• Umutsuzlar Parkı

    I.
    Biliyorsunuz parkların
    Sizi çağıran tarafları
    İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı
    Orada saklanıyor onlar
    Çünkü her türlü saklanıyorlar orada
    Bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla
    Dağınık mavisiyle gözlerinin
    Sevgi vermez kadın uçlarıyla
    Korkuya, sadece korkuya sığınmış olarak
    Eskimiş, kurtlanmış ikonlarıyla kiliselerinin
    Yalvaran bakışlarıyla - nasıl da sevimsiz -
    En kötüsü, belki de en kötüsü
    Bir duygu açlığıyla soluyarak
    Parklara yerleşiyorlar, parkların
    Onları çağıran köşelerine
    Bir karıncayı selamlıyorlar, besili, siyah
    Bacak aralarından
    Çömelmiş, öyle sakin
    Selamlıyorlar
    "Günaydın" diyorlar atılmış bir kâğıt parçasına
    Kuleler yapıyorlar ayak parmaklarından
    Birinci katta bir kibrit çöpü oturuyor
    Acılar alıp veriyor dünyadan
    Dillerini gösteriyorlar, dizkapaklarını
    Bir sıkıntı şiiri gibi
    Sıkıntı
    İşte
    Tam orada duruyorlar.

    II.
    Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
    Her cümlede iki tek göz, bu kimin
    Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
    Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
    Ya da tam tersine
    Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
    Sulardan ürpermek gibi dokununca,
    Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
    Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
    Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
    İş edinmişim öyle kimsesizliği
    Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
    Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
    Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
    Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

    Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
    Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi?
    Onu da tatmak gibi
    Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
    Ama gitmenin saati geldi
    Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
    Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
    Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
    Açınca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
    Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
    Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
    Öyle iş olsun diye mi, hayır
    Bilirim içerde kendimi bulacağımı
    Dışarda görüldüysem inattan başka değil
    Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
    Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
    Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
    Ve açıyorum bütün muslukları
    Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
    Ne geldiği, ne de gittiği yer belli
    Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
    Alıştım istemiyorum.

    III.
    Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
    Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
    İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
    Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
    Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
    Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
    Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
    Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
    Değişmek
    Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
    Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
    Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
    Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
    Ve geçilmiyor ki benim
    Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

    Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
    Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
    Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
    O yapayalnız olmaktaki kendimi
    Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
    Sanki ben upuzun bir hikâye
    En okunmadık yerlerimle
    Yok artık sıkılıyorum.

    IV.
    Biliyorsunuz, size geldim sadece
    Kapınızdan aldım, ballı çöreklerinizden
    Peki bu sevinmek niye?
    Girdim ki içeriye yıllardır soyunuyordunuz
    Ve işte giyiniyordunuz yıllarca
    Bir Mısır, bir Roma, belki de bir Yunan elleriyle
    Eski bir insandınız merdivenler gıcırdıyordu
    Her eski daha bir eskiyi uyarıyordu
    Otlar ve geyikler duruyordu tanımsız sadelikler içinde
    Sesler mi? acı sesler geliyordu erkeksiz, yanık
    Bir türlü bakıyor, gene bir türlü soluyordunuz işte
    Düşündüm, ama merdiven gıcırdıyordu
    Olmazdı sanki gıcırdamasın, ürpermesindi bir yerimiz
    Biliyorsunuz olmazdı
    Ağzımız koksun, ama koksun, biz iğrençliğe de varız
    Yatalım, leş gibi yatalım, öylesine alıştığımız ki bu
    Bir kumru bir kumruyu tamamlasın
    Bir yılan, bir fare bir deliği kapasın bu
    Sadece bu.

    Bak göreceksin nasıl da ayrılmak istiyoruz sonra
    Nasıl da kaçmak istiyoruz birbirimizden
    Yeniden yeniden yeniden
    Yeniden hazırlanıyoruz
    Sanki bir güzelliği ödüyoruz
    Belki bir güzelliği ödüyoruz.

    V.
    Biz olmayan insanlarız, ya da çok kuşkuluyuz - böyle
    Nereden geldiniz, tam sizi soracaktım - böyle
    Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe
    Yukarı çıkalım, hadi çıkalım, annem çay pişirir size
    Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur
    Güneşler girer çıkar ellerinize
    Biriyle konuşursunuz, olmayan biriyle, hadi sevinin
    Kim bilir, belki de buluşursunuz
    Söz verip sizi bekletenlerle
    Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte
    Otlara basarız, dallara değeriz, bunları hep yaparız
    Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde.

    Dedim ya, annem de var, ama çay pişirmez size
    Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi
    Bilmem ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok
    Belki de öyle beyaz ki, alışmış görünmezliğe.

    Nereye gidiyorsunuz ama nereye
    Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz
    Ya da çok kuşkuluyuz - böyle.

    VI.
    Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
    Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
    Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum
    Belki de kim diye sorsalar beni
    Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
    Belki de alıp başımı gideceğim
    Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
    Nereye, ama nereye olursa gitmenin
    Hüzünle karışık bir ağrısı.

    İşte bir denizdeyim, dalgalar ortasında
    Kim olsa denizci der, denizden anlayan der bana
    Adımı bilmeden der, adımı bilmeden
    Şafaklar kadar güzel adımı
    O zaman bir kıvrılandır, bir kuruyandır dudaklarım
    Ve gittikçe sıkılmaktır ülkesi sıkıntının
    Sanki bir yokluğa, bir çaresizliğe bakar gibi
    Nice yüzler görürüm, nice değişik kıyılar
    İnsanı, o kayalar gibi sert insanı
    Bekledikleri kadar.

    Bir ağız, bir tütün, bir mızıka gerçeği gibi
    Varınca kıyıya birden
    Değilsin artık gemici.

