• 56 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bazı eserlerin çocuk kitabı altında yeteri önemi görmemesi üzücü oluyor. Bazıları dili sade olsa da çocuk edebiyatının üst niteliğinde bir anlam taşıyor. Bazıları ise çocuk yanı sıra herkese hitap eden bir niteliğe sahip oluyor ama çocuk edebiyatı genellikle basit görüldüğünden değeri anlaşılmıyor.

    Küçük Kara Balık, yalın anlatımı ve hikâyenin kısalığı yanı sıra içinden çok derin anlamların çıkabileceği ve üstüne çokça düşünülebilecek bir niteliğe sahip. Ayrıca üzerinden yıllar geçmesine rağmen günümüze o kadar yakınlığı var ki okurken çevremizdeki durumu düşünmemek elde değil.

    Hikayemiz küçük bir kara balığın keşif ve merak duygusu etrafında başlıyor. Sürekli aynı sularda dönüp duran, aynı balıklarla konuşan ve aynı rutin hayatı yaşamaya devam eden küçük kara balık; günün birinde bu monotonluktan iyice bıkmış duruma gelerek içindeki keşfetme arzusunu ortaya çıkarmak istiyor. Gidip geldiği suların devamı olduğunu biliyor, farklı balık türlerinin onu biraz daha farklı mekanlarda beklediğini biliyor. Cesaretini toplayıp seyahat arzusunu çevresindekilere açınca beklendik bir şekilde dışlayıcı ve küçümseyici tepkiler alıyor. Yine de farklılıktan ve farklı olmadan çekinmeyerek balığımız olanca cesaretiyle yeni bir dünyaya adım atıyor.

    Kısacık bir hikâyeydi ama arkasında bıraktığı iz benim için derin oldu. Hikayeyi küçük yaşlarda okuyup sevmiştim fakat tekrar okuduğumda çok daha farklı açıdan baktım duruma. Diğer balıkların istediği aynı hayatı yaşamaktı. Çünkü bu şekilde huzurlu ve mutlu olabileceklerini düşünüyorlardı. Farklılıktan korkmak yanı sıra akranlarından farklı oldukları için yadırganmaktan da korkuyorlardı. Günümüzde de durum böyle değil mi? İnsanlar farklı olanlara deli gözüyle bakıyorlar. Onlara dışlayıcı nitelikler yüklüyor. Çünkü kendi özgüvensiz karakterlerini bu şekilde örtmeye çalışıyorlar.

    Küçük kara balık, düşüncelerinden korkmuyor ve tüm cesaretiyle bir şeyler öne sürüyor. Çünkü ona göre farklılık değil asıl herkesle aynı olmak korkunç bir durum. Sanırım bazı noktalarda ana karakterimizi kendime yakın hissettim, genel olarak olaylara ve durumlara farklı baktığını hissetmek gibi.

    Farklılıktan sadece karakterlerimiz değil toplumumuz da korkmuş olmalı ki bu eser ülkemizde de bir dönem yasaklı kitaplar arasına girmiş.

    Samed Behrengi'nin bu güzel eseri kitaplığımın bir köşesinde tekrar okuyup üstüne düşünmek isteyeceğim bir değere sahip olacak benim için. Ayrıca yazarın diğer eserlerini de gerçekten merak ediyorum, okuyacaklarım listemdeler. Son olarak çocuk edebiyatına biraz daha gereken önemi vermenizi dilediğimi söylemek isterim.
  • Zümer 2.Şüphesiz ki, Biz bu kitabı sana gerçekle indirdik. Öyleyse Din’i sadece O’nun için arındırarak Allah’a kulluk et.

    Zümer 3.Dikkatli olun, halis din sadece Allah’a aittir. O’nun astlarından birtakım yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar edinenler: “Allah’ın astlarından edindiğimiz yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar, bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz.” Şüphesiz kendilerinin ayrılığa/anlaşmazlığa düşüp durdukları şeylerde, onların arasında Allah hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve çok nankörün ta kendisi olan kişilere kılavuzluk etmez.

    Kur’an’ın Aziz ve Hakîm Allah tarafından indirilmiş olduğu açıklandıktan sonra Kur’an’ın içeriğine dikkat çekilmiş, din adına ne varsa hakk olan Kur’an kaynaklı olması istenmiştir. Sonra da din adına haktan uzak olan anlayış; Allah’a yakınlaştırsınlar diye bir takım nesneleri veya kişileri evliya edinme inancı kınanmıştır.

    Burada konu edilen, dine hiçbir şeyin karışmaması, Allah’tan geldiği gibi tertemiz olması, içinde Allah’ın koymadığı hiç bir inanç ve amelin bulunmamasıdır. Bu ayette bazılarının yorumladığı gibi “Riya”nın karşıtı olan “İhlâs”tan bahsedilmemektedir. Yani burada kişilerin tavrından değil, dinin mahiyetinden bahsedilmektedir.

