• Genç bireylerin duygu, düşünce ve isteklerini açıkça ifade edememeleri ve çatışmadan kaçınmaları bir stres kaynağı. Kendi istekleri ve ailenin istekleri arasında kalmak ve kendisini ebeveynlere karşı borçlu hissetmek, özünde gençlere kendilerini suçlu hissettiren bir durum. Anne ve babanın yaptığı “fedakarlığın” altında ezilme duygusu, gençlerin ergenlikten çıkıp yetişkinliğe geçmelerini de güçleştiriyor.
  • Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.

    Nur/40
  • Onun gözünde insan, sayısız duyu taşıyan bir varlıktı, içinde gizemli düşünce ve duygu mirasları taşıyan, bizzat etinde ölmüşlerin ürkünç hastalıklarının lekesini gizleyen, biçimden biçime giren karmaşık bir yaratık.
  • Onun gözünde insan, sayısız duyu taşıyan bir varlıktı, içinde gizemli düşünce ve duygu mirasları taşıyan, bizzat etinde ölmüşlerin ürkünç hastalıklarının lekesini gizleyen, biçimden biçime giren karmaşık bir yaratık.
    Oscar Wilde
    Sayfa 178 - Can yayınları
  • "Bir kadın olarak doğmak benim korkunç
    trajedim.
    Ana rahmine düştüğüm andan itibaren bedenimde penis ve testisler yerine göğüs ve yumurtalıklar tomurcuklandırmaya; tüm eylem, düşünce ve duygu çemberinin kaçınılmaz kadınsılığımla kesin bir çizgiyle sınırlandırılmasına mahkum edildim.
    Evet, sahnenin dinleyen, kaydeden, isimsiz bir parçası olmaya duyduğum yıkıcı arzularım, hepsi ama hepsi; yol işçileri denizciler ve askerlerle, meyhane müdavimleriyle haşır neşir olduğum, kız olduğum, daima taciz ve tecavüz tehlikesi altındaki bir dişi olduğum gerçeğiyle yerle bir oluyor.
    Erkeklere ve onların hayatlarına duyduğum ilgi, onları baştan çıkarma arzusu ya da cinsel birliktelik davetiyesi olarak yanlış yorumlanıyor. Fakat tanrım, ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum.
    Açık bir arazide uyuyabilmek, Batı'ya seyahat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum..."
  • Abid : Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid.

    Akaid : İslam dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleridir.

    Amentü : Bir oluş, düşünce veya ideolojinin temelini oluşturan değer yargıları.

    Ashab : Peygamber Efendimize iman ederek O'nu gören ve müslüman olarak ölen kimseler.

    Beşeri : Insan eliyle yapılmış doğal olmayan şeyler.

    Bid'at : Sonradan türeyen ve İslam'a aykırı olduğu söylenen uygulamalar.

    Caiz : Dinen veya hukuken yapılmasına müsaade edilen fiilleri ifade eder.

    Dalalet : Sapma, sapıklık, yanlış yolda gitmek.

    Diğergâmlık (İsâr) : Kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etme duygusu.

    Ecir : Yapılan güzel ameller karşılığında Allah'ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.

    Ehl-i Beyt : Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır.

    Farz : Yapılması kat'i delillerle sabit olan ilahi emirlerdir. Farzı terketmek haramdır;işlenmesinde sevap,özürsüz terkedilmesinde ise Allah'ın azabı vardır.

    Fıkıh : Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen addır.

    Gaflet : Cenâbı Hakkı unutmak, dünya telaşı ve meşguliyeti içinde ebedî âlemi, ahireti hatıra getirmemek, madde ve dünya malı içerisinde, nefsî ve şehevî arzular peşinde koşarak manen eriyip gitmektir.

    Galabe : Kişinin üzerinde bulunduğu hâlin kendisini hükmü altına alması.

    Haram : Yapılması kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslûpla yasaklana fiillerdir.

    Haşyet : Endişe duyarak Allah'tan korkmak. Allah (C.C) ün Haşyetullah sıfatı.

    Havf : Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duymak, korkmak.