    VII.
    Bana bir şeyler söylediniz, anlamadım
    Bir cümle, bir iyi söz, gene anlamadım
    Doğrusu hiç anlamadım, siz ne demiştiniz?
    Ben ne demiştim, ve çekip gitmiştim sonra
    Öyle ya, niye hiç değişmedi bakışlarınız?
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    O gün bugündür işte - ben mesela
    Çok usta bir avcının gözleri karşısında
    Bir çocuk olarak taptaze oyuncakların
    Ve çok ölçülü saatlerinde ev kadınlarının
    Ki birdenbire açılan kucaklarında
    BİTMEDİ, AMA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Bitmedi anlaşıp soyunduğumuz gün - o beyaz
    Bir taşı kaldırdığımda o akıl almayacak yaşayış
    Tanrıyı sorduğumda, olur ya, günün birinde tanrıyı
    Odama kapanıp saydığımda ayak parmaklarımı
    Kapımı çaldıklarında - bunu size söylüyorum anladınız
    Kaykılmış, büyümüş gözleriyle onların
    Kim der ki yalan, ve yalandır orda konuştuklarımız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Üstelik bitecek gibi değil
    Biri kopmuş ayağından, biri kopmuş kimsesizliğinden
    Sımsıkı tuttuğu dönerken köşeyi
    Elinde bir bıçakla
    Ve öldürmek isterken - kimiyse kimi
    Gülünç, sebepsiz, bilinçaltı
    Ama tutalım, koyvermeyelim
    Tutalım koyvermeyelim bırakın kibarlığı
    Yanılmak kolay, üstelik çok belli işte yanıldığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Paralar bozduruyoruz, gereksiz eşyalar alıyoruz bu yüzden
    İçtikçe içiyoruz o çocukluk günlerinin yüzüyle
    Biri mi öldüydü ne, selviler, mezar taşları, kalabalık
    Ya da bir masal mı söyleniyordu, hiç mi hiç bitmeyecek bir masal
    Kimbilir n'olduydu gene
    İşte bir sevgilinin bırakıp gitmesi üzerine
    Apışıp kaldığımız, yatıverdiğimiz yemekten sonra
    Saatin kaç olduğu - üstelik sorulmaz ki
    Sabaha kadar sabaha
    Uyuyup uyandığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Evlere sığamıyoruz, öylesine büyüdü ki vücutlarımız
    Ve konuşmalarımız, öylebüyüdüler ki peşi sıra
    Hani hep bir olup da eve taşıdıklarımız
    Kahveden, meydandan, sokak içlerinden
    Bulup da çıkardığımız
    Konuşmalar:
    - Biri geliyor sözü değiştirelim
    - Yürüsek açılırdık
    - Bu ne uzun bakmak kendinize
    - Ağzım mı kokuyor ne, yaa!... çok kötü bir günümdeyim
    - Akşama bezik, evet, siz ne içerdiniz?
    - Annem mi, çok sevinecek..
    - Belki de sinemaya gideriz..
    - Bilirsin erken kalkmalı, yarın.. (gülüşler) yok canım!
    - Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek
    - Bana kalırsa..
    - Evet size kalırsa
    - Bana kalırsa şimdiden eğlenelim
    - sus!
    - Biri geliyor
    - Biri geliyormuş sözü değiştirelim..

    Yengemin başı ağrıyor, tek sebebi büyümek
    Masalar, tabaklar, hani şu kirazlar koyduğumuz
    Kalmadı adım atacak yer bu yüzden
    Oğuza söylemeli, bir daha çiçek getirmesin
    Lale de saçlarını kestirmeli
    Sonra gereksiz eşyalar var, bir gün oturup konuşalım
    Örneğin şu hasır koltuk neye yarıyor
    Bana kalırsa babamın mineli saati
    Tek bşaına bütün bir odayı dolduruyor
    Hele annemin güneş gözlükleri
    Yarından tezi yok, çakımı, kol saatimi, eldivenlerimi
    Aaaa! kitaplarınız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.

    Üstelik bitecek gibi değil
    Çok yaşlı bir kadın yün eğiriyor - düpedüz ilgisizlik
    Bisiklet yarışları, akşam gezintileri, insan ne güzel eğleniyor
    Bir hırsız giriyor ellerinize polisler hırsızı kovalıyor
    Daha akşama çok var - olsun - biri sizi öpmeye hazırlanıyor
    Bense berbere uğrayacağım, şu saçlarıma bakın!
    Üstelik bilmiyorum bu şarapları nasıl içiyoruz
    Balıkları nereden geliyor soframızın hele
    Yıllardır ama, yıllardır neyi koysalar önümüze
    Alıştık, sadece bir türlü bakıyoruz.

    İşte biz böyle yapıyoruz.

    VIII.
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
    Size çiçekler aldım, adımı yazdım üstüne, iyi bilmeli
    Korkunç bir Yahudi, korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
    Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
    Oooo! demek bütün insanlar çay içecek
    Bilmem, çok uzakta biri sevindi
    Sonra ben sevindim; acı mı, sevinç mi, ama bilmeden
    Belki de ilk olarak vardım ayakta durmanın tadına
    Sıktım ki sıktım bir ara dişlerimi
    Bir bakış, bir korku, ya da gereksiz bir eşya
    Yani ne varsa atılması gereken sırtımda
    Önce yavaş yavaş, sonra hızlı hızlı
    Ve bir Ortodoks kabalığınca içten
    Soyundum, yıkandım, ki görülmemiştir böylesi
    Aklıma geldi derken; acı mı, sevinç mi, gene aklıma
    Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
    Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
    Size çiçekler aldım, adımı yazdım üstüne, biraz da bunun için
    Gözlerim görüyordu, öyle ki, benden ayrı görüyordu gözlerim
    Dişlerim ağrıyordu, denir ki ayrıca ağrıyordu benden
    Bilmem, çok uzaklarda biri sevindi
    Sonra ben sevindim, kadınlar sarışındı
    Ben biraz esmerdim, o kadar
    İşlerim kötü gitti
    Bilseydim katılırdım savaşlar oldu ötemde
    Yaşayanlar güzeldi
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.

    Geçen yıl korkulu bir çağda uyandım
    Sur sışlarına çıktım, sıcak havaları severdim
    Mezarlar gördüm, müzeler daha güzeldi
    Annem sevinmek için boncuklar alıyordu çarşıdan
    Ben boncuğu hiç sevmem, hele kırmızı hiç sevmem
    Demek çok uzaklarda biri sevindi
    Sonra ben sevindim, o ben ki işte bütün gün
    Bir ölüyü bekledim ve ölünün bütün inceliklerini
    Biri bir cinayetten dönüyordu, şan getiren bir cinayetten
    Biriyse bir köleydi, kâğıtlar kalemler içinde
    Akşamlara dek bir masa katılığınca gülen
    Ama o gün bugündür ayrılmadım ben
    Ayrılmadım işte o
    Beklediğim ölüden.

    Pek yakınım olacak, karım, ya da kızkardeşim
    Belki hiçbiri değil, sadece bir kız
    Öyle ki, biralar, yaz günleri onunla biraz güzeldir
    Ama çok iyi bir günde çıldırıverdi
    Yalnızlıktan
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
    Sonra temizce bir yemek yemiştim, hatırlıyorum
    Dövülmüş kısraklar gibi uyumuştum
    Bir şeyler ummuştum, umudu kesmek gibi
    Sonra da gürültüler yapmak için dışarı çıktım
    Kocaman bir adamdı dışardakiler
    Bilmem, böylece kaça çıktı beklediğim ölüler
    İşte her bakımdan kendini arıyordu biri
    Şaşırmış arıyordu - ben miydim neydim -
    Yıkılmış, bunalmış, sürgün içinde
    Kendini arıyordu, aynı renk, aynı biçimdeki kendini
    İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.

    Koşup duruyorken, önce aşkların peşi sıra
    İyi günler, serin evler, baygın kokulardan gelen aşkların
    Bu sanki en azından tanrıyla işbirliği
    Ya da buluşmak gibi özüyle insanların
    Oysa bir sığıntıydım çok uzaktan bir gülmeye
    Yalvaran gözleriyle - açılmış açıldıkları kadar -
    Ya da bir tilki avında kim bilir kimin inceliği
    - Gözleri, ufukta bir yerdi işte gözleri -
    Belki de yer alıyordum korkuyla avuntu karşısında
    Belki de yitirilmiş, yok bakacak yeri
    Ya da bir ölüydük işte ve ölünün bütün incelikleri
    Size çiçekler aldım, adım yazdım üstüne, iyi bilmeli
    Korkunç bir Yahudi, korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
    Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
    Oooo! demek bütün insanlar çay içecek
    Hayır! Çok uzakta biri sevindi.

