• Bazen düşünüyorum da dünyaya gelmek bir afetken, sonra bu memlekette, üstelik kadın olarak doğmanın dayanılmaz azabına nasıl tahammül ettiğime hayret ediyorum. Mesela yalnız erkek olsaydım, bugün beni zorlayan ve harap eden eylemlerin birçoğundan bihaber olacaktım.
  • Bazen düşünüyorum da, düşlerimi birleştirerek, kendime kesintisizce akacak ikinci bir hayat kursam ne hoş olurdu; günlerimi düşsel konuklarla, uyduruk insanlarla geçireceğim, acısını da keyfini de yaşayacağım ikinci bir hayat. Öyle bir dünyada başıma felaketler gelir, büyük sevinçler üzerimde erirdi. Ve bana dair hiçbir şey gerçek olmazdı. Ama her şeyin kendine has, muhteşem bir mantığı olurdu, her şey haz verici bir yalanın ritmiyle akıp giderdi, her şey ruhumdan yapılmış bir şehirde olup biterdi, ruhum ise sakin bir trenle içimde çok uzaklara, çok uzaklardaki bir perona gidip kaybolurdu..
    Ve bütün bunlar hem dış hayattaki gibi, hem de Güneşin Ölümü'ndeki estetik gibi açık, kaçınılmaz olurdu...
  • Irkçı değilim milliyetçi değilim öğretmen olduğumu düşünüyorum.
    Sadece kendi kültürüme aşığım ve milletime

    Kurd kurdish ☀️🦚
  • Aşkım numara bende şu an. Ne diyeyim? Bu işi düşünüyorum Bana fikir verir mısınız diyeyim mı düşünelim nokta atışı yapalım aşkım.
  • Üşüyorum..
    Huzur dolu içimde
    Ben Sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi,sana ulaşmak istiyorum Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın
    Beton çok soğuk,üşüyorum..."
  • 154 syf.
    ·1 günde·9/10
    KİŞİLER
    Oğuz
    Macbeth
    Romeo ve Juliet
    Kral Lear
    Othello
    Hamlet

    PERDE I
    SAHNE I
    (Macbeth ve Oğuz sahneye girer.)

    Macbeth: Kim var orada?
    Oğuz: Selam sana Macbeth!
    Macbeth: Sen de kimsin?
    Oğuz: Bu sorunun şimdilik çok bir önemi yok Macbeth, görüyorum ki unuttuğun bir şeyleri yorgun kafanda arıyor gibisin. Hem benim kim olduğumu öğrenip de ne yapacaksın, aklından neler geçiyor? Sence bir insanın kim olduğunu öğrenmek onun adından, yaşından ve nerede olduğundan mı ibarettir?
    Macbeth: Elbette değildir Oğuz, elbette. Hayatta bir insanın kendisine sorabileceği en zor sorudur kim olduğu sorusu. Ben de kim olduğumu bilmiyorum, zaten kimse ölümüne kadar da kim olduğunu bilemez bence. İnsanın doğumuyla ölümü sanki bir çember gibidir, doğumunda bir hırsla doğmuş olan insanoğlu ölümüne kadar da hırstan hırsa intikamdan intikama koşturur durur, ne olur ki sanki sonra... Ölür, unutulur, adı bile kalmaz bu dünyada.
    Oğuz: Evet haklısın, bak benim kitaplığıma... Ölmek, unutulmak ve adının bu dünyadan silinmesini istemeyen değerli insanlarla dolu işte. Seç bir tanesini, belki iyi gelir senin bu iç sıkıntına.

    (Macbeth kitaplığı araştırır, yazarının bulunduğu kısmı iyi biliyordur ve eline aldığı ilk kitap Romeo ve Juliet'tir.)

