• 74 syf.
    ·Beğendi·9/10
    türk tarih kurumu tarafından ilk baskısı 1982'de çıkarılan 90 sayfalık şerafettin turan (1925-2015) kitabı.

    kitap fuarlarında türk tarih kurumu, türk dil kurumu, diyanet yayınları gibi kurumları mutlaka ziyaret eder, tamamı çok düşük fiyata satılan çok sayıda eseri mutlaka incelerim.

    bu da atatürk'ün fikriyatının temellerini anlamak konusunda gerçekten faydalı ve çok uygun fiyatlı eserlerden biri.

    atatürk, gençliğinden itibaren görev yaptığı her yerde, hatta cephelerde bile çok sayıda türkçe ve fransızca kitaplar okumuş, bunlar üzerinde notlar almış, kitapların kısa özetlerini çıkarıp el yazısıyla not etmiş. bu orjinal el yazmaları ilgili müze veya kütüphanelerde mevcut.

    genel olarak 2.000 kitaplık, tarih, siyaset, kültür ağırlıklı bir koleksiyondan söz ediliyor. bunlar epey miktarda elle yazılmış notlar ve karalamalar içeriyor. yani belki bu kadar veya buna yakın sayıda kitap okumuş olması da mümkün.

    zaten lise döneminde dahi okumayı sevdiği biliniyor. nitekim o dönem gençler için yapılan bir gazete bilgi yarışmasına katılanlar arasında mustafa kemal ismi geçiyor. bu yarışmada gençlere sade bir dil öğretmek amaçlanmış.

    atatürk'ün etkilendiği isimler arasında genel olarak şu isimler göze çarpıyor: ziya gökalp, şehbenderzade filibeli ahmet hilmi, namık kemal, tevfik fikret, j.j. ruousseau, h.g. wells...

    * * *

    fransız ihtilali sonrası avrupa ülkelerinin yaptığı işgallerin hat safhada olduğu, sömürü yoluyla zenginleşip güçlendikleri bir dönemde yaşamış atatürk. nitekim 1914 yılında afrika'daki 38 ülkenin 36'sı 7 haydut avrupa devleti (7 düvel) tarafından barbarca işgal ve talan edilmiş. sanki o kıtada yaşayanların hiç kıymeti harbiyesi yokmuş gibi her tarafı ele geçirmişler, yetmemiş birinin işgal ettiği yeri, öbürü bunun elinden almak için tekrar işgal etmiş.

    ve dahi bu işgallerin temelinde bir yandan evrim inancı da var. bu barbar haydutlar kendilerinden olmayanları, türkleri bile barbar, az gelişmiş, evrimini tamamlayamamış diye niteleyip, ülkeleri yağmalamış, çoluk çocuk demeden katletmişler. hele ingilizlerin üstümüze sürdüğü yunanlıların ve fransızlar birlikte çalışan ermeni çetelerin yüz binlerce sivil insanlarımızı ve çocuklarımızı nasıl canavarca katlettikleri tarihimizin kanlı sayfalarında mevcut.

    bu bağlamda batılıların çarpık düşünce sistemlerinde yerleşik bulunan, sözde üstün ırk ve üstün medeniyet anlayışına karşı, atatürk tarihten bu yana türklerin de üstün bir medeniyet olduklarını göstermek istemiştir. bunun için de türkleri müslümanlıktan ayrı tutarak değerlendirmiştir.

    avrupalılar kendilerini nasıl üstün görüyorsa, fransızlar nasıl üstün bir medeniyet ise, elbette bizim de onlardan aşağı kalır yanımız olamazdı!

    mu kıtası, güneş dil teorisi gibi araştırmaları, hep türklerin geçmişte de üstün bir medeniyet olduğuna dair tezlerini güçlendirmek içindi. türkler 1400 sene önceki muhammed'in diniyle değil, binlerce yıllık kendi üstün medeniyetleriyle, dil ve kültürleriyle değerlendirilmeliydi.

    atatürk'ü bu konularda etkileyen çok sayıda olaydan ikisi kavmi necib ve fes olaylarıdır.

    bir gün şam'daki garnizonda bir türk ve arap er kavga edince, subay olayın aslını araştırmadan türk ere "sen nasıl oluyor da kavm-i necipden [soylu kavim] olan birine hakaret ediyorsun" der.

    diğeri 1910 yılında avrupa'daki bir tatbikata giderken yanındaki arkadaşı binbaşı selahattin ile belgrad tren istasyonunda fes taktığı için alay edilmesidir. bu olay ii. mahmut döneminde 'zorla' giydirilmiş olan fese karşı kendisinde olumsuz bir tutum yaratmış ve sonradan şapka giydirilmesinin psikolojik temellerinden biri olmuştur.

    tabi şahsen bu durumda şapka zorunluğunu getirmenin, giymeyip karşı çıkanları da vatana isyan ve ihanet etmiş kabul edip asmanın, öncekinden daha iyi bir davranış olduğunu sanmıyorum!

