• ağaçların duruşuna benzer ruhum
    suskun... kırılgan...
    rüzgârlı...

    her mevsim...
  • UNUTMA KARARI

    Unutma kararını kim hesaplayacak bize?
    Y. S.

    Dur yolcu durgun gölün önünde;
    kıvırcık deniz ve acı çekmiş gemiler
    dağları saran ve yıldız doğuran yollar
    her şey, geniş yüzeyde son bulur burada.

    Şimdi rahatça bakabilirsin kuğulara
    bak onlara, hepsi gecenin uykusu gibi bembeyaz
    hiçbir yere değmeden onları suyun üzerinde tutan
    ince bir bıçak ağzında kayıyorlar.

    Sana benziyor yabancı bu uslu kanatlar ve sen anlıyorsun onları
    sana bakarken aslanların mermer gözleri
    ve göklere yazılmadan kalıyor ağacın yaprağı
    ve deliyor kalem zindanın duvarlarını.

    Ama bunlardan başkası değildi köy kızlarının boğazladığı kuşlar
    ve kızıla boyuyordu sütü kaldırım taşlarında kan
    ve yalakların i içine okunmaz şekiller fırlatıyordu
    erimiş kurşun gibi sessizce atları

    Ve ölüme giden yol olmadığı için şarkı söyleyemeyen
    kıvrık boyunlarını durmadan sıkıyordu gece
    vuruyordu insanların kemiklerini biçerek körlemesine.
    Ve kanatları serinletiyordu dehşeti.

    Ve tıpkı gördüklerin gibi durgundu bütün bunlar
    aynı durgunluktaydı çünkü kimse yoktu düşüneceğimiz
    belleğin altındaki derinliklere şimdi dokunan
    taşların üzerine işaret kazıyacak güçten başka.

    Onlarla birlikte biz de uzakta, çok uzaklarda; dur yolcu
    usunda beyaz paçavralar benzeri yol alan
    ve yaşadığın, anımsadığın şeyleri uyandıran
    lekesiz kuğuların durgun gölü önünde dur.

    Taşların üzerindeki harflerimizi okurken de anımsıyorsun;
    ama hayran kaldın gene de
    yünleriyle gövdeni büyüten kuzularınla birlikte
    şimdi damarlarında bir kurban sesi duyumsarken.
  • Arkadaşlar, 4 Eylül'de idam edileceği duyurulan Ramina Hossein Panahinin'nin idamının durdurulması için: Aşağıda İsmi yazılı olan çağrıcıların altına siz de imzanızı atıp paylaşabilirsiniz

    İçin temiz olmadıktan sonra,
    Hacı hoca olmuşsun kaç para!
    Hırka, tesbih, post, seccade güzel
    Ama tanrı hiç kanar mı bunlara?

