• Çocuğun beyni gelişmeye programlanmıştır, ancak bu görevi tamamlaması için yaşamın ilk yirmi yılından daha fazlası gerektiğinden, bedenin anatomik bakımdan en son olgunlaşan organı beyindir. Bu süre içerisinde, çocuğun yaşamındaki tüm önemli kişilikler −ebeveynler, kardeşler, büyük ebeveynler, öğretmenler ve arkadaşlar− beynin büyümesinde etkin öğeler haline gelerek, sinirsel gelişimi yönlendiren bir sosyal ve duygusal karışım yaratabilirler. Zengin ya da besin değeri tükenmiş olan toprağa uyarlanan bir bitki gibi, bir çocuğun beyni de kendini sosyal çevresine, özellikle de yaşamındaki önemli kişilerin oluşturduğu duygusal iklime uyacak şekilde biçimlendirir
  • Hayvanlar, halkaları peş peşe gelen ve biri diğerinin yerini alan bir güdüler zinciri sunarken, insanın davranışı çok iyi örgütlenmiş bir heyecan, eğer psikolojide kullanılan teknik terimiyle söyleyecek olursak, bir duygusal davranış görünümü altında ortaya çıkar. Hayvanlar bize, organizmanın içinde geçen ve her biri doğuştan gelen tepkilerle belirlenen bir dizi fizyolojik olaylar sunarken, insanda sürekli gelişen bir heyecanlar sistemi buluruz. Birbirlerine aşık olacaklar karşılaştıkları andan itibaren, giderek zenginleşen bir heyecan sisteminin aşamalı gelişimine katılmış olurlar; mutlu ve uyumlu bir ilişkinin koşulu, bu ilişkinin sürekliliğine ve kararlılığına bağlıdır. Bu karmaşık davranışın bileşimine doğuştan gelen tepkilerden başka ahlaksal kurallar, ekonomik umutlar ve zihinsel ilgiler gibi toplumsal öğeler de katılır. Evlilik sevgisinin daha sonraki evrelerini büyük ölçüde belirleyen, ilk aşk girişimlerinde gerçekleştirilen biçimler olur. Öte yandan, iki sevgilinin aşk girişimlerini ve birbirlerine gösterdikleri ilgiyi belirleyen bu kez tasarlanan evliliğin olasılıkları ve yararları olur.
    Bronislaw Malinowski
    Sayfa 138 - Kabalcı Yayınları (epub)
  • Öncelikle kitabı biraz geç bitirdim bazı bölgelerde anlamada zorluk çektiğim için özellikle sona doğru o yüzden üstünde biraz daha durdum.

    Kitap zalimi ve zulmü anlamamız altındaki sebepleri örneklerle çok güzel ele almış ve yazarın ara ara kendi yorumlarını katması aşırıya kaçmadığı için kitaba daha güzel bir hava katmış , ayrıca her konuyla ilgili makale eklemesi de çok iyi olmuş . Sadece sona doğru biraz sıkıcı gelmeye başlıyor buda sanırım başlıkları uzun uzadiya anlatmsından kaynakli.

    Yazar zalimi ve zulmü, doğa ,aile ,okul ,eğitim,duygusal tepkiler,kafa yapısı,alt kültür ve benzeri ögeler çerçevesinde irdeliyor ve bizi aydınlatıyor.

    Ayrıca her konu başlıkların sonunda soru sorarak kendimizi denetlememizi amaçlıyor.

    Yani kitap benim daha çok sorgulmama yardımcı oldu , daha çok sorgulamak, yobazlıltan kurtulmamızı araştirici ruha sahip olmamizi öğütlüyor.

    Yani aydınlatan bir kitap okunmaya değer.
  • Okutup okutup sonunda okura ulti atarak adeta onu öldüren, bütün güzel hayallerini gömçüren kötü sonlu ama etkileyici kitaplarda bugün...