    IX.
    Artık ne uyanmak için bu sabahlar
    Ne de bekliyoruz, beklemek için değil
    Üstelik ne de bir karanlıkla anlatıyoruz bu düşünceyi
    Ne açıp da ağzımızı tek kelime
    Yok, hayır, kaskatı durmuşuz sadece
    Durmuşuz; ölümü, acıyı, daha neleri durdurmak için
    Evet bir de cins tuzaklar kurmuşuz gözlerimize
    Tuzaklar, ve sanırım herkesin işi bizi anlamak
    Biz ki dört kişiyiz evde; ben, çocuklar ve karım
    Artık adını sürdüremiyoruz gizli kalmanın
    İçkiler içiyoruz, en çok da kötü içkiler - Hıh sığınmak!
    Bilmem ki ne demeli, böylesi içinden geliyor insanın
    Belki de alışıyoruz, soylu bir düşüncedir alışmak
    Diyoruz, belki de
    En önce İsa alışmıştır kendi söylevlerine
    Sonra da biz; ya durmak, ya a bir zincirle oynamak bütün gün
    Ya da pek olağan şey, katılmak bir döğüşe
    Korkmak, o kadar korkmak ki sonuca varmak için
    Sinmek, kalakalmak dört duvar arası bir yerde
    Bakınca duvarlara - üstelik böyle de bakmak kendimize
    Bir ki dört kişiyiz evde; ben, çocuklar ve karım
    Diyoruz - ve gülünçtür bu - herkesin işi bizi anlamak
    Artık tadını sürdüremiyoruz gizli kalmanın.

    Karımı soruyordunuz, her zmanki gibi çok geveze
    Bir gün onu yaşarken görmüştüm - görmüştünüz
    Çiçek mi koparıyordu ne, elini tutmuştum tutmuştunuz
    Yani ben ne yaptıysam, o sizin de yaptığınızdı biraz
    Ben ki neyi yapmıyordum, o sizin de yapmadığınızdı.

    Karımı sormuştunuz, nedense ölmüştür karım
    Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
    O kadar kolay ölmüştür ki, belki de anlatırım
    Ne süs, ne çiçek, ne de bir şölen
    Üstelik ne de bir şey eksiltti gülümsemesinden
    Konuşup duruyordu gene akşamla dek
    Kumarsa kumar, içkiyse içki
    Yani bir kedi gelirdi arada bir
    Bir köpek siyaha koşardı ellerinden
    Bense o günlerde bir kürk tacirinin evinde
    Tırnakları kirli bir oğlanla
    Bir gemici durmadan sıkıntıyı anlatır
    Şişeleri devirirdi elinin tersiyle.

    Karımı sormuştunuz, nedense ölmüştür karım
    Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
    O kadar kolay ölmüştür ki, elbette anlatırım
    Bana gelince, günlerce kendimi yokladım ben
    Elimi kanattım, yüzümü kestim, kafamı vurdum bir yerlere
    Uyudum uyudum uyudum öylesine
    Ve şaşırdım böylece yemek saatlerini
    Ve sabahlara karşı yattım, aklıma çocukluğum geldi
    Sevdim ki sevdim o her zaman sevmediğim şeyleri
    Koynuma bir bıçak yerleştirdim, düşmeyecek gibi eğilirken
    Geceleri kapkalın adamlarla döğüştüm, ama döğüştüm
    Birinde yaralandım, üç dikiş vurdular göğsüme
    Bir gün de peşi sıra gittim bir adamın
    Siyah elbiseli, siyah şapkalı, eldivenli
    Adamsa ummadığım şey, bir bankaya girdi
    İsteğim kirli işlere karışmaktı, olmadı

    Bir gün de bir lokantaya girdin, yanımda biri vardı
    İğrendim, ama susmayı seçtim sadece
    Böyleyken garsonun biri elini kesti
    Çıkardı mendilini, bir düğüm attı üstüne
    Masaya geldi derken usulcacık masaya
    Geldi: ne içersiniz? Sahi biz ne içermişiz?
    Şarap mı, konyak mı, ve ne dermişiz viskiye
    Çıkalım dedim, o yanımdaki kız gibi herife
    Başını salladı, kim olsa böyle yapardı, çıktık
    Karanlık, uzakta surlar, ve kadınlar geliyordu üstümüze
    Bense şaşırmış gibi çıkalım diyordum durmadan
    Adamsa bakıyordu, şaşırmış bakıyordu kendimize
    Hep böyle diyordum işte, çıkalım çıkalım çıkalım
    Çıkalım diyordum, çıkalım diyorduk, hadi çıkalım!
    Nereye, ama nereye?

    Belki de biliyoruz, doğrusu bilmiyorum, biliyor musunuz?
    Ben askerdim, yağmur mu yağıyordu, bir yere geldim
    Üçüncü sınıf bir otele indim, tırnaklarım kirliydi biraz
    Bir o kadar da kirliydi ayaklarım
    Burnum mu kanadıydı ne; ispirto, pamuk, sırtüstü yatmak
    Yattım öğleye kadar, otelci karısını dövdü aşağıda
    Üç çocuğu vardı otelcinin, bir horozun başındaydılar
    Sabahsa bir karışık şeydi, sanırım peynirler, salamlar kesiyordu adamlar
    En ayıp yerlerini tıraş ediyordu biri
    Alıştım gitti
    Sonra yıkandım, tıraş oldum ben de, görmeliydiniz
    Sonra da bir bara gittim - neee! bara mı gittiniz?
    Doğrusu müzeleri gezecektim, biriyle buluşacaktım - sonra da
    Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla...
    Öldüyse, hayır ölmemiştir, nereden çıkardınız?
    Neyse ben bara gittim, çıkarken anladım gittiğimi
    Başım da ağrıyordu, üstelik alnımın üstünde koca bir yara
    Ya duvara çarptımdı, diyorum, ya da kestimdi bir bardakla
    Ya da kim bilir, bana sorarsanız tanrısal bir şey
    Elbette, kim ne der, inanmışım ben
    Bir keder, bir susuş ve bütün bunların yüze vurmuşluğuna
    Otele döndüm sonra, oteller gidiyordu biraz
    Girmeler, çıkmalar, uzanıp yatmalar büyüyordu odalarda
    Otelci duruyordu, karısı duruyordu, çocuklar durmuştular
    Birden aklıma geldi, dilimi çıkardım onlara
    Dilimi çıkardım; sipsivri, kıpkızıl, ucunu oynatarak
    Onlar ki biraz şaşkın, acıyorlar gibi biraz da
    Sonra pek tuhaf oldu, ne yapsam, yalıyor gibi yaptım elimi
    Öyle ya, elimi kestimdi ben - ne yani, deli değilim ya!