    Kur’an bu konuya ciddî olarak değinmiştir:

    11,12.De ki: “Ben, kesinlikle dini yalnızca Kendisine özgü kılarak Allah’a kulluk etmekle emrolundum. Ve bana Müslümanların ilki olmam için emir verildi.”

    13.De ki: “Şüphesiz Rabbime karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım.”

    14-16.De ki, “Dinimi yalnız Kendisine arındırarak Allah’a kulluk ediyorum. Buna rağmen siz, O’nun astlarından dilediğinize kulluk yapınız.” De ki: “Şüphesiz asıl kaybedenler, kıyâmet gününde kendilerini ve ailelerini ve yakınlarını kayba uğratanlardır.” –Dikkatli olun! İşte bu, apaçık bir kaybın ta kendisidir. Onların üstlerinden ateşten tabakalar, altlarından da tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutuyor: Ey kullarım! Benim korumam altına girin.–

    (Zümer/11-16)

    14.Öyleyse, kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenler hoşlanmasa da dini sadece Kendisine ait kılarak Allah’a dua edin.

    (Mü’min/14)

    65.O, diridir, O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Bu nedenle, dini sadece O’nun için arındıranlardan olarak O’na dua edin. Tüm övgüler yalnız âlemlerin Rabbi Allah’adır; başkası övülemez.”

    (Mü’min/65)

    5.Oysa ki onlara sadece, dini yalnız Allah için arındıran kişiler hâlinde sadece Allah’a kulluk etmeleri, salâtı ikame etmeleri [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmaları, ayakta tutmaları], zekâtı/vergiyi vermeleri emredilmişti. Ve işte bu, doğru/eksiksiz/aşınmaz dindir.

    (Beyyine/5)

    Ayette “Allah’ın astlarından edinilen veliler” ifadesi ile “ilâh edinilen canlı ve cansız nesneler” kastedilmiştir. Bunların başında İsa (as), Üzeyr ve melekler gelmektedir. Pek çok kimse güneşe, aya, yıldızlara taparken kimileri de Lat, Uzza, Menat, Hubel gibi nesneleri put edinmişlerdir. Buna benzer sapkınlıklar, geçmişte olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Öyle ki, bazı ideolojiler, bazı devlet büyükleri, bazı din adamları toplumlar tarafından ilah, mabut konumuna sokulmuştur.

    İnsanların aracı ilahlar edinme sapkınlığı, onlarda bir takım görünmez güçlerin, fonksiyonların olduğuna, onların Allah’ın yakınları, hatırlı kulları olduğuna inanmalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, ihtiyaçlarını Allah’tan isterken kendileri ile Allah arasında bu sözde hatırlı varlıkları devreye sokarlar. Onların aracı olmasını, kendilerini Allah’a yaklaştırmasını isterler.

    Allah’tan istekte bulunurken birini ara­cı koymak kişiyi şirke sokacak davranışlardandır. Gerçek mümin “Biz sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz” inancını korumak zorundadır. Allah’a dua ve kullukta araya birilerini sokmak hem Allah’ı takdir edememek, hem de Allah’a ait olmayan şeyleri dine katmak demektir. Duada aracı yapılan kişilerin Allah katında değeri olduğu kabulünün hiçbir aklî ve nakli delili yoktur. Allah, mahlûklarına kendilerinden daha yakın, kalplerinden geçenleri en iyi bilendir. Bu nedenle, ibadette bir aracıya ihtiyaç hissetmek halis din anlayışına tamamen aykırı bir davranıştır.

    27,28.Kesinlikle, Biz kendi komşularınız olan memleketleri değişime/ yıkıma uğrattık. Âyetleri, onlar dönsünler diye tekrar tekrar açıkladık. Öyleyse Allah’ın astlarından güya O’na yakınlığa vesile edindikleri düzme tanrılar, onların azabını savmaya yardım etmeli değil miydi? Tersine o düzme tanrılar kendilerinden ayrılıp kayboldular. Bu, onların yalanlarıdır/ uydurmakta oldukları şeydir.

    (Ahkaf/27, 28)

    145,146.Şüphesiz ki münâfıklar –tevbe edenler, düzeltenler, Allah’a sıkıca sarılanlar ve dinlerini Allah için arıtan kimseler müstesna; artık bunlar, mü’minlerle beraberdirler ve Allah, mü’minlere büyük bir ecir verecektir –, Ateş’ten, en aşağı tabakadadırlar. Sen de onlara bir yardım edici bulamazsın.