    Gerçi gidişattan belliydi sona doğru pek umut vadetmiyordu ama yine de insan güzel şeyler beklemiyor değil.
    Neyse biz konuya gelelim:

    *Anna Karenina, isim olarak da anlaşılabileceği üzere bizim başkahramanımız. Kendisi kitabın başlarında bize oldukça imrenilir bir görüntü çiziyor. Rusya'da o yıllarda bir kadın için gayet şanslı sayılabilecek bir hayata sahip. Mutlu denebilecek bir evliliği, sevdiği bir eşi (Aleksey Alexandroviç), bir de çocuğu(Seryoja) var ve kendisi çok güzel, cana yakın, alımlı bir kadın. Karşımıza ilk olarak abisi Stepan Arkadyiç ve abisinin eşi Dolli'nin arasındaki bir tartışmayı çözüme kavuşturmak için onların evine geldiğinde çıkıyor. Buraya kadar şanslı gelen Anna'mız, bütün hayat hikayesinin bir anda değişmesine sebep olan Vronskiy ile tam olarak bu ziyaretinde bulunduğu bir baloda karşılaşıyor.

    *Katerina Alexandrovna, namıdiğer Kiti ise başta Vronskiy'in aşkıyla yanıp tutuşan, Vronskiy ve Anna tanışmadan hemen önce kendisine yapılan kurları birer evlilik teklifi habercisi olarak gören ve bu uğurda kendisini çok seven Levin'i reddeden, Vronskiy ve Anna'nın aşkından sonra da hastalanan ve ölümden dönen masum ve ne yapacağını bilemeyen genç, güzel bir kadın. Hatalar yapmış olabilir ama ben asla kötü niyetli biri olduğuna inanmadım. Her şeye rağmen sabrını ve aşkını koruyabilen, oldukça samimi ve destekçi duruşunu bozmayan ve bütün bu olaylar gerçekleştikten sonra bile Levin'le kurmuş olduğu bağa zarar vermek istemeyen, utanç duygusu belirgin biriydi. "Reddetmemiş miydi, ne bağı?" diyor olabilirsiniz bu noktada ancak ikinci bir şans daima varmış. Ben de hiç beklemezdim ama olanlar bize bunun doğruluğunu kanıtlıyor. Fazla detaya girmeden diğerlerine bakalım.

    *Levin, Levin, Levin. Kitap boyunca yaptığı çoğu şeyi takdir ettiğim, köy yaşamı süren, kendi halinde kocaman bir iç dünyaya sahip, aşkına sadık, emeğe önem veren ve bir "bey" iken bile işçisiyle beraber toprak süren koca yürekli adam. Ara sıra iniş çıkışları, çok sinirlenip bazı şeyleri büyüttüğü olsa da yaptığı her hatayı, üzdüğü herkesi düşünüp pişman olduğunu ve hiçbirini isteyerek yapmadığını da unutmamak gerek. Ayrıca felsefi kişiliği ve yaşadığı her şeyi yeniden yeniden sorgulaması da öne çıkan bir özellik. Sonunda bize inancıyla ilgili küçük bir sürpriz bile yapıyor. Gerçi bu "Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır" kitabından sonra Tolstoy'dan gayet beklediğim bir hareketti Levin adına. Tamam ağzımızdan bir şeyler kaçırmadan diğer karakterlere göz atalım.

    *Vronskiy'e geldi sıra... Açıkçası benim güvenmekte zorlandığım ve Anna'ya duygusal açıdan çok zarar verebileceğini önceden tahmin ettiğim, kendisinden korktuğum bir karakterdi. İsteyerek veya istemeyerek birçok hata yaptı. Anna ile birbirlerini çok seviyorlar, ancak içinde bulundukları buhran ve duygusal dalgalanmalar yüzünden bir türlü kendilerine gelemiyorlar, bu yüzden de sürekli kavga ediyorlardı. Sabretmenin zor olduğu bir zamana denk gelmeseydi güzel şeyler olacağından emindim. Yine de suçlayamıyorum tabii ki, Anna'ya değer verdiğini net bir şekilde görebiliyoruz ve Vronskiy pişman hissedebiliyordu. Farkındalığı ve çaresizliği hatalarını çok daha affedilebilir kılıyordu.