    * * *

    atatürk'ün okulda aldığı eğitim ve okuduğu eserler genellikle dinden uzak idi.

    tarih konusunda ağırlıklı olarak yabancı eserleri okudu. bunlar islamiyeti ve hz. muhammed'i doğru kabul etmeyen, peygamberimizi sadece tarihi bir kişilik olarak alan, okuma bilmediği halde dünyadaki milyarlarca insanı etkilediği için üstün karakterli ve başarılı bir lider kabul eden seküler kaynaklardı.

    atatürk eleştirel okurdu ve her yazılanı kabul etmezdi. ama islam'a bakışını kendi dünyevi inancına uygun olarak bu kaynaklara uygun şekilde geliştirdi.

    komisyonla birlikte yazdığı tarih ii ortazamanlar kitabında bu temelleri görmek mümkündür. orada islam'ın kabul etmediği epey kısım vardır ve kitaba konulan bazı kısımlar bu kaynaklardan alıntıdır denebilir.

    bu durumu atatürk'ün din düşmanlığı şeklinde değerlendirmek yanlış olur. zira atatürk'e islam düşmanı değil, islam dışı demek daha doğru olur. yani düşmanlık beslemiyordu, zira atatürk'e göre islam insan yapımı bir fikriyat ve kültürdü ve buna düşmanlık beslemekle bunun dışında ve karşıtı olmak farklı şeylerdi. bununla birlikte çok kereler cuma namazları kıldığı, mevlitlere katıldığı belgelerle sabittir.

    bunu da halkın fikri değerlerini paylaşmak adına yapmış olması mümkündür. tabi bazı dönemler gerçekten samimi bir müslümanlık yaşamış mı bilemiyorum.

    armstrong'un bozkurt kitabındaki iddialara cevap vermek için akşam gazetesinden necmeddin sadık'a yazdırdığı bir haftalık yazı dizisinde de belirttiği üzere, içki içtiğini de gizlemiyordu.

    cephede askerlerin şehadet inancını da paylaşmıyordu ama o insanlara bir şekilde saygı duyuyordu. cepheden sürekli görüştüğü, istanbul'daki madam corinne'ye yazdığı fransızca mektuplarda muhammed'in müslüman erkekleri hurilerle kandırdığını, fakat kadınlara böyle bir ödül vermediğini tuhaf bulduğunu yazıyordu:

    "erkeklere o kadar huri ve başka hoş eğlenceler vaad eden muhammed'in kadınlar için hiçbir taahhütte bulunmaması pek tuhaf. demek ki, ölümden sonra erkekler cennet kadınlarına mâlik olmanın keyfini çıkarırken, kadınlar tahammül edilmez bir hâlde bulunacaklar! değil mi ya? görüyorsunuz ya, hanımefendi, insan, dağdağalı ve kan revan içinde geçen bir hayata alıştıktan sonra dahi cennet ve cehennemden bahsetmek ve hatta bizzat Allah’ı tenkid etmek için kâfi vakit bulabiliyor."

    her şeye rağmen atatürk'ün ilginç bir özgürlük anlayışı vardı. ülkenin ve milletin kurtuluşu için özgürlük ve bağımsızlık istiyordu. ama bir kültür olarak kabul ettiği dini bireysel özgürlük alanından çıkarıp, kendi kurguladığı toplumsal özgürlük anlayışına göre şekillendirmek istemesi de bana göre tuhaftır.

    bazı dönemlerde arkadaşları ile siyasi konularda konuşurken toplumun dini yaşantısını şekillendirmeyi tartışmıştır.

    islam'ı peşinen dünyevi olarak kabul ettiğiniz durumda, bir erk olduğunuz zaman doğal olarak onu şekillendirme hakkını da kendinizde bulmanız mümkün. böylelikle atatürk dini bir fikriyat gibi değerlendirerek, halkın "islam" fikriyatını bir şekilde ulusun milli menfaatleri adına kendince şekillendirmek istemiş, karşı çıkanları bu psikolojiyle cezalandırmakta beis görmemiş.

    birkaç yıl boyunca çanakkale'de, ortadoğu'da, güneydoğu'daki cephelerde, ingiliz fransız italyan rus yunan ermenilerle bilfiil savaşmış, savaş bittikten sonra sarayı ve ülkeyi yöneten kurumları işgal eden düşmanla siyasi olarak da mücadele etmiş, on binlerce düşman askerini öldürtüp, on binlerce türk'ün ölümüne de şahit olmuş, avrupa'daki rusya'daki ihtilallerden de etkilenmiş bir askerin psikolojisi.

    sonuç olarak benim okuduğum kronolojilere göre de değerlendirdiğimde, atatürk islam'dan uzak olmakla birlikte, kendine özgü bir gerçekçilik ve özgürlük anlayışı geliştirmiş, milli ve vatansever bir askerdi. fakat bu durum, milletin dinini ve dilini kendi ürettiği anlayışa göre kökten değiştirmesinin, bunu yaparken 'devrimciliği' kutsayıp radikal yöntemler kullanmasının haklı gerekçesi olmaktan çok uzaktır...
  • Antisthenes'in lakabı "paradoksologos"tur, yani "inanılmaz şeyler söyleyen kişidir. (..)

