MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, Aforizmalar'ı inceledi.
 24 May 15:44 · Kitabı okuyor · Beğendi · 8/10 puan

Halil Cibran'ın hayat düşüncesinden süzülmüş özlü sözlerinin yer bulduğu ve ve bu özlü sözlerle birlikte hayata bakış açısını, derin düşüncelerini, insanın özünün iki tarafını, hayata dair yaşanmışlıklar ile duygu ve düşüncelerini yansıttığı Aforizmalar adlı eseri insanı düşünmeye sevk ediyor.

Yunus, bir alıntı ekledi.
24 May 14:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Eğer hükümran olmak istiyorsanız, insanları itaat etmeye ağır ağır alıştırın; bir gün itaat onların doğası haline gelecektir. O zaman boyun eğmeyi kendileri isteyecek, onları özgür kılmaya çalışanın gırtlağını keseceklerdir. Onları düşünmeye sevk eden durumlardan daha tehlikeli bir şey olmamasının nedeni işte bu noktanın altında yatmaktadır."

Köle, Hans Kirk (Sayfa 166 - Yordam kitap)Köle, Hans Kirk (Sayfa 166 - Yordam kitap)
Hakan Kaçmaz, Kabil'i inceledi.
23 May 22:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Tarih içinde şimdiki zamana yolculuğunun çarpıcı bir örneğini inceleme fırsatı sunulmuş şahane bir eser.
Var oluş ve yok oluşun aynı anda anlatıldığı, iyi ve kötünün göreceli bir şekilde betimlendiği, tarih boyunca kavimlerin, peygamberlerin başından geçen farklı bir bakış açısıyla anlatıldığı, insanı düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden, soru işaretleri ile dolu tadı damakta kalmış bir çırpıda biten bir roman.

M. Emin Çevik, Şizofren'i inceledi.
22 May 20:07 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazen hiç tanımadığımız yazarların kitaplarına haklı olarak önyargıyla yaklaşırız. O kadar çok okunan, övülen yazar varken neden bir risk alayım da paramı bilmediğim bir yazara yatırayım diye düşünürüz. Ben bunu yaparım bazen, risk alırım, çünkü kimsenin keşfetmediği yerlerde gezinmek hoşuma gider, zevk alırım. Bu kitabı da "şizofreni hastalığı"na olan merakımla birlikte ve aklımdaki bu düşüncelerle sipariş verdim. Kitap 248 sayfaydı fakat benim elimde yaklaşık 6 gün süründü. Bu kalınlıktaki bir kitap 2 günde rahatlıkla okunabilir fakat içerisinde bulunan kelime oyunları, konu çokluğu, duygu geçişleri, anlatım yoğunluğu beni düşünmeye sevk etti. Bu kitap iyi anlamda yordu beni. Yani bahsettiğim sürünme kötü anlamda değil, bence bu tür kitaplar aslında daha çok okunmalı. Kitapta şizofreni hastalığından, tımarhanedeki ayrıntılara, 1980 darbesinden, sağcı-solcu meselelerine, aşktan ihanete, varoluşçuluktan felsefeye, kapitalizmden sistem eleştirine (daha çok akıl hastalıkları üzerinden) her şey o kadar birbirleriyle ilintili, o kadar kol kola anlatılmış, o kadar yoğun anlatılmış ki "ben daha önce hiç böyle düşünmemiştim" dedirtiyor. Yazarın anlatımı Türkçenin zenginliğini, farklı cümle kalıplarını da gösteriyor bize ve "o kadar boş kitap ve yazar varken bu yazar neden tanınmamış ki" düşüncesini malesef oluşturuyor. Tabi şunları da objektiflik adına söylemeden geçemeceğim ki kitapta, yazarın yeni olmasından kaynaklandığını düşündüğüm çelişkiler de yok değildi. Kitabı bitirdikten sonra farkedilecek kadar -en azından bende öyle oldu- küçük çelişkiler... Ve kitaptaki uzun şiir ayrıntıları da hikayeden koparıyor insanı, bu da eksi bir yanı bana sorarsanız. Diğer bir yandan kitabın baskısı kaliteliydi ve ben ki yazım hatalarına çok dikkat eden birisi olarak hiç yazım ve baskı hatasıyla karşılaşmadım, fiyatı da bu kadar sayfalık bir kitap için gayet makul. Bu kitabı bitirdim ve yazarın diğer kitabı olan "Palyaçonun Listesi"ni kitap listeme ekledim, en yakın zamanda alıp okumayı düşünüyorum. Sonuç olarak "Şizofren" kitabından gayet memnun kaldım. Hatta "çok satanlar" listesine giren bazı kitaplardan bile çok sevdim (en çok çizdiğim kitap olabilir). Alıp okumanızı öneriyorum. Son olarak iş işten geçmiş fakat bu kitabın isminin "Şizofren" değil de "Deli" olmasını daha çok isterdim. Çünkü kitapta doğu ve batı kültürüne göre deliliğin anlaşılmasına değinilmiş ve doğu kültürü övülmüş. "Şizofren" akılda batıyı daha çok anımsattığı için "Deli" ismi bu kitaba daha uygun olabilirdi. Umarım alıp okursunuz kitabı, şimdiden beyin fırtınalı iyi okumalar.. :)

