• KİTAP LİSTESİ



    AD YAYINLARI

    Feministlere Masallar - Maeve Binchy




    AFA YAYINLARI

    Agorafobi: Eviyle Evli Kadınlar – Robert Seidenberg , Karen Decrow




    AGORA YAYINLARI

    Dans Edemeyeceksem Bu Devrim Benim Devrimim Değildir – Emma Goldmann

    Dünyanın Kökeni: Vajina - Jejto Drenth

    Feminist Sinema ve Film Teorisi – Anneke Smelik

    Gölgenin Kadınları – Berat Günçıkan

    İhtiyaçlar Mücadelesi – Nancy Fraser

    Kadın, İslam ve Sinema - Gönül Dönmez Colin

    Kadınlar: En Uzun Devrim – Juliet Mitchell

    Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği – Heidi Hartmann

    Siborg Manifestosu – Dona Haraway

    Toplumsal Cinsiyet: Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi – Joan Scoot

    Taklit ve Toplumsal Cinsiyete Karşı Durma – Judith Butler

    West Mektuplaşmaları - Virginia Woolf, Vita Sackville




    AKADEMİ YAYIN

    Bilinen Sır: Erkeklik ve Sosyalist Erkeklik – Mesur Çeki

    Kadının Kurtuluşu İçin Yeni Perspektifler (Bir Polemik) - Monika Gartner Engel, Stefan Engel

    Kızıl Çin'de Kadınlar Göğün Yarısı - Janet Goldwasser, Stuart Dowty





    ALAN YAYINLARI

    Kadınlar İçin – Şirin Tekeli

    Reklamlarda Kadına Yönelik Şiddet, Şiddetin Nesnesi Kadın – Ayşe E. Kıran, Seçil Büker




    ALFA YAYINLARI

    Türkiye’de Kadın – Aytunç Altındal




    ALTÜST YAYINLARI

    Kadın Argosu Sözlüğü 2 – Filiz Bingölce

    Zenanname: Kadınlar Kitabı - Enderun Fazıl



    AMAÇ YAYINLARI

    Marksizm ve Feminizm: İki Ayrı Kuram – Joanne Naiman




    ANKARA ÜNİVERSİESİ YAYINLARI

    Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği - Ahmet Makal, Gülay Tokgöz




    ARAS YAYINCILIK

    Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Feminist Yazar – Lerna Ekmekçioğlu




    ARTEMİS YAYINLARI

    Gece Nöbeti– Sarah Waters

    Ustaparmak– Sarah Waters




    AVESTA YAYINLARI

    Devletsiz Ulusun Kadınları: Kürt Kadını Üzerine Araştırmalar: Feminist Bir Yaklaşım – Shahrzad Mojab



    AYİZİ KİTAP

    Ateşle Oynamak - Richa Nagar, Sangtin Yazarları

    Baş Harfi F – Catherine Redfern-Kristin Aune

    Ben, Kendim ve Bergen – Ayşe Başak Kaban

    Feminizm Kendi Arasında – Aksu Bora

    Kimse Duymaz: Türkiye’de İnsan Ticareti Mağdurları Üzerine Bir Araştırma – Elif Özer

    Makbul Anneler Müstakbel Vatandaşlar – Sevi Bayraktar

    Mamak Kitabı: Biz Bir Orduya Kafa Tuttuk Arkadaş – Meral Akbaş

    Maskeler, Süvariler, Gacılar (Ülker Sokak: Bir Alt Kültürün Dışlanma Mekanı) – Pınar Selek

    Ne Değişti: Kürt Kadınalrın Zorunlu Göç Deneyimi – Handan Çağlayan

    O Hep Aklımda: Mamak Cezaevi Tanıklığı – Pamuk Yıldız

    Ohal'de Feminizm: Nebahat Akkoç Anlatıyor – Ceren Belge

    Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikâyesi – Aynur Demirdilek

    Tel Dolap – Semanur Sevim



    AYKIRI YAYINCILIK

    Balığın Bisiklete İhtiyacı Ne Kadarsa Kadının Erkeğe İhtiyacı O Kadardır - Fay Weldon

    Rus Devriminin Gölgesinde Kadınlar – Sheila Fitzpatrick



    AYRINTI YAYINLARI

    Anne: Melek mi Yosma mı? – Estela V. Welldon

    Cinsel Şiddet: Yaşayanların/Yaşatanların Anlatımıyla – Alberto Godenzi

    Eleştirel Aile Kuramı – Mark Poster

    Erkek Akıl: Batı Felsefesinde Erkek ve Kadın – Genevieve Lloyd

    Erkek Ortaçağ: Aşka Dair ve Diğer Denemeler – Georges Duby

    Etin Cinsel Politikası – Carol J. Adams (2013)

    İktidarın Psişik Yaşamı: Tabiyet Üzeirne Teoriler - Judith Butler

    İslamın Bilinçaltında Kadın – Fetna Ayt Sabbah

    Kadın ve Bedeni: Dişilik, Güzellik Ve Şiddet Sarmalında - Altan Kar, Yasemin İnceoğlu

    Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler – Darian Leader

    Kadınlık Arzuları: Günümüzde Kadın Cinselliği – Rosalind Coward

    Kurtlarla Koşan Kadınlar: Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler – Clarissa Pinkola Estes

    Seks İsyanları: Toplumsal Cinsiyet, Başkaldırı ve Rock’n Roll – Simon Reynolds, Joy Press

    Sınırları Yıkmak: Feminist Yeşil Bir Sosyalizme Doğru – Mary Mellor

    Şovale, Kadın ve Rahip: Feodal Fransa’da Evlilik – Georges Duby

    Şu Hain Kalplerimiz: Kadınlar Erkeklere Neden Teslim Olurlar – Rosalind Coward

    Toplumsal Cinsiyet ve İktidar / Toplum, Kişi ve Cinsel Politika – R.W. Connell



    BABİL YAYINLARI

    Cinsiyet, Irk ve Sınıf – Lynn S. Chancer, Bexerly Xaviera Watkins

    Cinsiyet, Sınıf ve Sosyalizm – Lindsey German



    BAĞLAM YAYINLARI

    Beden ve Toplum Kuramı: Öznenin Sosyolojisinden Bedenin Sosyolojisine – İ. Emre Işık

    İstanbul’da Onsekiz Yaşından Küçük Ticari Seks İşçisi Kız Çocuklar – Esin Küntay, Güliz Erginsoy

    Kadın Yaşantıları – Ayşegül Yaraman (yay. haz.)

    Kadına Melodram Yakışır: Türk Melodram Sinemasında Kadın İmgeleri – Hasan Akbulut

    Kadınlara Dair, Akılda Kalanlar – Neşe Doster

    Psikanaliz Buluşmaları 2: Kadınlık

    Psikanaliz Yazıları 2: Psikanaliz ve Kadın – Talar Parman (yay. yön.)

    Popüler Feminizm: Türkiye ve Britanya’da Kadın Dergileri – Süheyla Kırca

    Resmi Tarihten Kadın Tarihine: Elinin Hamuruyla Özgürlük – Ayşegül Yaraman-Başbuğu

    Türkiye’de Kadınların Siyasal Temsili – Ayşegül Yaraman



    BAYIR YAYINLARI

    Halide Edip’in Romanlarında Feminizm Sorunu – Yahya Kanbolat



    BELGE YAYINLARI

    Faşizme ve Alman İşgaline Karşı: Silahlı Direnişte Kadınlar – Ingrid Strobl

    Özgür Bir Kadın Komünistin Otobiyografisi – Aleksandra Kollontay

    Kadın Önderleşmesinde Roxa Luxemburg – Fusün Erdoğan

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye Raporu – Kadınlara Yönelik Şiddete Son



    BGST YAYINLARI

    Cinsiyet, Irk, Sınıf: Kadınlardan Yeni Bir Perspektif – Selma James

    Feminist Tarihin Peşinde - Joan Wallach Scott

    Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar

    2006-7 Seçkisi – Derya Demirler, Fahriye Dinçer, Özlem Aslan

    2009 Seçkisi

    2010 Seçkisi




    BİLGE KÜLTÜR SANAT

    Çöl Çiçeği - Waris Dirie



    BİLGİ YAYINLARI

    Nataşalar: Yeni Küresel Seks Ticaretinin İçyüzü – Victor Malarek



    BİREY YAYINLARI

    Yüzde Bir Bile Yoktu: Tarihte Anarşist, Nihilist, Feminist Kadınlar – Işık Ergüden (çev.)

    Sosyal Siyaset Açısından Kadın ve Aile Politikaları – Ali Seyyar

    Türkiye’de Aile Şiddet ve Kadın Sığınma Evleri – Emine Öztürk



    BİRİKİM YAYINLARI

    Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat – Şirin Tekeli



    BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI

    Feminizm ve Tiyatro – Sue-Ellen Case

    Sınır Tanımayan Feminizm: Teoriyi Sömürgeleştirilmekten Kurtarmak, Dayanışmayı Örmek – Chandra Talpade Mohanty



    CANUT YAYINLARI

    Kadının Özgür ve Bütünsel Gelişimi: Feminizm ve Marksist Hümanizmin Diyalektiği - Yang Feng




    CEYLAN YAYINEVİ

    Medyada Kadın - Hatice Akdoğan



    CHİVİYAZILARI YAYINLARI

    Farklılık ve Diyalog: Feminizmler Küreselleşmeye Meydan Okuyor – Sylvia Marcos, Marguerita Waller



    CİNİUS YAYINLARI

    Kadın Bedeni ve Cinselliğin Temsili – Tamer Kütükçü




    CUMHURİYET KİTAPLARI

    Şeriata Karşı Kadınlar: Afganistan Gerçeğinde – Galina Breitkreuz



    ÇİTLEMBİK YAYINLARI

    Feminizm Herkes İçindir – Bell Hooks

    Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler: Feminist Bakış Açısından Uluslararası Siyaset – Cynthia Enloe




    DERGAH YAYINLARI

    Robert Kolej’in Kızları: Misyonerlik, Feminizm, Yabancı Okullar: Hester Donaldson Jenkins



    DESTEK YAYINLARI

    Muhafazakarlığa Karşı Feminizm - Handan Koç



    DİPNOT YAYINLARI

    Ataerki ve Birikim – Maria Mies (2012)

    İran Sineması’nda Kadın – Fatin Kanat

    Militarizmin Cinsiyetçi Suretleri (Devlet, Ordu ve Toplumsal Cinsiyet) - Çiğdem Akgül

    Üniversitede Cadı Avı (1948 DTCF Tasfiyesi ve P.N.Boratav'ın Müdafaası) - Mete Çetik

    Yerel Yönetimler ve Cinsiyet Kadınların Kentte Görünmez Varlığı – Ayten Alkan




    DOĞAN KİTAP

    Gökyüzünün Yarısı: hayatlarını Değiştiren Kadınların Hikâyesi - Kolektif

    Kadının Adı Yok – Duygu Asena

    Kaç Zil Kaldı Örtmenim? - Filiz Aygündüz

    Satılık Erkeklik – Ayşe Kudat



    DOMİNO YAYINCILIK

    Çoluk Çocuk – Patti Smith



    DOST YAYINLARI

    Cinsiyetler Siyaseti – Sylviane Agacinski

    Feminist Tiyatro Metinleri (derleme)

    Feminizm – Margaret Walters



    DÖNÜŞÜM YAYINLARI

    Rusya’da 1917 Sosyalist Devrimi ve Kadınları 1,2 – Gül Özgür



    EBABIL YAYINCILIK

    Medya ve Kadın - Derleme



    EFİL YAYINLARI

    Dünya Kadına Karşı: Kadına Duyulan Korkunun Temelleri – Pınar Uçar Özbirinci

    Göç ve Sosyal Dışlanma: Türkiye’de Yabancı Göçmen Kadınlar - Saniye Dedeoğlu, Çisel Ekiz Gökmen

    Feminist İktisadın Bakışı Postmodernist mi? – Ufuk Serdaroğlu

    İktisat ve Toplumsal Cinsiyet – Ufuk Serdaroğlu (ed.)