    *Aleksey Alexandroviç konusunda söylenebilecek çok şey var. Anna'nın kocası olarak karşımıza çıkan Alexandroviç şaşırtıcı derece merhametli, affedici, sevgi dolu ve sabırlı bir adam. Düzenli ve mesafeli bir yapısı olduğunu söylemekte de fayda var. Herhalde başka biri olsaydı girdiği aşağılık kompleksi yüzünden herkese kan kustururdu ama onda hiç böyle bir şey göremiyoruz. Tam aksine girdiği sakin ve bağışlayıcı tavır, onu bazen sinir bozucu bir duruma bile düşürebiliyordu. Kendini bu kadar ezdirmesi ve çok sessiz duruşu beni çok üzdü. İhanetin en büyüğüne uğramışken bile muhafaza ettiği soğukkanlılık ve yardıma muhtaç olan kişi ne kadar onu kırmış olursa olsun bunu umursamadan diğer her şeye kör bir şekilde ona yardıma koşuşu ise üzerinde durulası bir detaydı.



    Çok fazla insan ismi okumanıza rağmen hepsini tanımak zorunda değilsiniz; sonunda üzülebileceğiniz şeylerle karşılaşsanız da, konuları evlilik, yasak aşk, aile yaşamı ve hiyerarşi gibi çok tanıdık konular olsa da sürükleyecek ögeler çok fazla ve akıcılık iyi. Sayfa sayısı lütfen sizi korkutmasın, okumak uzun sürer belki ama kesinlikle pişman olacağınızı veya yarıda bırakmak isteyeceğinizi zannetmiyorum.

    Tam filmi ve dizisi yapılacak kitap diye düşünüyordum ki belki vardır diye bakınırken bunları buldum:

    Bu dizisinin birinci bölümüymüş ama biraz eski bir dizi sanırım 1977 falan diyor: https://www.youtube.com/watch?v=mIbyeLiwRw0

    Bu da filmiymiş:http://www.altyazilifilmizle.org/anna-karenina-izle.html

    Biliyorum medya çoğu kitabı bozarak anlatıyor ama meraklısı için izlemeye değer diye düşündüm. İzlerseniz şimdiden hayal kırıklığına uğramamanız dileğiyle...

    Bu şarkı da Anna için olsun:
    https://www.youtube.com/watch?v=_-1PgwI1oWo

    İyi okumalar 1K...
  • Görece spoiler içerebilir:

    Akıcı bir kitap, bilindik bir kurgu. Anlattığı toplumun kültürünü içinde yüksek şekilde barındırıyor. Rüstem ve Sührab'a bol bol vurgu yapması, kullandığı kelimelerin seçiciliği bir baba - oğul ilişkisini alttan alttan işleyeceğini gösteriyor. Bu sebepten dolayı Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabıyla da benzer ögeler barındırdığını düşünüyorum. -Hatta sonuna doğru elimde kalan iskeletin aynı familyadan geldiğini düşünmedim değil.- Birçok kişiden farklı olarak duygusal bulmadım. Yaptığı yanlışların sonuçlarını çeken insanların pişman olmalarını acınılacak / üzülünecek bir durum olarak göremiyorum.
  • Kitap inceleme Yazısı

    Kitap adı : Aydınlanma Yazıları
    Yazarı : Prof. Dr. Afşar Timuçin
    Yayınevi : Bulut Yayınları
    Baskısı : 1.Baskı/Nisan 2018/188 Sayfa