Bu hoca okuyup anlatsın biz e o en iyisini bilir o söylemiş ise vardır bir bildiği diyenlere sesleniyorum . Sizin aklınız yok mu ? Siz düşünmeyi bilmiyor musunuz? Allah size o akılı niye verdi ? Sizi düşünmeye sevk ediyorum.

Yusuf, Dünyanın Istırabı Üzerine'yi inceledi.
21 May 20:01 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bu eserde Schopenhauer'in felsefeden sanata, kadınlardan kitaplara kadar bircok farklı konudaki görüşlerini okuyoruz. O yüzden sanki derleme bir kitapmış izlenimi oluşturuyor. Ama kitabın orjinalini okumadığım için bu konuda kesin konuşamıyorum. Kitapta bahsedilen konularla ilgili aldığım notları ve eleştirilerimi sizinle paylaşmak isterim.

Schopenhauer'e göre yaşamak surekli bir çatışma, sürekli bir hareket içinde olmaktır. İnsan yaşadığı sürece arzu ettiği dinginlige tam manasıyla asla kavuşamayacaktır. Onun icin dünya insanların ıstırap ve acı çekerek ömürlerini geçirdikleri bir mekandır ve cehennemden farksızdır. Bu dünyada gerçek mutluluğa kavusmak mümkün değildir çünkü yaşamak acı çekmek demektir. İnsan acıdan ise ancak öldüğünde kurtulabilir. Ona göre insan öldüğünde benliği yok olur ve o gerçek özü olan istenç halinde varolmaya devam eder. Schopenhauer'a göre her varlık istencin aldığı formlardır ve varlıklar yok olup dağılmaya mahkumken istenc ezeli ve ebedidir. Ona göre istenç akıldan önce gelir ve aklı kendi aracı olarak kullanır. İstenç metafiziksel bir karaktere sahipken akıl ise beynin bir fonksiyonu olduğu için maddi bir karakter taşır ve ölümle birlikte yok olur. Geride sadece bilincsiz istenç kalır ve insan için ölümden sonraki tek varolma şekli de bu bilinçsiz varoluştur. Ama bu tür bir varoluşun değersizligi Jung'un da sözleriyle şöyle ortaya koyulabilir: "Bilincin olmadığı yerde, pratik anlamda bir yaşam yoktur, çünkü dünya ancak bir psişe (ruh) tarafından bilinçli olarak düşünüldüğü ve bilinçli olarak ifade edildiği sürece varolabilir. Bilinç varolmanın en koşuludur." Jung bu sözleriyle bilincsiz bir varoluşun pratikte yokoluştan hiçbir farkı olmadığını anlatmak istiyor ki ben de buna katılıyorum. Jung aklı varoluşun bir önkoşulu olarak ortaya koyarken, Schopenhauer ise aklı insanı özüne yabancılaştıran ve onu ızdıraba mahkum eden bir unsur olarak yorumlar ve bilinçsiz bir varoluşu tercih eder.

