• "Allah düşman başına vermesin böyle bir felaketi..."
  • Hz. Zübeyr Bedir Savaşı'nda başına sarı bir sarık sarmıştı. Düşman karşısındaki kahramanlığını gören Peygamberimiz onu şöyle övüyordu:
    "Bedir Savaşı'nda yardım için gelen meleklerin sarı başlıklarla Zübeyr'in suretinde indiklerini gördüm."
  • Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.
    O zaman, akıllı ya da akılsız bütün ezilenler, yani bizim caddedeki insanların çoğu, yani öcü geliyor diye küçükken beni korkuttukları çolak ve topal Deli Rüstem ile ben ve be benimle birlikte bar kızı Leyla kendisine yüz vermedi diye intihara teşebbüs ederek beynine iki kurşun sıkan fakat ancak kafatasını delerek alay edenlerden kurtulmak için bütün hayatınca yolda kalpak giyerek dolaşmak zorunda kalan meyhaneci Hızır ve onunla birlikte orta okulda kekemeliği ve garip mistik düşünceleriyle arkadaşlarının alay konusu olan ve şimdi havagazıyla intihar ettiği için ölmüş bulunan ve evlerindeki şecere ağacında taze yağlı boya ile yeni boyanmış yeşil, titrek bir yapraktan ibaret kalan Ercan ve Ercan'la birlikte annesi Rus babası İtalyan olan ve sınıfta ve bahçede paltosunu hiç çıkarmayan ve daima gözlüğü ve paltosuyla ilk okul birinci sınıf çocuklarıyla top oynayan ve gavur diye ve kambur diye horlanan Altan ve Altan'la birlikte zeki ve siyah gözleriyle bana hep muhabbetle bakan ve yedi kardeşi ile ve annesi ile ve babası ile ve teyzesi ile ve dayısı ile Evkaf apartmanının en üst katında labirent gibi karışık koridorlardaki yüzlerce odadan sadece birinde oturan ve sınıf birincisi olduğu halde ilk okuldan sonra elektrikçi çıraklığına başlayan Osman ve onunla birlikte bütün gülünçlüğüne rağmen aşağılığı sefaletinden ve sefaleti aşa giligindan ileri gelen mimar Cemil (Uluer) Turan ve Mimar Cemil ile birlikte sakat olduğu için hiç yürümeyen ve hep altını kirleten ve misafirler görmesin diye ve sosyetik annesi rahatsız olmasın diye yaz kış balkonda tutulan ve hep bağıran ve altına yapan ve güzel yüzü ile ve akıllı sözü ile beni büyüleyen zavallı Ayhan ve onunla birlikte bodrum katta evdeki yedi ve bahçedeki yirmi yedi kedisi ile yaşayan ve kimseye zararı dokunmayan ve ölmüş kocasını unutamayan Rus madam ve madamla birlikte yirmi iki yaşında veremden ölerek bizleri ve ailesini elemlere boğan ve Albay Sait Beyin biricik oğlu ve liseden dört defa kovulmuş olup sanatoryumdan altı kere kaçan ve yağmurlu bir ilkbahar akşamı hastaneden son kaçışında ıslak elbiselerini çıkarmaya fırsat bulamadan kanla boğulan Ertan ve onunla birlikte basit bir kamyon şoför muavini iken lâstik karaborsasından zengin olarak genç yaşında kumar denen illete tutulan ve bu uğurda servetini ve dostlarını kaybeden ve karısı ve kızı ve oğlu tarafından terkedilen ve meteliksiz kalan ve bir gün bir kahve köşesinde kendini vuran ve eski ve samimi aile dostumuz Orhan ve Orhan Beyle birlikte, Orhan beyle birlikte olmaktan muhakkak gurur duyacak olan ve el kapısında dünyaya gözlerini açıp ve kaderi ve mesleği hizmetçilik olan ve komşumuz Saffetlerin üçüncü hizmetçisi Kezban yargıç kürsüsün de bulunacağız.

    Mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşamayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terkeden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer vermeyen, kalbi temiz olmayan, doğruyu yanlış gösteren, yanlışı doğru gösteren, samimiyetsiz, insafsız, korkutan, yanına yaklaştırmayan, başkasının yaşama hakkına saygı duymayan ve kendinden memnun olabilmek için her davranışı meşru sayan onlar, yani bizim küçük kalabalığımızı hava sızdırmayan tabakalar halinde üst üste saran, nefes almamızı dahi engelleyen, yani mahallemizin bütün bileği kuvvetli ve içi boş küçük kabadayıları ve onların büyük ortakları, yani esasında sayıca üstün olanlar, yani her zavallıdan daima bir rütbe bir kademe bir sınıf yukarıda olanlar, yani şekilsiz hüviyetleriyle daima vuran ve kaçınabilenler, yani hem ezip hem de ezdiklerini kabul etmeyenler, yani bir mertebe aşağıdayken ezilen ve bir derece terfi edince ezenler, yani çırağını, bir şeyler öğretme esine karşılık her zaman döven ve ona insan muamelesi etmeyen ustalar, muavininin başına vuran şoförler ve onlarla birlikte memurlarına dalkavukluk ettiren âmirler, duygusuz âmirlerle birlikte garsonlara paralarıyla orantılı olarak bağıran müşteririler ve kaba müşterilerle birlikte hakkını arayanlara yumruklarını gösteren görevliler ve yetkilerini kötüye kullan görevlilerle birlikte bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte bilgisizlerin bilgisizliğine gülen onlardan daha bilgisizler ve cahillerle birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkaranlar ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arkadaşlık dostluk sevgi ile uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar onlar onlar onlar... karşımıza oturacaklar.
  • 312 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitap ilk 2 kitaptan daha harikaydı ve git gide aksiyon ve heyecan artmakta. Daha önce okuduğum vampir kitaplarından ve vampir klişelerinden daha farklı ele almış vampirleri ve bu kitapta vampirlerin düşmanı kurtadamlar değil hayaletler!! Yazar vampirler için klişe bir düşman yerine yeni bir düşman yaratmış ve hayaletleri vampirlere düşman etmiş tabi neden düşmanlar ve neden anlaşamıyorlar bunun için seriyi okumanız lazım :D Gelelim kitabın konusuna; Evernight Akademisi'nden kaçan Bianca, Lucas ve Raquel Siyah Haç yani vampir avcılarının yanına sığınır fakat bu Bianca için çok tehlikeli bir durumdur çünkü kendisi bir vampir bunun içinde biran önce para biriktirip vampir avcılarının yanından ayrılmak zorundadırlar. Fakat işler bekledikleri gibi gitmez ve Siyah Haç bir olaydan sonra Balthazar'ı ele geçirirler ve Bianca'nın saklanmak gibi bir seçeneği kalmıyor. Ve Bianca hiç beklemediği biri tarafından ihanete uğraınca Bianca ve Lucas tekrar kaçmaya başlar fakat bu sefer peşlerinde hem Siyah Haç hem de Evernight Akademisi'nin liderleri hemde yeni edindikleri düşmanları vardır. Kitabı okurken yerimde duramadım heyecan ve aksiyondan çok çok iyiydi hele Bianca'nın başına gelenlerden sonra şimdi ne olacak diyip durdum. Bu kitapta Vic karakterine iyice bayıldım ne kadar rahat bir karakter ya :D ve Balthazar bu kitapta beni çok sinirlendirdi umarım diğer kitapta ona olan sinirim geçer.
  • Bilmem ki nasıl anlatsam;
    Nasıl, nasıl, size derdimi!
    Bir dert ki yürekler acısı,
    Bir dert ki düşman başına.
    Gönül yarası desem...
    Değil!
    Ekmek parası desem...
    Değil!
    Bir dert ki...
    Dayanılır şey değil.
  • 287 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Üstad Cemil merici bu ülke kitabından sonra oldukça etkilendigim faydalandığım okuduğum ikinci eseri.öncelikle dili ağır sindirilerek okunması gerekiyor.Neyi bilmediğinizi bilmek istiyorsanız okuyun.Sözlük bazı kelimelere bakmak için gerekebilir.Hayata dair birçok tavsiye tecrübenin altı çizilecek nitelikte.

    Kitabın başına ve ismine baktığımız zaman dikkat çekici bir ismi olduğunu söylesem bu konuda yanılmam sanırım.Ilk içeriğine baktığımız zaman giriş kısmında zaten Üstad açıklıyor şöyle ki ;Mağaradakiler Kitabına Eflatun’un “Mağara” metaforuyla giriş yapıyor Üstad. Güneş ışığı vuran bir kapı, sırtı kapıya dönük insanlar ve onların tek gerçeklikleri duvara vuran gölgelerden oluşan bir mağara olarak tarif ediyor. Şu görsele benzer şekilde;

    https://imgyukle.com/i/JNXLsP

    Ilgili video için;

    https://youtu.be/d2afuTvUzBQ

    Bu mağaradan kurtulan, cisimlerin gerçeklerini, suyu ve güneşi gören bir kişi, eğer tekrar mağaraya dönüp insanlara bunu anlatmaya kalksaydı ona inanmazlar ve alay ederlerdi. İşte bu mağaradan kaçan ve insanlara gerçeği anlatmaya çalışanlar, aydınlardır. Bu metafordan hareketle kitabın birinci bölümünde “mağaranın dışındakiler” olarak aydınları anlatıyor Üstad. Bu bölümü ikili bir ayrıma tutarak, Avrupa’da aydın yani entelektüelleri ve entelijansiya yani Rusya’da aydın kavramlarını ayırarak inceliyor.