    Macbeth: Biliyorum bu kitabı, iki tane toy, bilinçsiz ve hiçbir şeyin farkında olmayan gencin aşk hikayesini anlatıyor. Binlerce iyi geceler falan diyorlar birbirlerine. Gece ile gündüzün erkek ile kadın arasında karıştığı zaman dilimlerinde yaşıyorlar. Fakat ben, yani Macbeth, Romeo ve Juliet'ten daha iyi bir kitabım bir kere. Yazarımın olgunluk döneminde yazdığı bir eserim zaten.
    Romeo ve Juliet: Buna bir şey diyen olmadı ki zaten Macbeth, senle dostça anlaşabiliriz diye düşünüyorum. Ben her ne kadar yazarımın erken dönem eserlerinden birisi olsam da unutulmamayı ve her zaman kitaplıklarda yaşamayı hak ediyorum. Benden çok sonra yazılan Antonius ve Kleopatra kitabı her ne kadar siyasi çalkantılar içerisinde daha karışık ve olgun bir aşkı anlatsa da beni de yabana atmamalısın.
    Macbeth: Hayır, hayır, hayır. Seni görmek istemiyorum, bu kitaplıktaki en büyük, en çok okunan, en tercih edilmesi gereken kitap ben olmalıyım. Sizin gibi cıvık aşk hikayelerine tahammülüm hiç yok. O yüzden hançerimin tadına bakacaksın!

    Romeo ve Juliet: Ah! Zaten hiç tutmamıştı bu dünyada şansım! Yine de bitmesin hiçbir zaman bu ölüm dansım!
    (Ölür.)

    Oğuz: Ne yaptın sen Macbeth? Niye öldürdün masum aşıkları?
    Macbeth: Ben hırslarımdan ve intikamlarımdan ibaretim, zaman artık benim zamanım.

    PERDE I
    SAHNE II
    (Macbeth ve Oğuz sahneye girer.)

    Oğuz: Neden, neden yaptın böyle bir şey Macbeth? Gerek var mıydı buna, nedir bu hırsının kaynağı?
    Macbeth: Ben en iyisi olmalıyım Oğuz, en büyük olmalıyım. Kral olmalıyım, ilah olmalıyım! Her şeyin en üstünde ben olmalıyım, herkes benim adımı duymalı, herkes Macbeth demeli, kimsenin ağzından düşmemeliyim!
    Oğuz: Bu kadar hırs ve göz önünde bulunmak doğru mu sence Macbeth? Hızlı yaşayan hızlı ölür derler, bilirsin. Bence doğru bir yolda değilsin, yakında bu hırsınla aklını bile kaybetme olasılığın var.
    Macbeth:
    "Kapılar mı vuruluyor bir yerde? Ne oldu bana?
    En küçük gürültü korkutur oldu beni.
    Nedir bu eller? Gözlerimi oyuyor bu eller!" (s. 33)
    Oğuz: Demiştim ben sana, o eller, o cinayeti işleyen eller hiçbir zaman silinmeyecek aklından. Neden sanıyorsun bu deliliğin kaynağı? Al, sana bir kitap daha vereyim, iyi gelir deliliğe. Yine senin yazarının yazdığı bir kitap bu da.

    (Kral Lear sahneye girer.)

    Kral Lear: İşte! Benim olacak bütün bu dünya... Bütün bu gördüğünüz dağlar, bayırlar, yeryüzü ve gökyüzü. Hepsi Kral Lear'ın adını haykıracak. Benim bunların hepsinin sahibi. Kim olabilir ki bana karşı çıkan?
    Macbeth:
    "İnsana rahat nefes aldırmayan kuruntularla
    Beynimizi bir işkence masasına çevirmektense
    Ölüp rahat etmek daha iyi." (s. 52)
    (Kendi kendine)
    Ama... Ama... Kral Lear'ın hükümdarlığını da kabul edemem ki. Benim, Macbeth'in adının en yukarıda olması gerekirken, Kral Lear kimmiş? Bu kral ilk başta güvenmediği kızından dolayı çöküşlerden çöküş beğenen kral değil mi hem? Kim oluyormuş Kral Lear? O yüzden o da hançerimin tadına bakacak!

