• Dostluk
    İnsan özden ibarettir; geri kalan deridir. Göz de dostu gören göze derler.
    Hz. Mevlana

    Gerçek dost kadar insanın gönlüne ferahlık veren hiç bir ilaç yoktur.
    R. Bakon

    Dostların çoğu dostluktan sofuların çoğu da sofuluktan adamı iğrendirirler.
    La Rochefoucauld

    Dostunu bir dereceye kadar ihtiyatlı sev, olur ki bir gün düşmanlık eder.
    Hz. Muhammet

    Huzur arıyorsan, dost ol, çabuk pişmanlık getir işe güce koyul.
    Hz. Mevlana

    Sönen dostluğu takip eden nefret, meyvaların en öldürücüsüdür.
    Lessing

    Gerçek bir dost nimetlerin en büyüğü ve elde etmeye en az çalıştığımızdır.
    La Rochefaucauld

    Eğer herkes başkasının kendi hakkında söylediğini tamamen bilseydi, bu alemde dört kişi birbiriyle dost olamazdı.
    Paskal

    Dostluk mantar yemeği gibidir. Zararlı olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur.
    Çin Atasözü

    Güller, laleler, karanfiller bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır. Ama gerçek dostluk ne solar, ne kırılır.
    Nietzsche

    Dostlar öyle bir ailedir ki, insan, o ailenin fertlerini bizzat kendisi seçer.
    Alfonse Karr

    Hakiki dostlukta, bayağı yaratılışta olanların tadamayacağı lezzet vardır.
    La Bruyere

    Kusurlarınıza rağmen sizi seven adam, gerçek dostunuzdur.

    Dost seven kimse değil sevilen kimsedir.
    Beydaba

    Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur.
    MONTAİGNE

    Yastık diye başını ateşe dayayan, yatak diye yılanların üzerine yatan bir adam, emniyet ettiği bir dostundan, düşmanlık sezen bir adamdan daha rahat uyur.
    BEYDEBA

    Dost, yargılamayandır her şeyden önce...
    EXUPERY

    Açlıktan ölüyorsan, dost sana kapısını açıyor, seni sofraya götürüyor, senin için süt tasını dolduruyor, ekmeği bölüyorsa, içtiğin şey gülümsemedir.
    EXUPERY

    Dost, onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin, ruhunun tüm gizliliklerini ona anlatabileceğin biridir. Onunla birlikteyken kendini korumana gerek yoktur.
    Jean Jacques Rousseau

    Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözü olmasın.

    Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.

    Gerçek dost; düştüğünde sana yardım eden değil, seni düşürmemek için düşmeyi göze alan kişidir.
    Goethe
  • "Yazdın mı oğul?.Eyi.. yaz.. yine Bismillahirrahmanirrahim deyip şunları yaz: İlkin İslamlastır, sonra Selçuklu yap. Bunun için de, kendini dusunmiyeceksin halkı düşüneceksin, senin derdin yok haa sakın, halkın derdi var, dert bileceksen onu bileceksin. Sen kendin için bir mi istedin, başkaları için iki-bes-on-yuz isteyeceksin, yoksuldan nefret edersen namert ol, yoksula yaklaş ki kendini bilesin ve sakın zengine karşı boynun eğik olmasın , zengine ne haldesin bildirme ki ne sanıyorsa seni öyle sansın, senin zenginliğin bu olmalıdır. Gururun gurur, vakarin vakar, haysiyetin haysiyet olsun; aslını ara aslından dönme, sen aslındasın. Düşmanlık nedir bilme, ancak hayvanlar düşman olur, hayvanlar kin besler, amma kimseden merhamet, kimseden insaf bekleme fakat herkese merhametli olacaksın, herkese insaflı olacaksın unutma. Ve cömert olacaksın; eline geçenlerde elinden çıkan arasında fark olmayacak. İşte bu kadar. Kurulmasını istediğim dernek yasasını yazdırdım sana oğlum İltutmus. Önce sen inanacaksın,yemin et."
  • CHP’lilerin kafası çok karıştı.

    Seçim sonuçlarına göre; Kılıçdaroğlu ile yola devam mı edilmeli, yoksa olağanüstü kurultay ile İnce’yi genel başkanlığa mı getirmeli?

    Her iki ismin basın toplantılarından çıkan sonuç şu:

    İnce, “41 yıl sonra 30 barajını geçmişiz. Ben buradayım, bana derlerse ‘yürü önümüzden’ ben yürümeye hazırım.” diyor. Medyadaki CHP yandaşlarının da telkini bu yönde.