    1 ) Birbirine zıt şeyler söylemek imkansızdır veya çelişki mevcut değildir. Çünkü bir özne hakkında ancak tek bir beyan doğru­dur. O halde onun hakkında konuşan iki kişi aynı şeyi söylemezler. Onlar eğer farklı şeyleri söylüyorlarsa bunun nedeni aynı şeyden söz etmemeleridir.
    2) Hiçbir şey yanlış değildir. Çünkü özne ile ilgili olarak onun kendi tanımından başka bir şey beyan edilemez. Başka deyişle yanlış, nesne ile ilgili olmayan "başka düşünce"dir.
  • Aristoteles'in her zamanki üslubuna uygun olarak bir iki cüm­leyle özetlediği bu olay, özellikle tanımların önemi ve onlara ulaşmak için tümellerin kabulü, aslında felsefe tarihinin veya düşünce tarihinin en önemli olaylarından biridir ve Sokrates'in bu konudaki katkısına ne kadar vurgu yapılsa yeridir.
  • Önce kitapları yaktılar: Tarihteki 40 kitap soykırımı vakası

    1. Danışmanın tavsiyesine uyan İmparator Quin Shi Huwang, Qin kaynaklı tüm felsefe ve tarih kitaplarının yakılmasını emretti. Devlet zoruyla kabul ettirilmek istenen resmi tarihe karşı çıkan kimi filozof ve tarihçiler de bu alevlerden nasibini aldı. (MÖ 213)

    2. Paflagonya’da (bugün Kastamonu, Sinop ve Çankırı’nın bulunduğu bölge) 160 yılında gerçekleşen bu olayda, tarihte şarlatan olarak bilinen sahte peygamber Alexander’ın emriyle Epikür’ün kitapları çarşı meydanında yakılmıştı.

    3. Roma İmparatoru Diocletian, Mısır dilinde yazılmış simya metinlerini yaktırdı.(292)

    4. Roma İmparatoru Diocletian yeni dinin hızla artan inananlarına karşı açtığı savaş doğrultusunda tüm Hıristiyan kitaplarının yakılmasını emretti. (303)

    5. Da Vinci’nin Şifresi’ni okuyanların gayet iyi bildikleri 325 yılında yapılan ilk İznik Konseyi’nden sonra İskenderiyeli Arius tarafından kaleme alınmış tüm Arianism kitaplarının kafirlik içerdikleri için yakılması kararı çıktı.

    6. Batı Roma İmparatorluğu’nun önemli generallerinden biri olan Flavius Stilico, gizli ilimlerle ilgili olduğu tahmin edilen Sibyllian Kitapları’nı yaktırdı. Bir inanışa göre tüm eski felaketleri içeren bu kitaplar sayesinde olacak doğal felaketlerin tarihini belirleyebilmek mümkündü. (400 yılı civarı)

    7. İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılmasıyla ilgili elde kesin tarihi bir belge yoktur. Kütüphanenin dört olay sırasında zarar görme ihtimali vardır. MÖ 43’te şehri işgal eden Sezar, 3. yüzyılda şehre saldıran Aurelian ya da 391’de 1. Theodosius’un verdiği tüm pagan eserlerinin yok edilmesi emriyle hareket eden Theoplius kütüphaneye zarar vermiş olabilecek muhtemel isimlerdir. Ama en çok kabul gören görüş kütüphaneyi 642’de şehri ele geçiren Müslümanların yaktığıdır. Ama bunun hikaye mi yoksa tarihi bir olay mı olduğu halen kesinlik kazanmamıştır. Hikayeye göre kütüphanedeki kitap 6 ay boyunca şehrin hamamlarının yakacak kaynağını karşılamıştır.

    8. 5. yüzyılda kafirlik yaydıkları gerekçesiyle Etrüsk Disiplini’ni öğreten kitaplar yakıldı.

    9. 435 yılında Konstantinapolis Patriği Nestorius’un kitapları toplatıldı ve yakıldı.

    10. 13. yüzyılda Katolik Kilisesi Fransa’daki Catharism mezhebi takipçilerine bir haçlı seferi düzenletti. Ele geçen tüm Cathar metinleri yok edildi.

    11. 1233’te Yahudi din adamı Moshe ben Maimon tarafından yazılan Guide for the Perplexed (Kafası Karışmış Olana Rehber) Fransa’da Montpellier’de yakıldı.

    12. Yahudi kanunları, ahlakı, gelenekleri ve tarihi hakkında tartışmaların yer aldığı Talmud, Fransa’da yakılan bir diğer Yahudi kitabı oldu. 1242’de yakılan kitap Paris’te kurulan mahkemede suçlu bulunmuştu.