    Tesettürü Sorgularken: Müslüman Kadınlara Açık Mektuplar – Marnia Lazreg



    EPOS YAYINLARI

    Kadınların İsyanı ve İslami Hafıza – Fatima Mernissi




    EPSİLON YAYINLARI

    Şeyhin Konukları: Bir Irak Köyünün Kadınları – Elizabeth W. Fernea



    ERBAİN YAYINLARI

    Tarihe İz Bırakan Kadınlar – Metehan K. Avcı



    EVEREST YAYINLARI

    Bin Muhteşem Güneş - Khaled Hosseini

    Lacan ve Postfeminizm – Elizabeth Wright

    Toplumsal Kurgular ve Cinsiyetçilik – Yaşar Çabuklu



    EVRENSEL BASIM YAYIN

    Fransız Devrimi’nde Kadınlar – Galina Serebryakova

    Masallar ve Toplumsal Cinsiyet - Melek Ö. Sezer (2010/11)

    Masal Masal Matitas (Yetişkinler İçin Masal Antolojisi) - Melek Ö. Sezer (2012)



    GRİ YAYINLARI

    Cinsellik ve Sınıf Mücadelesi – Reimut Reiche




    GÜNİZİ KİTAPLIĞI

    Sütü Küstürmek: Almanya'daki Anadolu Kadınları - Metin Gür



    İLETİŞİM YAYINLARI

    90’larda Türkiye’de Feminizm – Aksu Bora, Asena Günal

    Aklımdakı Yılan- Hatice Meryem

    Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar: Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu – Handan Çağlayan

    Başkalarının Kiri: Kapıcılar, Gündelikçiler ve Kadınlık Halleri – Gül Özyeğin

    Bekaretin El Değmemiş Tarihi – Hanne Blank

    Ben İşçiyim – Zehra Kosova

    Biz Bu dağın çiçeğiydik - Evrim Alataş

    Bukalemun Erkek – Ayşe Saraçgil

    Cinsiyet ve Millet – Nira Yuval-Davis

    Erkekler Kadınlardan Neden Korkar – Jean Cournut

    Feminist Tarihyazımında Sınıf ve Cinsiyet – Leonore Davidoff, Ayşe Durakbaşa

    Feminist Teori: Amerikan Feminizminin Entellektüel Gelenekleri – Josephine Donovan

    Feminizm, Sosyalizm ve Eylemde Birlik – Sheila Rowbotham, Hilary Wainwright, Lynne Segal

    Halide Edip: Türk Modernleşmesi ve Feminizm – Ayşe Durakbaşa

    Hat / Kıbrıs'ta Kadınlar, Taksim ve Toplumsal Cinsiyet Düzeni - Cynthia Cockburn

    Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler: Çizgi Roman ve Fotoromanda Erkeklik Temsilleri Üzerine Denemeler – H. Bahadır Türk

    Iraklı Kadınların Anlatılmayan Öyküsü: 1948’den Bugüne – Nadje SadigAl-Ali

    Kadın Bakış Açısından 1980’ler Türkiye’sinde Kadın – Şirin Tekeli

    Kadın Yurttaşın El Kitabı – Esra Güçlüer, Esra Koç

    Kadınlar Dile Düşünce – Jale Parla, Sibel Irzık

    Kadınların Sınıfı: Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası – Aksu Bora

    Kadınlık mı Annelik mi? – Elizabeth Badinter

    Kaltak: Sıradışı Kadınlara Övgü – Elizabeth Wurtzel

    Kızların Sessizliği: Kız Enstitülerinin Uzun Tarihi – Elif Ekin Akşit

    Kürt Kadınların Penceresinden (Resmî Kimlik Politikaları, Milliyetçilik, Barış Mücadelesi) – Handan Çağlayan

    Manevralar: Kadın Yaşamının Militarize Edilmesine Yönelik Uluslararası Politikalar – Cynthia Enloe

    Mesafeyi Aşmak: Barış Mücadelesinde Kadınlar – Cynthia Cockburn

    Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik – Pınar İlkkaracan

    Nezihe Muhittin ve Türk Kadını: Türk Feminizminin Düşünsel Kökenleri ve Feminist Tarihyazıcılığından Bir Örnek – Ayşegül Balkan, Belma Ötüş-Baskett

    Öfkenin Şenliği- Jaklin Çelik

    Öykümü Kim Anlatacak– Şebnem İşigüzel

    Para ile Akraba: Kentsel Türkiye'de Kadın Emeği – Jenny B. White

    Sanat, Cinsiyet ve Sanat Tarihi: Feminist Eleştiri – Ahu Antmen

    Son Sömürge: Kadınlar – Maria Mies, Veronika Bennholdt-Thomsen, Claudia Von Werlhof

    Sürüne Sürüne Erkek Olmak – Pınar Selek

    Tamamlanmamış Devrim: Kadınların Yeni Rollerine Uymak – Gosta Esping Andersen

    Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti (Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar) - Serpil Sancar

    Türkiye’de Kadın Konulu Belgelerin Ulusal Bibliyografyası Dizisi 1: Kadın Konulu Kitaplar Bibliyografyası 1729-2002

    Vatan, Millet, Kadınlar – Ayşe Gül Altınay



    İMGE YAYINLARI

    Aykırı Kadınlar / Osmanlı'dan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri – Hüseyin Aykol

    Kadının Konumu Nasıl Değişti: Feodalizmden Kapitalizme – Sheila Margaret Pelizzon

    Sendikacı Kadın Kimliği – Gülay Toksöz, Seyhan Erdoğdu




    İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ

    Osmanlı Döneminde Balkan Kadınları: Toplumsal Cinsiyet, Kültür – Amila Buturovic



    İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

    Kadınların En Güzel Tarihi - Françoise Heritier, Sylviane Agacinski, Nicole Bacharan, Michelle Perrot

    Kadınların Tarihi (5 cilt) – Michelle Perrot, Georges Duby (ed.)

    1.Cilt – Ana Tanrıçalardan Hristiyan Azizlere

    2.Cilt – Ortaçağın Sessizliği

    3.Cilt – Rönesans ve Aydınlanma Çağı Paradoksları

    4.Cilt – Devrimden Dünya Savaşına Feminizmin Ortaya Çıkışı

    5.Cilt – Yirminci Yüzyılda Kültürel Bir Kimliğe Doğru

    Tuhaf Bir Kadın - Leyla Erbil

    Türkiye’de Kadının Dünü Bugünü – Emel Doğramacı



    İTHAKİ YAYINLARI

    Kadınlık Yeniden: Çağdaş Psikanalizin Bakışı – Bella Habib (ed.)



    İZ YAYINLARI

    Emanetten Mülke: Kadın Bedeninin Yeniden İnşası – Nazife Şişman

    Global Konferanslarda Kadın Politikaları – Nazife Şişman

    Modern ve Postmodern Feminizm – Zekiye Demir



    KABALCI YAYINLARI

    Kadın Filozoflar 1, 2 – Marit Rullmann



    KADAV YAYINLARI

    Ataerkil Sistem: “Erkeklerin Dünyasında Yaşamak” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan

    Feminizm Üzerine: “Bazı Sorular” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan

    Şarkı Söylediğin Zaman – İnci Aral

    Toplumsal Cinsiyet: “Bize Yüklenen Roller” – Kamla Bhasin, Nighat Said Khan Kırmızı Kedi Yayınevi



    KADIN ÇEVRESİ YAYINLARI

    Feminizm – Andree Michel



    KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ

    Kadın: II. Meşrutiyet Döneminde Bir Jön Türk Dergisi 1908-1909 – Fatma Kılıç Denman

    Kadınların Dünyası: 1913-1921 (2 cilt) - Fatma B.Yılmaz, Tülay G. Demircioğlu



    KANAT YAYINLARI

    Beden-Emek-Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin – Gülnur Acar-Savran

    Bedenin Farklı Halleri – Yaşar Çabuklu

    Eleştirel Feminizm Sözlüğü – Helena Hırata, Françoise Laborie, Helene Le Doare, Daniele Senotier

    Toplumsalın Sınırında Beden – Yaşar Çabuklu



    KALKEDON YAYIN

    Biyoloji Kader Olunca: Weimar ve Nazi Almanyası’nda Kadınlar – Renate Bridenthal (ed.)

    Cadılığın Tarihi: Ortaçağ’da Bilge Kadının Katli – Lois Martin

    Medyada Hegemonik Erkek(lik) ve Temsil – Ebru Tönel, İlknur Hacısoftaoğlu vd.

    Sosyalist Feminist Proje 1/2: Teori ve Politikanın Günümüz Okuması – Nancy Holmstorm



    KAVRAM YAYAINLARI

    Sevgi ve Politika: Radikal Feminist ve Lezbiyen Teoriler- Carol-Anne Douglas



    KAZANCI YAYINLARI

    Namus Cinayetleri: Töre Değil Ataerki – Av. Safiye Vardarlı



    KIRMIZI YAYINLARI

    Kadınların Dünyası – Alain Touraine



    KİTAP YAYINEVİ

    Bir Elde İğne Bir Elde Kitap: Şemseddin Sami ve Osmanlı Kadınları – Şemseddin Sami

    Doğu, Batı ve Kadın: Üç Kadın Seyyahımızın Kaleminden - Özlem Ezer

    Küresel Seks – Dennis Altman

    Nezihe Muhiddin / Bütün Eserleri – Yaprak Zihnioğlu



    KOÇ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI

    Birkça Arpa Boyu: 21. yya Girerken Türkiye’de Feminizt Çalışmalar – Pelin Özer, Serpil Sancar

    Türkiye'de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları (Eşitsizlikler Mücadeleler Kazanımlar) - Hülya Durudoğan

    Dönme Kadınlar (Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Sınırlar) - Eric R. Dursteler



    KURALDIŞI YAYINEVI

    Fahişelik Dosyası - Kate Millett



    KÜLT NEŞRİYAT YAYINLARI

    Kişisel Olan Politiktir: Radikal Feminizm Üzerine – Carol Hanisch, Hanife Aliefendioğlu



    LİBERTE YAYINLARI

    Serbest Piyasa Feminizmi – David Conway

    Son Kadınlar - Necati Güngör




    LİTERA TÜRK YAYINLARI

    Tarih İçinde Görünürlükten Kadınların Tarihine: Amerikan Kadın Romanında Feminist Bilinç ve Politika - Sema Zafer Sümer



    LİTERATÜR YAYINLARI

    Avrupa Tarihinde Kadınlar – Gisela Bock



    METİS YAYINLARI

    Batman’da Kadınlar Ölüyor – Müjgan Halis

    Benden Önce Bir Başkası -Nurdan Gürbilek

    Bildiğimiz Kapitalizmin Sonu: Siyasal İktisadın Feminist Eleştirisi – J.K. Gİbson-Graham

    Bu Kâbuslar Neden Cemil?: Yeşilçam’da Erkeklik ve Mazlumluk – Umut Tümay Arslan

    Buradan Baktığımızda: Kadınların Militarizme Karşı Mücadelesi – Cynthia Cockburn

    Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar: Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler – Deniz Kandiyoti

    Cezayir’de Kadın Olmak – Halide Mesudi, Elisabeth Schemia

    Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi – Judith Butler

    Çatışan Feminizmler: Felsefi Fikir Alışverişi – Judith Butler, Seyla Benhabib, Nancy Fraser

    Çok Tuhaf Çok Tanıdık: Vesikalı Yarim Üzerine – Nilgün Abisel, Nejat Ulusay (vd)

    Demokrasinin Cinsiyeti – Anne Phillips

    Direniş ve İtaat: İki İktidar Arasında İslamcı Kadın – Ruşen Çakır

    Erkeklik: İmkânsız İktidar: Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler – Serpil Sancar

    Eşcinsel Kadınlar – Cenk Özbay, Serdar Soydan

    Fahişeliğin Öbür Yüzü: Onbeş kadının Tanıklığı – Fügen Yıldırım

    Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru – Catharine A. Mackinnon

    Feminizm ve Doğaya Hükmetmek – Val Plumwood

    Film Dilinde Mahrem: Ulusötesi Sinemada Kadın ve Mekân Temsili – Sezer Pekerman

    Harem ve Kuzenler – Germaine Tillion

    Hayat Yolları – Alice Miller

    Hayatımı Yaşarken (2 cilt) – Emma Goldmann

    İktidarın Mahremiyeti (İstanbul'da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet) - Aslı Zengin

    Kadın Argosu Sözlüğü – Filiz Bingölçe

    Kadın Hareketinin Kurumlaşması: Fırsatlar ve Rizikolar – Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı

    Kadınlara Karşı Savaş – Marilyn French

    Kadınların Belleği: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı

    Kadınlığın 21 Hikâyesi: Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle – Murathan Mungan (hz)

    Kadınsız İnkılâp: Nezihe Muhittin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği – Yaprak Zihnioğlu

    Kendine Ait Bir Oda – Virginia Woolf

    Kör Ayna, Kayıp Şark: Edebiyat ve Endişe – Nurdan Gürbilek (deneme)

    Kültür Fragmanları: Türkiye'de Gündelik Hayat – Deniz Kandiyoti, Ayşe Saktanber

    Lubunya: Transseksüel Kimlik ve Beden – Selin Berghan

    Osmanlı Kadın Hareketi – Serpil Çakır

    Örtülü Kimlik: İslamcı Kadın Kimliğinin Oluşum Öğeleri – Aynur İlyasoğlu

    Peruk Takan Kadınlar – Kutluğ Ataman

    Rüyanın Öte Yakası - Ursula K. Le Guin

    Sıcak Yuva Masalı: Aile İçi Şiddet ve Cinsel Taciz – Pınar İlkkaracan, Leyla Gülçür, Canan Arın

    Sıfır Noktasındaki Kadın - Neval El Seddavi

    Siyaset ve Cinsiyet: İstanbul Gecekondularında Kadınların Siyasal Katılımı – Heidi Wedel

    Tarihin Cinsiyeti – Fatmagül Berktay

    Tecavüz: Cinsel Şiddeti Anlamak – Diana Scully

    Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın – Fatmagül Berktay

    Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler – Evelyn Fox Keller

    Türkiye'de Refah Devleti ve Kadın - Adem Yavuz Elveren, Saniye Dedeoğlu

    Sömürgeci Fanteziler: Oryantalist Söylemde Kültürel ve Cinsel Fark – Meyda Yeğenoğlu



    NEMESIS KITAP

    Kadın Krallığı (Son Anaerkil Toplum) - Ricardo Coler



    NAOS YAYINLARI

    Medyada Cinsiyet Streotipleri: Toplumsal Cinsiyet ve İletişim – Serdar Kaypakoğlu



    NOTABENE YAYINLARI

    21. Yüzyıl Feminizmine Doğru (Neoliberalizmin Ötesinde Bir Kadın Hareketi İçin Tartışmalar) - Kolektif

    Alis, Harikalar Diyarı'ndan Tüymüş Bulunuyor / Kadınlardan Gülümseyen Öyküler - Kolektif

    Feminist Dergisi Tüm Sayılar Tıpkıbasımı - Kadın Kültür İletişim Vakfı

    Vejetaryen Külkedisi (Büyüklere Gerçekçi Bir Masal) – Nunila Lopez

    Yazko Somut 4. Sayfa - İlk Feminist Yazılar - Stella Ovadya (ed.)




