• Merhaba dostlar, burda kitap yazma kabiliyetine sahip, alt yapısını tamamladıktan sonra inanıyorum ki çok iyi
    bir yazar niteliklerine sahip olabilecek arkadaşlarımız var, ve iyi yürekli bir arkadaşımın
    yûسuf 'un teşviki ile aramızda bulunan yeni ve gelecek adına güzel umutlar veren bir arkadaşı ve kitabını tanıtmak istedik, farklı düşünceler, farklı amaçların bu kadar hakim olduğu bir zaman da güzel düşünceleri ve yapılan adımları desteklemek gerek ve Emine KAHRAMAN Emine Hanım'ın, İntikam İmtihan adlı kitabını destkelemenizi rica ediyoruz, kitap yurdunda da mevcuttur, belki alıp okumak istersiniz 😊 kendisini tekrar tebrik ediyorum ve başarıların devamını diliyorum.
  • Bugün sevindiğim şeye yarın üzülebilirim. İçimde durmadan değişen, ele avuca sığmayan bir sürü duygu. Kara kara düşünceler, derken bir öfke; ağlamaklı bir haldeyken, birdenbire taşkın bir sevinç.
  • 168 syf.
    ·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabımız Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü ile başlıyor:

    "Biz daima hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cür'et gösteren adamlar olmalıyız."

    Hakikat dediğimiz ancak bilim ile, araştırma ile, düşünceler üreterek ilerleme yolu ile elde edilir. Muazzez İlmiye Çığ da tıpkı Ata'mızın açtığı bu yolda ilerleyen, ülkemizin en kıymetli bilim insanlarından biridir. Hem Sumeroloji alanındaki çalışmaları hem de bu çalışmaları kaleme alarak halka ulaştırması bakımından Türkiye'nin en önemli sumeroloğudur.

    Muazzez hocanın Sumer tarihine sağladığı katkıların yanı sıra üzerinde fazlaca durduğu bir konu vardır ki o da Türkler ile Sumerlerin bağlantılı olma ihtimalleridir. Bu konuda yazmış olduğu Sumerliler Türklerin Bir Koludur adlı kitabında Türkler ile Sumerlerin kültür ve uygarlık alanındaki benzerlikleri ile dil yapılarındaki benzerlikler ve hatta aynılıklar üzerine fazlaca araştırma sunmuştur. Bu kitapta da yine aynı şekilde Tufan efsanesinin hem Sumerlerde hem de Türklerdeki versiyonlarını aktarmıştır.

    Kitap daha önce bu alanda hiç okuma yapmayanlar için ilk başta Sumerliler'e ait çok kısa bilgi verdikten sonra tufan öykülerine geçiyor.

    İlk olarak Tevrat'ta bu öykünün geçtiği bölüm verilmiştir. Tufan öyküsü burada oldukça detaylı bir şekilde hikâyelenmiş. İnsanların zorbalıklarına dayanamayıp onları yarattığına pişman olan yüreği acı dolu Tanrı onları yok etmeye karar verir. Bu kararını çok sevdiği Nuh'a bildirir. Bir gemi yapmasını tarif eder ve içine hayvan türleri ile ailesini almasını öğütler. Ardından 40 gün 40 gece süren tufanı meydana getirir. Tufan sonrası kurtulan Nuh Tanrıya kurban keser ve Tanrı bir daha tufan yapmayacağına dair bulutu ve yayı (gökkuşağı) üzerine yemin eder. Fakat hikaye kendi içinde zamansal öğeler bakımından tutarsızlıklar içermektedir. Bu da bana göre Tevrat'ta zaman içerisindeki değişimlere örnek olabilir.

    Sonrasında Kur'an'da geçen birkaç tufan ve Nuh ayetleri verilmiştir. Ayetler bilindiği gibi farklı surelerde dağınık halde yer almaktadır. Yalnız burada dikkat çeken nokta hikayenin bütünü ile alakalı değil, daha çok toplumun sapkınlığı ve Nuh'un da bu durumda çaresiz kalışı ile Tanrı'nın müdahalesinin gelmesi ile alakalıdır. Kur'an'da Allah'ın yapacağı tufanı Nuh'a bildirmesi, gemi yaparak tüm hayvanlardan birer çifti ve kendisine inananları gemiye alması, şiddetli bir tufan ile tüm insanların boğulması anlatılmıştır. Tufan olayı Tevrat'taki kadar detaylı şekilde Kuran'da yer almamaktadır. Kur'an daha ziyade, sonraki toplumların geçmişteki bu olaydan ibret alarak toplumsal ilişkilerini, inançlarını, davranışlarını buna göre düzenlemesini öğütleme yoluna gitmektedir.