    (Nisa/145, 146)

    110.De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa sâlih ameli işlesin ve Rabbine kullukta, hiç kimseyi ortak etmesin.”

    (Kehf/110)

    3. ayette konu edilen “veli” sözcüğü “yakın olan, yakın duran; yardım eden, yol gösteren, aydınlatan, koruyan” demektir. Bu sözcükle ilgili detay daha evvel A’raf suresinde verilmiştir.

    Aynı ayette “Şüphesiz kendilerinin ihtilaf edip durdukları şeylerde, onların arasında Allah hüküm verecektir” buyrulmuştur. Bundan anlaşıldığına göre, Rabbimiz kıyamet gününde her şeyi apaçık ortaya koyacaktır. Bunu konumuz olan “Dini Allah’a has kılma” tavrı ile bağlantılandıracak olursak; şirk koşanlar ile onların ilâh ve rabb edindikleri ruhanî liderler, efendiler, büyükler veya insanî tanrılar hakkında hükmünü verecektir.

    40.De ki: “Allah’ın astlarından yakarıp durduğunuz ortak koştuğunuz kimseleri hiç düşündünüz mü? Gösterin bana, yeryüzünden neyi oluşturmuşlar? Ya da onlar için göklerde bir ortaklık mı var? Ya da Biz kendilerine bir kitap vermişiz de onlar, ondan bir delil üzerinde midirler?” Tam tersi, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan o kimseler, birbirlerine, aldatmadan başka bir vaatte bulunmuyorlar.

    (Fatır/40)

    31.Ve şu kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenşu kimseler, “Biz kesin olarak, bu Kur’ân’a inanmayız, ondan öncekine de...” dediler. Sen şirk koşarak, küfrederek yanlış; kendi zararlarına iş yapan o kimseleri Rableri huzurunda tutuklanmış, sözü bazısının bazısına geri çevirdiğini bir görsen! Zaafa uğratılan kimseler, büyüklük taslayan kimselere, “Eğer sizler olmasaydınız, kesinlikle bizler mü’min kimseler olurduk” diyecekler.

    32.Büyüklük taslayan kimseler, zayıf düşürülen kimselere: “Size kılavuz geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Tam tersi, siz kendiniz suçlular oldunuz” derler.

    33.O zayıf düşürülen kimseler de o büyüklük taslayan kimselere: “Tam tersi gecenin ve gündüzün tuzağı! Siz bize Allah’a inanmamamızı ve O’na birtakım eşler edinmenizi emrediyordunuz” derler. Bunlar azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını gizleyeceklerdir. Biz de o kâfirlerin; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmişolan o kimselerin boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yapmış olduklarının karşılığını görüyorlar.

    (Sebe’/31-33)

    22,23.Toplayın o şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanları, eşlerini ve Allah’ın astlarından tapmış oldukları şeyleri. Sonra da onları cehennemin yoluna kılavuzlayın. 24,25.Ve durdurun onları, şüphesiz onlar sorguya çekilecekler: “Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?”

    (Saffat/22-25)

    Ve Sad/59-64, Sebe’/40, 41.

    3. ayetin sonunda “Şüphesiz Allah, yalancı ve çok nankörün ta kendisi olan kişilere kılavuzluk etmez” buyrulmaktadır. Buradan anlaşılması gereken odur ki, Allah canının istediğini saptırıyor, canının istediğini de hidayete erdiriyor değildir. Tam tersine, bu ifade, “kim yalanda ve küfürde ısrar ederse, o kimse hidayetten mahrum kalır“ mesajını vermektedir. Müşriklerin yalancılıkla nitelenmesinin nedeni, o putları kendi elleriyle yonttukları, üzerlerinde tasarrufta bulundukları ve değersiz, cansız nesneler olduklarını bildikleri halde onları ibadete müstahak ilahlar olarak tavsif etmiş olmalarıdır.

    “Şüphesiz Allah, yalancı ve çok nankörün ta kendisi olan kişilere kılavuzluk etmez” ifadesiyle aynı zamanda müşriklere kötü duruma bizzat kendi yaptıkları yüzünden düştükleri mesajı verilmekte ve suçu Allah’a atma çabalarının kendilerinin uydurduğu bir şey olduğu açıklanmaktadır. Allah şirke, küfre ne izin vermiş, ne de razı olmuştur. Aksine bu tavırlara buğzetmiş ve onları bundan men etmiştir.

    36.Ve andolsun ki Biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının” diye bir elçi gönderdik. Artık Allah, bu ümmetlerden bir kısmına doğru yolu gösterdi, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da bakın yalanlayanların sonu nasıl olmuş?

    (Nahl/36)

    25.Ve Biz senden önce hiçbir elçi göndermedik ki ona: “Gerçek şu ki, Benden başka ilâh diye bir şey yoktur. Onun için Bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.

