• Merhaba. Öncelikle uygulamanın kitap okuma ve alıntılar üzerine olduğunu biliyorum ancak akışa düşen, kahramanın bir "selam" lafını bile alıntılayanları, hiçbir katkısı olmayan alıntıları ve iletileri düşününce kendimce farklı konularda yazılar yazmak istedim. Yararlılığı elbette tartışılır tıpkı bazı akışa düşenlerin "gereksiz" olduğunu düşünmem gibi. Benim yazıma da gereksiz deyip geçebilirsiniz. (Benim bazılarına yaptığım gibi.) İyi okumalar diliyorum, herkesin ne yapmak istediğinin ve ne yaptığının bilincinde olması dileğiyle... :)

    İlk yazımı kısa tutacağım, merak etmeyin. :)

    Konuma başlıkta yer alan video klibin ve şarkının kişisel değerlendirmesi diyebilirsiniz ya da daha duygusal düşünürsek bir şarkının genç bir kadına hissettirdikleri. :)
    Size Depeche Mode'u tanıtacak en güzel eserin Enjoy The Silence olduğunu düşünüyorum ve (yabancı müzik sevmiyorum diyenlere yazımın burasında veda edebilirim.) çevirisine şöyle bir göz atmanızı istiyorum. Klipteki ve sözlerdeki edebiliği hissetmenize yardımcı olmak adına.

    Sessizliğin tadını çıkarmak adına neler yapıyorsunuz? Sessizlik anlayışınız nedir? Sevgisizlik, sevgilisizlik, arkadaşlarınızla oturduğunuz bir kafedeki sohbetiniz, kırgınlığınız, öfkeniz, daha çok öfkeniz, gülmeniz, kahkahalarla gülmeniz, okuduğunuz kitap, süpürdüğünüz ev, çığlığınız... Belki de klipteki adam gibi kendi içinizdeki krallıkta (kabul etsek de etmesek de ego denen içimizdeki krallıkta hepimiz birer kralız ve kraliçeyiz, bunu kontrol edebildiğimiz kadarıyla insanız.) diyar diyar tek bir sandalyeyle gezmek daha doğrusu kaçmak, kendi sessizliğinde bir imparatorluk kurmak ve bir şarkı mırıldanmak. Güzel bir sessizliğin tadını çıkarma anlayışı değil mi?
    Bu sessizlik ve kaçış ihtiyacıyla sık sık mücadele ediyorum bazen kendi sessizliklerimi yaratıyorum. (Hayır, tacımı ve pelerinimi alıp gezmiyorum merak etmeyin.)

    Şarkıda geçen çoğu anlamlı cümleyi atlayarak bir cümle hakkında düşündürmek istiyorum sizleri.
    "Kelimeler çok gereksiz,
    Sadece zarar verirler"
    Konuşuyoruz, yazıyoruz, bazen en güzel kelimeleri seçiyoruz ama anlaşamıyoruz. Karşımızda kim olursa olsun hatta ne olursa olsun (kendi kendine ve ergenliğinde posterlerle konuşanlara selam olsun.) kendimizi tacı ve pelerini kapıp gül koklayarak diyar diyar gezmemek için zor tutuyoruz. Her güzel kelimelerin karşılığında duyduğumuz acı sözcüklerin birbirini götürmesi ve elimizde hislerin kalması olarak düşünebiliriz bunu. Hani şu çok anlatacaklarımız varken kelimelerin tükendiği nokta dediğimiz yer olabilir. Bunun üstüne birçok benzetme yapılabilir.

    Düşünmeye sevk eden ve iz bırakıcı bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalışmakla birlikte bana dokunan daha yeri vardır şarkının yine de uzattım farkındayım ancak yalnızlık ve sessizlik tutkunu herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşündüm bu şarkıda. Size sadece bir şarkı dinletmek istedim belki de. :) Okuyan herkese teşekkür ederim. :)
  • Simyacı' yı üçüncü defa okumuş bulunuyorum. İlk okuduğumda on on bir yaşlarımdaydım ve bu eser bana oldukça masalsı, büyüleyici gelmişti. İkinci okuyuşumda lisedeydim ve okurken, uzun süre sevdiği birinden ayrı kalmış bir insanın kavuşma anında hissettiklerine benzer duygular içindeydim. Şu an 25 yaşımdayım. Son okuyuşumda, kişisel menkıbemi sorgulayıp, yüreğimin sesini dinlemek isteği doğdu içimde. Bir eseri güzel yapan şeyin okuyucunun duygularına hitap etmesi, düşünmeye, düşler kurmaya yöneltmesidir diye düşünüyorum. Tekrarında farklı farklı duygulara, düşüncelere sevk eden, ilkin verdiği zevkin dahasını esirgemeyen eserler ise güzellik ifadesinden öte, bir yaşam, bir lezzettir. Simyacı, işte böyle bir lezzet uyandırıyor bende. Bir dahaki sefere görüşmek üzere Santiago..
  • Sonu başlangıçlara gebe kitaplardan, bitse de zihninizde o kadar çok düşüncenin filizlenmesine sebep olup, sizinle beraber yaşayacak kitaplardan Germinal.

    Germinal'i okumuş olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum, sayesinde madenlerde yaşamak, o güç şartlar altında hayatı devam ettirmeye çalışmak ne az da olsa fikrim oldu. Anlamak için yaşamak gerek, sadece fikir edinebildim. Zola, emekçiler ve işverenler arasında son derece gerçekçi ve çarpıcı bir hikaye örmüş. Psikolojik tahlilleri ve karakterlerin tepkilerini çok gerçekçi bir biçimde ele almış, işçi sınıfının içinde bulunduğu haksızlığı kusursuz bir biçimde yansıtırken onları tamamen mağdur ve haklı olarak göstermiyor, aksine onlarında içine düştüğü çatışmaları ve duygu-fikir karmaşlarını çok iyi yansıtıyor.