    Mağaranın algıya, ateşin bizi kısıtlayan kalıplara, gölgelerin görmemizi istediklerine gönderme yapılan bir alegoridir bu.Platon’a göre, insan sağduyusunu kullanarak şeylerin özünü kavrayamaz; çünkü bilme yetisinin karanlığına vuran şeylerin eksik yansımalarını görür sadece. sanki bir mağaradaymış gibi, cehaletin ve hurafelerin zincirlerine vurulmuş halde tutsak yaşar. özgürleşmek için bu zincirleri kırması ve güneş ışığına çıkması gerekir. haliyle ilk başta güneş ışığının kamaştırıcılığı nedeniyle etrafı göremez; ama gözlerinin ortama alışması ile birlikte, kısa sürede gerçekliğin aslında nerede olduğunu kavrar ve özünü anlamaya başlar.
    kişi mağarasında dururken gerçekliği değil, sadece vuran gölgesini görür; bu durum sağduyuyu önemli ölçüde yararsız kılar.
    kişi bilginin ışığına ulaşmak için cehaletten kurtulmalı ve mağaradan çıkmalıdır.

    Peki, kimdir entelektüel? O karışık, anlaması ve sınıflandırması zor bir kavramdır Üstada göre.

    "Entelektüeller ayrı bir toplumsal sınıf değillerdir fakat ortak davranışları ve çıkarları bakımından da bir sınıfa benzerler. Zaten entelektüelin ortak bir tanımı da yoktur. Üzerinde anlaşmaya varılan tek yönü: “eleştiricilik”tir."

    Sartrenin entellektuel tanımlamasını daha yakın buldum.Bilhassa bu konuda okunmalı.

    Eser; Sağa ve sola göre entelektüel tanımlamaları içinde çeşitli düşünürlerin entelektüel tariflerini iceriyor.
    Entelektüel ve kapitalizm ilişkisine de değiniliyor.Türk aydınına göre aydın tariflerine de yer veriyor ustad.Nitekim her bir tarif kendi içinde kimi eksikleri barındırır. Tüm bu tasniflerin ışığında bir entelektüelin özelliklerine değiniyor.
    Üstad daha sonra ise iktidarların entelektüele karşı bakış açılarından bahseder.

    Kısaca Üstad Cemil Meriç Mağaradakiler kitabıyla entellektüel nedir? sorusunun ve sorununun ne olduğunu anlatıyor.İlber ortaylı hocanın bir ömür nasıl yaşanır kitabından bir alıntı aslında tanımı buna benzer şekilde yapıyor .

    "Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. bu iş öteden beri böyledir. kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel. eski yunan münevveri dünyayla ilgilenmiştir ama eski roma münevveri bu anlamda bir adım daha öndedir. neden? çünkü romalı, evvela kendinin olmayan dili öğrenirdi. yunan bunu öğrenmezdi. iyi bir romalı ise yunanca bilmeye mecburdu. bu kadarla da kalmazdı; felsefe ile de uğraşırdı, şiir de okurdu, başka milletlerle ilgili de kurardı. çok açık ki bugünkü aydın kişinin temelinde işte o romalı vardır.”

    Entelektüel" kimdir? çok okuyan mıdır, çok gezen midir, çok bilen midir?

    Ustad tanımlarıyla farklı fikirleri mukayese ederek ortaya bir sentez fikir kitabı çıkarıyor. Açıklamalarının   yanı sıra tarihe ilişkin notlarını da paylaşarak okuyucuyu bir çok yönden eleştriel bakması için teşvik ediyor.

    Günümüzde özellikle cahil ve yarı cahil kesimin hakaret gibi kullanmaya çalıştığı entellektüelin ne olduğunu, aydının aslında ne yaptığını sıralıyor. Sadece bizde değil batıda ve Rusya da durum nedir ne değildir onu da anlatıyor.

    Sonrasında kapitalizm sosyalizm, anarşizm ve liberalizm ile de haşır neşir oluyoruz. Marksın gökten düşmüş gibi gelen fikirlerinin insan için olduğunu, insanların düşünceler için olmadığını ve coğrafyanın önemini anlıyoruz. Bir din gibi görülen ve itaat edilen Marksizmin aslında bu biçim ve biçimlerde anlaşılmasının ne kadar yanlış olduğunu öğreniyoruz.

    "Sarıldığımız "izm"ler birer kin fetvacısı."

    "Silahların konuştuğu yerde şarkı söylenmez."

    Daha sonra yazarlara bir göz atıyoruz. Dostoyevski ile delilleri arasında bir bağ var mı yok mu? Bu vatanperverliği yavan durmuş mu durmamış mı öğreniyoruz. Rus intelijansiyası bize ne katmış ya da katamamış onu görüyoruz.

    '' Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi... Hakikat ve sevgi. ''

    "Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı. Şiirle başladım edebiyata, cıvıldayan bir kuş kadar rahattım yazarken, kulaklarımda bir ses uğulduyordu, etrafımdakilerin duymadığı bir ses. Ve defterler kendiliğinden doluyordu."

    Üstad diyerek bitiriyor..

    Ruhuna rahmet ediyor iyi okumalar dilerim.
  • Namussuz para. Kahpe para... Tatlı para, kalleş para, düşman para, dost para... Kravatlısı, mintanlısı, kürklüsü, kasketlisi, dindarı, or****su, hergelesi insanlar gibi tıpkı.