    Yukarı çıktım, bilseniz çığlıklar içindeydi odam
    Yataklar bir şeyleri kaydırıyordu soluk soluğa
    Bardaklar büyümüş - o gün bugündür anlatamam büyümeyi
    Çoraplar, gömlekler, kravatlar taşıyordu sokağa
    Bir kedi esniyordu - ben gördüm - üstünde şehirlerin
    Bir böcek - yetişir be - dünyayı yokluyordu bacaklarıyla
    Yığılmış kalmışım öyle, sonradan anlattılar
    İyi ki anlattılar, otelci karısını dövdü gene aşağıda
    Biliriz, üç çocuğu vardı işte otelcinin
    Ama bilmiyoruz, biz neydik ve ne olmağa.

    Kalktım bir bara gittim - neee! bara mı gittiniz?
    Doğrusu müzeleri gezecektim, biriyle buluşacaktım - sonra da
    Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla
    Kadın mı dediniz, dedim ya, ne olacak?
    Hiiiç!
    Alışmak, sadece alışmak.

    Ben o kadınla yattım mı, kör olayım bilmiyorum
    İnanın yattımsa
    Ama bilmiyorum.

    X.
    "Ya ne yapmalı" diyor annem bu geçkin çizgileri
    "Yıllardır aynı evdeyiz" bunu ne yapmalı
    Babam: ve ne yapmalı diyor bu bir yığın geleneği
    İşte bir sahnedeyiz: ev, gelenek, duygulu kadın
    Bense ufacık taşlar üzerinde bir ufacık şey olmanın
    Bir pencere beyaz, bir karanlık mayhoş, ne iyi
    Sürüyle odalar, sürüyle gülüşler, sürüyle konuşmalar
    Ne yazık! vakit de yok kurtarmak için geleceği
    Düşünsek bile şimdiden - düşünemiyoruz ya
    Üstelik ne çıkar bundan, ve ne katardı yaşamımıza
    Hiçbir şey! çünkü ne varsa içimizde gelecek için
    Sanki bir öyküsü bu hayatı süslemenin
    Soframız, yatak odalarımız, lambalarımız
    Annemin tarih kitapları, babamın güneş gözlükleri
    Kuyular gibi işte, şişeler sarkıttığımız yaz akşamları
    Tavan arasındaki boşluk, gölgesi karşı duvarın
    Kırlangıç yuvaları, yüzümüzden cins kanatların geçtiği
    Kavunlar karpuzlar yardığımız, o yemekten ayrı düşündüklerimiz, o
    Bir şey mi kaybettik öyle, kim bilir bize neler eklediği
    Sonra bir bıçak gibi durduğu sarısı içe çökmüş lambaların
    Babamın kaşları çatık, annemse düşünceli
    Kim bilir n'olduydu gene, diyelim bir yoksulluk önceliği
    Belki de hiçbiri değil, canımız sıkılmak istemiş o kadar
    Annem: ve ne yapmalı diyor bu geçkin çizgileri
    Böylece bir sahne daha: güneşler, alışmak ve biz
    Sanki bir tramvaya bindik, az sonra ineceğiz

    Aksilik bu ya, diyelim ansızın bozuldu tramvay
    İndik, ve yeniden beklemeye koyulduk hepimiz
    İşte bir sahne daha: bir sigara yaktıydı babam
    Annem saçlarını düzeltti, bir şeyler gösterdiydi eliyle
    Bizse kısa bir oyun tutturduk, hiç! yetinmek için sadece
    Öyle bir sahne ki bu: anladık, sevdik, ve unuttuk her şeyi
    Sonra bir tramvay daha geldi.

    XI.
    Size baktığım yol uzamakta
    Kendine baktığım yol uzamakta
    Yoruldum, bunaldım, canım sıkılıyor
    Eve dönmeliyim, iyi bir yemek, uyumak istiyorum sonra
    Yok eğer uzayıp gidecekse bu iş
    Derim ki vakit erken, hava da güzel nasıl olsa
    Çocuklar görürüm, uzağa bakarım, saçlarımı tararım hiç değil
    Belki de biri seslenir, güneşler, güneşler tutan uyruğunda
    Bir resim görürüm ya da - ortalık inceydi biraz
    Ya da bir resim gördüm; köşede, antikacıda
    Ve düşündüm diyelim yanında bizim şamdanların
    Bir uyuşma olacak annemin saçlarıyla da
    Ne zaman? elbette sabahları
    Sabaha baktığım yol uzamakta
    Bilirim, her şey tamam, yemek de yendi kurtuldum
    Uykuya baktığım yol uzamakta
    Uyumak, nasıl uyumak, daha bilmiyorum
    İki perde arası soğuk bir limonata
    Belki de çıkınca evden taşıtlar beklediğimiz
    Ve taşıtlar beklediğimiz durakta
    Birini gördüğümüz ya da, geveze, kaypak, sıkıcı
    Bitmesi bir olayın - ölüm mü geliyor aklınıza?
    Kim bilir, belki de ölüm
    Ama korkmayın, bütün iş korkusuzlukta
    Öyle ya, ha dibinde ölmek gümüş şamdanların
    Ha bir cellat elinde, gözleriniz kapalı
    Belki de yürüyorken, iki taşıt arasında
    Belki de bir intihar; güzdü, çiçekler vardı
    Şişman bir adam kulaklarını tutuyordu dünyada
    Dünyaya baktığım yol uzamakta
    Ve biraz düşünsek mi, alıştık nasıl olsa
    Kim bilir neyi istiyorduk, neyi anmıştık az önce
    Dönsek mi dersiniz, gene dönsek mi oraya
    Oraya baktığım yol uzamakta
    Ya da bir bahçedeyiz - üstelik kadınlar vardı
    Ağzınız, çatallar, tarçınlı pasta
    Ya da bir toplulukta - iyi yaptınız!
    Bu çok hoştur! - size söylüyorum - yaramaz çocuk!
    Beni de sandınız! - evde mi? - hayır! limonlukta
    Ve hemen kalktınız, bir yangın yeriydi orası
    Ya da aklınız olacak sizi bir yangına yerine bağladı
    Kızgın güneşte bir şişe ispirtoyu devirdiniz
    Kutsal bir iş yaptınız ve yerleşti sizde bu kanı
    Belki de bir din devirdiniz; anneniz, annenizin saçları
    Gümüş şamdanlar, sabah ışığı, vesaire
    Ve sanki he olay, her davranış, ölümün bitişiğinde
    İşte evdesiniz, iyi bir yemek, uyumak istiyorsunuz sonra
    İstemek, neyi istemek, daha bilmiyorsunuz
    Açtınız radyoyu, ılıyan bir ses kanınızda:
    AIU, İAO, AĞ UĞ AĞ
    Ve kahkahalar arasında kahkahalar
    Orada, aşağıda
    Tek umut, tek varış, tek kurtuluş gibi
    Ve kaskatı kesilmiş, beyaz
    Sallanıyorsunuz boşlukta.