    Kılıçdaroğlu ise “tamam, İnce partiden fazla oy aldı ama biz öyle istedik. CHP rozetini yakasından niye aldık? Ama Muharrem Bey, beklentilerin altında kaldı” dedikten sonra da kavgayı ilan etti: "Koltuk sevdalısı olan, bireysel çıkışlarla görev arayan kişilerin bu partide işi yoktur…”

    İyi ki CHP’li değiliz. Yoksa kafamız çok karışık olurdu. Şöyle:

    Tamam, İnce yüzde 30 oy aldı ve olağanüstü kurultay ile genel başkanlığa getirilebilir. İyi de bunun yolu belli. Olağanüstü kurultay için delege imzası gerekiyor. Delege hâkimiyeti Kılıçdaroğlu’nda.

    Meclis grubuna, yani milletvekillerine gelince yüzde 90’ı Kılıçdaroğlu’nun yanından ayrılmaz.

    İnce her iki kapıyı da zorlasa sonuç alamaz. Üstelik bir seçim başarısı bahanesiyle partiyi darmadağın eden koltuk sevdalısı damgası yer.

    İnce için başka yol, CHP’den ayrılıp yeni parti kurması. Türkiye’nin siyaset tecrübesi gösteriyor ki, bunu deneyenlerin hiçbiri başarılı olamadı.

    İyi ki CHP’li değiliz. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal...

    Bu durumda şimdi ne olacak?

    Kılıçdaroğlu’nun koltuğu bırakmaya hiç niyeti yok. Genel Merkez, İnce’ye salam politikası uygulayacak. İnce ince dilimler halinde doğranacak. Önce İnce’yi kırıp dökmeden meselenin soğutulması sağlanacak, operasyon zamana yayılacak.

    Kılıçdaroğlu bunun işaretini dün verdi. Şöyle dedi:

    “Muharrem İnce bizim bir değerimizdir, onu kucaklıyorum. Bizde ayrılık gayrılık yok, biz ilkelerin insanıyız. Sevgili arkadaşım Muharrem İnce 81 ili gezeceğim diyor. İl başkanlarıma talimatımdır. Karşılayacaksınız, heyecan içinde gezdireceksiniz. Uğurlayacaksınız…”

    Deme de dur; gel bakalım Muharrem, uğurlar olsun Muharrem…

    Kılıçdaroğlu; sanki CHP birinci parti olmuş, İnce de ilk turda seçilmiş havalarında başka bir zaman diliminden ışınlanmış gibi konuşuyor. “Hesap ortada” diyor, CHP’nin kazandığına inanılmasını istiyor. İzahı da basit; “halk kazandı, Cumhuriyet Halk Partisi isminde de halk var, o halde biz kazandık…”

    İyi ki CHP’li değiliz. Bir yandan kafalar karışık, bir yandan da insanların aklıyla alay ediliyor.

    İnce’ye destek verenlerle Kılıçdaroğlu yönetimi arasındaki tezat ve ayrışmanın bu defa bir hesaplaşmaya dönüşmesi kaçınılmaz.

    İnce Erdoğan’ı tebrik ediyor, tabana ve geniş kesimlere uzlaşabilen, ortamı yumuşatmaya çalışan bir lider algısı pompalıyor.

    Kılıçdaroğlu ise koltuğu korumak için Erdoğan’a karşı düşmanlık besliyor, “diktatörün nesini tebrik edecekmişim” diyor ve uzlaşmadan uzak, gerilimden beslenmek isteyen bir profil çiziyor.

    Öyle ki, Kılıçdaroğlu Ertuğrul Özkök’ü bile şaşırtıyor:

    “Kemal Kılıçdaroğlu denince dün gözümün önüne gelen insan şuydu... Bunca yıldır tanıdığım, izlediğim Türk siyasetine gelmiş en düzgün siyasetçilerden biri... Dünkü asabi açıklamasıyla beni de şaşırttı...”

    Sözcü’de Yılmaz Özdil ise ikisine de öfkeli:

    “Muharrem İnce, Antalya ve Denizli mitinglerinde beni yuhalattı. Netice? Ekmek için Ekmeleddin'den bile sekiz puan daha az aldı.(Erdoğan’dan) İlk defa bi şey rica ediyorum. İlk icraat olarak gözünü seveyim şunu (Kılıçdaroğlu’nu) görevden alıver, kırma beni. Kayyuma bile razıyız gari!..”

