• 375 syf.
    ·18 günde·Beğendi·9/10
    İyi günler;
    Bir KSİ' de daha beraberiz...
    Bilmeyenler için hatırlatayım. Kitap inceleme faaliyetime bu kısaltmayı taktım. KSİ', Kitap sonu incelememin baş harfleridir.
    *** Eveeet arkadaşlar. İncelememe başlarken derin bir nefes alıyorum. Elimizdeki bu kitap, bitirince sersemletici etki oluşturacak bir kitap çünkü. Bu incelemeyi yaparken aldığım keyfi tahmin edemezsiniz. Yapılan bazı incelemelere göz gezdirdim. Genelde bir çok kez spoiler verilmiş, hatta bazı cümleler kopyala-yapıştır yapılmış. Ben spoiler vermemek için azami dikkat edeceğim.
    *** Kitabımızın kapağında görüldüğü üzere; birbirine sarılan iki insan görüyoruz. İlk bakıldığında pek tabii arkadaş ya da biyolojik kardeş olduğu düşünülmektedir. Ve bizler bu düşüncemizde o kadar haklıyız ki. Kitabı okuyunca bunu hissedecek ve idrak edeceksiniz.
    *** Kitabımız, yazarımız tarafından, 2004 yılında raflardaki yerini almak üzere yola çıkıyor. Bizler satın alıp okumaya başladığımızda; konusu ve anlatılışı o kadar güzel geliyor ki, bu karakterleri görsel olarak mutlaka birileri canlandırmalı diyorsunuz. Evet arkadaşlar, bizim gibi düşünen birileri 2008 yılında bu kitabın filmini yapmış :). Film de sinema severler tarafından çok iyi yorum ve puan ile derecelendirilmiş. Aksi olsa haksızlık olurdu...
    *** Kitapta arkadaşlıktan bahsediliyor. "Arkadaşlık" kelimesi gerçek anlamda saflık, temizlik, çıkarsız, hesapsız, cesaret, fedakarlık ve bir çok davranışı beraberinde getiren bir kavramdır. Ya da arkadaştan beklentimiz odur. Lakin günümüz arkadaşlıklarında bunu yakala(ya)mıyoruz. Böyle olduğunu bildiğimiz için de insanlar hep karşısındakinden bekliyor bir çok şeyi. Hep artıda olmak, hep bir fazla olsun istiyor. Kaybetmeye, eksilmeye tahammülümüz yok. Ve bu kitap, bizlerin arkadaşlıklarını sorguluyor. Bizzat sorulmayan o soruları, bizler kendimize soruyoruz.
    *** Yazarın toplumsal problemlere bu kadar geniş bakması da bir başka şaşırtan durum. Detaycılığı, betimlemelerinin derinliği, yerinde cümleleri, verilmesi gereken duyguyu sayfalarda adeta vurgulu ve duygulu bir şekilde verebildiğini hissediyorsunuz. Adeta kitabı biz yazıyor, oynuyor ve cümleleri olması gerektiği duygu ile biz veriyoruz.
    *** Kitabı okumadan önce olumlu ön yargılara sahiptim. Tavsiye üzerine okudum. Etkileneceğim ve ağlayacağım söylendi. Israrla kendimi sıktım, sıktım... Fakat her bir duygusal sahne boğazımı düğümledi. Yutkunamadım... Ve evet... Bir yerde de ağladım.