    Kral Lear: Ah! Nedir bu her sonda başıma gelenler! Binlerce kez yazılsam da yine binlerce kez ölecek gibiyim. Hiçbir zaman değişmiyor trajedilerin acı sonu.
    (Ölür.)

    Macbeth: Yoldan çıktım artık, düz bir yolda gitmem gerekirken yanlış yolların yanlışlığından önümü göremez oldum. Her yerim karanlıklarla kaplandı, kimse bana yardım edemez artık. Nedir o? Oradan gelen bir ses mi var yoksa? Yok, sanırım benim iç dünyamın sesi bu. Bana alarmlar çaldırıyor bilinçaltım. Her şey boş artık benim için bu dünyada, her şey bir oyuncak gibi oldu artık benim için. Kral olabilmek için daha çok öldürmeliyim ve şu an önümdeki trajedi rakiplerimden sadece 1 tanesi kaldı!

    PERDE I
    SAHNE III
    (Macbeth ve Oğuz sahneye girer.)

    Oğuz: Artık durmalısın Macbeth! Nereye kadar gidecek bu hırsın, bütün dünyayı bir kan gölüne çevirecek kadar iktidar mı istiyorsun? Yetmiyor mu etrafımızdaki iktidarlar, sen de bir yenisi mi olmak istiyorsun!
    Macbeth: Ben artık o bildiğimiz Macbeth değilim, kendimde miyim yoksa başka bir yerde miyim artık bilmiyorum. Sadece şunu biliyorum, aşağılık bir dünyadayım, çoğu zaman kötülüğü baş tacı edip, iyiliği çılgınlık sayan bir dünyada. (s. 78)
    İşte o yüzden çok saçma olmasa gerek yaptığım şeyler. Beni de baş tacı eden birileri çıkacaktır mutlaka Oğuz. Kötülük baş tacı işte bu dünyada, kabullen artık bunu.
    Oğuz: Hayır Macbeth, hayır! Al artık, oku şu kitabı, oku da biraz sorgula kendini artık. Dur de kendine, dur de bütün hırslarına.

    (Othello sahneye girer.)

    Othello: Selam size ey insanlar! Benim en kıskançların kıskancı, benden önce Romeo ve Juliet ile Kral Lear'ın gelip geçtiğini gördüm. Kıskandım doğrusu onları, benden önce öldükleri için. Oysaki onlardan sonra yazılmış en iyi kitaplardan biri de benim, saf düzenin ve iyilik dünyasının yok olmasını anlatırım. Güvensizliklere güveni anlatırım. Salt bir kıskançlık kitabı olduğumu söyleyenlere inanmayın. Yazarımın en iyi kitaplarından biriyimdir ben.
    Macbeth: Bu söylemlere dayanamıyorum artık, hiçbir zaman bunu kabullenemem. Shakespeare deyince insanların aklına Macbeth gelmeli! Eğer tersi yönde söylenen bir şey varsa orada her daim Macbeth olacaktır. O yüzden sen de keskin hançerimin tadına bakacaksın!

    Othello: Ah! Desdemona'm...
    Senin uğruna kandım bütün insanlara, senin uğruna yitirdim bütün insanlığımı.
    Şimdi ise kral hatta ilah olmak isteyen bir kitap tarafından öldürülüyorum...
    Nereye doğru gidecek insanın bu yürüyüşü!
    Tabelalar olmayacak mı bizim yolumuzda hiçbir zaman,
    Ne zaman hırslar yerini masumiyetlere bırakacak,
    Gidiyorum ben de işte, Desdemona'm ile birlikte yok oluşlara.
    (Ölür.)