    Karakterleri de çok sevdim, yazar birbirinden ayrı güçlü karakterler kurgulamıştı. Toplumu yansıtan karakterler. Özellikle Catherine karakteri, kadınların öyle toplumlarda nasıl bir düşünce yapısına sahip oldukları ve öğrenilmiş çaresizlikleri yüzünden çözüm aramaktan uzak, olana razı olan yapılarını yansıtıyor.

    Kitapta en sevdiğim noktalardan biri de, insanların baskı altındayken karakterlerinin nasıl değişim gösterdiği ve toplum psikolojisi ile ne kadar farklı davranışlar sergileyebileceğini çarpıcı bir şekilde görmekti.

    İlk sayfalar akıcı olsa da ortalara doğru hikaye biraz tıkandı ama son sayfalarda büyük sıçrama yaşandı, son elli-altmış sayfayı diken üstünde okudum. Bir çok duyguyu da bir anda yaşadım, Zola her şeyi çok iyi kurgulamıştı, karakterlerin yaşadığı gerilimi öyle güzel aktarıyor ki aynı duyguları paylaşmamak elde değil.

    Germinal'i çok beğendim ancak yazarın fikirlerinin tümünü desteklemedim, son sayfalarda hissedilen olaylar bizi bu noktaya getirdi, suçumuz yok yaklaşımı ve Etienne'in o kadar olaydan sonra çok az ders almış olması.

    Kısacası iyi ki okudum dediğim, ufuk açan, düşünmeye sevk eden kitaplardan.

    Dipnot: Söyleyecek daha çok şeyim vardı çünkü anlatılan çok şey var, yine de yeterli gibi bu kadarı.
  • 1974 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğan Lokman Kurtay, Mersin Üniversitesi Tarih bölümü mezunudur. Kurtay`ın, ilk kitabı "Bellek ve Ölüm", Zîbeq yayınları tarafından 2012 yılında yayımlanarak okuyucuyla buluştu.
    Ölüm, cinnet, intihar ve yalnızlık gibi iç unsurlar şairin en çok dikkat çektiği temalar arasında yer almaktadır. Modern dünyanın mutsuz bireylerinin pesimist yaklaşım ve söylemleri de şairin şiirsel söyleminde aynı ölçüde kendine yer bulmaktadır. Şair, toplumsal yapıyı derinden etkileyen sosyal travmaları kendi politik süzgecinden geçirerek çeşitli olgular karşısındaki tutumunu evrensellik çerçevesinde sunmaya gayret göstermektedir. Şair, kimi zaman dilin normal mantık sınırlarının dışına taşmakta ve kelimelere yepyeni, özgün anlamlar yüklemektedir.

    Bir şair olarak Kurtay, okuyucuyu düşünmeye sevk eder. Şiiri adeta bir beyin fırtınası ve imgeler savaşı alanı olarak kurgular. Bütün öğeleri buna göre seçer ve dizayn eder. Bu açıdan, şiirlerin altyapısının felsefi ve psikolojik bir örgüyle temellendirildiği görülür.

    Son dönem şiir sanatının önemli isimleri arasına girmeye aday olan şairin en özgün tarafı "aykırı" bir üsluba sahip olmasıdır. Kitabın girişinde, “Yatağımın kenarında ölü sözcükler buldum” diye başlayan yazarın kendi ifadelerinden küçük bir seçki yaparsak; Ölüme övgüler yağdırıp, en kötücül, en ölümcül, en derin yalnızlıkları acının kırbacıyla yüzlere şaklatması, sahte ve yapmacık benliklere meydan okuyan bir tavırla yaşama karşı öfke kusması… gibi hayal ve imgeleri, şairin ne denli özgün ve ne denli aykırı bir söylemi şiir dünyamıza kazandırmaya aday olduğunu ortaya koyar.
  • İyi nedir? Kötü nedir?
    Doğru nedir? Yanlış nedir?

    Ahlak ve davranış söz konusu olduğunda; felsefenin tarih boyunca sorduğu bu soruların mükemmel örneklerini barındıran bir kitap Sefiller...

    Okurken sık sık kitabı elinizden bir anlığına indirip, uzaklara daldıran; "sahiden, burada yapılması gereken doğru şey hangisi olabilir ki?" diye içinizdeki sesleri çatıştıran bir kitap Sefiller...

    "Bu adam şimdi kötü mü, yoksa iyi mi? Yoksa sadece bir 'insan' mı? Hepimizin olduğu gibi..." diye insanı çıkmaza sokan bir kitap Sefiller...

    "Toplum düzeni için oluşturulmuş kanunlar mı önce gelmeli, yoksa insan kalbinin sesini dinleyip kendisinin doğru olduğuna inandığı şeyleri mi yapmalı?" diye sorular sorduran bir kitap Sefiller...

    İnsanı geliştiren, düşünmeye sevk eden, hayatın aslında ne kadar ucuz ve acımasız olduğunu gözler önüne seren bir kitap Sefiller...

    Yaşlanmayı beklemeden,
    "Boş vaktim yok" demeden,

    Okunması gereken bir kitap Sefiller...
  • George Orwell’in tarzını güzel yansıtan kaliteli, insanı düşünmeye sevk eden bir kitap. Komünizme ve Kapitalizme çok sağlam bir eleştiri. Gordon karakterinin yaşadığı zorlukları kendi içinizde hissedebilirsiniz. Beğendim, tavsiye ederim.