    İran'da doğmuş ama dünya şairi Hayyam'ın dörtlüğünden daha öz anlatan ne olabilir ki, içinde yaşadığımız durumu?
    Firdevsi'den, Hallac-ı Mansur'a Ömer Hayyam'dan Furuğ Ferruhzad 'a kadar... Bildik ve bilmediğimiz, okuyup ve okumadığımız yüzlerce şairi bağrında büyütmüş Pers Uygarlığından bugüne gelen İran. Acıdır ki tarihe kara lekelerin en çıkmazı şair, düşünür, muhalif, bir çok insanı kendine muhalif gördüğü için ya idam etmiş, ya recm etmiştir.
    Şah döneminde ise daha sinsice öldürülmüştür yazarı, şairi, muhalifi... Tıpkı her yazdığı hikayedeki zorbayı kendine benzettiği için rahatsız olan Şah'ın adamlarına Nehirde yüzerken boğdurttuğu Samet Behrengi'ye kadar.
    Ama tüm kıyıma rağmen; inadına, inadına bu toprakların şairi, yazarı, sanatçısı yeşermeye devam etmiştir. Sanki biçilen ağaçların filizleri gibi, yeniden yeniden yeşermişlerdir. Ne Pers uygarlığında olduğu gibi çarmıha germe, ne zındıklıkla suçlanan ve işkencelerin en vahşisi yapıldıktan sonra, acılar içinde idam edilip kafası kesilen Hallac-ı Mansur' da olduğu gibi, ne de daha 3 yıl önce idam edilen şair Haşim Şabani gibi... Ölüm kıyım bitmiyor bu karanlık ülkede. Bu kıyımlara dur demek vicdan meselesidir, İnsanlık sorumluluğudur.
    ABD merkezli İran İnsan Hakları Dokümantasyon Merkezi'nin internet sitesinde yayınlanan rapora göre, İran'da son bir yılda idama mahkûm edilen 390 kişinin cezası infaz edildi söyleniyor
    Her geçen gün bunlara yenisi ekleniyor, molla rejiminin şeriat hukuku ile insan haklarını ihlal etmesi, idamın bir insanlık suçu olduğunu haykıran dünyanın gözü önünde insanlık suçu işlemesi kabul edilemez...
    İdamların daha çok düşünce suçlarına, namusun günah keçisi kadınlara, Kürtlere, aydınlara yazarlara işlemesi ise politiktir. Ve hiç bir insanın öleceğini bile bile zindanlarda günlerce acı çektirildikten sonra, boyunlarına dolanan iple hayatlarına son verilmesini hak etmez. İnsanın biricik hayatının bile bile son bulacağını beklemesinden daha acı, daha vahşi ne olabilir?
    Ya üç yıl önce kendini savunurken tecavüzcüsünü öldüren Reyhaneh'in idamı?
    Nasıl dağlamıştı yüreklerimizi! Hele idam edilmeden bir ay önce annesine yazdığı mektupdaki şu sözleri nasıl unuturuz?
    ''Gerek duymadı mahkeme, cinayet için delile 'kötü kız' olduğuma kanıtmış ojeli tırnaklarım. Hâlbuki güzelliğin ojeli tırnaklarda olmadığını anladım
    tırnakları ile canımı yakmaya çalıştığında celladım''

    Geçtiğimiz haftalarda Kürt Aktivist Ramina Hossein Panahinin tam da ipe giderken acısına dayanamayan yeğeninin intiharıyla idamı ertelemiş oldukları bilgisi yayıldı. İdamın ertelenmesine sevinecek miydik, yoksa acının uzatılmasına üzülecek miydik? Ya Penahi'nin durumu, her gün idam beklentisi ve uzayan işkence?
    İdama meselesinde dünyada İran ve Çin başı çekiyor olsa da, bugünlerde Türkiye de de ıstılıp ortaya getirilmeye başlandı. Belki de idama haklı gerekçe olarak küçük çocuklara tecavüz edilip öldürülmelerine zemin hazırlanmakta...
    Hem dünyada, hem İran'da hem Türkiye 'de idamın insanlık suçu olduğunu söyleyerek biz aşağıda isimleri yazılı olan Şair ve yazarlar, sanatçılar, aydınlar...
    Biz aşağıda ismi olan çağrıcılar; İran'da her an idam edilmesi beklenen Ramina Hossein Panahi'nin derhal idamının durdurulması ve hatta sağlıksız koşullarda tutsak edildiği hücreden çıkarılmasını ve yeniden yargılanmasını istiyoruz.

    Ayşe Hür: Tarihçi yazar
    Abdurrahman Bedir: Şair
    Mahmut Alınak: yazar
    Muazzez Uslu Avcı: Şair, yazar
    Mazlum Çetinkaya: Şair, yazar
    Kerim Eren: Gazeteci, aktivist
    Önder Birol: Şair, yazar
    Elif Yildirim: Şair
    Vedat Yeniçeri: Yayıncı, yazar
    Mahire Tas: Şair
    Hamza Özkan: Gazeteci
    Berivan Kaya: Şair, yazar
    Halil İbrahim Aydın: Öğretmen