    ODTÜ GELİŞTİRME VAKFI

    Kadın Filozoflar Tarihi – Ingeborg Gleichauf



    ÖZNE YAYINLARI

    Erkek Aşkının Ötesinde - Lillian Federman



    OTONOM YAYINLARI

    Caliban ve Cadı (Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim) - Silvia Federici

    Feminist Öznelerin Kuruluşu: Kathi Weeks

    Uyanış ve Seçme Öyküler – Kate Chopin



    PAPİRÜS YAYINLARI

    Alt Tarafı Bir Film (mi?)/Kadın Bakış Açısıyla Film İzlemek – Tülin Tankut



    PAYEL YAYINLARI

    Bilim ve Cinsiyet Ayrımı – Evelyn Reed

    Bilimde Cins Ayrımı – Evelyn Reed

    Cinsel Politika – Kate Millet

    Cinselliğin Diyalektiği ve Kadın Özgürlüğü Davası – Shulamith Firestone

    Cinsiyetler Arasında İşbirliği – Alfred Adler

    Kadın: İkinci Cins (1, 2, 3) - Simone de Beauvoir

    Kadın Bilinci Erkek Dünyası – Sheila Rowbotham

    Kadın Saçı, Büyü ve Türban – Yıldız Yıldız

    Kadınlığımın Hikayesi * Simone de Beauvoir

    Kadının Evrimi, Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye (2 cilt) – Evelyn Reed

    Kadının Gizlenmiş Tarihi - Sheila Rowbotham

    Kadının Ruhsal Yapısı – Karen Horney

    Kadının Yazısız Tarihi – Yıldız Yıldız

    Kadınlar, Direniş ve Devrim - Sheila Rowbotham

    Sokak Kadınları – Kate Millett

    Tanrılar Kadınken – Merlin Stone



    PENCERE YAYINLARI

    Cinselliği Biten Kadın – Germain Greer

    Feminizm ve Ezilmenin Çelişkileri – Caroline Ramazanoğlu

    Günümüzde Kadına Uygulanan Baskı: Marksist Feminist Çözümlemede Sorunlar – Michele Barrett

    İğdiş Edilmiş Kadın – Germain Greer

    Kadın ve Eşitlik – Ann Oakley, Juliet Mitchell

    Kadınlar ve Perestroyka – Chanie Rosenberg

    Kadın Gözüyle Batı Avrupada Fahişeliğin Tarihi- Jess Wells

    Sınırsız Feminist: Clara Zetkin – Gilbert Badia

    Tarsus’un Kırmızı Kilimleri: Bir Kadının 1909 Ermeni Katliamı Tanıklığı - Helen D. Gibbons

    Üçüncü Dünyada İkinci Cins – Miranda Davies




    PERİ YAYINLARI

    Kadın Sineması – M. Şehmus Güzel




    PHOENİX YAYINLARI

    Edebiyatımızda Kadın Yazarlar Sözlüğü – Neriman Ağaoğlu, Zerrin Saral

    İzmir Yahudi Cemaati Kadın Kimliği- Hale Okçay

    Tarihten Gizlenenler: Gey ve Lezbiyen Tarihine Yeni Bir Bakış - Martha J. Vıcınus, Martin Bauml Duberman, George Chauncey Jr




    POSTİGA YAYINLARI

    Namusun Halleri – A. Nevin Yıldız Tahincioğlu




    SAF YAYINCILIK

    Baş Düşman: Patriyarkanın Ekonomi Politiği - Christine Delphy



    SARMAL YAYINLARI

    Feminist İktisadın Bakışı – Ufuk Serdaroğlu



    SAY YAYINLARI

    Feminist Edebiyat Eleştirisi – Maggie Humm

    Feminizmin ABC’si – Necla Arat (simavi yayınlarında da var!)

    Kadınların Gündemi – Necla Arat



    SAYFA6 YAYINLARI

    Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği – Deniz Özturhan



    SEL YAYINLARI

    Amerikalı Anarşist Voltairine de Cleyre'nin Yaşamı - Paul Avrich

    Aşkın "L" Hali - Kolektif

    Bitmeyen Savaşım: Kadın Hareketleri Tarihi – Süheyla Kadıoğlu

    Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu – Valerie Solanas

    Felsefe-i Zenan (Letaif-i Rivayat/3. Cüz) - Ahmet Mithat Efendi

    Foucault ve Derrida’da Feminizm ve Ayırım – Roy Boyne

    Gey ve Lezbiyen Yazını – Hugs Stevens

    Görgülü ve Bilgili Bir Burjuva Kadınının Mektupları - Kolektif

    İslamcı Kadının Aynadaki Sureti – Hülya Demir

    İşte Böyle Güzelim - Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel, Hülya Adak, Nilgün Bayraktar

    Kadın Araştırmalarında Yöntem – Serpil Çakır, Necla Akgökçe

    Kendimizi Savunurken – Rosalind Wisemand

    Kukular Kitabı Juan Manuel de Prada

    Orgazmın Tarihi - Robert Muchembled

    Öteki Erkekler – Aras Güngör

    Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması – Cordelia Fine

    Ütopyanın Kadınları Kadınların Ütopyası – Yasemin Temizarabacı Yıldırmaz

    Yeni Bir Çağ Hayali: Yirminci Yüzyılı Yaratan Kadınlar - Sheila Rowbotham

    Yerli Bir Feminizme Doğru – Aynur İlyasoğlu, Necla Akgökçe (hzl.)




    SENTEZ YAYINLARI

    Aristoteles Yazıları - Feminizm ve Aristotelesçi Feminizm Üzerine - H. Nur Beyaz Erkızan



    SİYAHBEYAZ YAYINLARI

    "Sığınan" Kadın Fotoğrafları - Ayşe Küçükkurt

    Siyasetin Savurduğu Kadınlar – Günseli Özkaya



    SİYAH-PEMBE-ÜÇGEN

    80’lerde Lubunya Olmak – derleme

    90’larda Lubunya Olmak - Yavuz Cingöz, Erdem Gürsu



    SOKAK KİTAPLARI

    Anaerkil Toplumlar: Kadınların Görünmeyen Tarihi - Hikmet Durukanoğlu

    Çağların Değişmeyen Esareti: Fuhuş - Kurtuluş Tayanç Çalışır



    SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI (SAV) YAYINLARI

    Hane, Devlet, Piyasa: Kadın Emeği ve Sosyal Politikalar Bağlamında Cinsiyetleştirilmiş Bütçe- Özgün Akduran

    Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği: Türkiye Örneği – Saniye Dedeoğlu, Melda Yaman Öztürk



    SOSYALİST YAYINLAR

    Kadınlar, Irk ve Sınıf – Angela Davis



    SU YAYINEVİ

    Evlerimizdeki Gündelikçi Kadınlar Cömert "Abla"ların Sadık "Hanım"ları – Helga Rittersberger Tılıç, Sibel Kalaycıoğlu

    Kutsal Fahişeden Bakire Meryem’e: Toprak ve Kadın – Emre Caner



    TARİH VAKFI YAYINLARI

    Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları – Madeline C. Zilfi



    TELOS YAYINLARI

    Kadınların Özgürleşmesi Üzerine – Marc Sautet



    TİMAŞ YAYINLARI

    Çapraz Ateşte Bir Kadın: Suriye Devrim Günlükleri – Samar Yazbek

    Dağın Ardına Bakmak - Bejan Matur

    Duvarların Arkasında: Müslüman Ülkelerde Kadın – Ayşe Böhürler



    TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM YAYINLARI

    Toplumsal Cinsiyet Yazıları: Kadınlara Dair Birkaç Söz – Şengül Hablemitoğlu



    TURKUAZ KİTAP

    Kadın ve Mekan (Tutsaklık mı Sultanlık mı?) - Ayşe Akpınar, Gönül Bakay, Handan Dedehayır



    TÜSTAV YAYINLARI

    Kızıl Feministler: Bir Sözlü Tarih Çalışması – Emel Akal (yeni baskı İletişim’den)



    ÜTOPYA YAYINLARI

    Bedenler, Dinler ve Toplumsal Cinsiyet – Sylvia Marcos

    Kadın, Küreselleşme ve ‘Yeni’-Ataerki – Sibel Özbudun, Temel Demirer

    Kadın Sözleri – Patricia Latour

    Kadın Yazıları – Sibel Özbudun, Temel Demirer



    VARLIK YAYINLARI

    Cins Cins Mekân – Ayten Alkan

    Cinsiyet Halleri – Nil Mutluer

    Sürgün Kadınlar – Mahnaz Afkhami



    VERSUS YAYINLARI

    Sultana’nın Rüyası Padmarag: Tarihin İlk Feminist Ütopyaları – Emre Mahir

    Sylvia Pankhurst – Mary Davis



    YAPI KREDİ YAYINLARI

    Başkalık Deneyimi – Zeynep Direk

    Cinsiyetli Olmak – Zeynep Direk

    Cogito: Feminizm (Sayı: 58)



    YAPRAK YAYINLARI

    Psikanaliz ve Feminizm – Juliet Mitchell



    YAZIN DERGİSİ YAYINLARI

    Feminizm ve Sosyalizm – Anja Meulenbelt



    YENİ İNSAN YAYINLARI

    Kadınlar Ekolojik Dönüşümde – Emet Değirmenci




    YORDAM YAYINLARI

    Kadının Görünmeyen Emeği – Gülnur Acar-Savran, Nesrin Tuna Demiryontan

    Genç Kız ve Ölüm – Aysel Özakın (roman)



    YURT KİTAP

    Peçenin Arka Yüzü: Ortadoğu’da Fuhuş Sektörü – John R. Bradley



    DERGİLER

    11. Tez Kitap Dizisi Sayı: 9 Marksizm ve Feminizm

    Amargi Dergi

    Cin Ayşe (fanzin)

    Cogito: Feminizm ve Hukuk, Sayı: 43, 2005

    Cogito: Feminizm, Sayı: 58, Bahar 2009

    Doğu Batı Dergisi: Toplumsal Cinsiyet, S: 63

    Fe Dergi

    Felsefelogos Dergisi: Feminist Felsefe, Sayı:15, Ağustos 2001

    Feminist Politika

    Hürriyet Gösteri Dergisi, Feminizm Nedir Ne Değildir?, Sayı:32, 1983

    Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar

    Kürt Solu 9: Kadın Dosyası – Savaş Keskin, Özlem Kaşıkkırmaz

    Mesele, Sayı: 27, Mart 2009

    Mimesis Tiyatro, Çeviri Araştırma Dergisi, Sayı: 12, Feminist Tiyatro Özel Sayısı

    Notos Dergisi 42: Virginia Woolf (2013)

    Özne Felsefe Dergisi: Feminizm ve Felsefe, S. 18

    Toplumbilim Dergisi Feminist Eleştiri Özel Sayısı, Mayıs 2002

    Toplumsal Tarih, Sayı: 87, Mart 2001

    Yapıt, Kadın Sorunu Özel Sayısı, Sayı: 9, Şubat-Mart 1985

    https://ar-ar.facebook.com/...m/10151916176668817/
  • 592 syf.
    ·1/10
    Merhaba :) Yazarın Kitaplarini genel de tavsiye etmiyorum filozof nazarımda açıkçası o konudaki yazılarında iyi ama Islami eserlerle bütünlestirmiyorum yazdıklarının çoğu bu konuda genel de sakıncalı bunu bu eserinde anlatayim.

    Ha uyanıksanız okuyun yok popi guzel twitter sözleriyle okuyacaksanız ve onu pohpohlayan İslamoglu ve destekci zihniyetleriyle yine sonuç farkli gelir önünüze zira yanlışı kitapta görsenizde sallamasınız dikkat etmezsiniz .Çünkü kafanizdaki olumlu önyargılar yerine objektif bir bakış açısı koymanız gerekli.Kitabi yanlış bulmak kusur aramak için açmadım ama yanlışlar doğruları örtüyor.Doğrular da kendi kafasına göre mezhebine göre yorumlamış zaten yazar üzüldüğüm o oldu.Hani arastirmasak gelişigüzel okusak hiç farketmeyiz belki..Neyse.