    Macbeth: İşte bu, artık kral hükmündeyim. Yazarımın yazdığı en iyi trajedilerden sayılan 3 kitabı da öldürdüm. Benden iyi trajedisi kalmadı artık, herkesin dilinde Macbeth adı olacak. Karım olan Lady Macbeth ile krallar ve kraliçelere layık bir hayat yaşayacağız. Kimse bizim adımıza toz konduramayacak! Herkes bizim adımızı bağıracak:
    Macbeth,
    Macbeth,
    Macbeth!

    PERDE I
    SAHNE IV
    (Macbeth ve Oğuz sahneye girer.)

    Oğuz: Bu gidişin gidiş değil Macbeth, ben sana söyleyeyim. Nereden geldiğinin farkında değilsin sen. Romeo ve Juliet, Kral Lear ve Othello kitapları yazılmasaydı belki sen de yazılmayabilirdin. Çünkü yazarının gelişim aşamaları bu kitapları yazmaya bağlıydı. Nereden geldiğinin farkında ol artık Macbeth! Dünyada senden çok daha iyi kitaplar var, sen ne bir kral ne de bir ilah olabilirsin. Yazarının bile böyle bir düşüncesi yoktu, sen kimsin de kitapların kralı olacaksın, nedir seni bu düşünceye sevk eden?
    Macbeth: Ha ha ha, artık zaten bir kralım ben! Soytarılarım dizilin karşıma! Uşaklarım, yemeklerden yemek beğendirin bana!
    Nedir bu sessizlik, nedir bu iç dünyamın dişlilerinin dönüşü,
    Nedendir bu uçurumun kıyısında olduğumu hissedişlerim,
    Yoksa bir insanın oğlu mu beni bu uçurumun kıyısından aşağı atacak?

    (Hamlet sahneye girer.)

    Hamlet: Olmak ya da olmamak Macbeth, işte bütün mesele bu. Sen zamanın kırbacına dayanmaya çalıştın, kral olmak istedin, ilah olmak istedin. Ama hatalarıyla, kusurlarıyla, çelişkileriyle sıradan bir insanın ta kendisiydin. Kimsin sen Macbeth? Kendi düşüncenin soluk ışıklarıyla hangi karanlık yolda yol almaya çalışıyorsun? Bir hedef tutturmaya çalıştığın zaman yüreğinin bütün renklerini kaçırıyorsun. Yenilgilerden yenilgi beğeniyorsun sen Macbeth.

    Bütün meselenin olmak ya da olmamak olduğu yerde sen olmamak tarafında olmalısın Macbeth. Hamlet varken kimdir Macbeth? O yüzden öldürdüğün bütün masum canlar için de hançerin tadına bu sefer sen bakacaksın!

    Macbeth: Teslim olmam sana ey Hamlet, dövüşeceğim senle sonuna kadar. Haydi vur, Hamlet! Dur diyenin canı cehenneme! Yazarımın en iyi kitabı benim, kim ne derse desin bu gerçek değişmeyecek. Başlarım senin olmana da olmamana da!

    (Vuruşarak çıkarlar. Oğuz sahneye girer.)

    Oğuz: İşte... Böyledir insanların savaşı da. Hepsi hırslardan hırs beğenir de birbirlerinin canına kıyarlar en sonunda. Romeo ve Juliet, Kral Lear ve Othello boşuna mı trajedi oldular sanki bu uğurda? Hiçbir trajedinin sonu iyi bitmezdi oysa. Trajedi gibi hayatı olan insanların trajedi gibi yazdığı oyunları olurdu zaten en sonunda... Hey! Kimdir o gelen?

    (Hamlet elinde Macbeth'in yırtılmış sayfalarıyla girer.)