    *** Kitap sadece geçmişi değil günümüzü de o kadar iyi yansıtıyor ki... Çıkarcı ilişkiler, gerek finansal, gerek fiziksel, gerekse bağlantıları açısından güçlü olduklarını düşündüğümüz için yaptıklarına göz yumduğumuz güçlüler... Vicdan köprümüzü dinamitleyen güçlüler ve onların dünyası...
    *** Yaptığımız hataları ve görmezden gelmeleri, kılıfına uydurarak hatalarımızı sözde kapatmak ya da haklı bir şekle büründürme aldatmacası...
    *** Elinizdeki hangi kitap var ise bir an önce bitirin ve bu kitaba başlayın.
    *** Kitabı gürültülü ve dikkat dağıtıcı bir yerde okumayınız. Öncelikle kendinize güzel bir sütlü kahve ya da filtre kahve yapın. Varsa yumuşak bir koltuğa/kanepeye oturun fakat uzanıp yatmayın.
    !!! Yazarın emeği, hayal gücü ve betimlemesi göz önündeki bulundurulduğunda tavsiye derecem 9/10.
  • 464 syf.
    ·15 günde·Puan vermedi
    Geç bir saat oldu, az önce Stranger Things dizisinin 6.bölümünü izledim. Hiç Stephan King romanı okumadınız mı? diye sordu karakterlerden biri. Ben 3 tane okudum sanırım: üçüncüsü Çılgınlığın Ötesi. Bu arada Çılgınlığın Ötesi benim ilk 2020 kitabım, fena bir başlangıç olmadı sanki.
    Bu kitaba burada okuduğum aşırı beğenmiş bir kişinin yorumu üzerine kütüphaneden alarak başladım. Kitabın ilk sayfaları vahşet dolu. Dayanamazsanız elenirsiniz. Fakat sonra romanı asıl başlatan bir olay oluyor. Rose, ana karakterimiz, 14 yıllık ona işkence eden kocasını terk ediyor. Terk etmeye karar verdiği sahne de evden çıkıp yürüdüğü kısım da çok iyiydi. Ayrıntıları, kadının duygu değişiminlerini hissettim, King'in karakteri okuyucuya ulaşıyor. Yürü be kızım hadi, yapabilirsin diye destekledim. Tabii olaylar bir süre değişik ilerliyor, aksiyon bekliyorsunuz. Bu kısımda işkenceci polis koca Norman'ın Rose'u arama adımlarını, dedektif çalışma prensibine şahit oluyoruz. Beni en etkileyen; insanlar içinden geçen yön diye hep daha çok kullandıkları elinin tarafını seçer kısmı oldu. Haklı O kısımda sıkıldım ama asıl beni kitaptan koparan o aksiyonlu ve doğaüstü olayların başladığı kısımdı. Bu kadar da olmaz abolşiiiit diye diye bitirdim kitabı, Allah'tan yazarımız olaylar olduktan sular durulduktan sonra olanlardan da bahsetmiş de 'e sonra ne oldu?' moduna girmedim.
    Okumayı düşünenler için şunu diyebilirim ki, tam bir King romanı. Duygusal çözümlemeler, ara ara güzel tespitler var-paylaştığım alıntılara göz atabilirsiniz- fakat bir yandan da fazla doğaüstü, inandırıcılıktan uzak olaylar da var. Uzun bir kitap fakat benim 15 günde okumamın final haftamda olmamla alakalı bir durumdu. Neler olacak diye başlayıp gerçek hayata dönelim diyerek son 150 sayfayı soluksuz okuyorsunuz. İyi okumalaar
  • 277 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Asıl macera şimdi başlıyor...