    Bu kitapla ilgili maceram sahafta görüp aldim bide kiremit gibi :)Cidden güzelce oturup adamakilli okuyacam dedim kızım sen okursun hadi diye diye kendimi galeyana getirip başladım bide objektif okuyacam önyargı yasak kendime söz verdim. Velhasıl öyle başladık üstünde uyuduğum çok oldu bu eserin başim da hep zonkladı okurken kendime ödüller sunduğum oldu sabirlar çekip dualar ettigim kısımlar vs gemileri karadan yürütüp bitirdik en sonda cidden objektif olmaya çalıştım..Neyse anı defterine dönmesin buralar (:

    Şimdi inceleme yorum Manas destanı olabilir kızmayın benim tarzım böyle uzun lafın kısası yok uzunu var efendim istemeyen okumayarak kaybetsin banane :)

    Baktığımizda Alimlerin vaz ettiği menhecten yoksun olmayı tercih eden ya da isteyenler için hakikati arama yolunda bir vadiden diğerine savrulan günümüz gençliğinin bir sığınağı haline geldi Ali Şeriatî artık ya da entellektuel olma kaygısı olabilir. Meşhur deyimle “İslamcı gençliğin” takip odağı haline gelmiş Şeriati, dünden bugüne sorgulanamaz, ölçüye vurulamaz bir tabu olma yolunda da ilerliyor hızlı bir şekilde. İslamîleşme adı altında, gün geçtikçe alternatif gibi duran bir İslam modeline doğru hızla ilerleyen topluma dönüp bir baktığınızda sormadan edemiyorsunuz tabi haliyle: Nedir bu Ali Şeriatî ve ne ihtiyacımız var bu şahsa dini anlamak yolunda?”: Ali Şeriati gibi birazdan serdedeceğim üzere bazıları îmânî esaslarla ilgili olan problemli görüş sahiplerini her şeye rağmen okumamız gerektiğini savunanlar “iyisini alırız, kötüsünü ayıklarız” tarzında yaklaşabiliyorlar meseleye. Başlangıçta gayet masummuş gibi görünen bu tarz iddia ve söylemler belli noktalarda felakete sürüklüyor bizleri. Zira baktığımızda ekseriyetiyle ilmî bir alt yapıya sahip olmayan insanımızın eline bu gibi şahısların eserleri verildiğinde ortaya kötülüğün iyilik ve iyiliğin kötülük olarak algılanması gibi bir hengame çıkıveriyor.

    Bu, varacağı nokta itibarıyla garipsenecek bir durum da değil aslında. Siz doğru ve yanlışı ayırt edecek usulü, ölçüleri ve alt yapıyı vermediğiniz bir insana bu kavramları tarif etmesini, aralarını ayırt etmesini söylediğinizde o bunları sadece kendi aklının yettiğince yapmaya çalışacak. Böylece de ortaya birine göre gayet doğru ve normal olan bir sözün veya fiilin diğerine göre yanlış ve anormal olması gibi çelişik bir durum çıkacak.

    Bu durum tehlikeli olmakla birlikte bundan daha tehlikelisi de var efendim: Doğru ve yanlışın görecelileştiği bir toplumda hakikaten doğru olanın da kabul görmemesi. Bugün yaşadığımız hal de bu maalesef. Ali Şeriatî gibilerinin okunmasını savunan bazı kardeşlerimiz, düştüğü vartaları anlayabilirler umarım okurlar tek istediğim bu doğruyu söylemek ve görmek.

    KİTAP İNCELEMESİ

    Objektif söylüyorum Kitaba ilk baktığımda kapağı ve ismi beni rahatsız etti.Yani Ben bilhassa kim olursa olsun Muhammed kimdir?Gibisinden bir cümlenin kurulmasını doğru bulmuyorum bulmamalıyız da zira
    Ulema siyer ve meğazi kitaplarını yazarken böyle bir başlık değil atmak peygamberin sav ismini dahi yazmaktan çekinirdi.Benim buraya örnek olarak yazmama gerek yok.Oldukca saygısızca ne bir salavat-ı şerife mevcut ne Sahabelere(R.anhum) Ehli beyte dua mevcut kitapta.
    Ömer geldi ,Muhammed gitti ,Aişe konuştu......Ben okurken yaw ne okuyorum diye tekrar baktım masal kitabı mi bu? Masal karakteri felan mi bunlar ?Tövbe Ya Rabbimmm..Saygısızca ve edebe karşı bu durum kim ne derse desin ben peygamberimin sav adı anilinca normal basit biriymiş gibi konuşulmasına yazılmasına karşıyım.Evet bir insandı ama neticede peygamberdi ve bu tür ifadeler doğru değil.

    **Kitap efendimizin hayatından bahsediyor ama nasıl bir hayat?
    _Daha çok Şeriatının baskın olduğu peygamberi kendi kafasına göre yorumladığı Yine fanatık Şiiligini konuşturduğu sahabeyi tekfir edip farklı ithamda bulunduğu ehli beyte yakistirliamayan ifadelerin kullanıldığı bir eser diye özetleyebilirim alıntılarla daha iyi anlaşılır sanırım.Kitabının ön sözünde niyetinin “Bir Müslüman olarak değil tarafsız bir insan olarak Muhammed’in görüntüsünü sergielemek” olduğunu söyleyen İranlı düşünür Ali Şeriati’'nın bu sözüyle çok fazla çeliştiğini gördüm eserinde.Tarafsiz diyor ama Şiilik devrimi mesleki deformasyonunu iyi konuşturmuş açıkçası

    ***Allah Resulü’nü susmakla bir nevi hakkı saklamakla itham ediyor, yetmiyor birde akıl veriyor, oda yetmiyor, Hazreti Ali’nin başına gelenleri Hazreti Resûlullah’a attığı “suskunluk” iftirasına bağlıyor. Şeriati şoyle diyor kitapta;

    “Peygamber’in sorumluluğu çok kritik ve önemlidir. Ümmetin liderliğine en kabiliyetli ve büyük bir şahsiyet olan Ali’nin Peygamber tarafından ilan edilmesi, bedevî toplumun ve Arab kabilelerinin birliği ve genç ümmetin varlığının bekâsı için zaruri olan vahdetin bozulmasına sebeb olacaktır. Öte yandan Muhammed, Ali konusunda susarsa, acaba bir hakikati bir maslahat için feda etmiş olmaz mı? Ali’nin siyasî yalnızlığının, Muhammed’in yolundaki sertlik ve tavizsizliğinden başka bir sebebi mi var? Onun her taifeyi acılara boğan ünlü kılıç darbeleri, Muhammed’in emri ve Allah’ın rızasından başka bir şey için mi indirilmiştir? Ali’ye karşı beslenen kinler, Peygamber’in birkaç gün önce Mekke’de dediği gibi, ‘Allah’ın zatı ve Allah yolundaki sertlik’ten. Başka bir şeyi mi gösteriyor?

    Muhammed’in Ali hakkındaki suskunluğu, Ali’yi tarihte savunmasız hale getirecektir. Toplumun siyasî şartları, toplumsal yapısı, kabilelerin sınıfsal yapısı, çıkar çevrelerinin teşkilâtlanmış olması, şübhesiz Ali’nin mahrum bırakılmasını sağlayacağı gibi, onun İslâm’daki çehresini ters yüz edip değiştirecektir. Nitekim öyle de oldu.” 
    (A. Şeriati, Muhammed Kimdir, s.147)

    (Bu konuyla ilgili makale yazmıştım ya keşke burda paylaşabilsem bu olaya ornek olarak KIRTAS HADISESI olur. Şiilerin kendi uydurmalarının olduğu peygamberimiz sav vefat etmeden gerçekleşmiş bir olay bir nevi haşa adaletsiz ve haksızlık yaptıgini öne sürüp suskun oldugunu iddia etmeleri Ömer r.anh ve diğer sahabelerin tekfir edildiği bir hadise
    bkz= (Kırtas/ kagit kalem hadisesi)

    Devam ediyorum aynı eserin diğer sayfalarında:

    “Abdullah’ın oğlu sadece güvenilir kişidir, başka hiçbir şey değil. Ondan öne çıkan şey ne beyin, ne bilim, ne okul eğitimi, ne sanatçı tabiat, ne filozofça mantık, ne de olağanüstü zekâdır. Onda yalnızca koyu bir vicdandır.” 
    (A. Şeriati, Muhammed Kimdir, s.473) 

    “Özetle, onda vicdan akıldan daha güçlüdür. Beyni ümmî bir Arab erkeğinin beyni kadar basittir.”
     (A. Şeriati, Muhammed Kimdir, s.474)

    Şimdi burada yorum yapmak bile abesle iştigal açıkçası . Allah’ın “Habibim” dediği zata bu kelimeleri kullanan ve bu kelimeleri kullanan zata muhabbet eden her kim varsa Allah onlara adalet etsin yani zira ne kalbim kaldırdı kabul etmeye ne aklım ! 

    devam ediyorum yazmaya:

    “Muhammed şimdi ekonomik hayat bakımından müreffehtir. Çok çocuklu fakir amcasının evinde sıkıntı çeken yoksul genç şimdi Mekke’nin zenginleri arasında yer alır. Sınıf değiştirmiş emburjuvaze olmuştur.” 
    (A.Şeriati, Muhammed Kimdir, s.147) 
    (Yani Şeriati, Allah Resûlü’ne “burjuvalaşmış” diyerek hakaret ediyor birnevi bana öyle geldi.)

    Adam sosyalist olunca, dil ve diyalektik de ona göre, Peygamberi ifade de ona göre. Emburjuvaze sosyalist literatürde şöyle geçiyor ;

     “İşçi sınıflarının sanayileşme süreci içinde faydalandıkları sosyal siyasetin tedbirleri ile yukarı doğru içtimaî hareketliliğe ve orta sınıflaşmaya, orta sınıfların hayat tarzına kavuşmaları.”

    Ve son bir tane… Allah Resulü’ne “Arab padişahı” demekle kalmıyor, Efendimizin hanımlarına, annelerimize de hakaretvarı ifadeler geçiyor yine öyle gördüm :

    “Peygamber hanımlarının hoşnutsuzluğunun diğer nedeni, İran hüsrevlerinin, Roma kayserlerinin ve hatta Yemen, Gassan, Hire ve Mısır padişahlarının karılarının görkemli saraylarda yaşayıp dans, şarap, eğlence ve kumarla iç içe olduklarını duymuş olmalarıydı. Hâlbuki bunlar da Arab padişahının karılarıdır ve aylar geçmesine rağmen mutfaklarının bacasından duman tütmemiştir. 
    (A.Şeriati, Muhammed Kimdir, s.508)

    Benim dikkatimi çok çeken bir alıntıyla devam ediyorum;

    "İslam, tek kelimeyle, dünyanın çok boyutlu olan tek dinidir. Topluma uyguladığı güç tek yönlü değil, çok boyutludur. Hem de birbirine karşıt olan boyutlar. Bireyin ve toplumun duygu ve düşüncesine değişik ve hatta birbirine zıt yönlerde uygulandığı için doğal olarak topluma bu güçlerin geleceği üzerinde daima dengeli bir yön kazandırır. Bunun sonucu olarak saptırıcı bir güce dönüşmesi ve toplumun doğru yönden sapması imkansız hale gelir. Böyle bir ilkeyi nasıl keşfettim? Her dinin tanınması, izlenmesi için gereken yolu takip ettim. Yani Allah, Kur’an, Muhammed, özel olarak eğittiği ashabı ve Muhammed’in Medine’sini tanıyarak ve karşılaştırarak. Çünkü Muhammed, dünyada kendi toplumunu bizzat inşa edip yöneten tek peygamberdir.

    İslam’ın bu beş boyutu ilmî ve mantıkî olarak incelenip mukayese edildiğinde bu hakikat açığa çıkıyor: Allah gerçek bir Janustur. İki çehreli tanrı! Yehova çehresi, Teos çehresi. İki seçkin ve çelişik sıfatı “Kahhar” ve “Rahman”dır. Yahova gibi intikamcı, müstebit, cebbar, mütekebbir ve azabı şiddetli olan, muhteşem arşına yaslanmış, melekût örneklerine bürünmüş, makamı fizikötesidir, onun dışındaki her şey mutlak saltanatının hükmü altındadır. Aynı zamanda Teos gibi “Rahman”, “Rahim”, “Rauf” ve Gafûr” dur. Yeryüzüne inerek insanla, topraktan olan halifesi ve akrabası ile dostluk bağı kuruyor. Onu kendi suretinde yaratıyor. Onu kendisi gibi yapacağı müjdesini veriyor. İnsanla öylesine samimi ve dost oluyor ki ona şah damarından daha yakın olduğunu açıklıyor.”
    (Ali Şeriati, İslam Nedir Muhammed Kimdir? 573_574)

    Bir Müslüman Yüce Allah’ı nasıl olur da bir puta benzetebilirdi? Üstelik de “gerçek Janus” diyor Yani tevili mevili yok (Janus ifadesi icin bakiniz)


    Azıcık akaid ve ilmihal bilgisi olan bir Müslüman, Allah Azze ve celle sıfatlarından birinin “Muhalefetün lil-havadis” olduğunu bilir Türkçe mânası: “Yüce Allah yaratılmış, sonradan olmuş hiçbir varlığa benzemez” demektir

    Şeriatî’nin dile getirmek istediği maksut mana açık aslinda . Ancak bu manayı dillendirebilmek bir Müslüman şuuruyla temel akidevî esasları yıkmadan olmalı değil midir? Bir yanda Cenab-ı Hakk’a en ufak cisimliği vehmettirecek şeyleri izafe etmekten sakınan bütün bir ümmet, diğer yanda bir noktayı tespit ederken teşbîhî bir üslupla Allah (azze ve celle)’ı çift çehreli roma putuna benzeten(Jasus ifadesi), bu ismi Allah (azze ve celle)’a ıtlak edebilen Ali Şeriatî haydaaa o kelimeye ansiklopediden bakınca çok şaşırdım . Şu sözlerin ucunun küfre kadar varacağını söyleyebiliriz ama kendisini tekfir etmiyorum yanlış anlaşılmasın.Ben derdim yanlışın görülmesi dikkat edilmesi.

