Geri Bildirim
  • Görece spoiler içerebilir:

    Akıcı bir kitap, bilindik bir kurgu. Anlattığı toplumun kültürünü içinde yüksek şekilde barındırıyor. Rüstem ve Sührab'a bol bol vurgu yapması, kullandığı kelimelerin seçiciliği bir baba - oğul ilişkisini alttan alttan işleyeceğini gösteriyor. Bu sebepten dolayı Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabıyla da benzer ögeler barındırdığını düşünüyorum. -Hatta sonuna doğru elimde kalan iskeletin aynı familyadan geldiğini düşünmedim değil.- Birçok kişiden farklı olarak duygusal bulmadım. Yaptığı yanlışların sonuçlarını çeken insanların pişman olmalarını acınılacak / üzülünecek bir durum olarak göremiyorum.
  • Kitap inceleme Yazısı

    Kitap adı : Aydınlanma Yazıları
    Yazarı : Prof. Dr. Afşar Timuçin
    Yayınevi : Bulut Yayınları
    Baskısı : 1.Baskı/Nisan 2018/188 Sayfa


    Mevlânâ; “İnsan fikir ve düşünceden ibarettir, geri kalan ise et, kemik, sinir ve sudur” der.
    Fikir ve düşünce ise, evreni ve insanı tanıma, anlama çabası, yeteneğidir.
    Felsefe bu anlamda çok önemli ve gereklidir.
    Yazar, adeta felsefenin anayasası gibi bu kitabında, on farklı makale ile bize aydınlanmanın işaretlerini veriyor. Yani nasıl anlatayım, duygu ve düşüncelerimle olağanüstü bir heyecan duydum.
    Afşar Timuçin, düşünceler tarihini en iyi yorumlayan, yaşanılan çağın insanına öneriler, öngörüler sunan, kararmış vicdanların, umutsuz gönüllerin, ipotekli bilinçlerin ortak yaşam kültürüne nasıl çekilebileceğini keşfetmiş, en anlaşılır filozoflardandır bence.
    Bugünlere nasıl gelindiğini daha iyi kavrayabilmek için, dünya düşünceler tarihini elbette okuyacağız. Fakat günümüze adaptasyonu için, Afşar Timuçin gibi düşünürlere ihtiyaç var.
    Bir filozof sadece felsefe ile yola çıkmıyor. Bilim, sanat, estetik, kültür, metafizik, tarih ve benzeri alanlardan da beslenir.
    Yazarın eserleri; sevgi, barış, umut, denge, sağduyu istasyonu gibidir. Uğrayanlar ihtiyacına göre yakıt ikmali yapabilirler. Aracınız ve güzergâhınız ne olursa olsun, uğramanız önerilir.
    Felsefe nedenleri araştırır, kavga unsuru yaratmaz, kin davası gütmez, hiçbir düşünce, inanç, grup ya da kurumun kolluk ve koltuk gücü değildir. Bu donanımıyla felsefe, diğer bilimlere de yardımcı olur.
    Felsefe; ahlâk, mantık, sevgi, tutarlılık ve sağduyunun buluştuğu bir sosyal bilimdir.
    Aykırı düşünceler, tez ve teorilerle kavga etmez. Onardan da istifade etme anlayışını tercih eder.
    Önyargılardan kurtulma, nedenleri sorgulayarak gerçeğe ulaşma. Sadece sonuca değil, tarihsel sürece ve sürecin halkalarına bakarak karar verme. Değişime istekli ve donanımlı olarak hazır olma…
    Evet bu saydıklarımız felsefenin öğreti ve öngörülerinden bir kısmıdır.
    Kavramları tanımlamak, uzağımızda kalan mekân ve dünyaları, toplumları bir bütün içerisinde konumlandırmak için ter döker felsefe. Kan ve gözyaşına karşıdır.
    Felsefe düşünsel bir bilimdir. Sosyoloji gözlemsel, psikoloji metafizik ve ruhsal, fen bilimleri ise deneysel bir bilim dalıdır. İnsanlık ve toplum ortak fayda alanında birbirlerinden etkilenirler.
    Felsefe insanı etkin ve yetkin bir bilince ulaştırır. Durağan, taklitçi ve bozguncu bir kavrayıştan;
    dinamik bir toplumsal mayaya, katalizör etkenlere destek olur. Duygusal, duyumsal, fikirsel olgunluğa ulaştırır. Hep sorar ve sorgulamaya, sorgulanmaya açıktır felsefe insanı. Kimin neye inandığına, nasıl düşündüğüne takılmaz, sonuçta insanlığa ne sunduğunu gözlemler.
    Bilgi, eylem ve yaşam kuramı geliştirir ve sunar felsefe insanı. Siz ona ister bir bilge deyin, ister usta, ister aydınlanmacı, filozof deyin. Sunduğu ve nasıl anlaşıldığı önemlidir.
    Din ile de çatışmaz felsefe. Yağmurun niye yağdığına, kim yağdırdığına bakmaz. Kime, nereye, nasıl yağıyor, evrene etkileri nelerdir onları gözlemler.
    “Dine neden inanayım?” sorusunu kendine sorarken birey, dinin kapsama alanından çıkarak sorar bu soruyu. Ayakları yere basar ve daha bilinçli inanır ve huzur bulur. “Neden insanlar mutsuzdur?” sorusunu sorarken de toplumu, tüm etkenlerden arınarak kuş bakışı gözlemler ve yorumlar.
    Arı yüzlerce çiçekten polen toplar, kendi özünden salgıyla onu işler ve bala dönüştürür.
    Balın içindeki farklı çiçek özlerini göremez ve ayrıştıramazsınız.
    Fikir ve düşünceler de öyledir. Yüzlerce kitaptan zihnimde biriken bilgi donanımları, bu kitabı da okuyunca, bu cümlelerle sizinle buluşuyor. Neyin nerden nasıl geldiğini ayrıştırmak mümkün değil.
    Düşünceyi inançla tartma ve denetleme, inancı da felsefeyle sorgulamanın, bireyi ne kadar kısırlaştırdığını ancak felsefe okumalarıyla anlayabiliriz.
    Felsefe insan mutluluğunu merkeze alan, özerk bir arayış, sorgulama ve düşünsel bir direniştir.
    Evrensel ahlakın kaynağıdır.
    Toplum ile, iradesini kullanamayan yığınlar arasındaki farkı, bu kitapla daha iyi fark edeceksiniz.
    Felsefe, düşüncenin bazen tohumu, bazen de toprağıdır. İkisine de yön veren, istifade eden insandır.
    Bu kitap ile felsefe dünyasına yelken açan toplumsal bireyler, ögeler; sorunlarının %90ını çözebileceğine inanıyorum. Felsefe makine, ekmek, bina, gıda üretmiyor, istihdam yaratmıyor elbette. Fakat bu süreçleri daha verimli ve hızlı hale getiriyor.
    Tüm insanlığın, ortak bir yaşam medeniyetinde buluşması dileğiyle, iyi okumalar.