    XII.
    Bir kedi başını kaldırdı, ve adam esnedi - tak
    Bir yüzü vardı kocaman düşüverdi avuçlarına
    Bilmem ki gelir miydi? - saat üç buçuk - üstelik hava..
    Sonra şu yağmur bulutu, boşandı boşanacak
    Bir kedi ürperdi, ve adam yeniden esnedi - tak
    Acaba?
    Yazıldı saatin üç buçuk olduğu havaya
    Boşandı taptaze üçler halinde bir yağmur
    Kim bilir, bu saatte, onu anlıyorum
    Belki de unutmuştur.
    İşte düğmeler, iğneler, ibrişimler satılan bir dükkânda
    Herkesin akşamı onu buluyordu
    Bir adam sakallarını yokluyordu kasılarak
    Sizi bekliyorum - beni bekliyormuş - niye olmasın?
    Bir bakış, bir gülüş, ve yüzünü yüzüne tutuyordu ustaca
    Adamsa şunu yapıyordu: hiçbir şey, ama hiçbir şey
    Ne tuhaf! - Ben olsam! - ne çıkar ben olsam da
    Gelmedi, gelmeyecek ve otuz yıl önce yazlıkta
    Oturmuş bir köstebek yavrusunu bekliyor
    Çıkmadı, ama çıkacak - babası sesleniyor
    Bir sofra duruyor, gerilmiş çilek kokularıyla
    Tam çileğe geldi sıra, uzattı çatalı batıracak
    Hayır! bir tuhaftır bu, insan gecikmek ister biraz da
    Gecikmek: sanırız bizi bir şeyler bekliyordur olağanüstü
    İşte ansızın biri çıkacaktır karşınıza
    Hiç yoktan biri çağıracaktır sizi
    Ya da bir kadın bayılacak, bir memur çıldıracaktır önünüzde
    Bir kurşun, bir kurşun daha
    Yere serecektir bir serseriyi
    Gecikmek: bana kalırsa eve dönmeli en iyisi
    Bir küfür, bir patırdı ve babası çıkışıyor
    Annesi, annesi biliyor başına geleceği
    Bahçede bir kız çocuğu erik ağacını sallıyor boyuna
    Diyelim her olayda böylece bir şeyler bulunur
    Kalsın, daha çok zaman kalsın diye hatırda
    Bir gün, bir benzin deposu havaya uçmuştu biliyorum
    Bir alev, bir duman, usulca sokulmuştum
    Yanmış bir cep saatimi aklımda tutmuştum yıllarca

    Gelmedi, ama gelecek, nedense alıştık zamansızlığa
    Bir kedi başını kaldırdı, ve adam esnemedi bak
    Demek siz! - koca ihtiyar! - ıslandım işte!
    Saat üç buçuk, vallahi saat üç buçuktu gene
    Hey Tanrım neye yaradı sanki unutulmak
    Kadın saçlarını tarıyor, ve usulca sokuluyordu adama
    Adamsa ayağa kalkıyor ve işte ayağa bakıyordu ustaca
    Dışarı çıkıyor, içeri giriyor, üç aşağı beş yukarı
    Kadınsa domates doğruyor, yok mu ya bu yaz yağmurları
    Evet, sahiden, niye?
    Soruyor kadın:
    Bu yaz yağmurları..

    XIII.
    Şimdi her yerden bakıyorlar - demek uykusuzum -
    Kral birini çağırıyor uykusu bitmiş olarak
    İşte salı, akşama doğruyuz, Bay Kemik Taciri kestiriyor
    Vahalam'da, bilmem ki neresidir Vahalam
    Babamın, ak saçlı babamın açtığı yara
    Bir tarla konusu
    Oy bre dolduran doldurana boşluğu
    Babamın akıttığı kan
    Bilmem ki neresiydi, neresidir Vahalam
    Babamı tanıyorum; çorabı, tütünü, acılarıyla o adam
    Eksiği yok küfürden yana
    Onu buğdaylar öldürecek, sapsarı öldürecekler onu
    Belki de gelenek bu
    Al kılçıklarıyla ve hep birden - tamam!
    Bilmem ki neresiydi, neresidir Vahalam.

    Kral birini çağırıyor, basarak parmağını kâğıda
    Bay Kemik Taciri çamurdan yüzünü üstümde tutarak
    Hırçın ve kadınsal bir sesle çıkışıyor
    Anlamak, sadece anlamak istiyor korktuğumu
    Bir adam sokağın alt yanını doldurdu
    Kırmızı elleriyle
    Masa camında bir çınar yaprağı derinleşiyor
    Evet, sizi anlıyorum
    Yani kendimi
    Saat beş, bu üçüncü çay, kalkınan bir yerimi öldürüyorum
    Ve işte bilmiyorum katil kim
    Bir burgu, gene bir burguyu oyuyor
    Ve karım otuzunu dolduruyor bu akşam
    Saat beş, diyorum erken dönmeli eve
    Kral birini çağırdı ve işte birini kovmak üzere
    Gene bir yanlışlık olacak, hadi kazandı Bay Kemik Taciri
    Beni bu kemikler öldürecek, yağlı, pis hayvan kemikleri
    Olanca aklığıyla, ve hep birden - tamam!
    Bilmem ki neresiydim, neresiydi Vahalam.

    Kral tacını çıkarıyor, başı ağrımış olacak
    Onu selamlıyorum, kapıyorum kapıyı ardından
    Saat beş, bakınca camdan onu görüyorum
    Camlarda iri bir gölge derinleşiyor, o
    Kralsa tavana bakıyor, bir kristal avize haklayabilir onu
    Bay Kemik Taciri karşıya geçiyor başarıyla
    Ben sadece paltomu giyiyorum

    Akşam
    Kral birini çağırdı; biraz et, biraz da şarap
    Oturmuş masaya Bay Kemik Taciri
    Karısı ve dört çocuğuyla
    Duvarda bir tüfek asılı, durmadan ona bakıyor
    Tavşanlar, keklikler, turnalar oluyor tüfeğin ucunda
    Başkaca bir şey olmuyor
    Ben kötü bir meyhaneye dalıyorum, ortalık küf kokuyor.

    Duvara alıştırıyorum gözlerimi - siz nesiniz duvarlar?
    Hiiiç! sadece duvarız biz
    Öyleyse bir yarım saat, karım da bekleyebilir
    Adamlar önce beyaz değil, sonra beyaz
    Bir şapka gene bir şapkaya asılı
    Bir palto gene bir paltoya
    Bir adam kendiyle döğüşüyor bir adamda
    Evet onu anlıyorum
    - Yani kendimi -

    Bir kadın bir sürahide biriyle sevişiyor
    Bir burgu gene bir gurguyu oyuyor ayrıca
    Bir adam dikilmiş ve dikilmiş içiyor durmadan
    Hey tanrım! omuzlu, güçlü, kuvvetli
    Kocaman bir çocuk yüzü taşıyor yalnızlıktan.

    Gece, saat on, karım otuzunda olmalı diyorum
    Bir gidip bir geliyorum karanlıklarda
    Çiçekler alıyorum, bitmeyen çiçeklerini gecikmelerin
    Ve dalıyorum içeri ışıksız bir kapıdan
    Aranmak, yenilmek, ve hayır! utanmakti Vahalam
    Kral uyandı, karım iç çekiyor durmadan
    Bir sabah ışığı kendini yerden yere vuruyor
    Kızım uyuyor, ve uyuyan biri gibi konuşuyor karım
    Bir duvar resmi gibi konuşuyor
    Kral?
    Kral uyandı.