    13. 1410’da John Wycliffe’in kitabı Prag başpiskopusu tarafından yakıldı. Amaç Jan Hus’un öğretilerinin önüne geçmekti.

    14. İspanya’da Engizisyon’un başındaki isim olan rahip Tomás de Torquemada katolik olmayan kitapların yakılmasını emretmişti. Buna Yahudi Talmud’ları ve Arap kitapları da dahildi.

    15. İtalyan rahip Girolamo Savonarola’nın takipçileri Floransa’da bulabildikleri tüm dine aykırı kitapları (Bocaccio’nun Decameron’u ve Ovid’in tüm eserleri başta olmak üzere) toplayıp yaktılar. Ateşi canlandıran ürünler arasında kozmetikler, oyun masaları ve açık saçık resimler de vardı. (1497)

    16. 1499 ya da 1500 yılında İspanya’nın Andalucia kentinde bir milyonun üstünde Arapça ve İbranice kitap yakıldı. Fetvayı veren Granada başpiskoposu Cisneros idi.

    17. 1525 ve 1526 yılında William Tyndale tarafından yapılan İncil’in çevirisi bulunduğu her yerde devlet eliyle yakıldı.

    18. Ptolemy’nin Coğrafya kitabının çevrisinde yazdığı bir ifade yüzünden Cenova şehir konseyi tarafından kafir ilan edilen Servetus 1553’te yazmaları ve kitaplarıyla birlikte yakıldı.

    19. Yucatan’a başpiskopos atanan Diego de Landa tüm Maya kutsal kitaplarını yaktırdı.

    20. İncil’i herkes okuyabilsin ve kilisenin cahil halkı sömürme devri kapansın diye İncil’i Almancalaştıran Martin Luther’in çevirileri Papa’nın emriyle yakıldı. (1624)

    21. 1683 yılında bugün medeniyetin ve eğitimin beşiği sayılan Oxford Üniversitesi’nde Thomas Hobbes ve diğer bazı yazarların kitapları yakıldı.

    22. En ilginç kitap yakma vakalarından biri. 1760’da Simeon Uriel Freudenberger bir yazmasında İsviçre halk kahramanı William Tell’in (ya da Giyom Tell) bir efsane olduğunu, ona yakıştırılan kahramanlıkların aslında hiç gerçekleşmediğini yazacak olmuştur. Bunun üzerine Altdorf halkı ayaklanıp bu yazmaları topluca yakar. Altdorf, William Tell’in oğlunun başındaki elmayı vurduğu yerdir.

    23. Fransız devriminin en ünlü önderlerinden Robespierre 1793’te dini kütüphanelerin ve kraliyet ya da Fransız krallarını olumlayan her türlü kitabın yakılması talimatını vermişti.

    24. Louise Braille’in körlerin okuyup yazabilmesini sağlayan Braille yazı sistemi bugün hala kullanılıyor. Ama 1842’de Paris’teki körler okulu yetkilileri, yeni müdürleri Armand Dufau’dan bu yöntemle yazılan tüm kitapların yakılması emrini aldılar. Okuldaki tüm kitaplar yakıldıktan sonra Louis Braille’i destekleyenler Dufau’ya isyan edip bu yöntemi kullanmaya devam ettiler. Ve Braille okulda yeniden kullanılmaya başlandı.

    25. Bolşevikler Çar II. Nikolay’ı tahtından indirip 1917’de Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştirdikten sonra Komünizm ile ters düşen tüm kitapların imha edilmesini emrettiler. Bu kitaplar arasında pek çok dini ve tarihi kitap da vardı.

    26. Indiana, Warshaw’daki kütüphanenin yetkilileri kendisi de Indiana doğumlu olan Theodore Dreiser’in kitaplarını yakılmasına karar verdiler. Bu kararı almalarında Dreiser’ın gerçekçi romanlarında resmedilen düşük hayatların rolü olmuştu. (1935)

    27. Richard Euringer, Nazi Partisi’ne ait Völkischer Beobachter gazetesindeki yazılarıyla partiye adanmışlığının sınır tanımadığını gösteriyordu. Bu sayede kısa sürede Goebbels’in gözüne girip Essen’de kütüphanelerin yöneticiliğine getirildi. En büyük icraatını gerçekleştirebileceği bir konumdaydı artık. Yahudi yazarlara ait ya da Nazi ideolojisine ters düşen kitapların bir listesini hazırladı. Listede 180 bin kitap vardı. Liste hazır olduktan sonra iş bu kitapları üniversite kütüphanelerinden toplatmaya ve bir kibrit çakmaya kalıyordu. Nazi Partisi’nin genç üyelerinin başı çektiği şuursuz kitleler bu sorumluluğu seve seve üstlendi. 1933’ün 10 Mayıs gecesi Berlin 20 bin kitabı kül eden alevlerle aydınlanırken, insanlık tarihi bu delilik ateşinin kara dumanıyla gölgeleniyordu. Eylem sonraki günlerde de devam etti. Almanya’nın dört bir yanından eli kolu kendi “yakacaklarıyla” dolu olarak gelen öğrenciler Nazi ateşini beslemek için ellerinden geleni yaptılar. Yakılan kitaplar arasında Karl Marx, Thomas Mann, H.G.Wells, Heinrich Heine, Erich Maria Remarque gibi yazarların eserleri de bulunuyordu.