    İlk kitapıda çok güzel evet ama bu kitap asıl maceranın başladığı kitap bence. Ayrıca artık eski Horace'ın ne kadar iyi ve güçlü bir savaşçı olduğunu da şimdi anlamış oluyoruz. Gilan'ın ustalığı karşısında şapka çıkartmamak elde değil.

    Kitabın sonuna atlayacak olursak... Yine çok duygusal sahnelerden birisi daha. Halt ile Will arasındaki usta çırak ilişkisinin baba oğul ilişkisine döndüğü o an... HARİKAYDI!

    Duygusuz sanılan Orman Muhafızlarının da bir kalbi olduğunun kanıtıydı bu sahne. İlk başlarda duygusuz gibi görünen Halt'un Will'e karşı beslediği duyguları açığa çıkardığı bir sahneydi.

    Ben serisinden çok etkilendim... Okumak için güzel ve upuzuun bir seri.
  • “Toplum bizi ölçer.Bir pergel gibi ucuna taktığı ahlak ve değer yargıları ile bizi bir daire içine alır. İdeal ayak, el, yüzün nasıl olduğundan, sevilecek erkeğin, kadının fiziksel - duygusal özelliklerine kadar, sesimizin tonuna kadar, büyük bir sabır ile en ince detaylarına kadar bizi çözümler. Bizi kendine görev edinir. Bize nasıl olmamız gerektiğini buyurmaz, hep bir ağızdan bizi nasıl olmamamamız gerektiğine inandırır. Başarısı da burdan gelir. Ortada sihir vardır ve biz bunu biliriz ama görmeyiz. Çünkü biz alkışlarla sahneye çıkan ışık görmüş seyircileriz. Sahne her zaman toplumundur. Yolda bir dilenci görür sadaka verir onun haline acıdığınızı sanırsınız. Oysa gerçek, size öğretilen bir fiili gerçekleştirdiğinizdir. Sizin acımak sandığınız şey, size öğretilen bir alışkanlıktır. Size çizilmiş sınırdır. Bunun ötesine geçmeniz için toplum size seçenek sunmaz, çünkü karşı taraf gibi görülen dilenci içinde öğretilen şey siz olmayı dilemektir. Özetle siz kendiniz olmamak için kendinize acıyorsunuz. Bu döngüyü kusursuz kılan ise, alternatifinin daha da kusursuz olmasıdır.”
  • 430 syf.
    ·6 günde·9/10
    Kitabı çok beğendim öncelikle belirtmek isterim. Çok akıcı, sade bir dili var. kurgu hiç bozulmadan tıkır tıkır ilerliyor. Bir kadın olarak, bir anne olarak dünyanın bir yerlerinde hatta ülkemizde böyle hayatların olduğunu bilmek çok acı verici. Kitabı bitirirken ağlıyordum.

    Yazar akışı harika kurgulamış, duygusal olarak normale dönmemize hiç izin vermeden, acıklı Türk dizileri gibi sapladıkça saplıyor bıçağı okuyucunun böğrüne. Nefes alamadan sayfalar geçiyor bir bakıyorsunuz kitap bitmiş siz yüreğinizden hançerli, iki gözü iki çeşme kalakalmışsınız. Okuduktan sonra yüzünü gördüğünüz, bildiğiniz, uzaktan bir akrabanın duyduğunuz hikayesi gibi kalacak zihninizde. ara ara hatırlayacaksınız. Meryem'i Nana'yı, Leyla'yı düşüneceksiniz. Azize büyümüş müdür falan diye saçmalayacaksınız.

    Hani bazı kitaplar vardır ana karakteri biraz hatırlarsınız diğer olay ve kurgular aklınızdan çıkıp gider. Bu öyle değil. Bu kitapta her bir sahne zihninize kazınmış, yüreğinizde mühürlenmiş olacak.

    Yazar Khaled Hosseini - Khaled- Halid okunuyormuş. Afganistan'da doğmuş, Amerika'dan ailece sığınma alarak California ya yerleşmiş bir doktor. İlk kitabının Uçurtma Avcısı olduğu düşünülünce şaşırmamak elde değil. Kaleminin gücü anlaşılıyor.
    Yazar yine Afganistan'da yaşanan siyasi dönüşümü de kitaba yansıtmış. Ruslarla başlayan, Taliban'a uzanan, Amerikanın gelişi ile son bulan bir ülke serüveni.

    Kitabın ana hatları ile hikayesinden biraz bahsedersem şöyle;

    Meryem'in annesi Nana, Celil'in 3 eşi ile yaşadığı evin hizmetçisi iken Celil ile ilişkisi nedeni Meryem'e hamile kalmış, evden atılmış, Celil ona şehrin dışında bir kulübe yapmış büyük oğulları ile erzak yollamış. Meryem'e hep erkeklerin kadınlara değer vermediğini, harami olduğunu anlatmış. Meryem'in çocukluğunda Celil haftada bir akşam uğruyor, Meryem ile zaman geçiriyor. Nana'nın ölümü ile Celilin evinde yaşamaya başlayan Meryem Celilin eşleri tarafından 15 yaşına gelince 45 Yaşında Raşid ile evlendiriyor.