    Ne zannediyoruz ya? Allah (azze ve celle) cafcaflı cümleler kurabilme uğruna dileyenin dilediği şekilde istediği şeye benzetebileceği, dilediği ismi ve vasfı kendisine ıtlak edebileceği bir zat mıdır haşa ? Bir Müslümanın böyle bir fecaati savunması mümkün olabilir mi ya? Anne babamız gibi yakınlarımız hakkında azıcık da olsa nahoş bir manayı barındıran bir söz söylendiğinde gücenen bizlerin Allah (azze ve celle) inancı ne zaman bu kadar zayıfladı? Hani biz Allah (azze ve celle)’ımız için yaşıyorduk? Nerede bu dinin namusunu muhafaza etme gayreti? Hani nerede gayret-i imaniyye ve hamiyyet-i İslamiyye? Bu noktalardaki aldırışsızlığımıza bakılacak olursa bu kavramların bizim dünyamızı terk etmesinin ardından hayli uzun yıllar geçmiş gözüküyor ki kimse doğru düzgün takmıyor heryerde destekçileri var.

    Kitapta öyle bisey gördüm ki ben bu kısım da abdest aldığımı hatırlıyorum sinirlendim ve baya üzüldüm ya belki inanmayacaksınız ama cidden kabul edilemez bisey eserden yazıyorum buyrun;

    "İslam ordusu ilk defa en çetin savaşlarından birinden dönüyordu, gururlu ve muzaffer olarak” Gurur!? Bu çok çirkin bir huy ve özelliktir." (S. 42)

    " Uhud Harbini anlatırken şöyle diyor: “Osman firar etmişti, Ömer ve Ebubekir ortalıkta görünmüyordu” (s. 65)

    Burda su kısım önemli okudugum bu kitapta Ebubekir hoca aslında gerçek yüzünü ortaya çıkarıp söylemiş zatın kendini gizlemeyen yüzünü aslında buyrunuz efendim;

    Ali Şeriati’nin kendine özgü bir fars milliyetçiliği görüşü vardır. Sahabeden Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh), hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ve hazreti osman (Radıyallahu anh) hakkında kullandığı ifadeler, klasik şii yaklaşımının Şeriati’nin düşüncelerine etkisini bariz bir şekilde yansıtmaktadır.
    (Ebubekir Sifil, Sana Dinden Sorarlar, s. 589)

    Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in diliyle övülen ve ashabın en büyüğü olan Hazreti Ebûbekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman (Radıyallahü anhüm) hakkında söyledikleri de şöyle:
    “Ebûbekir… ihtiyar, yumuşak, her işi basite alan birisidir. Tehlike dolu toplumsal, siyasal mesuliyet, böyle bir ruhsal yapıyla bağdaşmaktan daha ciddi ve önemlidir.”

    “Ömer… yenilikçilik özelliği yoktu… düşünce açısından zayıftı… itikadî ve fikrî bir mevzu sözkonusu olduğunda çok güçsüz görülüyordu. Kendisi de devamlı düşünsel alandaki hatalarını itiraf ediyordu.” (s: 317)

    Osman… görüş açısı dünya görüşü dar ve zayıf birisidir. Peygamberle yaptığı işbirliği sırasında kimse onun en ufak bir üstün ve fevkalâde iş yaptığını görmemiştir. İslâm’ın öz ruhunu, derinliğini, sınıfsal yönelimini hissedememiştir. İslâm’ı, “şiarlar” ve İslâm rehberini “şiarları yücelten”den başka bir şey olarak niteleyemiyordu. Servet ve süse, kavmine ve kendine düşkünlüğü, büyüklere ve altına, güç ve kan sahiplerine saygıda bulunma, onun ruhunda o kadar güçlüdür ki, onun ahlâkî bağı, İslâm’dan daha çok cahiliyeye yakın ve iç içedir. En büyük tehlike, tehlikeli ve güçlü Beni Ümeyye hanedanına mensup oluşudur. Kuşkusuz O’nun böyle bir ruhsal yapı ve görüş açısıyla, bu uyanık, layık İslâm maskesi takmış güçlü düşmanların elinde bir “sadık uygulayıcı”dan başka bir konumu olmayacaktır. (s: 318)

    2- Bir gurup ashabı Hazreti Ali (Radıyallahü anh) aleyhinde olmakla suçlayıp sonra Hazreti Ebûbekir (Radıyallahü anh) Efendimiz’e şöyle dil uzatıyor:
    “…bu grupla Ebu Bekir’in cahiliyedeki özel ilişkisi tamamen belirgindir.”
    “… Ebu Bekir bu gizli grubun seçkin şahsiyetidir.”
    Hz. Ebûbekir (Radıyallahü anh) güya arap köleleri serbest bırakmak için şöyle bir tavsiyede bulunmuş:
    “Allah bize bir çok acem köle bağışladığı için, arabı köle olarak kullanmak gerekmez.”
    Bu iftiradan sonra lafı dolandırarak, Hazreti Ebûbekir Efendimiz’i câhiliyenin eksik terbiyesiyle suçluyor:
    “…bunlar gibi düşünce ve duygusundaki birçok zaaf noktaları, İslâm’dan öğrendiği üstün faziletlere karşılık, geçmişteki terbiye etkilerini hatırlatıyor.” (s: 321)

    3- Hazreti Ali (Radıyallahü anh)’a karşı gizli bir grup oluşturulduğunu anlattıktan sonra, bu hareket içinde olanları ki bunlar başta Hz. Ebûbekir (Radıyallahü anh) olmak üzere Aşere-i Mübeşşere’den olan zatlar oluyor- bu grubun tavrını şöyle ifade ediyor:
    “Ali’ye karşı beslenen kinler.”
    Ya bu kadar da Hz.Ali üzerinden gidilmez bakılmaz ya bütün sahabelere yüklenme durumu var suçlu bulma.

    4- Sıra geliyor Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’e Güya Peygamberimiz Hazreti Ali (Radıyallahü anh)’ın üstünlüğünü açıklamayıp susmuş:
    “Muhammed’in Ali hakkındaki sükutu, onu tarihte savunmasız bırakacaktır.”
    Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’i suçlamaya devam ediyor:
    “Acaba Muhammed, ….Ali’yi kollamayacak mıdır? …sükutuyla …o acımasız tarihin eliyle paymal etmiyecek midir?”

    “…nitekim öyle de oldu. Onu tarihte en kötü adam olarak tanıttılar.” (s: 322)
    Bu da tarihe iftira. Tarihte Hz. Ali Efendimiz en kötü adam olarak mı tanıtıldı?

    5- Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) cennetlik olduğunu müjdelediği zat hakkında kullandığı ifadeye bakın:
    Abdürrahman bin Avf …mal severliği süse düşkünlük huylarını, câhiliyeden kendisiyle birlikte taşımaktadır. “Menfaat” ile “hakikat” onun gözünde ayrılmaz bileşik ve birbirinden ayırt edilmez bir olgudur.
    (s: 323)
    6- Meşhur Gadir Hum hadisesini anlatırken, tarihe iftira ettiğini düşünüyorum yine
    “ashab Ali’ye biat etti” diyor. (s: 323)
    Bunu söylemekle farkında olmadan öyle bir açık veriyor ki, demeyin gitsin efendim Bi kere Gadir Hum hadisesi Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) zamanında olmuştur bütün ehli sünnet kaynaklarında belirgindir. Peygamberimiz hayattayken Hz. Ali’ye biat edilmesi bahis mevzuu olur mu hiç! Yani şaşırdım.

    7- Resulüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in hastalığı anında sefere çıkmak üzere olan Üsâme ordusundan bahsederken şöyle diyor:
    “Ebûbekir ile Ömer sıradan asker idi. Bu mesele onların ağrına gidip, açıkça Üsame’nin komutanlığına itirazda bulundular.” (s: 324)
    Bu söz bir acem yalanı olup gerçek tamamen tersi. Üsâme Hazretleri genç ve tecrübesiz olduğu için başka bir kumandan tayininin daha uygun olacağını söyleyenlere Hz. Ebûbekir (Radıyallahü anh); “Ben, Resûlüllah’ın tayin ettiği kişiyi kumandanlıktan alamam” diye cevap vermiştir. Hatta Hz. Üsâme at üzerinde olduğu halde kendisi yaya olarak onu Hazreti Resûlüllah’in tayin ettiği kumandan olarak uğurlamış, Üsâme (Radıyallahü anh) bundan sıkılıp ata onun binmesini isteyince de; “Allah yolunda birazcık da bizim ayağımız tozlansa ne olur” diye cevap vermiştir.
    (Müslümanların tarihi ihsan süreyya sırma)

    8- Vefatından önce herkese hakkını vermek isteyen Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle söylediğini yazıyor:
    “Ey halk, kimin sırtına kırbaç vurmuşsam… kime küfür etmişsem…” (s: 329)
    Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)e olan bu kısmi anlamadım haşa farklı bir itham mı var diye düşündüm.
    9- Hazreti Ömer’in, Ashâb-ı kiramın diğerleri gibi Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in yolunda canını feda etmekten çekinmeyeceğini bütün müslümanlar bilir. Ama Ali Şeriatî, Peygamberimiz’in ömrünün son saatlerinde bir şeyler yazmak istemesi üzerine, Hz. Ömer’in Peygamberimiz hakkında şöyle söylediği yazıyor
    “Bu adam savsaklıyor.” (s: 333)
    10- Bütün tarihlerin yazdıklarına göre, Peygamberimiz, başı Hz. Aişe validemiz’in göğsüne yaslanmış olduğu halde vefat etmiştir bildiğiniz gibi. Şeriatî ise tarihe yalan bir not düşerek bu son hali vebyine Siiligi konuşturup şöyle anlatıyor:
    “Ali, Muhammed’in başını göğsü üzerine aldı.” (s: 336)
    (Görüldüğü gibi, kitap boyunca Hazret kelimesini kullanmamakta ısrar ediyor bi ara kalemle başlarına hz. r.anh r.anha yazdigimi hatirliyorum)
    Kitapta cok örnek var bu kısımlari yazabildim şimdi dikkatimi çekti.Zoraki bitirdim velhasıl

    Kitabı Ilminiz yoksa okumayın efendim Tek gayem bu kendisini tekfir ettiğim de yok.Tavsiye etmiyorum.
    Sizlere iyi okumalar selametle :)
  • Bilim bize doğruyu gösterir, Doğruyu görmek ve doğruyu görebilmek eylem için önemlidir. Filozof ‘’science d’où prévoyance, prévoyance d’où action’’ yani ‘’bilimden öngörü, öngörüden eylem’’ formülüyle anlatır bunu. Bunun bir başka anlatımı ‘’savoir pour prévoir afin de pourvoir’’dır. Demek ki elde etmek isteyen kişi öngörülü olacaktır. Öngörüyü de ancak bilgi ya da bilim sağlayabilir. Böylece bilimsel düşünce tüm düşünsel etkinliğimizin özü olur ya da daha doğrusu düşünce bilimsellik dışında bir anlam taşımaz. Comte düşüncesinde sonsuz bir bilim inancı egemendir.
  • 304 syf.
    ·24 günde·10/10
    "Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, «hapisleri üniversite yıllarından çok olan» Necip Fazıl, 1943’den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960 senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi.
    1955’de «Yılanlı Kuyudan» ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, «büyük sanatkâr»a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür." (Tanıtım Bülteninden)

    2 Nolu'da Necip Fazıl'ın hapishane notlarını ve 27 Mayıs darbesi ve sonrası yaşananları okumak çok farklı bir deneyimdi. Kitap dil ve edebiyat açısından akıcı olmakla birlikte, Türkiye'nin karışık ve hala tartışmalara açık yakın tarihi hakkında notlar içermesi bakımından ilgi çekici.

    Necip Fazıl hakkında bilmediğim bir çok şeyi öğreniyorum. Aile yaşantısından, hapishanelerdeki düşünce dünyasına, oradan çıkışından A. Menderes ile görüşmelerine...