    Ku dilê we paqiş nebe,
    Tu bûyî hecî, ha tu bûyî seyda, çi fêde!
    Ku şaşik li ser be, tizbî li dest, enî li ser sicadê be,
    Gelo Xweda bi van dixape?
    Xênî van riste û rêzikên ku Hayyam gotî, kêjan gotin bibe qal û qisa rewşa me dikare li serê lodê nagire gelo?
    Ji Firdevsî bigre, heta Hellacê Mensûr, Omerê Heyyam, Fîrux Fêrrûhzadê, heta Hossein Panahî… Warê bi hezaran şa’irên ku bihîstî yan nebihîstî, me xwendî an nexwendî, şaristaniya gewre Pers, Îro maye hêviya Îranê ve. Bixabin û çi heyf e Îran rûreşiyeke mezin dike û bi hezaran mirovên muxalif, helbestkar û rewşenbîr darda kiriye, an jî ricim kiriye. Di serdema Şah de bi hezaran helbestkar û muxalifên jî bi awayekî dizî û gonevanî hatine kuştin… Gelekî wî jî mîna Samet Behrengi’yê ku bi destê mirovên Şah, sedema ku çîrokên Behrengî de qala zordarekî kiriye û vê tiştê ji Şah girtiye, di çem de hatibû xeniqandin.
    Çi dibe bila bibe, li van erdnîgariyan her dem dêyan çok dane erdê û şa’ir û rewşenbîr anîne dinê. Tu car koka mirovên şiyar, mîna dara ku bê jêkirin û car din aj dide, car din şîn bûye û kok lê neqeliyaye. Ji Mensûrê Hellac bigre, heta Haşîm Şabanî yê sê sal berê hatibû idamkirin, hê jî ev berdewam dike. Wijdana mirov divê li ber van kirinan serî netewîne, mil daneyne. Mirin û qirkirin li wî welatê tarî û rûreş naqde. Li hember senîna van qetil û qirkirinan deynê stûyê mirovtiyê ye.
    Navenda Domumantasyona Mafên Mirovan a DYE, (Emerîqa) di malpera xwe a internetê de raporek weşandiye û dibê 390 mirov hatine înfazkirin.
    Di cîhaneke ku li hember dardakirinê sekinî de ev dardakirinên dijî mafên mirovan nayê qebûlkirin.
    Lê dardakirina sê sal berê a Reyhanneh a ku destavîtiyê xwe kuştî?
    Çawa agir li dilê me xistibû! Lê ew gotinên ku di nameya ku berî were dardakirinê de ji diya xwe re nivîsî bû em çawa ji bîr bikin?
    ‘’Dadgehê guh neda delîlên qetla nav tê. Li sorava li neynikên min nihêrin. Gor wan, ev sorava li neynikên min dide nîşan ku ez ‘jineke xerav im’. Lê belê wextê celad kindir evîte qirika min û ez tehl kirim, min dît ku bedewbûn ne bi sorava li neynikan e.’’
    Ev biryarên ku tên dayîn polîtîk in û ji boy Kurdan, rewşenbîr û jinan ango ji boy sûcên fikir û raman in. Heta sê sal beriya vê jina bi navê Reyhanehê, dest avîtiyê xwe kuşt û hate dardakirin.
    Çendî li ser rûyê cîhanê, Çîn, Îran serkêşê dardakirinê ne jî van rojan li Tirkiyê jî qala idamkirinê bû. Çendî ev nîqaşa li Tirkîyê a idamê ji bo destavîtina zarran be jî, ne rast e.
    Em mirovên (helbestkar, nivîskar, hunermendên) navê me li jêrê, him li dinyayê, li kîjan dewletî dibe bira bibe, em nexwazên idamê ne. Daxwaza me ew e ku biryara îdama Ramina Hossein Panahî û hemû mehkûman bê betalkirin. Mehkûmên fikir û raman bên berdan, tedayî û îşkence bê rakirin.
  • Çün demür-ile kamışı kıldı Hâlik âşikar
    İtdi kılıçla kalem çoh dürlü bahs ü kar-zâr

    Didi evvel fahr idiben kılıc kim ol benüm
    Kim benüm-çün didi “enzelne’l-hadîd” ol Kirdgâr

    Eyle virdi pes cevâbını anuñ anda kalem
    Kim benüm-için didi “nun ve’l-kalem” Perverdigâr

    Kılıc aña didi kim benüm iledür pâs-ı milk
    Pes kalem didi benem dîn kasrın iden üstüvâr

    Didi kılıc kim benem sultânlara olan kemer
    Pes kalem didi benem sultânlar elinde süvâr

    Didi kılıc yir yüzi binümle olur lâle-gûn
    Pes kalem didi benümledür cihân nakşı nigâr

    Pes kılıç didi benümle ider ekâbir ululıh
    Pes kalem didi benümle ider efâzıl iftihâr

    Pes kılıç didi benem kim feth iderem memleket
    Pes kalem didi memâlik benden almışdur karâr

    Pes kılıç didi benem küffârı iden pâyimâl
    Pes kalem didi benem mü’minleri iden pâyidâr