    Sonra Leyla ve Yusuf'un hikayesi başlıyor. Çocukluktan beri arkadaşlar. Büyüdüklerinde birbirlerine aşık oluyorlar ve Yusuf ailesi ile Pakistan'a göç ediyor ve Leyla onunla evlenmeyerek ailesi ile kalıyor. Meryem ve Raşid ile komşular. Leyla eve düşen bombada tüm ailesini kaybediyor. Meryem onu bombalanmış evden kurtarıyor yaralarını iyileştiriyor ve 64 yaşında Raşid onunla evleniyor. Leyla bu sırada 14 yaşında.

    Kitap aslında kadın romanı. 2 kadının kesişen hikayesini anlatıyor. Meryem ve Leyla'nın çocuklukları ile başlayıp Raşid ile zorla evlenmeleri birbirlerine kuma olmaları, Raşid'in onları onlara erkek çocuk doğuracak kişi olarak bakması ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Önce Meryem'in Leyla'ya düşman olması sonra birbirlerini sevmeleri, birbirlerine dost olmaları ve hayata tutunmaları.

    Meryem defalarca düşük yapmış hiç çocuğu olmamış Raşid'in gözünden düşmüş, horlanan, şiddet gören bir kadın. Sonra Leyla geliyor Raşid'in gözdesi oluyor. Aslında Yusuf'tan hamile kalmış olan Leyla Raşid'in çocuğu diye ilk kızı Azizeyi doğuruyor. Erkek çocuk beklentisi içinde olan Raşid'in gözünden düşüyor. Sonra Raşid'in göz bebeği erkek çocuk dünyaya getiriyor. Leyla Raşid'den nefret ediyor. Yusuf'un çocuğunu doğurana kadar Leyla Raşid'e boyun eğiyor. Sonra Leyla'nın Azizeye olan düşkünlüğü ile Raşid Leyla'ya da eşya gibi davranmaya kırıp, dökmeye başlıyor.

    Ülke değişmiş, iç savaş var. Raşid'in dükkanı yanıyor. Resmen açlık çekiyorlar ve Azize çocuk bakım evine veriliyor.

    Bir gün ansızın Yusuf geliyor. Raşid Yusuf'un öldüğü yalanını uydurmuş. Raşid Leylayı öldürmeye çalışırken Meryem Raşid'i öldürüyor.
    Leyla ve Yusuf birlikte çocukları alıp gidiyorlar Meryem'in isteği ile. Sonra Meryem asılıyor. Off annem off.

    Böyle bir hikaye. Çok çarpıcı, yaralayıcı.
  • Auschwitz'deki Yedi Cüceler

    Nazi Almanyası tüm Avrupa'ya hüküm sürüyordu. Nerede bir Yahudi varsa o Yahudi toplama kamplarına taşınacaktı ve gerektiği kadar çalıştıktan sonra kıyıma uğratılacaktı. Başka yolu yoktu. Adolf Hitler hepsinin ölmesi gerektiğini söylüyordu.

    Öyle de olacaktı. Tarihler 19 Mayıs 1944'ü gösteriyordu. Transilvanya'dan bir grup Yahudi toplanmıştı ve Polonya'daki ölüm kampı Auschwitz'e getiriliyordu. Bu kafilede hemen dikkati çeken 7 kişi vardı. Bu 7 kişi 10 bireylik Ovitz ailesinin cüce bireyleriydi.