    Mevlânâ; “İnsan fikir ve düşünceden ibarettir, geri kalan ise et, kemik, sinir ve sudur” der.
    Fikir ve düşünce ise, evreni ve insanı tanıma, anlama çabası, yeteneğidir.
    Felsefe bu anlamda çok önemli ve gereklidir.
    Yazar, adeta felsefenin anayasası gibi bu kitabında, on farklı makale ile bize aydınlanmanın işaretlerini veriyor. Yani nasıl anlatayım, duygu ve düşüncelerimle olağanüstü bir heyecan duydum.
    Afşar Timuçin, düşünceler tarihini en iyi yorumlayan, yaşanılan çağın insanına öneriler, öngörüler sunan, kararmış vicdanların, umutsuz gönüllerin, ipotekli bilinçlerin ortak yaşam kültürüne nasıl çekilebileceğini keşfetmiş, en anlaşılır filozoflardandır bence.
    Bugünlere nasıl gelindiğini daha iyi kavrayabilmek için, dünya düşünceler tarihini elbette okuyacağız. Fakat günümüze adaptasyonu için, Afşar Timuçin gibi düşünürlere ihtiyaç var.
    Bir filozof sadece felsefe ile yola çıkmıyor. Bilim, sanat, estetik, kültür, metafizik, tarih ve benzeri alanlardan da beslenir.
    Yazarın eserleri; sevgi, barış, umut, denge, sağduyu istasyonu gibidir. Uğrayanlar ihtiyacına göre yakıt ikmali yapabilirler. Aracınız ve güzergâhınız ne olursa olsun, uğramanız önerilir.
    Felsefe nedenleri araştırır, kavga unsuru yaratmaz, kin davası gütmez, hiçbir düşünce, inanç, grup ya da kurumun kolluk ve koltuk gücü değildir. Bu donanımıyla felsefe, diğer bilimlere de yardımcı olur.
    Felsefe; ahlâk, mantık, sevgi, tutarlılık ve sağduyunun buluştuğu bir sosyal bilimdir.
    Aykırı düşünceler, tez ve teorilerle kavga etmez. Onardan da istifade etme anlayışını tercih eder.
    Önyargılardan kurtulma, nedenleri sorgulayarak gerçeğe ulaşma. Sadece sonuca değil, tarihsel sürece ve sürecin halkalarına bakarak karar verme. Değişime istekli ve donanımlı olarak hazır olma…
    Evet bu saydıklarımız felsefenin öğreti ve öngörülerinden bir kısmıdır.
    Kavramları tanımlamak, uzağımızda kalan mekân ve dünyaları, toplumları bir bütün içerisinde konumlandırmak için ter döker felsefe. Kan ve gözyaşına karşıdır.
    Felsefe düşünsel bir bilimdir. Sosyoloji gözlemsel, psikoloji metafizik ve ruhsal, fen bilimleri ise deneysel bir bilim dalıdır. İnsanlık ve toplum ortak fayda alanında birbirlerinden etkilenirler.
    Felsefe insanı etkin ve yetkin bir bilince ulaştırır. Durağan, taklitçi ve bozguncu bir kavrayıştan;
    dinamik bir toplumsal mayaya, katalizör etkenlere destek olur. Duygusal, duyumsal, fikirsel olgunluğa ulaştırır. Hep sorar ve sorgulamaya, sorgulanmaya açıktır felsefe insanı. Kimin neye inandığına, nasıl düşündüğüne takılmaz, sonuçta insanlığa ne sunduğunu gözlemler.
    Bilgi, eylem ve yaşam kuramı geliştirir ve sunar felsefe insanı. Siz ona ister bir bilge deyin, ister usta, ister aydınlanmacı, filozof deyin. Sunduğu ve nasıl anlaşıldığı önemlidir.
    Din ile de çatışmaz felsefe. Yağmurun niye yağdığına, kim yağdırdığına bakmaz. Kime, nereye, nasıl yağıyor, evrene etkileri nelerdir onları gözlemler.
    “Dine neden inanayım?” sorusunu kendine sorarken birey, dinin kapsama alanından çıkarak sorar bu soruyu. Ayakları yere basar ve daha bilinçli inanır ve huzur bulur. “Neden insanlar mutsuzdur?” sorusunu sorarken de toplumu, tüm etkenlerden arınarak kuş bakışı gözlemler ve yorumlar.
    Arı yüzlerce çiçekten polen toplar, kendi özünden salgıyla onu işler ve bala dönüştürür.
    Balın içindeki farklı çiçek özlerini göremez ve ayrıştıramazsınız.
    Fikir ve düşünceler de öyledir. Yüzlerce kitaptan zihnimde biriken bilgi donanımları, bu kitabı da okuyunca, bu cümlelerle sizinle buluşuyor. Neyin nerden nasıl geldiğini ayrıştırmak mümkün değil.
    Düşünceyi inançla tartma ve denetleme, inancı da felsefeyle sorgulamanın, bireyi ne kadar kısırlaştırdığını ancak felsefe okumalarıyla anlayabiliriz.
    Felsefe insan mutluluğunu merkeze alan, özerk bir arayış, sorgulama ve düşünsel bir direniştir.
    Evrensel ahlakın kaynağıdır.
    Toplum ile, iradesini kullanamayan yığınlar arasındaki farkı, bu kitapla daha iyi fark edeceksiniz.
    Felsefe, düşüncenin bazen tohumu, bazen de toprağıdır. İkisine de yön veren, istifade eden insandır.
    Bu kitap ile felsefe dünyasına yelken açan toplumsal bireyler, ögeler; sorunlarının %90ını çözebileceğine inanıyorum. Felsefe makine, ekmek, bina, gıda üretmiyor, istihdam yaratmıyor elbette. Fakat bu süreçleri daha verimli ve hızlı hale getiriyor.
    Tüm insanlığın, ortak bir yaşam medeniyetinde buluşması dileğiyle, iyi okumalar.