    Saat dokuzu on beş geçiyor, üşüyorum
    Güneşler mi vuruyor sırtıma ne, üşüyorum
    Ölgün ve değişmez adımlar atıyorum, üşüyorum
    Karanlık, pis adamlar çıkıyorlar mağaralarından
    Ne umut, ne hiçbir şey, sadece çıkıyorlar
    Bir gece, bir sabah, ve benim bakışlarımı taşıyorlar
    Karım ağlıyor, kızım uyuyor, karımsa gene ağlıyor
    Diyorum
    kim bilir
    belki de
    tamam!
    Orasıydı Vahalam.

    XIV.
    İşte bu boşluk, durmadan bizi çağırıyor
    Kremler, pudralar, iç bulantıcı koular gibi
    Bir kır bekçisi köpeğini sevdi
    Bir çocuk delinmiş bir kovayı sürdü - nereye?
    Bir kadın bağırdı bağırdı bağırdı
    Tam on yıl öncesine yarayacak bir sesle.

    ÇOĞULLAMA
    Biz kadınız, bilmeden seviyoruz bu kedileri
    Seviyoruz, bir sevilme içgüdüsüyle
    Bu bizim yüzümüzde ufacık çizgiler oluyor - acaba
    Evet, çok değil, konuşurken düzeltiyoruz
    Orayı burayı topluyoruz, yeriyse çocuklarımızı öpüyoruz
    Ama biliyorsunuz ki gene de
    Hepimiz, işte hepimiz
    Bitmenin, tükenmenin yorgunluğu içinde.

    Gözler mi? tavana dikili, hayır, pencereye
    Yağmalar, sürgünler, yangınlar içinde
    Çünkü bu boşluk; tüneller, çukurlar, kap kacak ağızları
    Mağralar, denizler, gökyüzleri değil de
    Bu boşluk, o bir türlü dolduramadığımız, o
    Orman, dağ, kısacası evrenle.

    ÇOĞULLAMA
    Biz bu lavanta kokularını bilmeden taşıyoruz
    Biz bu tavanı bilmeden eski rengine boyuyoruz
    Bu bizim terliklerimizde ufacık güller oluyor - acaba?
    Evet çok değil, onları bilmeden hoşa gideriyoruz
    Sormayın, ama sormayın, bilmeden aralık tutuyoruz kapılarımızı
    Bilmeden bekliyoruz, bilmeden uyuyoruz sabahlara değin
    Kim bilir, belki de biz
    Tanrısıyız en olunmaz şeylerin.

    Bu bizim en düzenli hareketimiz: olmak
    Asılıp kalmışız öyle, görenler bizi görüyor
    Görenler bizi görüyor ve gidip geliyoruz dikkatle
    Doğrusu, niye saklayalım, hepimiz bunu yapıyoruz
    Ama biz yaşıyorken de bunu yapıyoruz sadece
    Cansız
    Ve gidip geliyoruz dikkatle.

    ÇOĞULLAMA
    Biz bu kendimizi boşuna soruyoruz kendimize
    Boşuna asıyoruz onları, boşuna öldürüyoruz
    Bu bizim gözlerimizden ufacık şeyler geçiyor - acaba?
    Evet, çok değil, bakışırken düzeltiyoruz
    Biz ne garip şeyleriz ki; doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz
    Ve bizim en güzel öldüğümüzdür bu: yaşamak
    Ben biliyorum, yalan mı, siz de biliyorsunuz.

    Edip CANSEVER
  • Bir daha dönemeyeceğim 30 yaşım için! 🖤
    [ ] - Eğer bir gün çok bildiğini düşünürsen hemen kurtul bu düşünceden; kaç yaşına gelirsen gel hep az bilmiş olacaksın, hep yaşamadığın şeyler, tatmadığın deneyimler kalacak bir yerde! Unutma hayat başladı dediğin noktada bitirmeyi, bitti dediğin noktada yeni başlangıçları daima sunacaktır sana ve bu dünya düzeni içerisinde her zaman öğrenecek bir şeylerin olacaktır. Bu yüzden çok biliyorum deme, daha öğreneceğim çok şey var de!
    [ ] - Hiçbir zaman "Daha zamanım var!" deme. Asla yeterince zamanın olup olmadığını bilemezsin, bilemeyeceksin. Bir şeyi yapman gereken zamanda ya da yapmak istediğin anda yap; sonrası için şansın olmayabilir. Erteleme, bekletme...
    [ ] - Bazen çok sorgulama, olduğu gibi kabullen, kabullenmesini öğren! Bunu öğrendiğinde belki de daha da kolaylaşır her şey! Bazen kabullenmek, isyan etmekten daha mantıklıdır çünkü. İsyan ettiğin şeyleri bile bir gün ararsın! Bu yüzden isyan etme; şükret!
    [ ] - Ne kadar susarsan o kadar dinlersin kendini bilir misin? Bilir misin insan hayatta önce kendini dinlemelidir ve kendini dinlemeyenler hep mutsuzluğa mahkumdur. Bazen sadece susup kendini dinle, böylesi daha mutlu edecektir seni.
    [ ] - İnsanların sana garip garip bakmasını asla umursama; gül, eğlen, ağla, sinirlen, sakinleş... O an hangi duyguyu yaşıyorsan bunu insanların görmesini engelleme; insanların sana "Delisin sen!" demesini umursama dahi. Bazen deli olmak robot olmaktan daha iyidir; kasma!
    [ ] - Bardağın dolu tarafı ya da boş tarafı! İkisini de görmen gereken zamanlar var unutma! Bazen boş tarafından bakmak gerekecek, yıpratma kendini... Bazen dolu tarafından bakıp bardağı olduğu gibi yere bırakıp tuzla buz etmen gerekecek... Cam kırıklarının ayağını kesmesine izin ver bazen... Ve bazen de bırak o bardağın dolu tarafı gülümsesin sana!
    [ ] - Özgür ol. Her zaman. Daima. Ölene kadar. Kimsenin özgürlüğünü kısıtlamasına izin verme! Sana ters gelen bir şeyi kabullenmek zorunda değilsin unutma! Sen sadece sensin ve nefes alıp verdiğin bu dünya üzerinde önce sen değerlisin! Unutma!
    [ ] - Sonucu ne olursa olsun hayallerinin peşinden koşmayı unutma! Gerçekleşmese bile en azından çabalamış olursun! Hiç çabalamamış olduğun için üzülmektense "Çok çabaladım ama olmadı." demek daha iyidir.
    [ ] - Her zaman erken uyan ve güne gülümseyerek başla. Evren sana ne verirse versin sen ona daima gülümse. Bir gün gülümseyen yüzün sonsuz mutlulukların olacak; unutma!
    [ ] - Her şey olabilirsin ama önce insan ol! Vicdanlı, merhametli ol...
    [ ] - Hayata kızmadan önce kendinle yüzleş, hatalarını kabullen. Hatalarını kabullen ki bir daha aynısı olmasın değil mi?
    [ ] - Yaşa ulan yaşa; bugün ölecekmiş gibi yaşa. Yarın ve dahi sonrasında hiç ölmeyecekmiş gibi düşün... Öyle bir dengede dur ki; ne geleceğinden vazgeçmiş olasın, ne de bugününden...
    [ ] - Kendine kızmaktan vazgeç, kendini bir şey sanmaktan vazgeçmen gerektiği gibi... Egoların mı var? Hemen yok et onları. Bencilliklerinden vazgeç ve empati kur. Böylesinin daha iyi olduğunu göreceksin...
    [ ] - Her şey bir yana da asıl şunu bir dinle sen! Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, unuttun mu bunu? Dimdik durmak zorunda değilsin her zaman! Her zaman başarılı olmak zorunda değilsin! En iyisi olmak zorunda değilsin! Sen mükemmel değilsin. Diğer herkes gibi sen de insansın elinde sonunda... Bazen dizlerinin kanadığını diğer insanlarda görebilmeli ki pansuman yapabilmen için sana yardım edebilsinler... Kendine karşı bu kadar acımasız olma.
    [ ] - Şiddetin sadece bedene uygulanan bir şey olmadığını bil! Bazen bazı insanlar sana psikolojik şiddet uygulamaya çalışırlar; o insanları hayatından hemen çıkar! Onlarsız da mutlu olabilirsin; kimse vazgeçilmez değildir çünkü!
    [ ] - Son olarak; hayatta her şeyin başı sevgidir. Kalbinden sevgiyi, gönlünden duayı eksik etme. Yaşamak için çok nedenin var ve o nedenleri hissederek yaşamalısın! Bu yüzden canlı ya da cansız her şeyi sev; sevdiğin şeyleri yap, sevdiğin insanlarla ol... Hep mutlu olmak zorunda değilsin belki ama hep sevdiğin şeylere ulaşmak için çabalamak zorundasın. Çünkü hayat ancak içerisinde sevgi varsa yaşanılabilir bir şey oluyor...
    Asım Karaçay
  • Sağlık açısından sigara ve alkole zam yapılıyor tabi sözde sağlık asıl amaç ağır vergi...okul kantinlerine varana kadar uyuşturucu bonzai alış verişi yaşanıyor mükemmel gidiyoruz yola devam durmak yok ....
  • ANADOLU MEKTEBİ YAZARLARI