    13.05.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozdeyis
  • 1933'te yayımlanan Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı'nda Reich, zorlayıcı cinsel ahlak, aile ve otoriter devlet arasındaki ilişkiye dair en parlak görüşlerini ortaya koydu. Faşizm incelemesindeki temel soru, liderliği çalışan kitlelerin çıkarlarına karşı olan bir partiyi insanların neden destekledikleriydi. Bu sorunu ele alırken Hitler'in otoriter diktatörlüğünü destekleyen her toplumsal sınıf içindeki öğeler arasında önemli ayrımlar yaptı. Küçük çiftçiler, bürokratlar ve orta sınıf, ekonomik durum açısından farklı oldukları halde aynı aile durumunu paylaşıyorlardı -Reich'in daha önce ileri sürdüğü gibi tam da otoriter kişiliği üreten durum-. Bu aile durumu aynı zamanda milliyetçiliği ve militarizmi de destekliyordu. Anavatan ve ulus gibi düşüncelerin duygusal özünün anne ve aile düşünceleri olduğunu ileri sürüyordu. Ancak, işçi sınıfı bir süre daha gevşek aile düzenlemeleri sergilemiş ve böylelikle uluslararası işçi hareketine yöneldiği kadar milliyetçiliğe yönelmemişti. Öte yandan, orta sınıfta, aile gerçekten de minyatür bir ulustu ve anne çocuğun anavatanıydı. Reich, Nazi Goebbels'den alıntı yapıyor: "Ülkenizin hayatınızın anası olduğunu asla unutmayın." Anneler Günü'nde Nazi basını açıklama yapıyordu: "O -Alman Anası- Alman ulusu düşüncesinin tek taşıyıcısıdır. Anne' düşüncesi Alman olma düşüncesinden ayrılamaz."
    Joel Spring
    Sayfa 91 - Ayrıntı
  • Jules Verne çoğumuzun aklında küçüklük dönemlerimizden dolayı çocuk kitapları kaleme alan bir yazar olarak kalmış ama aslında benim de çok uzun zaman sonra bu eseriyle kendisini hatırlamamla birlikte, bir çok romanının olduğunu da öğrendim. Hatta sanırım bu novella onun en kısa eserlerinden birisi. Yaptığım araştırmalar neticesinde de İthaki yayınlarının Verne'nin eserlerini direkt olarak fransızcadan çevirmesi ve de sadeleştirme yapmaması dolayıısyla daha çok önerilmiş. İş bankası kültür yayınlarında da her ne kadar aşırı olmasa da diğerine oranla biraz daha kısaltılmış sanırım.