    28. 1937’de Brezilya’daki diktanın başında olan Getulio Vargas ünlü yazar Jorge Amado’nun kitaplarının sokaklarda yakılmasını emretmişti. Amado, Brezilya Komünist Partisi’nin aktif bir üyesiydi.

    29. 1948’de rahipler, öğretmenler ve anne babaların güdümündeki çocuklar 2000 çizgi roman yaktılar.

    30. 1940’lı yılların sonunda Sovyetler Birliği’ndeki Yahudi kültürünün kökünü kazımak isteyen Stalin, Çin sınırında bulunan Yahudi Otonom Eyaleti’nin başkenti Brobidzhan’da bulunan Judaica koleksiyonunu yaktırdı.

    31. Sanat dünyasında başlattığı Cadı Avı ile tarihe geçen Senatör Joseph McCarthy Amerika’daki gizli komünistleri ortaya çıkarmak için kurduğu komitenin ve basının huzurunda komünizm sempatizanı yazarların imzasını taşıyan ve halihazırda Avrupa’daki Amerikan kütüphanelerinde bulunan kitapların bir listesini açıkladı. (1953) Dış İşleri Bakanlığı McCarthy’ye boyun eğdi ve deniz aşırı kurumlarına komünistlerin, onlarla bir şekilde hukuku olan arkadaşlarının ve muhaliflerin yazdığı bu tür kitapların raflarından kaldırılması emrini verdi. Bazı kütüphaneciler yasak gelen bu kitapları hemen yaktılar. Başkan Eisenhower bu barbarlığa şu sözlerle karşı çıktı: “Kitap yakanlardan olmayın… Kütüphanenize gidip her kitabı okumaktan çekinmeyin.”

    32. Ünlü psikiyatrist ve yazar William Reich, Star Wars külliyatına aşina olanların iyi bildiği “force” fikrini çok önceden geliştirmişti. Onun “orgone enerjisi” adını verdiği bu şey “evrensel yaşam enerjisi”ydi. Onun inancına göre mavi renkli bu enerji tüm evreni dolduruyor ve bu enerjinin yeterli olmaması bazı hastalıkları tetikliyordu. Reich, bu enerjiyi toplayabilmek için bir orgone akümülatörü bile inşa etmişti. Psikologlar ve bilim adamları onun bu iddialarını ciddiye bile almıyorlardı. Bu noktada devreye Yiyecek ve Uyuşturucu Dairesi (FDA) girdi ve Reich’a soruşturma açtı. Reich kendini savunmayı reddetti. Federal savcı Reich’ın tüm orgone enerjisi cihazlarını ve kitaplarını imha edilmesi emrini verdi. 1956’da emir yerine getirildi. 1960’da Reich’ın 6 ton kitabı daha yakıldı. 1957’de hapishanede kalp krizinden ölen Reich bu karanlık eylemi göremedi.

    33. 1965’de Endonezya’daki darbenin ardında iktidarı ele geçiren Suharto, sol görüşlü yazar Pramoedya Ananta Toer’i hapise attı. Bununla da yetinmeyip tüm kütüphanesini ve yeni kitabının çalışma notlarını da yaktırdı. Toar yine de hapisteyken hücre arkadaşlarına sözlü olarak aktardığı kitabını bitirebildi. (This Earth of Mankind)

    34. Mayıs 1981’de Sri Lanka’daki Jaffna kütüphanesi yakıldı. Güney Asya’nın en zengin kütüphanesi 95 bin kitap yok oldu. Bunların arasında çok nadir olan palmiye yaprağı yazmaları da vardı.

    35. Bosna Savaşı sırasında Sarajevo’daki Doğu Enstitüsü’ne yangın el bombalarıyla saldırdılar. Tüm kitap ve el yazma koleksiyonları kül oldu. Tarihteki “tek seferde en büyük toplu kitap katliamı” belki de bu olmuştu.

    36. 1986’de Valparaiso’da Şili İçişleri Bakanlığı, Augusto Pinochet’in emriyle Gabriel Garcia Marquez’in Clandistine in Chile: The Adventures of Miguel Littin (Şili’de Gizlice: Miguel Littin’in Maceraları) adlı kitabının 15 bin baskısını yaktırmıştı. Kitap Şilili film yapımcısı Miguel Litti’nin 12 yıllık sürgünden sonra gizlice geldiği ülkesindeki izlenimlerini aktarıyordu.