    Kitap; Ateşe Doğru, Ateşin Kenarı ve Ateşin Merkezi olarak 3 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde sırası ile Üsküdar Toptaşı Hapishanesi (1952), Malatya Hapishanesi (1953) ve Ankara Genel Cezaevi'nde yaşadıklarını anlatıyor. (daha doğrusu anlatmaktan ziyade yaşatıyor) Sonrasındaki 'Ek' bölümünde ise (ki en çarpıcı bölümdür) Büyük Doğuların kapanıp kapanıp tekrar açılması serüvenleri, A. Menderes ile ilişkileri, örtülü ödenekten aldıkları paralar ve adım adım darbeye gidilen günler anlatılıyor.

    Bu kitabı 2 Nolu'da misafir iken okuduğum için midir yoksa Necip Fazıl'ın usta dili sayesinde midir bilmem çokça beğendim ve etkilendim. Evdeki kütüphanemde olmayan bir kitap ama mutlaka alıp tekrar okuyacağım.

    Kitabın son kısmını, A. Menderes'in asıldığı kısmı, defalarca okudum. O anlar insanın gözünde canlanıyor ve düşünüyor insan. Bu ülke neden bu günleri yaşadı? Neler oldu? Neden oldu? O günlerden bu günlere neler değişti ve biz millet, devlet ve insan olarak ne kadar ilerleyebildik? Düşün, düşün, düşün.
  • İnsan Niçin Efsane Üretir? - Ali Şeriati


    İnsanın hep yaptığı ve daima da yapacağı, -hatta şimdi bu­günün maddeci insanı ve öteki hayata inanmayan mantıkçı fi­lozofları bile yapmaktadır- işlerden biri, örneklikleri, güzellik­leri ve olması gerektiği halde olmayan dünyayı yaratmaktır. Tasavvuru ve tahayyülü dahi mevcut değilken bunu nasıl ya­pacaktır? İnsanın bu âlemde hissettiği yoksunluğu gidermeye yönelik çabalarından biri efsane üretmektir. Efsaneler iki çe­şittir. Kimi efsanelerde tarihte yaşamış olan gerçek bir şahsi­yet bulunmaktadır. Bu tür efsanelerde kahraman, tarihte bel­li bir süre yaşamış kişidir, -otuz yıl, elli yıl, altmış yıl yaşamış­tır- fetihler yapmış, zaferler kazanmış, sonra hastalanmış, öl­müş ya da öldürülmüştür. Daha sonra insan bu şahsı alıp, mâveraî bir şahsiyete dönüştürmüştür; bu, olması gereken, ama gerçekte olmayan, insanın olmasını istediği halde hiçbir za­man olmayacak bir şahsiyettir. Binaenaleyh, sıradan tarihî kahraman alınmakta, daha sonra o, zihinlerde büyük bir efsa­nevi kahramana dönüştürülmektedir. Bu kahraman, artık var olan değil, olması gereken bir kişidir.

    Bunun örneklerden biri Ebu Müslim'dir. Ebu Müslim, Ho­rasan'da kabadayılık yapan bir köleydi. Bir oraya bir buraya gider, karnını doyurmak ve güce ulaşmak için fırsat kollardı. Onun için kime bağlı olunacağının hiçbir önemi yoktu. -Bu, güçlü bir İranlı da olabilirdi, Arap da olabilirdi, İslam olabilir­di, Şia olabilirdi, kısaca her şey ve herkes olabilirdi, onun açı­sından bunların hiçbirinin farkı yoktu.- O, güç peşinde,mace­racı bir insandı, liyakatliydi de. Güçlü bir askeri kabiliyete ve komutanlık liyakatine sahipti. Abbasî hareketi gelişmiş, Benî Ümeyye saltanatı zayıflamıştı. O gün artık rüzgarın Abbasîler’den yana estiği malumdu ve gelecek yıllarda iktidarın Abbasi’lerin eline geçeceği kesindi. Ebu Müslim, hükümette olması­na rağmen oldukça zayıflamış Ümeyye oğullarına karşı, gittik­çe güçlenen Abbasîlerin yanında yer aldı. Onlara sayısız hiz­metlerde bulunuyor, güç ve makam elde etmek için sayısız ci­nayetler işliyordu. Nitekim bazı makamlara da ulaştı. Abbasi­ler, onu işlerine yaradığı sürece yanlarında tuttular; fakat [ken­disiyle çıkar ilişkilerinin bittiği] bir gün Ebu Müslim, ücretini al­mak isteyince, halifenin bir el işaretiyle perdenin arkasından çıkan askerler onu öldürdüler, böylece mesele bitmiş oldu.

    Ebu Müslim işte böyle bir adamdı. Ancak daha sonraları gittiğimiz kütüphanelerde, kahvehanelerde ve işittiğimiz kıssa­ların İçinde Öyle bir Ebu Müslim'le karşılaşıyoruz ki onun -bu işleri yapan ve sonra da bu şekilde öldürülen- Ebu Müslim Horasanî ile bir benzerliği bulunmadığı gibi, tarih boyunca yaşa­mış diğer büyük insanlar ile de bir benzerliği bulunmamakta­dır. Bir kere bu Ebu Müslim asla ölmez, canlıdır, ölümsüzdür. İkinci olarak Ebu Müslim, asla yenilmez; üçüncü olarak tekrar zuhur edip işine devam edecektir. O her yerdedir, hem Türki­ye'de, hem İran'da kısaca her yerde ve her şehirdedir. Sonra onun hem çok büyük bir bilge, hem yüce bir ahlak sahibi, hem çok büyük bir güç sahibi olduğunu görüyoruz. Öyle ki bunun artık tarihteki gerçek Ebu Müslim ile hiçbir benzerliği bulunmamaktadır.

    Diğer bir örnek de İskender'dir. Pur-Davud1 ona sitem et­miş ve ömrünün sonuna dek şöyle feryat etmişti: "Neden bu melunu o kadar büyüttüler, o kadar kutsallaştırıp yücelttiler."

    İskender Yunanlı bir gençti. İran'a saldırmış, İran hüküme­tini devirmiş, Cemşîd'in tahtını ateşe vermiş ve Hahamenişlerin2 tüm görkemini yok etmiştir. Kendisi ve halefleri uzun müddet boyunca İran'da hükümetlerini sürdürdü ve İran mil­letinin güçlü ve görkemli medeniyetini Yunan ordusunun ayakları altına serdi. Binaenaleyh onun İran'da tarihin en menfur adamı olarak anılması ve kendisinden iblis ve melun diye bahsedilmesi gerekiyordu. Ondan melun - bunu ben söy­lüyorum - diye söz etmeseler de her halükârda o, batıdan İran'a saldırmış, Dârâ’yı3 yok etmiş ve Hahamenişleri orta­dan kaldırmış bir askerdi. Önce kendisi, daha sonra da halef­leri İran'da bir müddet saltanat sürmüş ardından da yenilip gitmişlerdir.

    Evet, İskender de tarihte var olan diğer kahramanlar gibi bir kahramandı. Fakat efsanelerdeki İskender böyle değildir. Tüm hüneri yakmak, yıkmak ve öldürmek olan bu Yunanlı sapkın ve zayıf gençten, ölümsüz, yenilmez ve insanlığın kur­tuluşu için daha çocukken kılıcını kuşanmış muvahhid bir şah­siyet yarattılar. O, Şiîlerin yazdığı İskendernamelerde4 Ali sevgisiyle dolu biridir ve Süleyman'ın sarayına gidip orada Sü­leyman'a ve Süleyman'ın sarayındakilere Ali sevgisinden bah­setmiştir. Tüm erdemlere sahiptir. Peki hangi erdemlere? İnsanlann sahip olduğu erdemlere değil, insanların sahip olmaları gereken ancak sahip olmadıkları ve asla da sahip olmayacakları erdemlere! O asla ölmez, asla yenilmez, ona kılıç işle­mez, onda hiçbir ruhî ve ahlakî kusur yoktur. Onun misyonu sadece ve sadece insanın kurtuluşudur. O, bu yüzden İran'a saldırmıştır. Tek hedefi insanlığın kurtuluşa ermesi ve tevhid düşüncesinin dünyadaki tüm kalplere girmesidir. Mevcut İs­kender'den işte böyle bir yan tanrı ve büyük bir hayalî kahra­man yaratmışlardır.

    Diğer bir mitoloji ya da efsane çeşidi daha vardır ki bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Bu tür mitolojilerde geçen olay­lar da kişiler de dünyada hiçbir zaman var olmamışlardır. On­lar tümüyle hayal ürünüdür ve gerçek değildir. Onlar tanrıça­lar ve yarı tannlardır. Yarı tanrı nasıl yaratılıyor? Mesela insan­da varolan hislerden biri de aşktır. Bir ferdi ya da topluluğu tutkuyla, katıksız ve çıkarsız olarak sevmektir. Bu insanî İhti­yaçta hiçbir çıkar güdülmemeli, onda bencillik, çıkarcılık gibi kirler yer almamalıdır. Ancak insan tüm aşklara bir şeylerin bulaştığını, içine he­veslerin karıştığını, kişisel çıkarların ve bencilliğin bulaştığını ya da içinde zaaflar banndırdığını ve çabucak tükendiğini gö­rünce, bu İhtiyacını giderememektedir. İnsanın mutlak, temiz ve kutsal bir aşka ihtiyacı vardır ve böyle bir aşk ise yeryüzün­de yaşayan, nefes alan ve diğer binlerce tutkuya sahip olan in­sanın kalbinde oluşamaz ve devam edemez. O halde ne yap­malı? Bu ihtiyacı nasıl gidermeli? Elbette ki aşk tanrıları yara­tarak. Bir duygu ve bir düşünce şahsiyet kazanıyor, dış dünya­da tecessüm ediyor ve bir puta, bir tanrıçaya ve bir hayali za­ta dönüşüyor. İnsanı, tarih boyunca kendi toplumunda ya da kendi döne­minde mutlak derecesinde fedakârlığa sahip bir insan görme­ye muhtaçtır. Yani başkalarının menfaati söz konusu olduğun­da, onun toplumuna, halkına, insanlığa olan aşkı ve sevgisi ön plana çıkar. Artık onun için kendisi yoktur, tüm istekleri ortadan kalkar, kişisel çıkarlarını ve beklentilerini unutur ve di­ğerlerinin menfaati için kendisini kolayca feda eder.

    İnsan ta­rihe bakıyor, yeryüzünde yaşayan insanları gözden geçiriyor ve bu dünyada yaşayan insanın böyle bir duyguya ve böyle bir güce sahip olamayacağını görüyor. Hatta, bu dünyada feda­kârlık yapan ve toplum için kendisini feda etmeye hazır bulu­nan İnsanları gördüğü zaman bile şöyle düşünüyor: Onun bu fedakârlığına bencillik ya da şöhret arzusu karışmıştır. Çektiği kılıcın yüzde sekseni başkalannın menfaati içinse de mutlaka yüzde yirmisi gösteriş içindir. Hatta canını ortaya koyma du­rumlarında bile bazen bütünüyle bencillik göze çarpmaktadır. Gerçek insanın en pâk ölümlerinde bile bazen bencilliğin ve gösterişin lekesi açıkça görülebilmektedir.

    Mevlana Mesnevî'de büyük bir mücahitten bahsediyor ve diyor ki o kılıçlar çekti, cihatlar etti. Sıcak ve kanlı savaşlar­dan muzaffer olarak döndü. O ömrünün sonlarına doğru otur­du, kılıç çekip kinle ve kudretle kılıç vurmanın kendisine zevk verdiğini düşündü. Kişisel ve bireysel tutkularından biri -bu, kendini göstermek biçiminde olabilir ya da "ben büyüğüm ve ben bir kahramanım" şeklinde gösteriş yapmak biçiminde olabilir- onun bu cesaretinde hatta fedakârlığında etkili olu­yordu. Bunun üzerine adam bir köşeye çekilir ve ibadetle meşgul olur. (Ben onun yaptığı bu işi savunmak istemiyorum, bu örneği başka bir mesele için veriyorum.) Ağır ve zor oruç­lar tutar, çokça namaz kılar, zorlu zikirlere ve riyazetlere yö­nelir. Riyazet halindeyken bir gün savaş davullarının seslerini ve kahramanların cihada çağıran haykmşlannı duyar. Sokak­lardan silahlann, atların ve savaş borazanlarının keskin sesle­ri gelmektedir. Savaş sahnesinin kurulmakta olduğu ve ciha­dın başlayacağı açıktır. Bir ömür boyu savaşmış ve cihat etmiş bu adamy birden irkilip dışarı çıkar. Savaş sesleri ve savaşın is­minin geçmesi onu tahrik eder ve riyazet için inzivada bulunduğu yerden onu dışarı çıkarır. Sonra birden kendine gelir ve der ki: "İşte bu benliktir, bu feda olmak ve cihat ismiyle be­ni aldatmak isteyen "kendi" bencilliğimdir. Niçin? Niçin sen, kendin? Şimdi "kalk savaşa git, İnancın ve dinin uğrunda ken­dini feda et" diyen sen, o zaman cihada çağırdıklarında beni inzivaya yönlendirmemiş miydin? "Bu kez kal, yeteri kadar savaştın artık görevini tamamladın, insan daha ne kadar sava­şır ki..." dememiş miydin? O halde neden şimdi beni savaşa sürükiüyorsun. Sen, aynı sensin, sen aynı adamsın. Sen beni savaşta tehlikesi daha az olan yerlere götürmüyor muydun? Tehlikeli ve ölümün kaçınılmaz olduğu yerlerden beni uzaklaş­tırmıyor muydun? Peki neden şimdi ısrarla beni savaşmaya çağınyorsun?
    Neden olduğunu biliyorum. Çünkü sen kendindeki "ben­cilliği" öldürmeğe karar vermişsin, (Yani
    "Benliği, yani "nefs"i öldürmeğe) bunun başka bir çaresi yok diyorsun. Eğer beni öldürmek istiyorsan neden kimsenin bilmediği ve görme­diği bu ıssız inziva köşesinde beni böylesine boğuyorsun? Bu­rada öleceğime beni o cephede öldür kî benim öldürüldüğü­mü ve feda olduğumu görsünler. Böylece en azından bir mücahit olarak tanınayım. Beni neden bu köşede yavaş yavaş öl­dürüyor ve boğuyorsun? Bu durumda hiç kimse beni anlama­yacak ve yaptığım bu fedakârlığı bilemeyecek!