    Pes kılıç didi ki şehler düşmenin sayd iderem
    Pes kalem didi benem anları eyleyen şikâr

    Pes kılıç didi ki şehler benden ister kuvveti
    Pes kalem didi ki anlar benden ister istimâr

    Pes kılıç didi benüm çoh gûherüm vardur ayan
    Pes kalem didi benem hoœ bahr-ı dürr-i şâh-vâr

    Pes kılıç didi ki sîm ü zer-durur baña makâm
    Pes kalem didi ki bahr-ı müşgdür baña diyâr

    Pes kılıç didi benem şerri cihândan def iden
    Pes kalem didi benem her hayrı iden ihtiyâr

    Pes kılıç didi ki aslum oldı hâk-i hoş-nihad
    Pes kalem didi ki binüm aslum âb-ı hoş-güvâr

    Pes kılıç didi ki benem Hızr bigi sebze-pûş
    Pes kalem didi suya saldum benümdi ol şiâr

    Pes kılıç didi ki od içinde ben sabr iderem
    Pes kalem didi katısın nûr idemez sini nâr

    Pes kılıç didi ki handânam degülem türş-rûy
    Pes kalem didi ki mü’min gerek ola eşk-bâr

    Pes kılıç didi dürüstem ben şikestüm hîç yoh
    Pes kalem didi şikest itdüm Hak-ıçun ihtiyâr

    Pes kılıç didi bilürsin bini gökden inmişem
    Pes kalem didi ki levhi yazmışam bî-iftikâr

    Pes kılıç didi ki kamu aybı ben def iderem
    Pes kalem didi benem hoœ kamu gayba râz-dâr

    Pes kılıç didi benem hoş-reng ü gâyet ten-dürüst
    Pes kalem didi itdi bini havf-ı Hak zâr u nizâr

    Pes kılıç didi ki hükmün âleme olmışdur revân
    Pes kalem didi ki var bende dahı bu iktidâr

    Pes kılıç didi ki illerden ben aluram harâc
    Pes kalem didi kamusın ben iderem iddihâr

    Pes kılıc didi cihânda olmışam ben muteber
    Pes kalem didi cihâna nîşe ideler itibâr

    Pes kılıç didi ki Rüstem’den virürem ben nişân
    Pes kalem didi ki uş İdrîs’den ben yâdigâr

    Pes kılıç didi şecâat bende vardur bî-hisâb
    Pes kalem didi belâgat bende vardur bî-şümâr

    Pes kılıç didi benem sultânlara hidmet-güzîn
    Pes kalem didi benem anlara hoş-midhat-güzâr

    Pes kılıç didi ki şâha ben kulam beste-kemer
    Pes kalem didi ki baña dahı budur resm-i kâr

    Pes kılıç didi dur imdi varalum şeh katına
    Tâ ki davimüzi bizüm kat ide ol nâm-dâr

    Başı üstine kalem kılıc-ıla oldı revân
    Girdiler ol pâdişahuñ hazretine rûz-bâr

    Mîr Sülmân-ı Süleymân-kadr ü Âsaf-marifet
    Kim halîfe itdi cihâna Hak anı Dâvud-vâr

    Ol Ömer adl ü Hasen-hulk u Alî-dildür velî
    Kılıcından künd-dendân olur anuñ Zû’l-fikâr

    Şehr ü kişver olalı yüzbiñ göz-ile bu felek
    Aña hem-tâ görmedi görmeyiser bir şehriyâr

    Kanı İskender ki göre-y-di nice olur dünyede
    Harb ü darb ü bezm ü rezm ü hazm ü azm ü gîr ü dâr

    Memleketde pâœişâh olalı adlinden anuñ
    Gürg ü mîş ü bâz ü kâz oldı biribirine câr

    N’ola oldı-y-ısa bu âlem müsahhar hükmine
    Çün anuñ-çun yaradıldı encüm ü çarh ü medâr

    Atınuñ nalin felek anuñ-çun itmiş tâc-ı ser
    Tarf-ı zer bagladı cevzâ aña oldı cân-dâr

    Kılıcıdur berk-i rahşân atlarınuñ üni rad
    Süñüsidür ejdehâ vü ohıdur perrende-mâr

    Dökdi gerdûn ayagına varını tâ mihr ü mâh
    Hidmeti hakkından anuñ girü kaldı şerme-sâr