    37. 1990’da Kanada, Alberta’da Full Gospel Birliği inananları içinde öne sürülen fikirlere katılmadıkları ya da Tanrı’nın öğretisinin aksini söyleyen kitapları yaktılar.

    38. Akıl ve beden gelişimine yönelik düşünce sistemi Falun Dafa’nın prensiplerini öğretmeye yönelik kitapların tamamı 1999’da Komünist Çin Hükümeti tarafından yakıldı. Devlet bu düşünce sisteminin şeytani bir inanç olduğunu ve ülkenin istikrarı için tehdit oluşturduğunu açıkladı.

    39. Ocak 2001’de Mısır Kültür Bakanlığı Abu Nuvas’ın eşcinsellik temalı şiirlerden oluşan kitaplarını Köktendinciler’in baskısıyla yaktırdı.

    40. Çocukların, gençlerin ve hatta çoğu yetişkinin bayılarak okuduğu Harry Potter kitapları New Mexico, Alamogorda ve Iowa, Cedar Rapids gibi dinlerine sıkı sıkıya bağlı insanların Hıristiyanların yaşadığı yerlerde bir değil, birkaç kez topluca yakıldı. Halen Evangelistler Harry Potter karakterini şeytan, Ortodokslar ise kitapları satanist metinler olarak değerlendiriyorlar. Katolikler arasında farklı görüşler hakim ama metinlerin arkasında şeytanın gizli olduğu düşünenlerin sayısı hiç de az değil.
    Ege Görgün
  • 350 syf.
    Kitap hakkında bilgi içerir.

    "Felsefe: Kendisini akla dayanan nedenlerle, gerekçelerle meşrulaştirmaya çalışan bireysel, eleştirsel, refleksif, bütüncü ve tutarlı bir düşünme faaliyetidir."

    Kitap, felsefenin tanımı ve felsefenin yaratıcısınin Eski Yunan mı veya felsefenin Eski Yunan'da doğduğu tartışması ile başlıyor. Ardından Eski Yunan'in Sokrates öncesi felsefe dünyası enine boyuna ortaya koyuluyor.

    Burada ilk noktada yazar, felsefenin Eski Yunan'da doğduğu fikrindedir. Neden Eski Mısır ve Mezopotamya değil de Eski Yunan diye sorulmasına cevaben de genel olarak şunu diyor diyebilirim: Filozofun toplumun kendine sağladığı kolektif dünya görüşünü, mitolojik- dinsel tasavvurunu özel bilgi, birikim ve düşünce ile eleştirerek aşarak bireysel- kişisel çabası sonucu dünya hakkında bütün olarak sistemli, tutarlı, akılsal bir tasarım geliştirmesi gerekiyor. Bu durumun gerek Mısır gerekse Mezopotamya veya diğer yerlerde olmadığını ilk defa Eski Yunan'da gerçekleştiğini dile getiriyor. Ben de yazara bu konuda katılıyorum.

    Bunun oluşmasında coğrafi etkenler, siyasi ve dinsel yapı da etkili olmuştur. Bu noktada Yunan dinine biraz giriş yaparsak; Homeros'un metinlerinin çizdiği din portresi daha çok üst tabakanın yani ekonomik olarak refah seviyesi yukaridaki kitleye hitap eden bir şekildedir. Heisodos bunu yumuşatmak daha aşağı tabakaya hitap etmesini sağlamaya çalışmıştır dinin. Örnek: Homeros'ta Zeus kadın peşinde koşarken, Heisodos'ta Zeus halk için adalet getirmeye çalışır. Öte yandan Demeter, Dionizos, Operaues Kültü gibi inançlar da bulunmaktadır. Bu inançların ortak özelliği aşağı tabakaya hitap ederek, arınma, öteki dünyada kralsin gibi anlayışta olmaları diyebiliriz. Özellikle Dionizos, ölüp dirilen ve insanın içindeki şeytani yanla sürekli mücadelesini gerekli kilan aynı zamanda da tanrısal bir yönü de olan bir külttür. Akla hemen İsa gelmiş olabilir haklı olarak. Şahsen benim gelmişti.

    Yunan Felsefesi kişi bazında Thales ile okul olarak da Milet okuluyla başlıyor diye kabul ediliyor. Milet okulunun üç ismi var: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Bu okulun üç isminin felsefelerindeki ortak özellikleri, görünen her şeyin temelinde olan arkhe'yi aramalaridir. (Arkhe: Bir yandan başlangıçta bulunan şey, öte yandan varlığın yapısını teşkil eden, değişenin altında değişmeyen her şeyin kendisinden meydana geldiği şey anlamindadir.)

    Thales'e göre arkhe su'dur.
    Anaksimandros'a göre aperion'dur. (zitliklari barındıran her şeyin ondan gelip onda ortadan kalkacagi sey)
    Anaksimenes'e göre ise hava'dır.