    Bir Müslüman, Ebu Cehil'in göğsüne oturunca o şöyle de­di: "Boğazımın şuradan aşağısını kes." Müslüman: "Aşağıdan ya da yukandan kesilmesinin ne farkı var?" deyince o şöyle dedi: "Başımı mızrağa takınca herkesten yukarıda dursun ve herkes, bu başın Ebu Cehil'e ait olduğunu anlasın." Bu duygu az ya da çok herkeste vardır. Fakat bazen o kadar zarif bir gü­ce sahiptir ve o kadar latif perdelere, tevillere ve yorumlara sahiptir ki insanın kendisi bile bunu anlayamamaktadır.

    Benim hocalarımdan biri diyordu ki, bir topluluğa girip yer olmadığı halde yukanlarda bir yerlere oturmak isteyen bir ki­şi, kendisine zorla yer açmaya çalışır. Görenler, onun ne ka­dar bencil biri olduğunu düşünür. Bazılanna İse yukarıya bu­yurun diye ne kadar ısrar etseler de: "Hayır biz yere, ayakka­bılarımızın üstüne oturduk" derler. İkinci defa davet edildikle­rinde ise: "Teşekkür ederiz, burası çok rahat." derler. İnsan­lar, onlar hakkında ne kadar mütevazı insanlar diye düşünür­ler. Halbuki hakkında böyle düşünülen insan, diğerlerinden daha bencil olabilir. Yukarıda oturmak isteyen kişinin az bir bencilliği vardır ve: "Benim yerim orası ben de oraya gitmek istiyorum, herkes benim yukarıda oturmaya layık olduğunu anlasın" der. Ancak aşağıda oturmak isteyen ise demek isti­yor ki: "Benim yerim de orasıdır. Beni, siz oraya davet edi­yorsunuz. Demek benim yerimin yukansı olduğunu anladınız. Bu durumda benim bencilliğimin derecesi de en az onlarınki kadardır. Ancak ben şunu göstermiş oluyorum: Ben o kadar iyi biriyim ki gördüğünüz gibi aslında yerim yukarıda olması­na rağmen, ben aşağıda oturuyorum. İşte bu benim onlara göre sahip olduğum izafi bencilliktir."

    Ruhsal meseleler bazen öyle bir şekilde tecelli eder ki onu dikkatli bir şekilde analiz edip yorumladığınızda, onun yüzün­deki perdeyi kaldırdığınızda zahiren güzel görüntüsünün altın­dan "kişiliğinin", "nefsinin" ve "çıkarlarının" mutlak hakikati ortaya çıkar.

    Ancak insan, sevebileceği, kendisine dayanabileceği, hat­ta tapınabileceği bir ruhunun olmasını ister. Ama o ruh, mut­lak derecede yüce bir fedakârlığa sahip olmalıdır. Yani onda hiçbir şekilde bencilliğin, kişisel çıkarcılığın, hatta -gerçekten kendini feda edecek bile olsa- "ben kendimi feda edebilecek bir adamım" gibisinden yapacağı gösterişin lekeleri bulunma­malıdır. Böyle bir şey mümkün değildir. Kesinlikle mümkün değildir. Ama ona ihtiyacımız var ve yaratıyoruz. Neyi? Pro-mete'yi- Promete'yi yaratıyoruz. Promete, dünyadaki en meş­hur yan tanrılardan biridir. Onu Atinalılar ve Yunanlılar yarat­tılar; fakat daha sonra Roma'ya oradan da tüm dünyaya git­ti. Promete tannlar alemindeki Yunan tanrılarından biridir ve her şeyle dopdoludur. (Güzelliğe, güce, iyiliğe, sevimliliğe, tanrıların sahip olduğu mutluluğa, hayata, her şeye sahiptir; hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacı yoktur.) Ancak o, heyecan verici bir eyleme kalkışıyor. Yani kendisine, makamına, diğer tanrılara ve içinde mutlulukla yaşadığı dünyaya karşı, insan için kıyam ediyor, gelip tanrılar âleminden ateşi çalarak, bunu yeryüzünde soğukta ve karanlıkta yaşayan, ateşe muhtaç olan ve bu ihtiyacını gideremeyen insana veriyor.

    İnsan, aldığı bu ateşle ısınıyor, sonra yemek pişiriyor, dün­yası aydınlanıyor, karanlıktan ve soğuktan ıstırap çeken insa­na ışık ve sıcaklık bahşediyor. Ateşe sahip olmayan insanlığa ateş vermekten daha büyük bir hizmet olabilir mi? Promete işte bunu yapıyor ve diğer tanrıları öfkelendiriyor. {Promete, bu akıbeti önceden göze almıştı.) Onlar Promete'yi yakalayıp zincire vuruyorlar ve onu Kafkas dağlarındaki buzdan bir te­peye hapsediyorlar. Sonra büyük ve keskin bir gagaya sahip korkunç bir akbabayı, gagasıyla o karanlık, soğuk ve ıssız tepede zincirlere vurulmuş Promete'nin ciğerlerini lime lime ederek yemesi için görevlendiriyorlar. Sonra ciğerleri yenmiş olan Promete, bu daimi azaba tahammül ediyor. Bu akbaba gökyüzüne biraz yükseldiğinde onun ciğerlerinin tekrar oluş­tuğunu görüyor ve ikinci defa onun ciğerlerini yiyor. Ateşi İlahların -kendisi de onlardan biridir- iradesine rağmen onlar­dan alıp büyük bir fedakarlık yaparak insanlara verdiği gün­den beri Promete, Kafkas dağlarında sadece o akbaba ile bir­liktedir.

    Promete zincire vurulmuştur, akbaba daima gelip onun ciğerini yemekte, yenen ciğerler tekrar oluşmaktadır. Bu, Promete'nin daimî kaderidir. Şimdi bile durum böyle.. (Kafkaslara gidenler, bunu kesinlikle gördüler.) Bu kimdir? Böyle bir adam var mıydı? Böyle bir tanrı mevcut muydu? Böylesine bir dünya var mıydı? Bu âlemde böyle bir şeyin ol­duğunu kabul edecek hiç kimse kesinlikle yoktur. O halde ne oldu da böyle bir Promete yaratıldı? İnsanın Promete'ye ihti­yacı vardı; ancak Promete mevcut değildi. Bu derecede bir fe­dakârlık numunesine insanın ihtiyacı vardı ancak tarihte ve kendi zamanında böyle bir insan bulamamıştı. Mutlak mutlu­luk içerisinde, tanrısal mutluluk içerisinde, tanrılar âlemi içeri­sinde -tüm maddî ve manevî nimetlerin, güzelliklerin bulundu­ğu ve tüm ihtiyaçların giderildiği bir âlemdi- yaşayan birinin, kendisiyle farklı cinsten bir varlık olan insan için kendisini böyle bir azaba duçar etmesi, kendini tanrılar âleminden ve tanrılık* makamından mahrum bırakması ve Kafkas dağında korkunç bir akbabadan daimi olarak işkence görmeyi göze al­ması ve bundan hiç pişman olmaması mümkün değildir!

    Promete için yazılan pek çok destan vardır, hatta bugün bi­le yazılmaktadır. '"Zincire Vurulmuş Promete" destanı ise And-re Gide5 tarafından yazılmış en son destandır.

    Promete destanının bulunmasına rağmen "Zincire Vurulmuş Promete "yi yazdı ve hâlâ Promete tiyatrosu sahnelenmektedir. Neden? Çünkü insan Promete'ye ve bir Promete'nin varlığına (Böylesine bir duyarlılığa ve böylesine büyük bir fedakarlığa sa­hip birinin olmasına) muhtaçtır. Ancak bu, mevcut değildir. Kendisini hastalıklar tehdit ettiği halde, ölüm kendisini kusurlu kıldığı halde ve zaaflar, kendisini yok ettiği halde, insan yine de güzelliğe ihtiyaç duyuyor. Fakat tüm güzellikler nispîdir, tüm güzellikler nakıstır, tüm güzellikler, geçicidir, yapaydır. Buna rağmen o, mutlak güzelliğin peşindedir; ama bu, yoktur. Bu­nun için insan, - bütün güzellikleri kendinde toplayan, zaaflar­dan, kusurlardan ve zamanın etkilerinden uzak olan, mutlak güzelliğe sahip olan- Venüs'ü yaratıyor. Neden? Çünkü aldatı­cı da olsa insanın büyüklüğe ve yüceliğe ihtiyacı var. (Pek çok ihtiyacımızı ruhsal bir aldatma ile gideren, mesela çirkinliğimi­zi telafi eden bizler değil miyiz?) Tüm büyüklükler nispîdir. Da­ha büyük var; ama en büyük yok. Büyüklüğe, ruhî yüceliğe ya da mutlak fikre sahip olan, ebedî olan, kusur taşımayan ve bünyesinde hiçbir sapkınlığı barındırmayan bir İnsan yok; ama, o bunu yaratıyor. İnsanın zamanla, mekanla, bencillikle, çirkinlikle ve bozulmayla sınırlandınlamayacak bir tarihe ihtiya­cı vardır. Fakat gerek insanlık tarihi, gerek tüm kavimlerin ve milletlerin tarihi ve gerekse tüm kahramanların tarihi, kusurlu, münharif ve nispîdir. Bir yanında güzellikler, iyilikler, aşkınlıklar ve kutsallıklar bulunuyorsa da diğer yanında da kötülükler, zaaflar ve yenilgiler mevcuttur. -Tarihin tüm kahramanları ye­nilgiye uğruyorlar, ölüyorlar ve zaaf taşıyorlar- Tarih, kişisel is­tekleriyle, kişisel zaaflanyla, kendi zamanlarıyla, mekanlarıyla ve muhitîeriyle sınırlanmış olan gerçek İnsanların hayatlarının bütünüdür. Ancak insanın olması gerektiği halde olmayan bu tarihe ihtiyacı vardır.

    Efsaneler, olması gerektiği halde var olmayan tarihten ibarettir. Binaenaleyh, efsane yaratmak insanî bir ihtiyaçtır. Çün­kü gerçek tarih -gerçekliği olan ve gerçekleşmiş olan tarih-onu tatmin etmemektedir. Bu sebeple o efsanelerin yalan ol­duğunu bildiği halde efsane yazıyor. Mesela Arya ırkının kah­ramanı olacak bir kahraman istiyorum. Kime baksam görüyo­rum ki ya kusurlu, ya bir savaşta yenilgiye uğramış ya da za­afa sahip olduğu için yok olmuştur. Bu yüzden Sîstanlı bir pehlivan buluyorum ve onu Rüstem yapıyorum, onun üç ya­şında savaşa gittiğini söylüyorum, hiçbir zaman yenilmeyen Rüstem'i yenilgiye uğratmaya mecbur kalsam bile kendi baba­sı tarafından yenilgiye uğratıyorum ki her halükârda o büyük bir imtiyaza sahip olsun. O, asla başkası tarafından yenilgiye uğratılmamalıdır. O Sîmurg'la ve diğer kuşlarla yaşayan, on­larla irtibatı olan biridir. O, oklar ve mızraklarla dolu olan çu­kura düşse bile atı ile o kuyuda ilerleyebilen ve asla zaafa düş­meyen ölümsüz bir İnsandır. Rüstem, şimdi bir köyde yaşıyor ve çiftçilikle uğraşıyor. Çünkü bu kahraman ölümsüz olmalı, bu kahraman -bu insan- ölmesi için atıldığı çukurda sağ kal­malı ve ölümsüz olmalı, hiçbir savaşta yenilgiye uğramamah ve asla zaaf göstermemeli. Hatta Rüstem, Turana -Efrasi-yaban diyarına- gittiğinde orada Tehmineye aşık oluyor ve sonra destanda Tehmine'nin, Rüstem'in olduğunu görüyoruz. Burada insan birden kahramanının bir fesada duçar olduğu­nu, bir hataya düştüğünü ve şer'î olmayan bir aşka yöneldiği­ni görüyor. Bu şehvet düşkünlüğü, bizim yüce kahramanımı­za bir leke düşürüyor. Peki ne yapmalıyız? Aynı gece Firdevsî, mubedin [Zerdüşt din adamı] yanına gidiyor, o da gelip, Rüstem'in oğlu gayri meşru olmasın ve Rüstem'in hayatı, hi­kayenin aslı böyle olmakla birlikte o kara lekeyle kirlenmesin diye Tehmine'yİ Rüstem ile evlendiriyor. Neresinde kusur var­sa efsane bunu düzeltiyor, kahramanın öldüğü yerde efsane onu ebedîleştiriyor, bir zaafa veya kötülüğe düştüğünde efsa­ne onu temizliyor. Sonra insan efsane adına bir tarih yazıyor. olması gereken, olmayan ve olması mümkün olmayan bir ta­rihtir bu. Onun içinde öyle olaylar, öyle ilişkiler ve öyle duy­gular vardır, ki, bunlann olması gerekir; ama böyle bir şey yok­tur ve asla da olmayacaktır.