    Hayâ : İnsanın mahiyetini gösteren gerçek bir alamettir. O, insanın iman kıymetini ve edeb miktarını belirler. İnsanı, yapılması uygun olmayan şeyler de zorlanır bir durumda veya kendisine layık olmayan şeyleri işlerken yüzünün kızardığının farkına varırsan bil ki o diri vicdanlı, temiz ma'denli, zeki unsurlu birisidir. Bir de birinin utanmaz, şuursuz alıp verdiğini umursamayan bir vaziyette görürsen bil'ki o da kendisini günah ve kötülükten alıkoyacak hayadan mahrum ve hayasız biridir.

    Helâl : Şer‘an izin verilmiş, hakkında şer‘î bir yasaklama ve kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder.

    Heva : İstek, nefsin isteği, düşkünlük, gelip geçici olan heves, nefsin zararlı ve günah olan arzuları.

    Hikmet : Sır, gaye, fayda. Faydalı ilim ve salih amel.

    Himmet : Kalbi, iradeyi, duygu ve düsünceyi bir noktaya toplayip, tek hedefe yönelmek.

    İcma : Muhammed (s.a.) ümmetinden olan müctehidlerin Hz. Peygamber'in vefatından sonraki herhangi bir devirde şer‘î bir meselenin hükmü üzerinde fikir birliği etmeleridir.

    İçtihad : Sözlük anlamı, güçlüğe katlanmak ve çaba sarfetmektir. Terim anlamı ise, bir fıkıh bilgininin, şer’î bir hükmü delilinden çıkarmak için çaba sarfetmesi ve bu hususta bütün gücünü kullanmasıdır.

    İhlas : Ferdin, ibadet ve taatinde Cenab-ı Hakk'ı emir, istek ve ihsanlarının dışında her şeye karşı kapanmasıdır.

    İhya : Diriltmek, yeniden can vermek demektir.

    İlmihal : Müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu Müslümanlığın gereğini yerine getirmenin vazgeçilmez şartı durumundaki temel bilgilere ilmihâl denilmiştir.

    İnfak : İnsanın sahip olduğu malını ve imkanlarını Allah yolunda kullanması demektir.

    İntisâb : Tasavvufta, bir tarikata girmeyi, bir şeyhe biat etmeyi ifade etmek için kullanılır.

    İstidrac : Kelime anlamı “derece derece yükseltmek veya indirmek” tir. Bir kimseyi, kendi arzusuna göre bir noktaya kadar götürüp, sonunda felâkete atmaktır.İnsanın nail olduğu bir nimet, eğer onun hakkında hayırlı ise, bu ilâhî bir ikramdır. Eğer o nimet o şahsın kibrini ve isyanını artırırsa bu, ikram değil istidracdır.
  • Abid : Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid.

    Akaid : İslam dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleridir.

    Amentü : Bir oluş, düşünce veya ideolojinin temelini oluşturan değer yargıları.

    Ashab : Peygamber Efendimize iman ederek O'nu gören ve müslüman olarak ölen kimseler.

    Beşeri : Insan eliyle yapılmış doğal olmayan şeyler.

    Bid'at : Sonradan türeyen ve İslam'a aykırı olduğu söylenen uygulamalar.

    Caiz : Dinen veya hukuken yapılmasına müsaade edilen fiilleri ifade eder.

    Dalalet : Sapma, sapıklık, yanlış yolda gitmek.

    Diğergâmlık (İsâr) : Kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etme duygusu.

    Ecir : Yapılan güzel ameller karşılığında Allah'ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.

    Ehl-i Beyt : Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır.

    Farz : Yapılması kat'i delillerle sabit olan ilahi emirlerdir. Farzı terketmek haramdır;işlenmesinde sevap,özürsüz terkedilmesinde ise Allah'ın azabı vardır.

    Fıkıh : Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen addır.

    Gaflet : Cenâbı Hakkı unutmak, dünya telaşı ve meşguliyeti içinde ebedî âlemi, ahireti hatıra getirmemek, madde ve dünya malı içerisinde, nefsî ve şehevî arzular peşinde koşarak manen eriyip gitmektir.

    Galabe : Kişinin üzerinde bulunduğu hâlin kendisini hükmü altına alması.

    Haram : Yapılması kesin ve bağlayıcı bir ifade ve üslûpla yasaklana fiillerdir.

    Haşyet : Endişe duyarak Allah'tan korkmak. Allah (C.C) ün Haşyetullah sıfatı.

    Havf : Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duymak, korkmak.