    Bu meliklerden kim ide ceng anuñla ki anuñ
    Bir kolına turamaz biñ Rüstem ü İsfendiyâr

    Kâr-zâr idem diyen bu pâdişâhuñ ahdi-le
    Ne aceb ger kalur-ısa kılıcından kâr-zâr

    Şehr ü kala heybetine nice döyiser anuñ
    Kim aña âsî olursa yıhıla bu nüh-hısâr

    Elleri ol bahrdur kim dürridür aña hubâb
    Kılıcı şol od-durur kim mergdür aña şerâr

    K’anı yümn-ile bulayım diyü katında kabûl
    Aña virmişdür yemîninden ne kim versa yesâr

    Lutfınuñ feyzini görüp bu halâyık üstine
    Şerme-sâr oldı anuñ-çundur döker ebr-i bahâr

    Himmeti ger memleket almaga itse ârzû
    Az zamândan Rûm’dan feth eyleye tâ Kandehâr

    Zulm yıhıldı olalı adli anuñ pâsübân
    Fitne uyıdı olalı bahtı anuñ hûş-yâr

    Kahrınuñ nârını çün kim yâd ider düşmeni
    Katre katre yüregi kan olur eyle kim enâr

    Yahmaya tamunuñ odı bir nefes kâfirleri
    Ger anuñ lutfı hevâsı tamuya ide güzâr

    Ger kıla kahrı yili bir lahza büstâne güzer
    Âteşîn ola mizâcında kedû-y-ıla hıyâr

    Ger bula ol şeh elinden hâsiyet ebr-i hazân
    Kand bitüre sögüt laliledür serv ü çinâr

    Düşmenüñ yavuz adı n’irede kim añıla
    İt dahı işidür-ise bi’llah andan ide âr

    N’ola sındı bigi hasmı ider-ise ıztırâb
    Çün şehün havfından eriyüp ana irdi iztırâr

    Ol gelenlere cevâb ol resme virdi pâdişâh
    Çün benümsiz arañuzda olmasun bu gîr ü dâr

    Bah ki nicesi müverred levn oldı gül-sitân
    Gör ki nicesi mutavves-reng oldı sebze-zâr

    Pâœişâhâ husrevâ şâhâ bahâr irişiben
    Uş berâber oldı adlüñ bigi leyl-ile nehâr

    Gel varalum mürgi-zâr içinde hoş işidelüm
    Kim nicesi nâle ider ışk elinden mürg-zâr

    Nûş kıl zerrîn-kadehden bâœe-i yâkût-reng
    Kim bulıtdur gûher-efşân u hevâdur müşg-bâr

    Gör ki nîce lâle vü nergis getürmiş hâreler
    Bah ki nice tâze vü ter gül bitürmiş huşk-hâr

    Taga bah kim yoluña nice zümürrüdler saçar
    Bâgı gör kim ayaguña sîm ü zer ider nisâr

    Lâle almışdur eline sebzede zerrîn-kadeh
    Çünki gördi nergisuñ başında var-durur humâr

    Kanda bahsañ lâle vü nesrîn-durur hem nesteren
    Kanda varsañ nergis-i ranâ-durur serv ü arâr

    Rûzigâruñ halini çün kim bilürsin nicedür
    Komagıl câmı elüñden bir dem iy Cem zinhar

    Tûtîye beñzer reyâhîn çevresinde serv-bün
    Kevsere beñzer riyâzuñ arasında çeşme-sâr

    Mevsüm-i güldür şehâ gül-zâr içinde oturup
    Câm-ı gül-gûn virsün elüñe nigâr-ı gül-izâr

    Bülbülüñ sâzın işidüp bir gazel geldi dile
    Kim diler Zühre ki ide çengine destânın târ

    Yazmadı can levhi üstine yüzüñ bigi nigâr
    Nakş ideli ay u günüñ şemsesin sûret-nigâr

    Fürkatüñüñ hasretinden gözlerüm yaşın gören
    Dir ki hergiz görmedüm kim lal mevc ura bihâr

    Gözlerümden dökilürken şem bigi hûn u âb
    Nîşe düşmişdür aceb bilsem yüregüm böyle hâr

    Kasdı cân-ısa gözüñüñ aña Bismi’llah fidî
    Ben dahı cehd iderem kim gide boynumdan bu bâr