    (Enbiyâ/25)

    Hidayetin [doğruya ulaşmanın] Allah’ın iradesine bağlı olduğu Kur’an’da birçok yerde konu edilmiştir. Allah’ın kudret sıfatı öne çıkarılarak Allah’ın dilediğini saptırdığı, dilediğini de doğru yola ilettiği birçok ayette dile getirilmiştir. Ancak dikkat edilirse bu ayetler rasgeleliği değil, bir seçimi [meşîeti/irâdeyi] ifade ederler.

    “Meşiet” kavramını tüm boyutları ile incelememiş olanlar, saptırma ve hidayet konusunda yanılmakta ve “dalâlet ve hidayetin herhangi bir esasa ve kurala bağlı olmadığını, Allah’ın rasgele birilerini saptırdığını, kimilerini de rasgele hidayete erdirdiğini” ileri sürebilmektedirler. Oysa Allah’ın durup dururken bir kimseyi saptıracağını iddia etmek, Allah’a zulüm yakıştırmak olur ki, Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez. Ayetlere doğru bakılırsa, Yüce Allah’ın saptırma ve hidayete erdirmeyi rasgele dilemediği açıkça görülür.
  • ('' insanın canı, ağrıyan yerindedir. '' deyişini duymuş muydunuz?)
  • İşler yolunda gitmediğinde, yolunda gitmeyişinin derecesine göre, gerekli şarkıyı seçerim. Düşüncelerimi bir süreliğine askıya almak istediğimde kışkırtıcı bir caz, bir sıçrama tahtasına ihtiyaç duyduğumda spekülatif bir Bartók, özgür hissetmek için bir Beethoven yaylı çalgılar dörtlüsü, bir noktaya yoğunlaşmak istediğimde helezonik bir Mozart; Bach'a gelince, onu en çok ruhsal bütünlüğe gereksinim duyduğumda çalarım.
    Kobo Abe
    Sayfa 17 - Monokl, 1. Baskı
  • 264 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
    İnceleme, kitabı okumadıysanız sürpriz bozan içerebilir!
    ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
    Koku, dünyanın en pis kokan yerinde kokusuz olarak doğmuş olan, sevgisiz büyümüş, sıcak bir insan ruhu olmadan sırf inatçılığından ve iğrentisinin verdiği güçle yaşayan, ufak, kamburu çıkmış, topallayan, çirkin, herkesin sırt çevirdiği Jean-Baptiste Grenouille’nin hikayesi.
    ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
    Kokulara hassas biri olarak kitaptaki betimlemeler bana gerçekten o kokuları hissettirdi. Özellikle bir deniz kokusu tanımı var ki beni benden aldı. Yazar sadece kokuları değil, görüntüleri ve sesleri de çok güzel betimlemiş. Kurgu olarak müthiş bir zeka ve ince bir alaycılık içeriyor.
    ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
    Sadece kokuların gücünü anlatmak için yazılmış bir eser değil bu. Grenouille’nin hayatı üzerinden insanların kendini toplumdan soyutlamasını ya da kendini topluma kabul ettirme çabasını görüyoruz. Grenouille’nin biraz aptal olduğunu söyleniyor ilk başlarda. Daha sonra, kendini var etmeye çalışan Grenouille’nin insanları iyi analiz edip ona göre davrandığına şahit oluyoruz. Bu özelliğe sahip birinin ne kadar sinsi ve içten pazarlıklı olabileceğini bize bir güzel ispatlayacak yazar. Bir de yazarın Grenouille’yi sevmediğine dair bir his oluştu bende. Hayatta kalması için sınırları zorlarken de, amacına ulaşmasını sağlarken de istenmeyen evlat muamelesini hissettim. Nitekim romanın sonunda yazar ‘İnsanların en şiddetli arzuları onların sonu olur.’ düşüncesiyle yine Grenouille için güzel şeyler planlamamıştı. ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
    Her şey güzeldi ama okurken çok fazla ‘koku’ vardı. Güzel olsun kötü olsun. Bu biraz yorucuydu. Okumamı yavaşlattı. Bunu biraz şu duruma benzetebilirim. ‘Parfüm seçerken yorulmak.’ Koklamaktan artık kokuları ayırt edemediğim, yorulduğum anlar gibiydi. Ben de ara verdim kitaba. İki yüzüncü sayfalara kadar ağır ilerleyen, bol kokulu bir romandı. İki yüzüncü sayfadan sonra tüm bu yavaşlığa inat dolu dizgin bir finale doğru yuvarlandık. Tüm bu yavaş tempo bu final için değerdi.


    https://www.instagram.com/...?igshid=ajwz673lsz24