• Bu ülkenin insanları hep kandırılıyor dinle,parayla, Türklük ile, Kürtlük ile,mezhep ile,Tarih ile,hainlerle kahpece içeriden dışarıdan saldıranlar bitmiyor ama birşey bitiyor dürüstlük...
  • 26 Haziran 2017


    Tertemiz, özgür olarak soluk alıyordum, içim ansızın mutlulukla doldu, dudaklarımda berrak bir içecek gibi havayı hissettim; yumuşak, mayalanmış, esriten havayı, meyvelerin soluğunu,uzak adaların kokusunu taşıyan havayı hissettim.


    İnsanın karanlıkta, hiç tanımadığı bir insanla böylece hiç konuşmadan yan yana oturmasının ne kadar tuhaf ve ürkütücü bir şey olduğunu anlatmak olanaksız.


    Sessizlik dayanılır gibi değildi. İçimden kalkıp gitmek geldi, ama bunun pek kabaca, pek damdan düşer gibi olacağını düşündüm.


    İnsanların arasına karışmamı engelleyen... kişisel nedenlerim var...


    Gizemli, psikolojik şeylerin benim üzerimde adeta ürkütücü bir gücü vardır, ipuçlarını bulmak için neler vermem ki; tuhaf insanların yalnızca varlıkları bile onları tanımak için yanıp tutuşmama yeter, tıpkı bir kadının bir şeyi elde etmek için yanıp tutuşması gibi.


    "Beni rahatsız etmiyorsunuz," dedi hafif buruk bir sesle, "tam tersine ara sıra yalnız olmamak beni sevindiriyor. ..
    kamaramda oturamıyorum artık, o... o mezarda... oturamıyorum... insanlara da tahammülüm yok, bütün gün gülüyorlar. ..."


    Bu insanın konuşmak istediğini, konuşmak zorunda olduğunu sezdim. Ona yardımcı olabilmek için benim susmam gerektiğini de sezdim.


    ama bu suskunluk beni hasta etti... hasta olanla da herkes alay eder...


    Yardıma hazır olduğunu söylemek görevi... böyle bir girişimde bulunmak görevi... Demek siz de... yardıma hazır olunduğunun söylenmesini görev olarak görüyorsunuz.


    insan gençken yalnızca başkalarının hastalanıp öleceğini düşünür.


    yarısını da limanda kadının birine kaptırdım; öteki kadına öyle çok benziyordu ki neyim var neyim yok elimden aldı.


    O gün sanırım bir dünya haritasının başına oturmuş, yolculuk hayalleri kuruyordum.


    ayrıca kadınlarda bu kibirli, soğuk tavır kadar beni rahatsız eden şey yoktur.


    Güvenmenin koşulu dürüstlüktür, mutlak bir dürüstlük.


    Bana ihtiyacı olduğu için benden nefret ettiğini biliyordum, ben de ondan... rica etmek istemediği için nefret ediyordum.


    İyi bir insan olup olmadığımı bilemiyorum... ama her zaman yardımsever biriydim...


    yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna.


    o andan başlayarak giysisinin altındaki çıplak bedenini gördüm, o andan başlayarak o kadına sahip olmak düşüncesiyle yaşadım, o katı dudaklarının arasından bir inleyiş duymak, bu soğuk, bu kibirli kadını, tanımadığım öteki erkeğin yaptığı gibi şehvetin koynuna düşürmek düşüncesiyle yaşadım.


    İlk isteğim, benimle bir... bir bakkalla konuşur gibi değil, bir insanla konuşur gibi konuşmanız.
    Yardıma ihtiyacınız olduğunda hemen o... rezil paranızı öne sürmemeniz, benden, bir insandan, size, bir insana, yardım etmemi istemeniz... Ben yalnızca hekim değilim, yalnızca muayene etmem, muayene saatleri dışında kalan saatlerim de var, belki de sizin geldiğiniz saat böyle bir saatti...


    Amok'un ne olduğunu biliyor musunuz?
    "Amok mu?.. Galiba hatırlıyorum... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk..."
    "Sarhoşluktan öte bu... çılgınlık, insanın öfkeden gözünün dönmesi... insanın korkunç, delice bir saplantıya kapılması, öyle ki hiçbir biçimde alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamaz...


    Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için 'Amok! Amok!' diye haykırırlar ve herkes kaçışır...


    o dehşet verici bakışla, sağa sola bakmaksızın, aklımda yalnızca bir tek düşünceyle bir koşu tutturdum... o kadının peşinden...


    Bu kadının odama girmesinin üzerinden henüz bir saat geçmeden bütün yaşamımı geride bırakıp bilinmeze doğru delice bir koşu tutturmuştum, Amok koşusu...


    İnsanlara yabancılaşmışsınız doktor, bu da bir tür hastalıktır.


    eğer isterse bir saat içinde o kentten uzaklaşacaktım, o ülkeden, hatta dünyadan... tek istediğim beni bağışlaması, bana güvenmesiydi, son anda, en son anda ona yardım etmeme izin vermesiydi,


    ama ne şehvet duyuyordum, ne de dehşet... yalnızca doktordum şimdi... yalnızca çekilen acıyı görüyordum ve...


    Anlamıştım... onun için önemli olan sırrıydı, onuruydu... hayatı değil...


    ama yine de ölen birinin başında çaresizce oturmanın, olacakları bilmenin ama yine de elinden bir şey gelmemenin ne demek olduğunu bilir misiniz?


    Onun sonu gelmişti, ama benimki değil. Ölüyle baş başaydım, ama tanımadığım bir evde, sırlara tahammülü olmayan bir kentte yapayalnızdım ve ben...


    İnsan her şeyini kaybederse, elindeki son şeyi kaybetmemek için umarsızca mücadele eder, benim elimdeki son şey de o kadından kalanlardı, onun giziydi.


    ama artık o evde, o kentte kalamazdım... her şeyin bana onu hatırlattığı bu dünyada... Geceleyin bir hırsız gibi kaçtım, ondan uzaklaşabilmek, unutabilmek için...


    İnsanın elinde kalan tek hak, canı istediği biçimde gebermektir... bunun için de yabancıların yardımına ihtiyaç duymamaktır.


    Stefan Zweig | Amok Koşucusu