    Anadolu Mektebi yazarları; yerli, milli, manevi ve evrensel insani değerlere sahip olan, bu değerler temelinde hayatlar sürüp toplumumuza bu değerleri telkin eden yazarlardan seçilmiştir.

    YAZAR LİSTESİ
    1. Mustafa Kutlu
    2. Tarık Buğra
    3. Cengiz Aytmatov
    4. Samiha Ayverdi
    5. Ahmet Hamdi Tanpınar
    6. Cengiz Dağcı
    7. Yahya Kemal Beyatlı
    8. Necip Fazıl Kısakürek
    9. Mehmet Akif Ersoy
    10. Sezai Karakoç
    11. Cemil Meriç
    12. Nurettin Topçu
    MUSTAFA KUTLU
    1. Ya Tahammül Ya Sefer
    2. Sır
    3. Yokuşa Akan Sular
    4. Yoksulluk İçimizde
    5. Bu Böyledir
    6. Arka Kapak Yazıları
    7. Hüzün ve Tesadüf
    8. Uzun Hikâye
    9. Beyhude Ömrüm
    10. Mavi Kuş
    11. Tufandan Önce
    12. Rüzgârlı Pazar
    13. Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
    14. Zafer yahut Hiç
    15. Hayat Güzeldir
    16. Anadolu Yakası
    17. Nur
    18. Vatan Yahut İnternet
    19. Vitrinde Olmak
    20. İyiler Ölmez
    21. Tarla Kuşunun Sesi
    22. İlmihal yahut Arzuhal
    23. Sevincini Bulmak
    TARIK BUĞRA
    1. Ayakta Durmak İstiyorum
    2. Yarın Diye Bir Şey Yoktur
    3. Düşman Kazanmak Sanatı
    4. Politika Dışı
    5. Bu Çağın Adı
    6. Dönemeçte
    7. Firavun İmanı
    8. Gençliğim Eyvah
    9. İbiş’in Rüyası
    10. Küçük Ağa
    11. Osmancık
    12. Yağmur Beklerken
    13. Yalnızlar
    CENGİZ AYTMATOV
    1. Beyaz Gemi
    2. Cemile
    3. Sultan Murat
    4. Cengiz Han’a Küsen Bulut
    5. Dişi Kurdun Rüyaları
    6. Ebedi Gelin/ Dağlar Devrildiğinde
    7. Elveda Gülsarı
    8. Gün Olur Asra Bedel
    9. Kızıl Elma, Oğulla Buluşma, Beyaz Yağmur, Asker Çocuğu, Deve Gözü -HİKÂYELER
    10. Yıldırım Sesli Manasçı, Yüzyüze, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek - HİKÂYELER
    11. İlköğretmen
    12. Kassandra Damgası
    13. Selvi Boylum Al Yazmalım
    14. Toprak Ana
    15. Cengiz Aytmatov- Çocukluğum (baskısı yok)
    16. Cengiz Aytmatov- Muhtar Şahanov, Muhtar, Şafak Sancısı
    SAMİHA AYVERDİ
    1. İbrahim Efendi Konağı
    2. İnsan ve Şeytan
    3. Mesih Paşa İmamı
    4. İstanbul Geceleri
    5. Boğaziçinde Tarih
    6. Bir Dünyadan Bir Dünyaya
    7. Bağ Bozumu
    8. Rahmet Kapısı
    9. Abide Şahsiyetler
    10. Ah Tuna Vah Tuna
    11. Ateş Ağacı
    12. Kölelikten Efendiliğe
    13. Yaşayan Ölü
    14. Ne İdik Ne Olduk
    15. Hey Gidi Günler Hey
    16. Mabette Bir Gece
    17. Batmayan Gün
    18. Yolcu Nereye Gidiyorsun
    19. Küplüce’deki Köşk
    20. Hatıralarla Başbaşa
    AHMET HAMDİ TANPINAR
    1. Beş Şehir
    2. Bütün Şiirler
    3. Hikâyeler: Abdullah Efendinin Rüyaları-Yaz Yağmuru-Kitaplaşmamış Hikâyeler
    4. Huzur
    5. Mahur Beste
    6. Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    7. Sahnenin Dışındakiler
    8. Yahya Kemal
    9. Yaşadığım Gibi
    10. Hakkında Yazılanlar
    11. ENGİNÜN, İnci; Zeynep Kerman, Haz. Günlüklerinin Işığında Tanpınar’la Başbaşa
    12. KERMAN, Zeynep, haz. Tanpınar’ın Mektupları.
    CENGİZ DAĞCI
    1. Korkunç Yıllar
    2. Yurdunu Kaybeden Adam
    3. Onlar da İnsandı
    4. Ölüm ve Korku Günleri
    5. O Topraklar Bizimdi
    6. Dönüş
    7. Genç Temuçin
    8. Badem Dalına Asılı Bebekler
    9. Anneme Mektuplar
    10. Benim Gibi Biri
    11. Yoldaşlar
    12. Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan (Hikâye)
    13. İhtiyar Savaşçı
    14. Ben ve İçimdeki Ben
    15. Hatıralarda Cengiz Dağcı
    YAHYA KEMAL BEYATLI
    1. Kendi Gök Kubbemiz
    2. Eski Şiirin Rüzgârıyla
    3. Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş
    4. Bitmemiş Şiirler
    5. Aziz İstanbul
    6. Eğil Dağlar
    7. Siyasi Hikâyeler
    8. Siyasi ve Edebi Portreler
    9. Edebiyata Dair
    10. Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım
    11. Tarih Musahabeleri
    12. Mektuplar-Makaleler
    NECİP FAZIL KISAKÜREK
    1. Çile
    2. Kafa Kâğıdı
    3. O ve Ben
    4. Babıali
    5. Çöle İnen Nur
    6. Tanrı Kulundan Dinlediklerim
    7. Aynadaki Yalan
    8. Hikâyelerim
    9. Ahşap Konak
    10. Reis Bey
    11. Bir Adam Yaratmak
    12. Sahte Kahramanlar
    13. Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
    14. Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
    15. Başbuğ Velilerinden
    16. Ulu Hakan Abdülhamid Han
    17. Müdafaalarım
    18. İman ve Aksiyon
    19. Dünya Bir İnkılap Bekliyor
    20. İman ve İslam Atlası
    21. Konuşmalar
    22. Hesaplaşma
    23. Dil ve Edebiyat
    24. Para
    25. Tohum
    26. Yunus Emre
    MEHMET AKİF ERSOY
    1. Kur'an Meali, Mehmet Akif Ersoy
    2. Safahat, Orjinali ve Günümüz Türkçesi, A.Vahap Akbaş
    3. Firaklı Nağmeler / Akif'in Gurbet Mektupları, Ömer Hakan Özalp
    4. Süleyman Nazif, Mehmed Akif
    5. Aziz Erdoğan; Abide Şahsiyet Mehmet Akif Ersoy
    6. Diyanet İşleri Başkanlığı; Vefatının 75. Yılı Anısına: Mehmet Akif Ersoy
    7. Dücane Cündioğlu; Akif'e Dair
    8. Erdoğan Erbay; Mehmet Akif: İnsan ve Medeniyet
    9. Eşref Edip; Mehmet Akif: Hayatı, Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları
    10. Hasan Basri Çantay; Akifname
    11. İsmail Kara; Sessiz Yaşadım (1936-1940 Arasında Türk Matbuatında Mehmet Akif Hakkında Yazılanlar
    12. İsmail Kara, Fulya İbanoğlu; Elemim Bir Yüreğin Karı Değil, Mehmet Akif Albümü
    13. Kazım Yetiş; Bir Mustarip Mehmet Akif Ersoy
    14. Kazım Yetiş; Mehmet Akif'in Sanat, Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler
    15. Kültür ve Turizm Bakanlığı; Akif'ten Asım'a, Söyleşiler
    16. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mehmet Akif Ersoy
    17. M. Ertuğrul Düzdağ; İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy
    18. M. Ertuğrul Düzdağ; Mehmet Akif Ersoy
    19. M. Ertuğrul Düzdağ; Mehmet Akif / Mısır Hayatı ve Kur'an Meali
    20. M. Ertuğrul Düzdağ; Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar
    21. M. Fatih Andı, Hasan Akay; İstiklal Marşı: 41 Dize 42 Yorum.
    22. Mithat Cemal Kuntay; Mehmet Akif
    23. M. Orhan Okay; Mehmet Akif / Bir Karakter Heykelinin Anatomisi
    24. Mustafa Eski; Milli Mücadelede Mehmet Akif Kastamonu'da
    25. Mustafa İsmet Uzun; Mehmet Akif Ersoy
    26. Mustafa Özçelik; Mehmet Akif Ersoy: Kronolojik Hayat Hikâyesi
    27. Nurettin Topçu; Mehmet Akif
    28. Sezai Karakoç; Mehmet Akif
    29. Tahsin Yıldırım; Milli Mücadelede Mehmet Akif
    30. Vahap Aktaş, Mehmet Akif'ten Nükteler
    31. Yusuf Turan Günaydın, Emin Akif Ersoy; Babam Mehmet Akif: İstiklal Harbi Hatıraları
    32. Ertuğrul Oral (Editör); Uluslararası Mehmet Akif Ersoy, Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011. İstanbul Sabahaddin Zaim Üniversitesi
    33. Hece Yayınları Mehmet Âkif Özel Sayısı

    SEZAİ KARAKOÇ’UN KİTAPLARI
    1. Ruhun Dirilişi
    2. Kıyamet Aşısı
    3. Çağ ve İlham I-II-III-IV
    4. İnsanlığın Dirilişi
    5. Diriliş Neslinin Âmentüsü
    6. Yitik Cennet
    7. Makamda
    8. İslâmın Dirilişi
    9. Tarihin Yol Ağzında
    10. Çağ ve İlham I-II-III-IV
    11. İslâm
    12. İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü
    13. Düşünceler I-II
    14. Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II
    15. Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III
    16. Çağdaş Batı Düşüncesinden
    17. Çıkış Yolu I-II-III
    18. Edebiyat Yazıları I-II-III
    19. Gün Doğmadan
    20. İslâmın Şiir Anıtlarından
    21. Yunus Emre
    22. Mehmed Âkif
    23. Mevlâna
    24. Hikayeler I-II

    CEMİL MERİÇ’İN KİTAPLARI
    1. Saint Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist
    2. Bir Dünyanın Eşiğinde
    3. Işık Doğudan Gelir
    4. Kültürden İrfana
    5. Mağaradakiler
    6. Bu Ülke
    7. Umrandan Uygarlığa
    8. Jurnal I
    9. Jurnal II
    10. Kırk Ambar Cilt 1- Rümuz-ül Edeb
    11. Kırk Ambar Cilt 2- Lehçe-t-ül Hakayık
    12. Bir Facianın Hikâyesi
    13. Sosyoloji Notları ve Konferanslar
    NURETTİN TOPÇU’NUN KİTAPLARI
    1. Milliyetçiliğimizin Esasları
    2. İsyan Ahlakı
    3. Yarınki Türkiye
    4. Ahlak Nizamı
    5. İradenin Davası-Devlet ve Demokrasi
    6. Mehmet Akif
    7. Büyük Fetih
    8. Amerikan Mektupları – Düşünen Adam Aramızda
    9. Millet Mistikleri
    10. İslam ve İnsan – Mevlana ve Tasavvuf
    11. Reha
    12. Kültür ve Medeniyet
    13. Taşralı
    14. Var Olmak
    15. Türkiye'nin Maarif Davası
    16. Felsefe
    17. Bergson
    18. Ahlak
    19. Sosyoloji
    20. Psikoloji
    21. Mantık
    22. Varoluş Felsefesi ve Hareket Felsefesi
  • Evet.. En doğrusu bu.. Ben çalıştıkça mutlu olanlardanım..