    Hayâ : İnsanın mahiyetini gösteren gerçek bir alamettir. O, insanın iman kıymetini ve edeb miktarını belirler. İnsanı, yapılması uygun olmayan şeyler de zorlanır bir durumda veya kendisine layık olmayan şeyleri işlerken yüzünün kızardığının farkına varırsan bil ki o diri vicdanlı, temiz ma'denli, zeki unsurlu birisidir. Bir de birinin utanmaz, şuursuz alıp verdiğini umursamayan bir vaziyette görürsen bil'ki o da kendisini günah ve kötülükten alıkoyacak hayadan mahrum ve hayasız biridir.

    Helâl : Şer‘an izin verilmiş, hakkında şer‘î bir yasaklama ve kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder.

    Heva : İstek, nefsin isteği, düşkünlük, gelip geçici olan heves, nefsin zararlı ve günah olan arzuları.

    Hikmet : Sır, gaye, fayda. Faydalı ilim ve salih amel.

    Himmet : Kalbi, iradeyi, duygu ve düsünceyi bir noktaya toplayip, tek hedefe yönelmek.

    İcma : Muhammed (s.a.) ümmetinden olan müctehidlerin Hz. Peygamber'in vefatından sonraki herhangi bir devirde şer‘î bir meselenin hükmü üzerinde fikir birliği etmeleridir.

    İçtihad : Sözlük anlamı, güçlüğe katlanmak ve çaba sarfetmektir. Terim anlamı ise, bir fıkıh bilgininin, şer’î bir hükmü delilinden çıkarmak için çaba sarfetmesi ve bu hususta bütün gücünü kullanmasıdır.

    İhlas : Ferdin, ibadet ve taatinde Cenab-ı Hakk'ı emir, istek ve ihsanlarının dışında her şeye karşı kapanmasıdır.

    İhya : Diriltmek, yeniden can vermek demektir.

    İlmihal : Müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu Müslümanlığın gereğini yerine getirmenin vazgeçilmez şartı durumundaki temel bilgilere ilmihâl denilmiştir.

    İnfak : İnsanın sahip olduğu malını ve imkanlarını Allah yolunda kullanması demektir.

    İntisâb : Tasavvufta, bir tarikata girmeyi, bir şeyhe biat etmeyi ifade etmek için kullanılır.

    İstidrac : Kelime anlamı “derece derece yükseltmek veya indirmek” tir. Bir kimseyi, kendi arzusuna göre bir noktaya kadar götürüp, sonunda felâkete atmaktır.İnsanın nail olduğu bir nimet, eğer onun hakkında hayırlı ise, bu ilâhî bir ikramdır. Eğer o nimet o şahsın kibrini ve isyanını artırırsa bu, ikram değil istidracdır.

    İstihsan : Müctehidin bir meselede, özel bir delil sebebiyle, o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçip başka bir çözümü benimsemesi, ya da iki farklı kıyas imkânı bulunduğunda, ilk bakışta dikkat çekmeyen kıyası (kapalı kıyası) gerekçe birliği açısından daha güçlü bulduğu için açık kıyasa tercih etmesidir.

    İstishab : Daha önce varlığı bilinen bir durumun –aksine delil bulunmadıkça– varlığını koruduğuna hükmetme yöntemidir.

    İtikad : Inanma, gönülden tasdîk etme demektir.

    İtikadi : Iman esaslarını içeren konular.

    Kafir : Allahın varlığına ve birliğine Hz Muhammed(s a s )in peygamberliğine kalbi ile inanmadığını dili ile de söyleyen kimselere denir.

    Kıyas : Naslarda (Kitap ve Sünnet'te) hükmü bulunmayan fıkhî meseleye, aralarındaki illet (gerekçe) birliği sebebiyle, naslarda düzenlenmiş meselenin hükmünü vermektir.

    Kuvve : Fiiliyata dökülmemiş tasavvur.

    Küfür : Bir şeyi örtmek, perdelemek, gizlemek ve nimete nankörlük etmek demektir.

    Mekruh : Şeriatın haram etmediği, fakat zaruret olmadan yapılmasına izin vermediği, zanna dayanan delil ile işlenmesi caiz olmayan iş.