    Daha sonra Mezopotamya'daki tufan öykülerine sıra geliyor. İlk olarak Yeni Babil'de yazılan destandan bahsedelim. Herkesçe bilinen Gilgameş destanının bir bölümünde bu Tufan ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Ölümsüzlüğü arayan Gilgameş bunun yolunu öğrenmek için yeryüzündeki tek ölümsüz olan Utnapiştim'i bulmak için çeşitli serüvenler yaşar. Onu bulduktan sonra ise bunun insanları bir tufanda yok eden tanrılar tarafından yalnızca Utnapiştim'e (anlamı, yaşamı buldu) verildiğini öğrenir.
    Destana göre tanrılar insanları tufanda yok etmek için mecliste karar alır fakat neden yok etmek istediklerine dair bir bilgi yoktur. Tanrı Ea bu durumu Utnapiştim'e rüya aracılığı ile aktarır. Ona kendini kurtarması için yapması gereken geminin nasıl ve hangi ölçülerde olacağını ve o gemiye bütün canlılardan alması gerektiğini öğütler. Tabletlerde geminin yapımı ve bu esnada işçilere ne tür imkanlar sunulduğu detaylıca anlatılmıştır. Tufan sonrası Utnapiştim ve karısına Tanrı Enlil tarafından ölümsüzlük verilir.

    Bu hikaye ile Tevrat'taki Tufan hikayesi arasında iki benzer kısım dikkatimi çekti. Birincisi tufan sona erdikten sonra karaya çıkma kararı vermek için üç defa farklı türlerde kuşun doğaya salınarak geri dönüp dönmediğinin kontrol edilmesi, ikincisi ise tanrının/tanrıların bu tufandan daha sonra pişman olarak bir daha tufan yapmama kararı alması. Bu tarz bir bilgi Kur'an'da yer almıyor. İslamdaki Tanrı diğer dinlerdeki tanrılar gibi pişmanlık, üzüntü, kararsızlık, kıskançlık gibi duygulara sahip degildir, haliyle de İslam'a göre bu olaydan Allah'ın pişman olması şöyle dursun; tam tersi, toplumların bu olaylardan ders alması ve kendi sapkın hareketlerinden pişmanlık duyması gerekmektedir. Bir diğer önemli husus ise ölümsüzlük olayıdır. Tevrat'ta tufan sonrası Nuh'un ölümsüzlüğünden bahsedilmezken Kur'an'da kendisine 950 yıl daha ömür verildiği yazar. Utnapiştim'in sahip olduğu ölümsüzlük anlayışı ile bu denli uzun bir yaşam yakın anlamlı sayılabilir.

    Bir de Eski Babil'deki Tufan efsanesine bakalım. Buna göre insanların çoğalmasından ve yaptıkları gürültüden rahatsız olan tanrılar onlara belirli zamanlarda salgın hastalıklar, kuraklıklar, açlıklar vs göndererek onları öldürüyor ve azalmalarını sağlıyor. Fakat insanlar çoğalmaya ve gürültüye devam ediyor. En sonunda tanrılar tufan yaratarak buna bir son vermeye karar veriyor. Burada yine tanrı Enki bu kez ismi Atrahasis olan kişiye tufanı bildiriyor ve yapacağı gemiyi tarif ediyor. Geminin yapımı ve halkın çalışmaları destanda anlatılıyor. Diğer destanlarda olduğu gibi tufanın büyüklüğü tanrıları yine korkutup pişman ediyor ve sunulan kurbanlar sonucunda tanrılar sakinleşiyor. Bu destanda, tabletler çok kırıklı olduğu için tufandan nasıl kurtuldukları, karaya nasıl çıktıkları ve Atrahasis'in ölümsüzlük alıp almadığı okunamıyor.

    Bu üç destanda benzer nokta ise şudur: Tevrat'ta pişman olan tanrı bir daha böyle bir tufan yaratmayacağına dair yay ve bulut yani gökkuşağı üzerine yemin ediyor. Yeni Babil efsanesinde Doğum Tanrıçası Beletili, Eski babil efsanesinde yine doğum tanrıçası Nintu boyunlarındaki Lapis Lazuli (lacivert taş) üzerine yemin ederek pişmanlıklarını ve üzüntülerini belirtiyor. Bu efsanelerdeki tanrılar görüldüğü gibi öfkesine kapılıp afetler yaratabiliyor fakat sonrasında bundan pişmanlık ve üzüntü duyabiliyor. Bu bağlamda buralardaki tanrılar tıpkı insanlar gibi duygusal yapıya sahipler.