Schopenhauer'in kadınlar hakkındaki görüşleri ise oldukça çağdışıdır. Schopenhauer kadını aklen çocukla erkek arasında ara bir basamak olarak görür ve böylece onun akli melekelerinin sınırlılığını ve erkeğin ona zihinsel olarak üstünlüğünü savunur. Ona göre kadının görevi sadece iyi bir eş olmak ve çocuk doğurmaktan ibarettir. Entellektüel alan sadece erkekler aittir.

Schopenhauer'e göre sanat varlıkların biçimini değil onların ideasını ya da özünü bize sunmaya calısır. Onun için asla bicimi birebir aktarmaya çalışan bir taklit olmamalıdır. Böylesine bir taklit aslında sanatsal olarak da yüksek bir değere sahip değildir. Eğer böyle olsaydı gerceğine oldukça benzer olan balmumu heykeller en büyük sanat eserleri olurdu. Schopenhauer'in sanatı ideaya ulaşma ve onu aktarmaya calışma olarak yorumlaması makul ve mantıklı görünüyor.

Kitapla ilgili son söz olarak şunu söyleyebilirim ki Schopenhauer'in kitaptaki çoğu görüşüne katılmamakla birlikte onları ilginç buldum. İnsanı üzerlerinde düşünmeye sevk eden bu aykırı görüşler sırf alışılmamışlıkları ile bile insanda ilgi ve merak uyandırıyor ve daha çok okumaya yönlendiriyor.

Edip Yüksel ile ilgili düşüncelerimi bir başka kitap paylaşımında söylemiştim. Kısaca tekrar söyleyeyim; din konusundaki fikirlerine katılıp katılmamanın yanında, düşünmeye sevk eden biridir. Hadis kitaplarının reddedilmesi ve Kuran'ın 19 sayısı üzerinde bir matematiksel düzende olduğu gibi alışılmış düşüncelerin dışında kalan, uçuk fikirleri var. Düşüncelerinin yarıdan fazlasına katıldığımı söyleyebilirim. Politik paylaşımları da oluyor sürekli, ciddiye almıyorum o yönünü açıkçası. Bu kitapta 25 tane soru ve cevaplarını vermiş. Soruları tek tek yazmaya gerek duymadım bu sefer. Bazıları benim de ilgimi çekti (Allah'ın isimleri gibi), bazılarını da gereksiz buldum ("şeyhi olmayanın şeyhi şeytan mıdır?" gibi).

cicoretti, Kahve Öyküleri'ni inceledi.
13 May 23:51 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Iskocya Sokagi serisinin ikinci kitabı. Karakterlerimiz ilk kitapla ayni , yine günlük hayatlari anlatirken çok güzel ve bazen de düşünmeye sevk eden tahlillerin olduğu, okuması çok keyifli bir kitap. Bu seriyi severek okumaya devam edeceğim.

Abdullah Aktan, İnsan Neyle Yaşar'ı inceledi.
12 May 15:50 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 8/10 puan

İnsanı düşünmeye sevk eden hikayelerden oluşuyor.

Tolstoy, insanın sevgiyle yaşadığını; açgözlü olmanın ne denli yanlış olduğunu, insanın günah işlememesi gerektiğini ve adaletin illa ki yerini bulacağı mesajını veriyor. Hikayelerde küçük bir kıvılcımın, büyük bir aleve dönüştüğüne şahit oldum. Düşünsenize; küçük bir kıvılcım çıkartıyorsunuz, sonra da yangın oluyor, her yeri yakıp kül ediyor. Kıvılcım çıkarken ya bir ihtiyar devreye giriyordu, ya bir rüya ortaya çıkıyordu.

Küçük bir kıvılcımı büyütmek çocukluk aslında. Sevgisiz olmak, açgözlü olmak çocukluk. Çocuk dediğin; çocuk olmanın verdiği olayla sevgisiz olabilir, küsebilir. Ben merkeziyetçiliği bildiği için kıskanıp, açgözlü olabilir. Bir çocuk kadar olmamak gerekir aslında. Bu mesaj da hikayelerin arasına başarılı bir şekilde serpiştirilmiş.