    Ayaguña tuhfe ide-y-düm cânum olmasa-y-dı ayb
    Tuhfe itmek ol azîze bir metâı ki ola hwâr

    Zulmetini gicenüñ saçuñ bigi sorsañ nedür
    Göklere çıhdı benüm âh u dütüninden buhâr

    Ahmedî vasfın ider ol leb ü dendânınuñ
    Anuñ-ıçun nazm oldı lal ü dürr-i şâh-vâr

    İşidicek söz anuñdur gûş aña dutmah gerek
    Ger hakîkat ger kinâyet ger mecâz ü müstecâr

    Bahtiyârâ bu söze kimse cevâb eydür-ise
    Gözlerümde nakşı itmege ani idem ihtiyâr

    Olmaya gün nûrı resmi-y-ile hergiz münteşir
    Ki ol ulu aduñ benüm nazmumla buldı intişâr

    Niçe kim eshârda görine envâ-ı ziyâ
    Niçe kim eşcârdan dirile elvân-ı simâr

    Devletünüñ bâgı şöyle tâze olsun kim aña
    Tâ ebed irişmeye nihnet hazânından gubar

    Encüm olsun saña yâr ü âsumân olsun mutî
    Devlet olsun saña hem-ren-baht olsun saña yâr

    Ol ki sini tâcdâr eyledi kendü lutf-ıla
    Düşmenüñüñ kahrı-y-ıla eylesün ol tâci-dâr
  • Âlemin gördüm ki ebr-i feyz-i bârân üstüne
    Şevk müstevlî tamâm eczâ-yı ekvân üstüne

    Mihr-i devlet baht-ı erbâb-ı dile âyînedir
    Perde-keş subh-ı vatan şâm-ı garîbân üstüne

    Zîr-i ran fersân-ı nazma tevsen-i tünd-i felek
    Sâyeban perr-i hümâ erbâb-ı irfân üstüne

    Şimdi sahbâ-hâne-i irfandadır rûh-ı neşât
    Can verir muğ-beççeler telkîn-ı îmân üstüne

    Nazm-ı rengindir gül-i rûy-ı sebed bu meclise
    Şimdi dîvanlar müreccahdır gülistân üstüne

    Can-fezâ geldi çü bûy-ı pîrehen hâtırlara
    Uğramış var ise râh-ı şevk Ken‘ân üstüne

    Germ edüp yek-rengî-i ülfet gül ü pervâneyi
    Âşiyân-sâz oldu bülbüller şema‘dân üstüne

    Sîr-i meh-tâbiz fürûğ-ı bahtdan bî-hûde mihr
    Etmesin tahmîl-i minnet mâh-ı tâbân üstüne

    Âsman nüh tûy bir çarhî siper der-pîş eder
    Şeyh seng-endâz-ı ta‘n oldukça rindân üstüne

    Sûk-ı isti‘dâda şehr-âyîn edüp yârân-ı nazm
    Etdiler gül-rîzler âvîze dükkân üstüne

    Her biri bir şeb-çerâğ-ı ârzûdan muktebes
    Her biri pervâne bir şem‘-i fürûzân üstüne

    Hâsılı seyr ederek bu hırmen-i feyzi yine
    Sabr bâr oldu dil-i âşüfte-sâmân üstüne

    Ben dahı bir bezm-i nûş-â-nûş tertîb eyleyüp
    Harf atardım sâkî-i meh-rû-yı fettân üstüne

    Şevk ile tarf-ı külâh eşkeste vü hâtır-dürüst
    Dîdeler hayran hat-ı câm-ı dırahşân üstüne

    Elde mey divân-ı Câmî vü Neşâtî der-miyân
    Beyt okurken şîve-i nâhid-i şahşân üstüne

    Râsihin bu matla‘ın tazmîn edüp sâkî-i kilk
    Nukl sundu çekdiğim sahbâ-yı irfân üstüne

    Süzme çeşmin gelmesin müjgan müjgân üstüne
    Urma zahm-ı sîneme peykan peykân üstüne

    Nergis-i gül-gûn beyâzın sanma surh etmiş remed
    Gamze-i zâlim yine kan eylemiş kan üstüne

    Tîğ-i âteş-renge arz etmiş dil-i mecrûhunu
    Müjdeler ey can-be-kef nâr indi kurbân üstüne

