olduğumu anladım 
    Kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan

    Susuyor sessizce 
    Aşkla ilerliyorum 
    Milletim bileniyorum 
    Devirmeye

    Devirmeye safrası beynimi üleşen 
    Elleri karımın üstünde birleşenleri

    Bundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim 
    / sanatsever halkımıza duyrulur / 
    Aklım eski izlerde şimdi 
    İz demek 
    Bir geniş 
    Bir kendine dönük bir en ileriye 
    Yol demek

    Usulca kalkıp gidene: Dur 
    Ki çevrileceksin

    Toydun cesurdun 
    Gençtin atıldıın 
    Bilmezdin atıldın 
    Kabuğu oydun oydun 
    Kabukta kaldın

    Sis iner örter mermeri 
    ağacı binayı

    Sis kalkar kalkmaz 
    Gürünür  mermer 
    Ağaç ve dev

    Bu adamlar dev midir 
    Yatak özlemez gövde midir 
    Gül açar boyunlarında 
    Kolkola durup bağırdıklarında 
    Bomba düşmüş gibi deprenir toprak 
    Konuştuklarında

                      - Yar kurbanın olam 
                        dola yaşmağını bileğime 
                        Ki düşmanı güzel vuram

    Çekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerinde 
    Durdular ite çakala karşı yarin kapısında 

     

    III

    Yedi adam biri bir gün 
                    bir yar gördü 
                    gereğini belledi 
                    yari asla koynuna 
    Ayırmaz yari yanından
  • ağaçların duruşuna benzer ruhum
    suskun... kırılgan...
    rüzgârlı...

    her mevsim...
  • UNUTMA KARARI

    Unutma kararını kim hesaplayacak bize?
    Y. S.

    Dur yolcu durgun gölün önünde;
    kıvırcık deniz ve acı çekmiş gemiler
    dağları saran ve yıldız doğuran yollar
    her şey, geniş yüzeyde son bulur burada.

    Şimdi rahatça bakabilirsin kuğulara
    bak onlara, hepsi gecenin uykusu gibi bembeyaz
    hiçbir yere değmeden onları suyun üzerinde tutan
    ince bir bıçak ağzında kayıyorlar.

    Sana benziyor yabancı bu uslu kanatlar ve sen anlıyorsun onları
    sana bakarken aslanların mermer gözleri
    ve göklere yazılmadan kalıyor ağacın yaprağı
    ve deliyor kalem zindanın duvarlarını.

    Ama bunlardan başkası değildi köy kızlarının boğazladığı kuşlar
    ve kızıla boyuyordu sütü kaldırım taşlarında kan
    ve yalakların i içine okunmaz şekiller fırlatıyordu
    erimiş kurşun gibi sessizce atları

    Ve ölüme giden yol olmadığı için şarkı söyleyemeyen
    kıvrık boyunlarını durmadan sıkıyordu gece
    vuruyordu insanların kemiklerini biçerek körlemesine.
    Ve kanatları serinletiyordu dehşeti.

    Ve tıpkı gördüklerin gibi durgundu bütün bunlar
    aynı durgunluktaydı çünkü kimse yoktu düşüneceğimiz
    belleğin altındaki derinliklere şimdi dokunan
    taşların üzerine işaret kazıyacak güçten başka.

    Onlarla birlikte biz de uzakta, çok uzaklarda; dur yolcu
    usunda beyaz paçavralar benzeri yol alan
    ve yaşadığın, anımsadığın şeyleri uyandıran
    lekesiz kuğuların durgun gölü önünde dur.

    Taşların üzerindeki harflerimizi okurken de anımsıyorsun;
    ama hayran kaldın gene de
    yünleriyle gövdeni büyüten kuzularınla birlikte
    şimdi damarlarında bir kurban sesi duyumsarken.
  • Arkadaşlar, 4 Eylül'de idam edileceği duyurulan Ramina Hossein Panahinin'nin idamının durdurulması için: Aşağıda İsmi yazılı olan çağrıcıların altına siz de imzanızı atıp paylaşabilirsiniz

    İçin temiz olmadıktan sonra,
    Hacı hoca olmuşsun kaç para!
    Hırka, tesbih, post, seccade güzel
    Ama tanrı hiç kanar mı bunlara?