    Bu yazarı daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devr-i Âlem gibi eserleriyle tanıyoruz. Çocukluğumuzun ilgi çekici kitaplarındandı bunlar. Bana da bayağı nostaljik anlar yaşattı :)

    İçerikte ise Quiquendone adında hayalı bir şehir yaratmış yazar. Bu öyle bir şehir ki, ne haritalarda adı geçiyor ne de halkı tanınıyor. Bu Flaman halkı o kadar sade, sessiz ve yavaş yaşıyor ki, onların bu uyuşukluğu bir süre sonra size 'yetti gari, az hareketlenin be' deme isteği doğuruyor içinizde :D Bir gün Doktor Ox adında birisinin şehrin aydınlatmasıyla ilgili problemlere maddi oalrakta tamamen kendi üstlenmesiyle yardımcı olacağını belirterek gelmesi ve de bu kisve altında halk üzerinden bir deney yapacak olmasıyla olaylar patlak verir. Belediye başkanı da olaylara duygusal açıdan bakar ve fazla düşünmeden ve irdelemeden kabul eder. Tabii kobay olarak kullanılacakları akıllarının ucundan bile geçmez.

    Doktor Ox'un bu deneyi yaparken kuramı şuydu; erdem, cesaret, yetenek, zekâ, hayal gücü gibi nitelik ya da özellikler yalnızca bir oksijen sorununa bağlı olabilir miydi? Ama zamanla kendini kaybedip, bu tabiri caizse uyuşuk ve yavaşlıktan bıkkınlık veren milletin gaza gelmesiyle(hem mecazi hem gerçek anlamda :)) ortaya çıkanlara o da müdahale etmez, izlemeye devam eder. Ayrıca yazar eserde sık sık müzikal terimlere de yer verir. Her ne kadar dipnotlar koysa da bular için, bu kısımlar biraz sizi sıkabilir. Çünkü ben de bir ara ‘ne diyor bu ya’ moduna geçtim. Sanki müzik hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissetmenize neden olabiliyor. Bu noktada yazarın derin bilgilerini de görebiliyorsunuz.

    Eser bilim-kurgu tarzında, yer yer trajikomik ögeler içeriyor , sizi gülümsetebiliyor. Büyük beklentiler ile okumayın derim ama genel olarak beğendiğim bir eser oldu. Eğer okumayı düşünürseniz de bulabilirseniz İthaki’den okuyun derim.
  • Duygusal açıdan önem taşıyan her bir öğeyi elinize alıp bunlarla ne yapacağınıza karar verirken aslında geçmişinizle yüzleşiyorsunuz.
  • Yine bir Cezmi Ersöz klasiği.
    Ben kitapta duygusal ögeler bulununca severim, akıcı bir şekilde kitap okunup biter.
    Öyle kitabı hemen bitireceğim diye de anlamadan kitabı bitirmek istemem.
  • Yazarın şaşırtıcı konular bulmakta üstüne yok, özellikle "ben olsam ne yapardım?" sorusunu okurun kendisine sormasını sağlıyor. Tüm toplumsal normlar dahilinde, sevdiğiniz insanın yaşamı için şeytanla anlaşmayı göze almak... Kişinin kendisi ve inançları ile hesaplaşmasını sağlayan, polisiye ögeler de içeren oldukça duygusal bir yapıt.