    Şimdi gelelim Sumerlere. Maalesef ki Sumerlerdeki tufan efsanesi ile ilgili tabletler çok kırıklı olduğu için detaylı bilgi elde edilemiyor fakat okunduğu kadarıyla burada da tanrıların bir tufan yaratacağını farklı fikirdeki bir tanrı Kral Ziusudra'ya bildiriyor (anlamı, yaşam günleri uzun olan) Oluşan tufanın büyüklüğü, 7 gün 7 gece sürüyor, sonrasında yine tanrılara kurbanların sunulduğu ve nihayetinde kral Ziusudra'ya tanrılar gibi ölümsüz bir yaşam verildiği anlatılıyor.

    Yazılı kaynaklara sahip en eski uygarlık Sumerler olduğuna göre tufan efsanesinin, her ne kadar detaylı anlatımına sahip olunmasa da, bu uygarlıktan doğduğu düşünülebilir. Tabletler çözülene kadar tufan olayının sadece semavi dinlerde anlatıldığı sanılmaktaydı. Fakat bilim yol açtıkça, daha eski tarihler aydınlandıkça gerçekler farklı yönde şekillenmeye başladı. Bunun en güzel örneklerinden biri de işte bu Tufan efsanesidir.

    Tüm bunların dışında benzer hikaye Batı'da Yunan efsanelerinde de vardır. Buna göre günahkar insanlara kızan Zeus bir tufanla onları yok etmeye karar verir. Tanrı Prometheus oğlu Deukalion'a bu kararı bildirir ve ona kurtulması için bir tekne yapmasını önerir. Zeus ile Poseidon tufanı birlikte yaparlar. Deukalion ile karısı kurtulur ve sonra Zeus'tan yeni insanlar yaratmasını isterler. Zeus kabul eder ve insanlar tekrar çoğalır. Görüldüğü gibi efsanelerin varlığı sadece doğu ile sınırlı değildir.

    Gelelim birtakım bilimsel görüşlere. Bazı bilim insanları son buzul çağında eriyen buzulların Ege ve Marmara denizlerinin sularını yükselterek Karadenize taşmasını; bir kısmı ise Dicle ve Fırat nehirlerinin sularının taşması ile oluşan afeti tufan olarak nitelendiriyor.

    Bunun dışında bir de Türkler ile Sumerlerin bağlantılı olduğunu düşündüren olaylar vardır. Bu görüşe göre, Türkistan'da 20 bin yıl önce Türkler yaşıyordu. Ve bu bölge irili ufaklı göllerle kaplıydı. 12 bin yıllarında buzulların erimesi ile oluşan su taşkınları Aral ve Hazar Denizlerinden Karadeniz'e ve Anadolu'ya kadar yayıldı ve bu bölge insanlarından kurtulanlar da göç etti. Mağara resimleri ve arkeolojik buluntular bunları kanıtlar niteliktedir. Bu göç edenlerin Sumerler olduğu tufan efsanesine bakılarak yorumlanmaktadır. Zira bu tarz afetler böyle efsaneleri üretmek için oldukça elverişli görünüyor.

    Şimdi bir de Türk efsanelerindeki benzerliklere bakalım. Muazzez hocanın üzerinde en çok durulmasını istediği konu budur. Çünkü o da Atatürk gibi, Sumerler ve Türklerin aynı koldan geldiğine inanmaktadır.

    Türkmenlerde tufan olacağı bilgisi bir keçi tarafından insanlara bildiriliyor. Kuvvetli doğal afetler peş peşe geliyor, 7 gün 7 gece sürüyor, 7 kardeş gemi yapıp hayvanlardan birer çift alıyor, tufanın bitip bitmediği de doğaya kuş türlerinden üçer defa salınarak anlaşılıyor.

    Altaylarda ise, tanrı iyi kalpli Nama adındaki bir erkeğe tufanı haber veriyor. Nama üç oğluna bir sandık yapmasını söylüyor ve ölçülerini belirtiyor. Ardından tufan şiddetle kopuyor. 7 gün 7 gece sürüyor. Sandığa çeşitli hayvanlar alınıyor. Tufanın bitip bitmediği de doğaya dört defa farklı türde kuşlar salınarak anlaşılıyor. Sonrasında insanlar çoğalıyor ve Nama da oğlunu alarak göğe çıkıyor ve yıldız kümesine dönüşüyor. Yani o da ölümsüz oluyor.

    Kazaklarda ise insanların işledikleri günahlar yüzünden bölgeyi su basıyor. Nuh bir gemi yaparak halktan bazı insanları ve hayvanlardan birer çifti alarak kurtuluyor ve tufan 7 gün 7 gece sürüyor, en nihayetinde de Cudi Dağı'na oturuyor.