    İran'da doğmuş ama dünya şairi Hayyam'ın dörtlüğünden daha öz anlatan ne olabilir ki, içinde yaşadığımız durumu?
    Firdevsi'den, Hallac-ı Mansur'a Ömer Hayyam'dan Furuğ Ferruhzad 'a kadar... Bildik ve bilmediğimiz, okuyup ve okumadığımız yüzlerce şairi bağrında büyütmüş Pers Uygarlığından bugüne gelen İran. Acıdır ki tarihe kara lekelerin en çıkmazı şair, düşünür, muhalif, bir çok insanı kendine muhalif gördüğü için ya idam etmiş, ya recm etmiştir.
    Şah döneminde ise daha sinsice öldürülmüştür yazarı, şairi, muhalifi... Tıpkı her yazdığı hikayedeki zorbayı kendine benzettiği için rahatsız olan Şah'ın adamlarına Nehirde yüzerken boğdurttuğu Samet Behrengi'ye kadar.
    Ama tüm kıyıma rağmen; inadına, inadına bu toprakların şairi, yazarı, sanatçısı yeşermeye devam etmiştir. Sanki biçilen ağaçların filizleri gibi, yeniden yeniden yeşermişlerdir. Ne Pers uygarlığında olduğu gibi çarmıha germe, ne zındıklıkla suçlanan ve işkencelerin en vahşisi yapıldıktan sonra, acılar içinde idam edilip kafası kesilen Hallac-ı Mansur' da olduğu gibi, ne de daha 3 yıl önce idam edilen şair Haşim Şabani gibi... Ölüm kıyım bitmiyor bu karanlık ülkede. Bu kıyımlara dur demek vicdan meselesidir, İnsanlık sorumluluğudur.
    ABD merkezli İran İnsan Hakları Dokümantasyon Merkezi'nin internet sitesinde yayınlanan rapora göre, İran'da son bir yılda idama mahkûm edilen 390 kişinin cezası infaz edildi söyleniyor
    Her geçen gün bunlara yenisi ekleniyor, molla rejiminin şeriat hukuku ile insan haklarını ihlal etmesi, idamın bir insanlık suçu olduğunu haykıran dünyanın gözü önünde insanlık suçu işlemesi kabul edilemez...
    İdamların daha çok düşünce suçlarına, namusun günah keçisi kadınlara, Kürtlere, aydınlara yazarlara işlemesi ise politiktir. Ve hiç bir insanın öleceğini bile bile zindanlarda günlerce acı çektirildikten sonra, boyunlarına dolanan iple hayatlarına son verilmesini hak etmez. İnsanın biricik hayatının bile bile son bulacağını beklemesinden daha acı, daha vahşi ne olabilir?
    Ya üç yıl önce kendini savunurken tecavüzcüsünü öldüren Reyhaneh'in idamı?
    Nasıl dağlamıştı yüreklerimizi! Hele idam edilmeden bir ay önce annesine yazdığı mektupdaki şu sözleri nasıl unuturuz?
    ''Gerek duymadı mahkeme, cinayet için delile 'kötü kız' olduğuma kanıtmış ojeli tırnaklarım. Hâlbuki güzelliğin ojeli tırnaklarda olmadığını anladım
    tırnakları ile canımı yakmaya çalıştığında celladım''

    Geçtiğimiz haftalarda Kürt Aktivist Ramina Hossein Panahinin tam da ipe giderken acısına dayanamayan yeğeninin intiharıyla idamı ertelemiş oldukları bilgisi yayıldı. İdamın ertelenmesine sevinecek miydik, yoksa acının uzatılmasına üzülecek miydik? Ya Penahi'nin durumu, her gün idam beklentisi ve uzayan işkence?
    İdama meselesinde dünyada İran ve Çin başı çekiyor olsa da, bugünlerde Türkiye de de ıstılıp ortaya getirilmeye başlandı. Belki de idama haklı gerekçe olarak küçük çocuklara tecavüz edilip öldürülmelerine zemin hazırlanmakta...
    Hem dünyada, hem İran'da hem Türkiye 'de idamın insanlık suçu olduğunu söyleyerek biz aşağıda isimleri yazılı olan Şair ve yazarlar, sanatçılar, aydınlar...
    Biz aşağıda ismi olan çağrıcılar; İran'da her an idam edilmesi beklenen Ramina Hossein Panahi'nin derhal idamının durdurulması ve hatta sağlıksız koşullarda tutsak edildiği hücreden çıkarılmasını ve yeniden yargılanmasını istiyoruz.