    Mendup (Müstehap) : Peygamber efendimizin (s.a.v) bazen yapıp bazen terkeylediği şeydir. Farz ve vacibin dışındaki sevaplı iş, sevap olduğu bilineniş.

    Mubah : Yapıp yapmamakta serbest bırakılan fiiller. Fıkıh usulünde şer‘î-teklifî hüküm beş kategoride ele alınır. Bunlardan vâcip ve mendup yapılması gerekenleri, haram ve mekruh ise yapılmaması gerekenleri ifade eder. Mubah ise iki gruba da dahil olmayıp yapılması veya terkedilmesi yönünde herhangi bir şer‘î-dinî yükümlülüğün bulunmadığı fiil ve konumu ifade eder.

    Müctehid : Ayet ve hadislere dayanarak hüküm çıkaran İslâm bilgini; İslâm hukukçusu; alim, fakîh.

    Mümin : İnanan, inançlı kimse.

    Münafık : Müslüman olmadığı halde, müslümanları aldatmak için müslüman görünen kimselere denir.

    Müstehap (Mendup) : Peygamber efendimizin (s.a.v) bazen yapıp bazen terkeylediği şeydir. Farz ve vacibin dışındaki sevaplı iş, sevap olduğu bilineniş.

    Müşrik : Allahü teâlâya şirk (ortak) koşan. Allahü teâlâyı mâbûd bildiği hâlde put veya benzeri şeyleri de ilâh, tanrı edinen.

    Nas : Açık ve kesin yargı.

    Re'y : Fıkıh usulünde, hakkında nas bulunmayan konularda ictihadın temeli olarak düşünme yoluyla aklı faaliyette bulunmaktadır.

    Reca : İnsanın, dünya ve âhirette Allah'ın rıza, rahmet, nimet ve sevabını umması; azap, gazap, lanet ve cezasından uzak olmayı, af ve mağfiretine mazhar olmayı arzu etmesi demektir.

    Riya : Kişinin başkalarının kalbinde bir makam veya yanında hiçbir ilahi maksat gözetmeksizin, sadece iyilik, emanet, doğruluk ve din ehli bir kimse olarak şöhret kazanmak için iyi bir amelini veya beğenilmiş herhangi bir özelliğini ya da Hak inancını, düşüncesini insanlara göstermesi ve başkalarına gösteriş yapmasının adıdır.

    Riyakar : Allah'ın değil, diğer insanların rızasını gözeten kişi.

    Sahabe : 'Ashab'ın çoğulu.

    Sıdk : Doğruluk, gerçeklik, hakikat.

    Sünnet : Peygamber efendimizin(s.a.v) farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği ibadetlerdir.

    Şekavet : Kâfir veya fâsık olma, cehennemlik olma.

    Şirk : Ortak koşmak demektir. Tevhid kelimesinin zıddıdır.

    Taat : Allah'ın buyruklarını yerine getirme, ibadet etme.

    Takva : Korunma, sakınma demektir. Yüce yaratıcıya karşı sorumluluk duyarak, her türlü günahlardan kendini korumanın niyet ve gayreti içinde olmadır. Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için, O’nun himayesine girerek emirlerine sımsıkı sarılmak ve yasaklarından da sakınmaktır.

    Tasavvuf : Kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir.

    Tevekkül : Hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmekveondan ötesini Allah'a bırakmak demektir.

    Tevhid : Birlemek Allah'tan başka ilah olmadığına inanmaktır.

    Tevil : Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme, çevri. Yorum. Yorumlama.

    Ucub : Yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. İnsan, kendini beğenince, başkalarından üstün görebilir. Bu üstün görme işi de, kibirdir. Ucubdan kibir doğar.

    Vacip : Yapılması zanni delil ile sabit olan hükümlerdir. Farz kadar kesin olmamakla birlikte kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeydir.

    Vera : Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, ittika. Vera' ile zühd arasındaki fark, vera' şüpheli şeyleri, zühd ise ihtiyaç fazlasını terketmektir. Vera'yı takva karşılığı kabul edenler alanlar olsa da vera', takvanın ileri bir merhalesidir.

    Zahid : Dünyâdan kendini sakınan kimseler.

    Zelil : Hor görülen, aşağı tutulan, aşağılanan zelil.

    Zühd : Hakka yönelmek için dünyadan da âhiretten de el etek çekmek.