    Milet Filozoflarinin felsefelerini etkileyen temel unsur doğa ve doğa üzerine yaptıkları gözlemler olmuştur. Göksel ve ruhani bir açıklama hıc düşünmemisler. Zaten madde-disi açıklamalar kesin bir dille ilk Platon'da başlıyor deniliyor. Milet Filozoflari varlık ile oluşu beraber görmüşler ve aralarında bir çatışma gormemislerdir.

    Burada siyasi bir olay yaşanır: Perslilerin istilası neticesinde Milet okulu yıkılır ve göç yaşanır. Milet okulunun şekillendirdigi zihinler, az önce tasvir ettiğimiz dinsel düşüncedeki insanların yoğunlukta olduğu bir geleneğin içine girmiş olurlar. Bu gelenek ile etkileşim neticesinde ise Pythagoras ve Pythagorasçılar ortaya çıkar. Bunlar, felsefeyi evrenin ana maddesi hakkında bilgi veren bir etkinlik olarak değil bir yaşam biçimi ortaya koyan bir hayat yolu olarak görmüşlerdir. Nitekim Pythagoras bir tarikat kurmuş. Ruh göçünu savunmus,bu nedenle et yemeyi yasaklanmis. Nihayetinde amaçları evren hakkında bilgi vermek değil, insanları 'kurtarmak' olmuştur. Tabi bu yola girenler alt tabaka insanlar ve haliyle Homeroscu din anlayışına da tepkililerdir. Pythagorasçilarin bütün Batı ve Doğu felsefesine etkisi şudur: Ruh- beden ikirciligini kabul etmeleridir.

    Milet okulu felsefesinde varlık ile oluş birbiriyle çatışmasiz ele alındığını söylemiştik. İşte bu noktada geri dönüşümsuz çatışmanın başlayacağı kişiye geliyoruz ki bu kişi Nietsche gibi birçok filozofu da etkilemiş bir insandır: Heraklietos. Heraklietos'un felsefe kısaca, her şey her an değişme halindedir. Dolayısıyla üzerinde konuşacağımiz, inceleyecegimiz vb her şey her an değişmektedir. Yani evren ve doğada tek var olan 'oluş'tur. Varlık çöpe gidiyor yani. Ayrıca her şeyin göreli olduğunu, bir amacı olmadığını, oluşun bir yasası olduğunu da söylemiştir.

    Heraklietos'un arkhe'si olan ateşiyle yaktığı çatışma Parmenides ile farklı bir boyuta taşınır. Parmenides Heraklietos'tan farklı düşünür ve onu eleştirir. Parmenides'e göre varlık vardır, oluş yoktur. Aynı zamanda boşluk da yoktur ve bu varlık Bir'dir yani tek bir varlık vardır ve o her yerdedir. Varlık ezeli-ebedi, bölünemez, değişmez, sürekli olmak zorundadır. Ayrıca evren sonludur, çünkü sonsuz olan şey eksiktir ve yetersizdir. Sonlu ise tamamlanmıştır.

    Parmenides'e göre varlığın iki nedenden dolayi varlığa gelmiş olması imkansızdır:

    1) Var olmayan var değildir ve onu düşünmek imkansızdır. Dolayısıyla varlık var olmayandan gelemez.
    2) Varlık eğer varolmayandan oluşursa onun varolmayandan neden daha önce veya daha sonra değil de o anda varlığa geldiğini açıklamanın zorluğu ortaya çıkar. Burada zaman kavramının kabulü söz konusu olursa neden o anda oldu ve bunun olmasını ne sağladı sorunu ortaya çıkar. Ki bu ikinci kanıtı İbni sina- Farabi gibi islam Filozoflari ve Leibniz kendi felsefelerinde yararlanmislardir.

    Artık Parmenides'ten sonra gelen Filozoflar hem varlığı kabul etmek hem de değişmeyi, oluşu açıklamaya çalışmıslardir. Bu filozoflara pluralist (çoğulcu) deniyor. Bunlardan ilki Empedokles'tir. Arkhe'yi birden fazla kabul eder. Ancak aslında geçmiştekilerin su,hava, ateşine toprağı ekleyerek dört maddeyi öngörür. Bunların birbirleriyle birleşmesi, ayrılması şeklinde oluşu varlığı inkar etmeden açıklar. İkinci pluralist filozof Anaksagoras'tir. Ana madde olarak sonsuzu alır. Ona göre saf tözler yoktur. Bir eti parçalayinca eti görürüz. Bu sonsuza kadar gider ve bunla beraber her. şey her seydedir der. Anaksagoras'in önemli yanı ise heralde kendisinin evrende bir amaca uygun olarak etkide bulunan bir ilke düşüncesini, ilk ortaya atan kişi olmasıdır. Ayrıca, Anaksimandros kaostan kozmosun oluşmasına ne neden ne de amaç one sürmüştü. Empedokles sevgi ile birlikte duran karışımın nefret ile kozmosa döndüğünü söylemiş ancak neden? sorusuna cevap vermemisti. Anaksagoras ise ilk karışımdan kozmosa dönüşün 'Nous' dediği akıl, düzenleyici ilke ile olduğunu öne sürmüş. Yani fail nedenle beraber bu nedenin neden dolayi evreni meydana getirdiğine ilişkin bir açıklama yapmış olmuştur. Bu da kozmosun kaosa göre bir iyilik ve mükemmellik hali olmasıdır.