    Hamlet: Hırsıydı ve bir ilah olmak isteyişiydi onu öldüren, o da ölümlerden ölüm beğendi işte sonunda. O zaman bitti benim görevim de bu dünyada. Kimse yaşamayı hak etmiyor artık bundan sonra. Sen Oğuz, sen... Bir tek sen yaşayacaksın bundan sonra. Ama sen de öleceksin bir gün benim gibi. Hem ben yazarımın adını yaşatacağım sonsuza kadar. Peki sen, sen ne yaptın bugüne kadar? Sonsuza kadar adını yaşatabilmek ve olmak ile olmamak çelişkisinde kaldığın zamanların sonucunda ne oldu? Elinde ne kaldı bu oyunda? Oyuncak mı oldun yoksa hayatın koynunda?

    Eh, gidiyorum artık ben de bu dünyadan. İntikamımı aldıysam yazarımın, hiçbir gereği yok artık burada durmamın.
    (Hamlet, hançeri kendine saplar ve ölür.)

    Oğuz: Yine kaldık baş başa kendimizle. Herkes öldü yine dünyanın düzeninde olduğu gibi. Cidden... 150 yıl önce doğmuş hiç kimse bu dünyada yaşamıyor artık. Şu anda doğmuş herkes de 150 yıl sonra yaşamıyor olacak. Nasıl bir düzendir bu, nasıl bir oyundur bu hayatın bize oynadığı? Hırslardan hırs mı beğenmeliyim ölümü tatmak için? İntikam almam gereken düşmanlarım mı olmalı düzlüklere çıkabilmem için? Patikalarda mıyım düzlüklerin tortulaşması gereken? Yokuşlardan aşağı mı gidiyorum yoksa bütün bu oyundaki acizlere benzeyen? Ne yapmalı, ne yapmalı bu insanoğlu?

    (O anda Oğuz, kitap cesetlerinin ortasındayken bir papatya bulur. O papatyanın adı intihardır.)

    Oğuz: Nesin sen?
    İntihar papatyası: Benim. İnsanları intihar etmek ile etmemek arasında bırakan. Yani, intihar etmek ya da intihar etmemek... İşte bütün mesele bu.
    Oğuz: Peki nasıl, nasıl olur bu, ne demek istiyorsun?
    İntihar papatyası: İnsanlar papatya çiçeğini "Seviyorum" ve "Sevmiyorum" kelimelerini demek için kullanır Oğuz. Ben ise bir intihar papatyasıyım, yani insanlar benim yapraklarımı "İntihar et" ve "İntihar etme" şeklinde atar.
    Oğuz: Göster bana!

    (İntihar papatyası yapraklarını atmaya başlar.)

    Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli (İntihar et)
    Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı (İntihar etme)
    Goethe, Genç Werther'in Acıları (İntihar et)
    Albert Camus, Sisifos Söyleni (İntihar etme)
    ...

    Seçim senin.
  • 184 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Türkçede -cık ekinin, geldiği isme kattığı birçok farkı anlamının dışında bir de ''acıma ve şefkat'' anlamı vardır. Kedi değil de kedicik deriz mesela şefkatimizden ya da kitabımızın isminde olduğu gibi insanlar değil de insan-cık-lar deriz acıdığımızdan dolayı. Yolda görürüz mesela elinde eski kirli bir araç çöplerin
    içerisinden helal yoldan rızkını kazanmaya çalışıyor ama ''yazık'' deriz acırız bir çoklarında bulunmayan o şerefli hareketi düşünmeden, ya da sıkıntı içerisinde bir tanıdığımız gelir kapımıza bir miktar yardım ister bizden ''yazık'' deriz yine acırız ama alacağımız kıyafetler elektronik aletler vs. gelir aklımıza ve ''bende de yok ki kardeşim'' deriz yine o insanın bin bir ızdırapla kapımıza gelmiş olabileceğini düşünmeden. Sonra sınıfımızda bir çocuk görürüz ya da sokağımızda
    hem ''yazık'' der acırız hem de üstü başı iyi değil diye şüpheyle bakarız acaba neyin nesi diye, yaşıyor olabileceği sıkıntıların içerisinde hayatta kendine yer bulma çabasına aldırmadan... Asıl acınası olan, insancık olan kimdir acaba; çöp karıştıran, yardım isteyen, hayatta yer bulmaya çalışan o insanlar mı yoksa diliyle ''yazık'' demekten öteye gidemeyen, yapabileceği halde el uzatmayan hatta hakir gören diğerleri mi...