    Sünbülistân-ı hatın fikriyle her şeb tâ seher
    Göz döner bin kerre bir hâb-ı perîşân üstüne

    Kişver-i hüsne aceb âşûblar düşmüş yine
    Çekmiş ebrû hançer ol ber-geşte müjgân üstüne

    Halvet-i sâfî-zamîran hâne-i âyinedir
    Sıklet olmaz gelse de mihman mihmân üstüne

    Tarf-ı hatda turresi bir ukde peydâ eylemiş
    Gûyiyâ sah çekmiş âsaf pençe-fermân üstüne

    Âsaf-ı İskender-âyîn ü hakîm-i hurde-bîn
    Fâ'ik olmuş zâtı Hâkânî vü hâkan üstüne

    Sadr-ı mülk-ârâ Ali Pâşâ-yı rûşen-re'y kim
    Şem‘inin pervâne-veş hurşîd lerzân üstüne

    Şekl-i pervin sanma tevkî‘in yazar bircis-i çarh
    Lâcüverd-endûde bir levh-i zer-efşân üstüne

    Çehresinden rengi pervâz eylemiş sanman şafak
    Heybet ü iclâli düşmüş mihr-i rahşân üstüne

    Kevkeb-i âlisin idrâk edemez erbâb-ı fen
    Etseler vaz‘-ı rasad tâ çarh-ı hâmân üstüne

    Ol sipeh-sâlâr-ı Kisrî-şan ki istiksâr eder
    Bir sipâhî bendesin taht-ı Sipâhân üstüne

    Lerze düşmüş savlet-i kûh-ı vekârından tamâm
    Arz-ı Nişâbûr-veş iklîm-i İrân üstüne

    Hâk-i pâyinden varup bâd-ı sabâ tarh eylemiş
    Sürmesinden gerd-i kesâd-âsâ Sıfâhân üstüne

    Kûr eder der-ceng-i evvel dîdesin gerd-i haşem
    At salsa hışm ile Sâm u Nerîmân üstüne

    Hiç selâmet yakasın görsün mü düşmen kim kodı
    Kahn bin ser-pençe her târ-ı girîbân üstüne

    Nîzesin tîr-i sebük-pervâza eyler pîş-rev
    Rezmde gelse o rahş-ı berk-cevlân üstüne

    Düşmeni hayretle hem-çün rubeh-i tasvîr eder
    Şîr-veş geldikçe ol kûh-ı hırâmân üstüne

    Rû-nümâ çîn-i cebîninden bile sîmâ-yı lutf
    Hüsn-i diger bahş eder mevc âb-ı hayvân üstüne

    Gül-nihâl-âsâ mutarrâ berkler peydâ eder
    Assalar ta‘vîz-i lutfun nahl-i mercân üstüne

    Âsafâ deryâ-kefâ sammah-ı Hâtem-masrafâ
    Mübtenîdir tıynetin ifzâl u ihsân üstüne

    Pây-müzd olmaz berîd-i müjde-i eltâfına
    Katsalar mahsûl-i bahri hâsıl-ı kân üstüne

    Şeyh u şâbı eylemiş fermânına zîr-i nigîn
    Zâtını ta‘yîn eden kürsî-i dîvân üstüne

    Devr-i ikbâlinde yokdur hiç harâb olmuş meger
    Mey-güsârânın süre gâhî kadeh-rân üstüne

    Pür eser nîsân-ı lutfun şöyle kim dür-pûş olur
    Çeşm-i âşık nem-çekân oldukça dâmân üstüne

    Şu‘le-i idrâk kim tab‘ın güher-bâr etmede
    Gûyiyâ berk-i cehandır ebr-i nîsân üstüne

    Tab‘-ı gevher-bâra vermiş rağbetin feyz-i sühan
    Mihrdir kim pertevin salmış Bedahşân üstüne

    Devletinde böyle bir şemşîr-peyker nazm ile
    Şerha çekdim sîne-i gül-berk-i handân üstüne

    Ma‘nî-i rengîne her bir beyti gûyâ selsebil
    Cesr her mısra‘ı âb-ı la'l-i rümmân üstüne

    Gerçi teng oldu zemînin sen de ammâ kim
    Nedîm Çarhı teng etdin ser-i hussâd-ı yârân üstüne

    La‘l ü mürvârîd-i da‘vâtı nisâr et ba‘d-ezîn
    Nev-arûs-ı tâli‘-i düstûr-ı zî-şân üstüne