    Sokrates öncesi Yunan felsefesinin son temsilcileri ise atomcular yani Leukippos ile Demokritos'tur. Bunlar maddenin nihai yapitasinin bölünemez atomlar olduğunu ve bu atomların şekil olarak farklı olduğunu öne sürmüş ve bunların birbirleriyle olan etkileşimi ile oluşu açıklamışlardir. Ayrıca bir boşlugun da olduğunu kabul etmişlerdir. Hiçbir şeyin rastlantı eseri olamayacağını her şeyin bir nedeni olduğunu söylerler; ancak burada tamamen makinist bir anlayışla bunu dile getirirler.

    Ve son olarak hem atomcularin hem de aslında Yunan felsefesine hakim olan temel görüşün kısa özeti olan sözü yazmak istiyorum:

    "Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Varolan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir."

    Burada Hiçten hiçbir şeyin çıkmayacagi kısmı Yunan felsefesinin temel ilkesi gibi bir şey durumdadır.

    Kitabı kısaca özetlemiş oldum. Yazar gayet açık ve anlaşılır bir uslupla kaleme almış ve olaylar- Filozoflar arasındaki bağlantıyı güzel kurarak fikirlerin nasıl oluştuğunu, kimlerden ve hangi şartlardan etkilendiğini çok iyi idrak etmemizi sağlamış. Felsefeye ilginiz var ise ve aynı zamanda anlayamam endişeniz de varsa bu endişenizin yersiz olduğunu size kanıtlayacak çok güzel bir eserle karşı karşıysiniz. Herkese tavsiye ediyorum.

    Keyifli okumalar.
  • Önümüzü açacak bir öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi:

    100 kitaplık Okuma Listesi'nin DÖRDÜNCÜ AŞAMA kitap listesi:
    56-Modern Dünyanın Bunalımı-Rene Guenon-İnsan Yay.
    57-Hikmetin Yapıtaşları: Felsefeye Giriş-Douglas J. Soccio-Kaknüs Yay.
    58-Avrupa Düşüncesinin Serüveni-Jaqueline Russ-DoğuBatı Yay.
    59-Batı Düşüncesi Tarihi-Richard Tarnas-2 cilt-Külliyat Yay.
    60-Sosyolojik Düşünce Geleneği-Robert Nisbet-Paradigma-Vadi Yay.
    61-Siyasî Felsefenin Büyük Düşünürleri-William Ebenstein-(Çev.: İsmet Özel)-Şule Yay.
    62-İnsanın Durumu-Lewis Mumford-Açılımkitap Yay.
    63-İslâm Düşüncesinde İlimlerin Tasnifi-Osman Bakar-İnsan Yay.
    64-Hilal Doğarken-Ziyaüddin Serdar-İnsan Yay.
    65-Fıkıh Usûlünün Mahiyeti ve Gayesi-A. Cüneyd Köksal-İSAM Yay.
    66-Varolmanın Boyutları-William Chittick-İnsan Yay.
    67-İslâm Felsefesi: Tarih ve Problemler-M. Cüneyt Kaya-edisyon-İSAM Yay.
    68-İslâm Düşüncesi Tarihi-M. Şerif-2 cilt-İnsan Yay.
    69-Türkiye’nin Çağdaş Düşünce Tarihi-Hilmi Ziya Ülken-İş Bankası Yay.
    70-Edebiyat Yazıları-1-2-Sezai Karakoç-Diriliş Yay.
    71-Kırk Ambar-Cemil Meriç
    72-Yaşadığım Gibi-Ahmet Hamdi Tanpınar
    73-Sanatın Öyküsü-Ernst Gombrich
    74-Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi-Larry Shiner-Ayrıntı Yay.
    75-Sanat Tarihinin Tarihi-Vernon Hyde Minor-Koç Üniversitesi Yay.
    76-Aşk Estetiği-Beşir Ayvazoğlu
    77-İslâm Sanatı: Dil ve Anlam-Titus Burkhardt
    78- İslam'da Şehir ve Mimari-Turgut Cansever-İz Yayıncılık
    79-Gözün Vicdanı: Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam-Richard Sennett-Ayrıntı Yay.
    80-Sinemanın Hakikati-1. Cilt ve Hakikatin Sineması-2. Cilt-Enver Gülşen-Külliyat Yay.

    *https://www.yenisafak.com/...tesi-4-asama-2049074

    Tüm aşamalar için; #25477734