    Kitabı okurken içimden Makar'a şu sözleri söylerken buldum kendi mi? '' Yapma be kardeşim eğme başını, fakirlik utanılacak bir şey değil. Kendini küçük görme kimseden ve yaptığın şeylerin büyüklüğüne bir bak dışarıdaki herhangi bir insanı geçtim, kendi evladına bile bakmayan, sokağa bırakan, onu istismar eden bir çok anne baba varken sen sevdiğin için ne kadar da asil duygular besleyip, onun için çırpınıp duruyorsun, ne kadar diğergamsın bir görsene.İnsan olan sensin, çabalayan sen, tutunmaya çalışan sen, ve karşılıksız iyilik eden sen...ve insancık olan acınası olan onlar; el uzatmayan, hor gören, yalnız kendini düşünenler...”

    Bu kitabın yaklaşık 174 yıl önce yazılmış olmasına rağmen bu denli okunuyor ve büyük izler bırakıyor olmasının sebebi, içinde barındırdığı duyguların, olayların, karakterlerin bu gün de hissediliyor ve yaşanıyor olmasındandır diye düşünüyorum. 21.yüzyılda da olsak fakirlik hala eksiklik olarak görülüyor, yoksul itilip kakılıyor, düşene el uzatmak yerine düşüncesiz tavırlar yüzünden bir tekme daha geliyor ve tüm zorluklara rağmen kalpte yer açtığımız insana karşı muhabbet ve gayret içimizde bir yerlerde duruyor. Kitaptan herkesin kendinden, hayattan bir şey bulacağını düşünüyorum.

    Kitaba, yazarına ve içeriğine gelecek olursak;
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1821-1881 yılları arasında yaşamış dünyaca ünlü Rus roman yazarı. Çocukluğunu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş olan Dostoyevski, eğitimini Petersburg'daki Mühendis Okulu'nda almış sonrasında orduya katılmış ardından da askerlik görevinden istifa ederek edebiyata yönelmiştir.

    İlk romanı olan ''İnsancıklar'' ya da asıl isminin birebir çevirisiyle söylenirse ''Zavallı, Yoksul İnsanlar'' 1846 tarihinde yani Dostoyevski 25 yaşında iken yayımlanmıştır. Roman basılmadan önce dönemin ünlü eleştirmeni Belinski'ye gitmiş ve ünlü eleştirmenden şu söyleri duymuştur;
    ''Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz? Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkan yok...Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız!'' Şair Nikolay Neksarov ise, beğenisini "Yeni bir Gogol doğdu" diyerek ifade etmiştir. Böylece İnsancıklar romanı ile birlikte Dostoyevski'nin edebiyat alanındaki macerası çok hızlı bir şekilde başlamış ve bir anda tanınan bir yazar durumuna gelmiştir.

    İnsancıklar romanı, ilk Rus toplumsal romanı sayılmaktadır. Romanın ana teması ise; acımadır. Kitapta Dostoyevski, o dönemin toplumunun kendine özgü kuralları
    arasında, yaşlı bir katibin (Makar Alekseyeviç), uzaktan akrabası olan öksüz bir kıza (Varvara Alekseyevna) duyduğu aşkı yaşamaya çalışırken içinde sıkışıp kaldığı yoksulluğu konu edinmiştir. Kitap mektuplaşmalardan oluşan mektup-roman tarzı örneğidir.

    Daha önce Dostoyevski okumadıysanız yazdığı ilk kitabı ''İnsancıklar'' ile başlamanızı naçizane tavsiye ederim.

    Kitapla kalın...