    13.05.2018
    Ali Rıza Malkoç
    #armozdeyis
  • Jules Verne çoğumuzun aklında küçüklük dönemlerimizden dolayı çocuk kitapları kaleme alan bir yazar olarak kalmış ama aslında benim de çok uzun zaman sonra bu eseriyle kendisini hatırlamamla birlikte, bir çok romanının olduğunu da öğrendim. Hatta sanırım bu novella onun en kısa eserlerinden birisi. Yaptığım araştırmalar neticesinde de İthaki yayınlarının Verne'nin eserlerini direkt olarak fransızcadan çevirmesi ve de sadeleştirme yapmaması dolayıısyla daha çok önerilmiş. İş bankası kültür yayınlarında da her ne kadar aşırı olmasa da diğerine oranla biraz daha kısaltılmış sanırım.

    Bu yazarı daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devr-i Âlem gibi eserleriyle tanıyoruz. Çocukluğumuzun ilgi çekici kitaplarındandı bunlar. Bana da bayağı nostaljik anlar yaşattı :)

    İçerikte ise Quiquendone adında hayalı bir şehir yaratmış yazar. Bu öyle bir şehir ki, ne haritalarda adı geçiyor ne de halkı tanınıyor. Bu Flaman halkı o kadar sade, sessiz ve yavaş yaşıyor ki, onların bu uyuşukluğu bir süre sonra size 'yetti gari, az hareketlenin be' deme isteği doğuruyor içinizde :D Bir gün Doktor Ox adında birisinin şehrin aydınlatmasıyla ilgili problemlere maddi oalrakta tamamen kendi üstlenmesiyle yardımcı olacağını belirterek gelmesi ve de bu kisve altında halk üzerinden bir deney yapacak olmasıyla olaylar patlak verir. Belediye başkanı da olaylara duygusal açıdan bakar ve fazla düşünmeden ve irdelemeden kabul eder. Tabii kobay olarak kullanılacakları akıllarının ucundan bile geçmez.

    Doktor Ox'un bu deneyi yaparken kuramı şuydu; erdem, cesaret, yetenek, zekâ, hayal gücü gibi nitelik ya da özellikler yalnızca bir oksijen sorununa bağlı olabilir miydi? Ama zamanla kendini kaybedip, bu tabiri caizse uyuşuk ve yavaşlıktan bıkkınlık veren milletin gaza gelmesiyle(hem mecazi hem gerçek anlamda :)) ortaya çıkanlara o da müdahale etmez, izlemeye devam eder. Ayrıca yazar eserde sık sık müzikal terimlere de yer verir. Her ne kadar dipnotlar koysa da bular için, bu kısımlar biraz sizi sıkabilir. Çünkü ben de bir ara ‘ne diyor bu ya’ moduna geçtim. Sanki müzik hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissetmenize neden olabiliyor. Bu noktada yazarın derin bilgilerini de görebiliyorsunuz.

    Eser bilim-kurgu tarzında, yer yer trajikomik ögeler içeriyor , sizi gülümsetebiliyor. Büyük beklentiler ile okumayın derim ama genel olarak beğendiğim bir eser oldu. Eğer okumayı düşünürseniz de bulabilirseniz İthaki’den okuyun derim.