    Güliver'in maceralarındaki Liliput ülkesinden esinlenerek bir tiyatro grubu kuran ve ismini Liliput kuran cüceler çeşitli yerlerde sahne alarak geçimlerini sağlıyorlardı. Bedenleri günlük yaşantıya elverişli olmasa da birbirlerine destek olarak yaşıyorlardı. Ta ki SS Subayları onları Nazilerin en büyük imha kampı Auschwitz'e getirene kadar. Trenden indiklerinde toplama kampından yükselen dumanları gördüler. Dumanlar krematoryumda yakılan bedenlerden yükseliyordu, bunu daha sonra öğreneceklerdi.

    Rozika, Avram, Micki, Franziska, Frieda, Perla ve Elizabeth isimlerindeki 7 cüce hemen SS Subayları'nın gözüne çaptı. Bu kişiler ölüm meleği Dr. Mengele'nin tam aradığı kişilerdi. Kendilerine Dr. Mengele'nin yanına gidecekleri söylendiğinde merak ettiler. "Burası bir ölüm kampıysa burada doktorun ne işi vardı?"

    Dr. Josef Mengele

    Dr. Mengele, Nazi tıbbi deneylerinin baş oyuncusuydu. Toplama kampları Mengele için bulunmaz bir fırsattı. Şeytani deneylerini Yahudiler üzerinde deneyebiliyordu. Akıl almaz deneyler gerçekleştiriyordu. Kendisi aynı zamanda ırkların biyolojik olarak farklılaştığını savunuyordu. Yahudi ırkının da gün geçtikçe bozulduğunu ve ırkın fiziksel olarak bozuk bir ırk olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Bu nedenle de 7 cüceler onun için bulunmaz bir fırsattı.

    Mengele cüceler üzerinde yapacağı deneylerle cüceliğin Yahudilerde genetik olduğunu ispatlayacaktı. Korkunç bir deneyler serisine tabi tutulacak cüceler için aslında Mengele bir melekti. Çünkü onları ölümden sadece Mengele kurtarabilirdi. Defalarca toplu kıyım yapılan gaz odalarına giden insanları gördüler, topluca krematoryumlarda yakılan insanları gördüler. Mengele onları ölüm mekanizmalarından kurtaran tek kişiydi. Çünkü onlar Mengele'nin kobaylarıydı. Kendi kıyafetlerini giyebiliyorlardı. Kendilerine ait yıkanma leğenleri ve kişisel yatakları bile vardı. Bunların karşılığı tabiki bedelsiz değildi. Defalarca bayılana kadar kanları alındı, kulaklarına bazen kaynar su bazen buz torbaları tutuldu. Deney amaçlı saçları yolundu, dişleri çekildi, x ışınlarına tabi tutuldular. Kimi zaman tramva geçirebilecekleri şekilde jinekolojik deneylere tabi tutuldular. Kimi zaman çırılçıplak soyunduruldular ve üzerlerinde anlatım yaptılar.

    Tüm bunlar ızdırap dolu ve aşağılayıcı durumlar olsa da hayatta kalmalarını sağlıyordu. Mengele ile cüceler arasında duygusal bir bağ bile gelişmişti. Mengele en küçükleri olan bebek Shimshon'a kampta öldürülen çocukların oyuncaklarını getiriyordu. Cücelere hiç bağırmıyordu hatta sinirlendiğinde sakinleşmek için onların yanına gidiyordu. Onbinlerce kişiyi deneylerinde öldürmüş olan saf arı ırkı yaratmanın formülünü arayan Mengele, cücelere karşı bir farklı davranıyordu.

    Bu iletişim Sovyetlerin gelip de kamptakileri kurtardığı 27 Ocak 1945 tarihine kadar sürdü. Mengele ve SS Subayları kamptakileri ölüm bloğuna göndertti. 1 Milyondan fazla insan Auschwitz'de öldü. Fakat cüceler kurtulan kesim oldu. Onlar Sovyetler tarafından kurtarıldılar ve İsrail'e göçtüler. Hayatlarını orada devam ettirdiler. En son 2001 yılında Perla hayata veda etti. Perla Mengele hakkında şöyle diyordu. "Ben o iblis sayesinde hayatta kaldım