    Tâ ki cedveller çeke hatt-ı şuâ‘-ı mihrden
    Münşi-i kudret bu nüh tûmâr-ı imkân üstüne

    Mısrâ‘-ı ber-ceste-i ikbâl ola ser-levhası
    Ma‘delet bâbında dâ'im tâk-ı eyvân üstüne.
  • Bugünkü Türkçenin anası olan Göktürkçede, bugünkü Türkçede olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hususiyetler, hem kelimelere, hem eklere aittir. Göktürkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeye lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıkları şunlardır:

    1- Göktürkçede 'g' ile kelime başlamaz. Bugünkü Türkçede kelime başlarındaki 'g' ler Göktürkçedeki 'k' dir. Bugünkü 'görür' ve 'geldi' yerine Göktürkçede 'körür' ve 'kelti' denir.

    2- Kelime başında 'd' harfi de bulunmaz. 'Dört', 'Düz' , 'Doğu' kelimeleri Göktürkçede 'tört', 'toğu' dur.

    3- Bugünkü Türkçede ötreli heceden sonra esreli hece gelmez. Halbuki Göktürkçede gelebilir. Bugünkü Türkçedeki 'kişi oğlu', 'öldü' kelimeler yerine Göktürkçede 'kişi oğlu' 'ölti' denir.

    4- Göktürkçede izafet terkiplerini teşkil eden iki simin sonunda umumiyetle ek yoktur. 'Türk budun' , 'Türk Kağan' bugünkü Türkçeye göre 'Türk milleti' , 'Türk kağanı' demektir.

    5- Göktürkçede 'v' harfi olmadığı için bugünkü Türkçenin 'v' kelimeler hep 'b' lidir. 'Eb' , 'Bar' , 'Barur' kelimeleri 'ev' , 'var' ; 'varır' kelimelerinin karşılığıdır.

    6- Bugünkü 'olmak' fiili Göktürkçede 'bolmak' tır. 'Boltı' yahut 'boldı' şimdiki 'oldu'ya karşılıktır.

    7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır: 'On' dan sonra 'on bir', 'on iki' diye sayılmaz. Ya
    ' on artukı bir ', 'on artukı iki' demek , yahut 'bir yigirmi', 'iki yigirmi' demek lazımdır. 'Yigirmi' (yani 'yirmi') 'İkinci on' olduğu için 'bir yirmi' demek 'ikinci ondan bir' demektir. Bunun için ya 'otuz artukı altı' yahut 'altı kırk' demek icap eder.

    8- Bugünkü 'li, lı, lü, lu' ekleri yerin 'lig, lıg' ekleri vardır. 'Tizlig, kağanlıg' kelimeleri 'dizli, kağanlı' demektir.

    9- Mefûlübih eki 'g, ig, ıg' ekleridir. 'Kişig, ordug, işig, budung' kelimeleri 'kişiyi, orduyu, işi, budun' demektir.

    10- Mefûlüileyh eki 'ke, ka' dır. 'Kağanka' bugünkü Türkçeye göre 'Kağana' demektir.

    11- Göktürkçede mefûlüanh yoktur. Onun yerine mefûlüfih kullanılır. Mesela 'anda kisre' ondan sonra demektir.

    12- Tasrif olunmayan rabıt sigaları biraz başka türlüdür. 'Süre', 'aşa', 2yeyü', 'ölü' kelimeleri bugünkü Türkçeye göre 'sürerek', 'aşarak', 'yiyerek', 'ölerek' demektir. Kodıp',
    'Koyup' demektir. 'Kelipen', 'olurıpan' ise yine 'gelip' , 'oturup' demek olup bugünkü
    Türkçede kullanılmayan bir şeklidir.

    13- Göktürkçede bugünkü gibi ismifâil yoktur. Fakat buna karşılık başka bir şekil vardır ki sonraları kullanılmamıştır. 'Veren' ve 'varan' ismifâillerinin Göktürkçedeki karşılığı
    'berigme' ve 'barıgma' dır.

    14- Bugünkü Türkçede bazı 'y' ler Göktürkçede 'd'dir. Mesela 'adak', 'bod' , 'kodıp' , 'udımadım' kelimeleri 'ayak' , 'boy' (kabile) , 'koyup' . 'uyumadım' demektir.