    Bu tür ilişkilerin ve duyguların, insanın en eski macerala­rında da var olduğunu, -aslında efsaneler ilkel insana aittir-bugün de var olmaya devam ettiğini görüyoruz. Christian'ın aşkına şimdi baktığımızda yeryüzünde böyle bir aşkın var ol­masının mümkün olmadığını görüyoruz. İtalya'da küçük bir şehir olan Verona'da bir mezar vardır. Bu mezarı bugünün da­hi pek çok aydın, gençler, yazarlar, şairler, sanatkârlar, hatta yaşlılar büyük bir arzuyla, aşkla ve neredeyse hayret verici di­nî bir hürmetle dolduruyorlar. Bu mezar -mabet- onlar için kutsalmış! Orada iki tane kabir yan yana bulunuyor. O iki mezar kimlere ait? Romeo ve Juliet'e. Romeo ve Juliet kim? Aslında hiç kimse ve hiçbir şey. O eskilere ait bir masal idi. Sonraları Shakspeare adında bir yazar, bu hikayeyi tiyatro şekline dönüştürdü. -Tıpkı Leyla ile Mecnun gibi.- Aslında gerçekte varlıkları yoktu; ama burada kabirleri var! Bu iki ki­şinin kabrini, bir yazar evinde yarattı. Bu iki kişi Romeo ve Ju-liet'tir. Onlar aslında yoktular ve hiçbir zaman da yaşamadılar. Yazarın kendisi bile onların olmadıklarını söylemektedir6 Ya­ni böylesine bir duyguya ve böylesine bir temizliğe o kadar ih­tiyaç vardı ki, bizzat hikayede şöyle deniyor: "Romeo ve Juli­et birbirlerine kavuşamayacaklarını anlayınca birbirinin kuca­ğında ölebilmek için her ikisi de intihar ettiler." Onlar kitapta öldüler; ama şimdi kabirleri var. Bu hadise bir efsane de de­ğildir. Bunun hikayesi on yedinci yüzyılda ortaya çıktı. On do­kuzuncu yüzyılda ise onlar için kabir yaptılar

    Bu kabri yapanlar da oraya ziyaret için gelenler de bunun içinde kimsenin yatmadığını biliyor. Pak duygulara, âdeta münezzeh olma de­recesindeki insanî ilişkilere duyulan ihtiyaç o kadar fazladır. Psikolojide şöyle deniliyor; "İhtiyaç bazen öylesine şiddetli oluyor ki haricî bir gerçeklik kazanıyor" Bu da haricî bir ger­çeklik kazanmaya ilişkin bir örnektir. Bu hârici gerçekliğin bir yalandan ibaret olduğunu bilenler bile, böyle bir yere, böyle insanlara ve böyle bir hikayeye olan ihtiyaçlarından dolayı bu hikayeyi yazmaktadırlar. Bunun yalan olduğunu, aldatma ol­duğunu herkes bilir; ancak o yalana dahi ihtiyacımız var. Pro-mete'nin büyüklüğüne, fedakârlığına -biliyoruz ki Promete yok ve onu biz yarattık- ihtiyaç duyuyoruz. (Promete'yi, Andre Gide yarattı ve tüm Avrupalılar da ondan tercüme ettiler. Fakat tiyatrolarda daima onu görüyoruz.)

    Binaenaleyh insan, Promete'ye sahip olmaya muhtaçtır; ama Promete yoktur. Onu yaratıyor ve elimizle yarattığımıza tapıyoruz. Onu seviyoruz. Bunun bizde bazı duyguların ortaya çıkmasına sebep olduğunu ve daimi susuzluğumuzu bir ölçüde giderdiğini düşünüyoruz. Bu açıdan bakıldığında tarih boyunca efsanelerin tarihle beraber olduğu, insanla beraber olduğu gö­rülür. Belli bir ismi olan, sıradan bir seçkinliğe sahip, normal birini alıyor ve onu hayalindeki -muhtaç olduğu, olması gere­ken- insana dönüştürüyor. Bunun dış gerçeklikte mevcut olma­dığını bilmesine rağmen efsane üretiyor. Efsaneler, her duygu­nun, her kutsallığın ve her maddî ve manevî güzelliğin yüce nu­munesinin bir bütünüdür. Öyleyse insan, numuneler yaratıyor. Ancak olanı değil, olması gerekeni yaratıyor. Büyüklüğün en yüce numunesi, Çin'de ve Japonya'da tanrı "Rama" ve "Futuşi Şi" şeklinde, Roma'da ve Yunanda ise tann "Zeus" ve [Mı­sır'da] "Osiris" şeklinde ortaya konuyor.

    İnsan, konuşurken ağzından mutlak güzelliğe sahip keli­meler dökülen birini görmek istiyor. Bunlar, günlük hayatta kullanılan sıradan kelimeler olmamalı. Aksine güzel, aşkın ve kutsal olmalı. Böyle bir insan yok. Zira konuşan herkes, sıra­dan meseleleri ifade etmek için söz söylemektedir. Eğer buna bir güzellik veriyorsa bu, sıradan bir güzelliktir, bir benzetme­dir, bîr kinayedir ya da içinde hakikat olmayan bir sözdür ve bu yalanla, çıkarla ve gösteriş ile beraberdir. İçi doğrulukla do­lu, dışıysa söz güzellikleriyle dolu olan bir söz yoktur. Bunun için söz ustası, "Demosthenes"i7 yaratıyoruz. Sözün sembo­lü olan "Tîr'i yaratıyoruz. Bu derecede büyük bir fedakârlık yok, onun için de Promete'yi yaratıyoruz. İçinde hiçbir kötü­lüğün ve zaafın bulunmadığı İnsana duyulan aşk, başkalarına duyulan muhabbet yok. İnsan için fedakarlık yapan tannları yaratıyoruz, hiç yenilmeyen ve hiçbir yerde zaaf göstermeyen kahramanlar yaratıyoruz. Çünkü bizim tüm kahramanlanmız yenilgiye uğruyorlar, tüm kahramanlarımızın cesareti ve gücü belli durumlarla 'sınırlıdır ve bunlar geçtiğinde her şey bitiyor. Kahramanlık da bitiyor. Tüm kahramanların yaptığı savaşlar, kahramanlıkların tümü; güzelliğin, paklığın ve münezzehliğin en yüce derecesinde değil.

    Bunun için "Herkül"ü yaratıyoruz, ya da -Hindistan'da- "Rama"yı veya -Rusya'da ve Doğu Av­rupa'da- "Lahas"ı yaratıyoruz. Sevgi dolu, şefkatli kahraman­lar yaratıyoruz. Her kültürde ve dinde bütün hayatını sevmek­le, aşkla, başkalanna sunduğu hayır ve bereketle geçiren ör­nek insanlar yaratılmıştır. Çünkü bu olmalı, böyle bir insana ihtiyacımız var; ama böyle bir insan yok. Hakikati uğruna, paklık uğruna ve insanın iyi ve kutsal bildiği şeyler uğruna kendisini unutan, kendini ateşe atan, geleceğini karartan ve akbabanın işkencelerine tahammül eden insanı seviyoruz. Ancak tarihte böyle bir insan bulamıyoruz, bunun için onu ya­ratıyoruz. Bu efsaneler, bu numune yaratıcılıkları, bu temiz ilişkiler, insanların yarattıkları ve yaratmakta oldukları bu mut­lak duygular, (bugün romanlar, hikayeler, filmler ve tiyatrolar yapıyorlar, orada yalan ve aldatma bulunuyor) olumsuz değil, olumlu eylemlerdir.

    Çünkü insanın yaşaması için, daima yüce, aşkın fmüteal] mutlak ve pak örneklere tapmaya, onları sev­meye ve onları düşünmeye ihtiyacı var. Hatta efsanelerin ha­yali hikayelerinde yer alan insanlığın en yüce, en kutsal ve en güzel derecesindeki numuneler, -gerçek olmasalar bile- daima insan ruhunun ıslahına ve güzelleşmesine sebep oluyordu.

    Promete ve benzeri kahramanları düşünmek daima hal­kın ruhundaki fedakârlık ilhamından kaynaklanıyordu. Bu sebeple bugün psikolojide, sosyal psikolojide ve özellikle de eğitim psikolojisinde her biri bir güzelliğin, bir azametin ya da büyük bir fedakarlığın timsali olan bu örneklere çok de­ğer verilmekte ve bunlar, insan ruhunun ıslahı, gelişmesi, eğitilmesi için en büyük örnekler olarak görülmektedir. An­cak İnsan daima, biri güzellik tanrısı, biri kutsallık tanrısı, bi­ri sevgi tanrısı, biri tahammül tanrısı, biri cesaret tanrısı, bi-vi güzel söz tanrısı ve biri de fedakarlık tanrısı olan bu muh­telif Örneklerin tümünün birinde toplanmasını istedi. Bu ça­ba tüm efsanelerde göze çarpmaktadır. Niçin? Çünkü insan için fedakârlık timsali olan o tanrı -Promete- bizim en yük­sek derecedeki fedakârlığa, görkemliliğe, güzelliğe olan tap­ma İhtiyacımızı bertaraf ediyor. Ancak o Herkül gibi güçlü değil ya da "Heliodorus" gibi ruh güzelliğine sahip değil ya da 'Demosthenes" gibi konuşamaz ve diğer tanrılar karşı­sında kendisini savunamaz. O, eziyet çekmektedir. Halbuki böyle bir kusurdan uzak olmalıdır. Bu sebeptendir ki mitolo­ji tarihinde tanrılar giderek azalmakta ve her tanrıda birkaç özellik birden toplanmaktadır. Söylediğimiz gibi, bu hayali örnekler ve bu sahte, uydurma ve hayalî efsaneler, insanlı­ğın duygu, düşünce gelişiminin, ıslahının ve eğitiminin ilham kaynağı olan tablolardı. Buna herkes inanmaktadır.

    Dipnotlar

    1- Pur, Farsça'da oğul, evlat anlamına gelmektedir. Farsça'da Hz İbrahim için Pur-Azer, Hz. İsmail için Pur-Hacer tamlamalarının kullanıldığı göz önünde bu­lundurulduğunda Pur-Davud'un Hz. Süleyman olduğu sonucu çıkarılabilir. Fakat Hz. Süleyman'ın MÖ 970, İskender'in ise MÖ 356 tarihinde doğduğu düşünüldü­ğünde Merhum Dr. Şeriatî'nin Pur-Davud ile başka birini kastetmiş olması da mümkündür. [Çevirmen]
    2- MÖ 550-330 yılları arasında İran'da hüküm sürmüş Pers hanedanıdır. Türk­çe'de Ahemeniler ve Akamanışlar diye de telaffuz edilmektedir. Farsça'da yay­gın kullanımı "Akhamenişler" biçiminde olmakla birlikte, merhum Dr. Şeriatî'nin burada zikrettiği gibi "Hahemenişler=Hakhemenişier" biçiminde de bir kullanım söz konusudur.[Çevirmen]
    3- Dârâ isimli birçok Pers kralı vardır. Burada söz konusu edilen, son Akhemeniş kralı 3. Dâra'dır.[Çevirmen]
    4- iskendernâme: Klasik edebiyatta İskender'in hayatını ve maceralarını anla­tan mesnevilerin gertei adıdır. Sadece İran edebiyatında değil, Türk Divan ede­biyatında da İskendernâme yazmış birçok şair bulunmaktadır. Divan Edebiyatın­da Ahmedî'nin yazdığı iskendernâme ünlüdür. [Çevirmen]
    5- Andre Gide, günümüz Fransa'sının en aydın yazarlarından biridir. Büyük bir aydın olan Gide, birkaç yıl önce öldü.
    6- Firdevsî de diyor ki: "Rüstem, Sistan'da bir pehlivandı İran'ın, iranlının, Rüstem'e sahip olmaya ihtiyacı vardı; ama o yoktu. Bunu, onun için ortaya çıkardık.
    7- MÖ 320 yıllarında yaşamış ünlü Atinalı hatip ve politikacı. [Çevirmen]


    Çeviren : Alptekin Dursunoğlu