    Hadi bakalım, CHP’li ol da kafan karışık olmasın
  • Anaokullarında çocuklara bir şey başardıklarında yıldız veriliyor. Çocuklar birbirlerinin yıldızını çalıyorlar. Hatta bir öğretmen anlattı. Bazı çocuklar, diğerlerinin yıldızını çalıp çöpe atıyormuş.Neden? O çocuk eve gittiğinde ailesine gösterecek yıldızı olmasın, diye. Düşünebiliyor musunuz okullar çocuklar arasında dostluk yaratması gerekirken, hem düşmanlık yaratıyor hem de onları ahlakdışı davranışlara yöneltiyor.
  • "Aramızda aşk yoksa da varsın olmasın,
    Düşmanlık olsun, ama bir ilişkimiz olsun..."


    Mirza Esedullah Han Galib
  • 15 Oca 2018, Pazartesi
    Yenişafak

    Hayatımızın, insanlığımızın bereketini kaçıran sebeplerin en önemlilerinden biri, Allahualem, vaktimizin çoğunu birbirimizin dedikodusunu yapmaya, kuyusunu kazmaya, adam harcamaya, bir günah için bir ömrü yakmaya, kişilik karalamaya, karizma çizmeye, kul yargılamaya ayırıyor olmamızdır. Bütün gün neredeyse hiç ara vermeden, üstelik hiç tereddüt de yaşamadan birbirini harcayan bir topluluğun yaptığı herhangi bir şeyin bereketi olur mu?

    “Armudun sapı var, üzümün çöpü” dedi biri. “Onlar sadece geriye kalandır, damağının tadı olsa bilirdin!” dedi diğeri.

    “Bütün diğer değerler insan haysiyetine hizmet ettikleri ve bunun davasını sürdürdükleri ölçüde değerdir. Başka insanlarda insanlığı öldürerek hayatta kalmaya çalışan kişi, kendi insanlığının ölümünden sonra hayatta kalmış demektir” demiş Zygmunt Bauman... İçinde bulunduğumuz ‘yaşayan ölüler çağı’nı derinliğine açıklayan iki paha biçilmez cümle...

    Başkaları hakkında her aklına geleni söyleyen, hiçbir gerçek delili olmadan insanlar ve kişilikleri hakkında yargısız infaz yapan, nereden geldiği belli olmayan bir yetkiyle orada olmayan herkesi adaletsizce yargılayan, hiçbir şey üretmeyen ama üretilmiş her şeye laf etmeyi meslek edinen, çakmaya, karalamaya, harcamaya düşkün insanlardan uzaklaşın! Terkedin onların dünyalarını. Çünkü bu çirkin hal, nice tecrübeyle sabittir ki, söyleyenden dinleyene sirayet eder. Kötülük bulaşıcıdır, bir kişiden bir başkasına, başkalarına geçer. Alanını genişletir ve herkesi içine çeker. Oradaysanız, orada olmakta ısrarlıysanız kirlenir, kirlenmeye alışır ve nihayet temizliğin faziletini unutursunuz!

    “Bizim meselemiz adam harcamak değil” dedi beyaz saçlı adam, “insan biriktirmektir”

    Nâsıruddin Tûsî ‘Ahlâk-ı Nâsırî isimli kitabında Platon’un talebesi Aristoteles’e nasihatlerini/vasiyetlerini aktarıyor. Onlardan biri şöyle: ‘”Kendinin dışında olan şeyleri kendine sermaye etme. Hak edenlere iyilik etmede onların istemesini bekleme ve onlar senden yardım istemeden önce yardımlarına koş. Âlemlerdeki lezzetlerden bir lezzetle mutlu olan, âlemin musibetlerinden bir musibetten endişeye kapılan kimse hikmet sahibi sayılamaz. Ölümü daima hatırla ve ölmüş olanlardan ibret al. Kişinin fenalığı, çok faydasız söz söylemesinden ve sorumlu olmadıkları şeylerden haber vermesinden anlaşılır. Başkası hakkında kötü düşünenin kendi nefsi de kötülüğe alışır ve nihayet bu kimsenin tuttuğu yol da kötülüğe çıkar”

    Cana, cânâna düşmanlık eden varsa al eline kılıcı, çık meydana, vuruş sonuna kadar onunla! Ama etrafta düşman da, düşmanlık da yoksa, kılıcın elinde düşman arama kendine!

    “Ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mısınız?” diye soruyor Allah (c.c.). Lafazanlık sofrasının tabaklarına her gün ne koyduğumuzu bilelim diye! 

    Diline kötülükten eser gelmeyen, eli hiçbir vakit kötülüğe gitmeyen insanlar da var.

    “Madem ki ayıplayacak bir günah arıyorsun” dedi meczup, “neden uzağa bakıyorsun!”

    ...

    ‘Gözağrısı’ için yazdığı incecik cümleler için Sibel Eraslan’a canı gönülden teşekkür ediyorum, eksik olmasın.