    Bunlara göre, tüm efsanelerdeki ortak noktalar; tanrının/tanrıların insanlara kızması ve cezalandırma kararı, bu kararın içlerinden değerli bir kişiye bildirilmesi, yeri göğü kaplayan sular, fırtına, tufan, kurtuluşun bir gemi ile gerçekleşmesi, karı kocanın kurtulması ve uzun yıllar yaşama ya da ölümsüzlük hakkı kazanması şeklindedir. Benim görüşüme göre bu kadar fazla benzerlik uygarlıklar arası kültürel etkileşimi, destanların toplumlar için fazlasıyla ilgi çekici ya da korkutucu olmasını, bu korkutuculuk sayesinde de ders çıkarma eğilimini ortaya koyuyor.

    Efsaneler ile ilgili anlatımlar burada bitiyor. Karşılaştırma yapılabilmesi adına destanlardan uzunca bahsetmek istedim. Çünkü bu konuda pek çoğumuz bilgi sahibi değiliz. Bu sayede bu konularda ilgi uyandırmak isteyen Muazzez hocaya bir nebze katkı sağlamayı amaçladım.

    Kitabın devamında ise, yine Türk-Sumer bağlarını ispatlamak adına farklı bilgiler sunulmuştur.

    Sonraki bölümlerde Sumerlilerdeki yer adları ile Orta Asya ve Anadolu'daki yer adları arasındaki benzerlikler verilmiştir. Türkistan, Mezopotamya ve Anadolu'da aynı ve benzer adlar vardır. Çeşitli bilim insanlarının yaptığı araştırmalardan örnekler vererek Türk dili ile Sumer dili arasında benzerlikler olduğu belirtilmiş ve yine kelimelerden örnekler sunulmuştur. Dede Korkut Destanları ile Gilgameş Destanı arasındaki pek çok benzerlik de yine örneklerle anlatılmıştır.

    Son olarak Sumer ve Türk efsanelerindeki diğer benzerliklere yer verilmiştir. Örneğin yeryüzünün ve insanın yaratılışı, yeraltı ve cennet ırmakları, güçlü kuş ve kartal motifleri, büyük hayat ağacı motifi, yılan motifi, kutsal 7 rakamı, kağanların ve kralların gücünün Tanrı tarafından verildiği inancı, dağların kutsal sayılması, Tanrıça İnanna'nın evlilik olayları ile Tanrıça Acun'unki arasındaki benzerlikler, İnanna ve kocası Dumuzi'nin bahar ayında yeryüzünde birleşerek bolluk bereketi getirmesi ile Hıdırellez bayramı ya da Oğuz Han Günü arasındaki benzer motifler gibi.

    Fakar benim en çok ilgimi çeken benzerlik; Türklerin de Sumerlerin de zaman kavramını, Tufandan Önce ve Tufandan Sonra diye ikiye ayırmış olmalarıdır.

    Tüm bunların ışığında ve kendimizce yapacağımız geniş çaplı araştırmalar ile Ata'mızın istediği gibi hakikatlere ulaşabilir, öncelikle yaşadığımız toplumun sonrasında ise etkileşimde bulunduğumuz diger toplumların gelişimine fayda sağlayabiliriz. Uygarlıklar doğar, gelişir ve yok olur. Fakat gelişim dur durak bilmeden yoluna devam eder diyerek incelemeyi sonlandırıyorum.

    Ve her ne kadar beni duymasa da Muazzez Hoca'ya çok ama çok teşekkür ediyorum.

    Sonsuz olsun benim Minik Dev Kadın'ım...
  • 382 syf.
    ·7 günde·10/10
    Tanpınar’ın Türk halkının sahip olduğu en güçlü yazarlardan biri olduğunun kanıtı bu kitaptır. Üslubunun kıvraklığı, akıcılığı, kullandığı kelimeler, yansıtılan düşünceler, geçirdiği hislerin tarifi yok. Hayatta ne olursa olsun, neyle karşılaşılırsa karşılaşılsın pes edilmemesi gerektiğini, umutsuzluklardan korkulmamasını aksine üzerine giderek sabretmeyi bilinmesi gerektiğini öğrendim ben. 2. kez okudum ve 2. kez yine aşık oldum, büyülendim, tutuldum.
    Sen kesinlikle rafın en harika köşesinde durmayı hak eden hatta çerçevelettirilmeye layık olan bir kitapsın. Teşekkürler Tanpınar.
  • Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı.
  • Sizce insan nedir. Bir tanımıni yapabilir misiniz.

    Düşünceler fikirle zenginleşir