    Ayşe Hür: Tarihçi yazar
    Abdurrahman Bedir: Şair
    Mahmut Alınak: yazar
    Muazzez Uslu Avcı: Şair, yazar
    Mazlum Çetinkaya: Şair, yazar
    Kerim Eren: Gazeteci, aktivist
    Önder Birol: Şair, yazar
    Elif Yildirim: Şair
    Vedat Yeniçeri: Yayıncı, yazar
    Mahire Tas: Şair
    Hamza Özkan: Gazeteci
    Berivan Kaya: Şair, yazar
    Halil İbrahim Aydın: Öğretmen

    Ku dilê we paqiş nebe,
    Tu bûyî hecî, ha tu bûyî seyda, çi fêde!
    Ku şaşik li ser be, tizbî li dest, enî li ser sicadê be,
    Gelo Xweda bi van dixape?
    Xênî van riste û rêzikên ku Hayyam gotî, kêjan gotin bibe qal û qisa rewşa me dikare li serê lodê nagire gelo?
    Ji Firdevsî bigre, heta Hellacê Mensûr, Omerê Heyyam, Fîrux Fêrrûhzadê, heta Hossein Panahî… Warê bi hezaran şa’irên ku bihîstî yan nebihîstî, me xwendî an nexwendî, şaristaniya gewre Pers, Îro maye hêviya Îranê ve. Bixabin û çi heyf e Îran rûreşiyeke mezin dike û bi hezaran mirovên muxalif, helbestkar û rewşenbîr darda kiriye, an jî ricim kiriye. Di serdema Şah de bi hezaran helbestkar û muxalifên jî bi awayekî dizî û gonevanî hatine kuştin… Gelekî wî jî mîna Samet Behrengi’yê ku bi destê mirovên Şah, sedema ku çîrokên Behrengî de qala zordarekî kiriye û vê tiştê ji Şah girtiye, di çem de hatibû xeniqandin.
    Çi dibe bila bibe, li van erdnîgariyan her dem dêyan çok dane erdê û şa’ir û rewşenbîr anîne dinê. Tu car koka mirovên şiyar, mîna dara ku bê jêkirin û car din aj dide, car din şîn bûye û kok lê neqeliyaye. Ji Mensûrê Hellac bigre, heta Haşîm Şabanî yê sê sal berê hatibû idamkirin, hê jî ev berdewam dike. Wijdana mirov divê li ber van kirinan serî netewîne, mil daneyne. Mirin û qirkirin li wî welatê tarî û rûreş naqde. Li hember senîna van qetil û qirkirinan deynê stûyê mirovtiyê ye.
    Navenda Domumantasyona Mafên Mirovan a DYE, (Emerîqa) di malpera xwe a internetê de raporek weşandiye û dibê 390 mirov hatine înfazkirin.
    Di cîhaneke ku li hember dardakirinê sekinî de ev dardakirinên dijî mafên mirovan nayê qebûlkirin.
    Lê dardakirina sê sal berê a Reyhanneh a ku destavîtiyê xwe kuştî?
    Çawa agir li dilê me xistibû! Lê ew gotinên ku di nameya ku berî were dardakirinê de ji diya xwe re nivîsî bû em çawa ji bîr bikin?
    ‘’Dadgehê guh neda delîlên qetla nav tê. Li sorava li neynikên min nihêrin. Gor wan, ev sorava li neynikên min dide nîşan ku ez ‘jineke xerav im’. Lê belê wextê celad kindir evîte qirika min û ez tehl kirim, min dît ku bedewbûn ne bi sorava li neynikan e.’’
    Ev biryarên ku tên dayîn polîtîk in û ji boy Kurdan, rewşenbîr û jinan ango ji boy sûcên fikir û raman in. Heta sê sal beriya vê jina bi navê Reyhanehê, dest avîtiyê xwe kuşt û hate dardakirin.
    Çendî li ser rûyê cîhanê, Çîn, Îran serkêşê dardakirinê ne jî van rojan li Tirkiyê jî qala idamkirinê bû. Çendî ev nîqaşa li Tirkîyê a idamê ji bo destavîtina zarran be jî, ne rast e.
    Em mirovên (helbestkar, nivîskar, hunermendên) navê me li jêrê, him li dinyayê, li kîjan dewletî dibe bira bibe, em nexwazên idamê ne. Daxwaza me ew e ku biryara îdama Ramina Hossein Panahî û hemû mehkûman bê betalkirin. Mehkûmên fikir û raman bên berdan, tedayî û îşkence bê rakirin.
  • Yol üstü bir gerçek olan, özü gereği gezgin olan insanoğlunu anlamayı dileyen bir kimse, tüm durağan kavramları kaldırıp atmalı ve dur durak bilmeyen bir yolculuğun kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmelidir.