• 204 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Nasrettin Hocadan sonra en özlü sözlere sahip ve etkili olduğunu anladığım eserlerden bir tanesi. Eseri okurken ince ayrıntılara dikkat etmek gerekir. Kesinlikle okunmalı.
  • 163 syf.
    ·8/10
    Etem Oruç Ege’nin bağrından çıkan, efelerle ilgili araştırmalarıyla tanınan, efe kültürünü kitlelere tanıtmayı amaçlayan Aydınlı bir yazarımız. Kuşadası’nda düzenlenen kitap fuarında tanışmış, iki kitabını alıp imzalatmıştım. Okuduğum ilk eseri Umur Bey’den Atatürk’e Efelik’i incelemiş ve görüşlerimi paylaşmıştım. Bu yazıda ise Ege’de Börklüce ve Bedreddin yapıtını ele alıp düşüncelerimi aktaracağım.
    Berfin Yayınları’ndan çıkan Ege’de Börklüce ve Bedreddin 163 sayfadan oluşuyor. Bu çalışmada Börklüce ile Bedreddin ilişkisindeki sır perdeleri kaldırılıyor, 1400’lerin başında Aydın ve İzmir çevresinde ortaya çıkan ve Osmanlı otoritesini sarsan Börklüce isyanı mercek altına alınıyor. Börklüce ile Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’yla dizelere dökerek ölümsüzleştirdiği Şeyh Bedreddin’in yolları nasıl kesişti, Börklüce Mustafa’nın eylemlerini Şeyh Bedreddin onaylamış mıydı, Şeyh Bedreddin ile Börklüce’nin zihin dünyası Osmanlı tarafından niye hedef tahtasına konuldu, Osmanlı Devleti’nin Aydınoğulları Beyliği ile ilişkisi nasıldı, Börklüce ve müritlerinin ayaklanması Osmanlı tarafından nasıl ve hangi şiddette bastırıldı, isyanın elebaşısı Börklüce Hz. İsa’nın vahşice öldürülmesine benzer şekilde niye çarmıha gerildi vb. sorulara ışık tutuluyor ve karanlıkta kalmış bu dönem mum ışığıyla bile olsa aydınlatılıyor.
    Kitap yazarın okuduğum bir önceki kitabı Umur Bey’den Atatürk’e Efelik kitabında olduğu gibi yine bir editör incelemesinden geçmemiş. Başta türlü nasıl açıklanabilir 16 ile 17. sayfalardaki birbirinin tıpkısı cümleler? Ayrıca bir mantık hatası da var kitapta. 29. sayfada “Diğerleri idam edilirken Börlüce Mustafa’nın neden başı kesilir?” diye bir soru soruluyor, sonra da “Selçuk Çarşısı’nda kesilen 2000 müridinin başsız vücutları alınır (...)” diye başlayan bir cümle kuruluyor. Bir önceki sayfada da aynı mantık hatası mevcut. Bir kitap asla bir bir incelemeden geçirilmeden basılmamalı. Basılırsa eğer böyle hataların ortaya çıkmasından kaçınılamaz.
    Yazar yazım sürecine Börklüce Mustafa’nın Tasvîr’ül Kulûb kitabını arayarak ilk adımını atıyor. Kolay olmaz bu kitabı bulmak Oruç için. Bir nüshası İstanbul Topkayı Sarayı El Yazmaları Kütüphanesi’ndedir. Ama İstanbul’a gitmesine gerek kalmaz. Çünkü bir arkadaşından bu kitabının Dursun Gümüşoğlu tarafından Türkçeleştirilip yayımlandığını öğrenir. Kitabı okur, eline kalemini alır ve başlar yeni kitabının sayfalarını doldurmaya. Bununla birlikte Şeyh Bedreddin’in torunu Hafız Halil’in Menâkıbnâme adlı eseri ile Şeyh Bedreddin’in Varidat isimli eserinden de istifade eder.
    Bu eser okunduğunda ilk bakışta okurda Börklüce ile Bedreddin’i aklamak için yazılmış duygusu uyandırıyor. Çünkü Börklüce ile Bedreddin’in mağdur olduklarına dair bir bakış açısıyla yazıldığı eseri baştan sona kadar okuyan birinin ulaşabileceği bir yargı. Elbette şu da var ki tarihi yargılamak sanıldığı kadar basit değildir. Çünkü tarihi daha çok yazılanlar kadarıyla bilebiliyoruz. Tarih yazan kişi de her zaman yanlı davranır. Çünkü her zaman ya birinden korkarak kaleme almıştır olayları ya da birini methederek çıkar sağlama gerekçesiyle. Şimdiki durum biraz daha farklı tabii ki. Ama yüzyıllar öncesinde demokratik ve özgür bir ortamdan bahsetmek mümkün olmadığı için insanların tarih yazarken başka gerekçeler ileri sürmeleri son derece doğal görünüyor. Bugün kimsenin bir devlet başkanını eleştirdiği için kafası tehlikeye girmiyor. Hapisle cezalandırılsalar da kafalarını kesmiyorlar en azından.
    Börklüce Mustafa dönemin dönemin önemli din âlimlerinden biri. Tasavvuf konusunda bilgilidir. Arapça ve Farsçaya hâkimdir. Mısır’da Karmati düşüncesinden etkilenen Şeyh Bedreddin ile Tire yakınlarında karşılaştıktan sonra onun müridi olur. Aynı zamanda kendisi de mürit toplar çevresine. Savaşçı bir yapısı vardır. 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un Yıldırım Beyazıt’ı yenilgiye uğratmasıyla beylikler dönemi tekrar açılınca daha da güçlenir. Yalnız Osmanlı o kadar güçlüdür ki Fetret devrine girmesi bile yıkılıp dağılmasına yol açmaz. Öyle ki taht mücadelesinde Çelebi Mehmet (I. Mehmet) kardeşlerini yenilgiye uğratıp Osmanlı’nın başına geçer. Savaşa yatkın olmadıkları için midir, yoksa iç meselelerle uğraştıkları için midir bilinmez, diğer beylikler Osmanlı’nın güçlenmesini seyrederler. Osmanlı’nın yayılmacı politikası onları zamanla yutar. Zaman zaman Osmanlı’nın yerli halk üzerindeki baskılarından rahatsız olup isyan edenler olsa da bu isyanlar şiddetle bastırılır. Börklüce Mustafa da böyle bir isyana kalkışmış ve bedelini çarmıha gerilerek ödemiştir.
    Börklüce Mustafa bazılarınca komünist fikirleri uğruna isyan eden ilk kişi olarak görülmektedir. Çünkü bireysel mülkiyete karşıdır. Kadınlar müstesna olmak üzere erzak, giyim kuşam, hayvan, arazi vb. her şeyin paylaşılmasından yana bir öğreti geliştirmiş ve yaymıştır. Hristiyanların Allah’a inandığını inkâr etmek de yanlıştır ona göre. “Yarin yanağından gayrı her şey ortak olacak.” diye seslenir cami minarelerinden. Ünü o kadar genişler ki Sakız ve Sisam adalarına kadar yayılır. Halkı Hristiyanlardan oluşan bu adalarda bile etkili olur, müritlerine yenilerini ekler. Yalnız komünist fikilerleri saray çevresinde hoş karşılanmaz, İslam dinine aykırı olarak yorumlanır. Zaten özel mülkiyeti olan toprak ağaları da ortak mülkiyetten bir öcü görmüşçesine korkarlar. Sünni bir İslam anlayışını benimsemediği de ortadadır. Etrafına topladığı insanların çoğalması üzerine Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi Börklüce’nin üzerine asker gönderir. Çetin savaşlar yaşanır. Börklüce ilk zamanlar Osmanlı askerlerini püskürtür, ancak Kazovası Savaşı’nda tökezler ve can çekişe çekişe son nefesini verir. Çarmıha gerilerek köy köy dolaştırılır Osmanlı’ya başkaldıranın sonunun ne olacağını gösterircesine.
    Bedreddin’in bu isyanda rolü var mıdır, yok mudur? Hafız Halil’e göre yok. Yazar, Şeyh Bedreddin’in torunu Hafız Halil’in dedesini akladığını düşünüyor. Oysaki Varidat ile Tasvîr’ül Kulûb arasında görüş birliği var öğreti bakımından. Ama Bedreddin eline kılıç alıp Osmanlı’ya başkaldırmamış, sadece düşünceleriyle otoriteyi rahatsız etmiş. Börklüce Mustafa ise savaşçı bir kişilikte olduğundan sadece düşüncelerini etrafa yaymakla kalmamış, müritleriye beraber Osmanlı’yı dize getirmeye çalışmış. 1415’te Börklüce Mustafa çarmıha gerilerek acı içinde kıvranırken bundan bir yıl sonra Şeyh Bedreddin Serez Çarşısı’nda asılarak idam edilir. Bu dünyada kuramadıkları düzeni hayalî, tarifsiz ve zamansız bir dünyada kurabilmek için bir araya gelmişlerdir yine belki de, kim bilir?
  • “Tuttum aynayı yüzüme
    Ali göründü gözüme
    Nazar eyledim özüme
    Ali göründü gözüme

    Ali evvel Ali âhir,
    Ali batın Ali zahir
    Ali Tayyip Ali Tahir
    Ali göründü gözüme”
  • “Âdem dedikleri el ayak ile baş değil
    Âdem manaya derler suret ile kaş değil”
    Dursun Gümüşoğlu
    Sayfa 40 - Hoşgörü Yayınları, 1. Basım, 2012 Mayıs
  • 204 syf.
    ·2 günde·8/10
    Bektaşi ve Nasreddin Hoca karakteri genelde gülmece unsuru olarak kullanılır ve ardındaki felsefe gözardı edilir.Oysa her iki karakter de son derece derin anlamlar içerir.Bu kitapta ilk bölümde işte bu felsefi yön anlatılmış.Daha sonra da gerçek olaylar ve isimlerle anekdotlar var.Yaygın Bektaşi fıkralarında da bir eleme yapılarak çok derli toplu bir eser oluşturulmuş.Elbette gülümseten bir kitap ama bir yandan da Bektaşi felsefesini sıkılmadan anlatan güzel bir kitap .