• Sabah erken kalkıp işine giden, kahvaltı yapıp, para karşılığı sevmediği işler yapan, karnı acıkan, arkadaşları ile sorun yaşayıp, Acı çeken...

    Bu adam da kim ? Bir roman kahramanı böyle mi olur ? Birde bu adama haşa Tanrı diyor, yazar :)) Sıradanlık ne zamandır işleniyor romanlarda? Roman yazacaksan farklılıkları, bilinmeyeni, diğer insanlardan farklılıkları anlatmak daha doğru olmaz mı?

    Sıradanlıktan kahraman(Tanrı) mı doğar?

    Şöyle adam akıllı güçlü kuvvetli bir kahraman yaratsa; mesala uçsa, ağ fırlatsa olmaz mıydı? Okuyucu da ne güzel hayal kurardı. Bir süper kahraman olmak isterdi. Uçmak isterdi; suç mağdurlarına yardım etmek isterdi.

    Diğer insanlardan üstün bir peygamberde yaratabilirdi. Babası olmayan, bebek iken konuşan, denizi ikiye bölen, ölüleri dirilten ve günahkarları cehennemle korkutan bir kahraman.

    Korkutmayan kahraman(Peygamber) mi olur...?

    Kitabımızda: Marangoz Yusuf’un oğludur İsa. Daha Meryem ile nişanlıyken bir kayanın yanında çarpan yıldırımdan sonra kötürüm olmuştur Yusuf. Ve orada Meryem İsa’yı bir nutfe olarak taşımaya başlamıştır. İsa, zaman zaman sara nöbetleri geçirmektedir. Meryem çileli bir kadındır. İsa, evlenme yaşına geldiğinde Maria Magdelana’yı eş seçmek ister kendine. Ancak seçim sırasında sara nöbeti geçirir ve elindeki çiçeği Maria’ya yani Magdalalı Meryem’e veremez.

    Peki neden sıradanlık: Kazancakis Bu kitabı yazmamın nedeni mücadele eden insana ulu bir örnek vermek isteyişimdir. Bu kitap mücadele eden herkesin itirafıdır. Yayımlamakla ödevimi yaptım: Alabildiğine mücadele eden, hayatta çok acı çeken ve büyük ümitleri olan birinin ödevini. Günaha Son Çağrı'yı yazdığım gündüz ve geceler boyunca, İsa ile birlikte Golgota Tepesi'ne çıkarken duyduğum dehşeti, hayatını ve ölürken çektiği acıları yaşarken duyduğum yoğunluğu, anlayışı ve sevgiyi başka hiçbir zaman duymadım. İçimi kemiren bu duyguları ve insanlığın büyük umudunu yazarken gözlerim dolu dolu oldu heyecandan. İsa'nın kanının bu denli tatlı ve acı olarak yüreğime damla damla aktığı olmamıştır hiç. İsa'nın hayatının her anı bir çatışmadır, bir zaferdir. Basit insan zevklerinin yenilmez, büyüleyici niteliğine sürekli olarak ruhsallaştırmış, sonunda göğe yükselmiştir. Golgota Tepesi'ne varmış ve Çarmıh'a çıkmıştır. Bu kitap bir hayal hikâyesi değildir; mücadele eden herkesin itirafıdır. Yayımlamakta ödevimi yerine getirdim; hayatta çok acı çekmiş, büyük umutları olan birinin ödevini. Sevgiyle bu kitabı okuyacak her özgür insan, eskisinden daha çok, eskisinden çok daha iyi bir şekilde İsa'yı sevecektir. demiş ve kilise tarafında aforoz edilmiş. Kilise yaptığı ödevi beğenmedi heralde :)

    Günümüz insanlarının içindeki boşluk sıradanlıktan kaynaklanıyor. Hiç kimse sıradan olmak istemiyor çünkü sıradanlığı kötü bir şey olarak görüyorlar. İnsanlar, Gazapizm - Heyecanı Yok gibi şarkıları dinleyip heyecan arıyorlar :)) Çoğu İnsan kendini özel, başkalarını sıradan görüyor. Çoğu Anne kendi çocuğunu özel, diğer çocukları sıradan görüyor. 7 milyar insanın yaşadığı dünyada bütün insanlar sıradandır fakat KUTSALDIR. Farkında olmadığımız şey de budur belki...

    Basit yaşamak mutluluktur. Asıl kahramanlık sabah erken kalkıp işe gitmektir. Akşam eve erken gelmek huzurdur.

    Kim ne derse desin; her İnsan sıradandır.
    SIRADANLIK KUTSALDIR.
  • Bu yolda dönenler oldu
    mum gibi sönenler oldu

    Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Gittiğimiz yol yol değil ama
    Manzarasını seviyürüüüzz…. ( şaka şaka gittiğimiz yol şahane :D )

    Kasırga var dediler
    Uçarsınız gitmen dediler
    dediler dediler de ne oldi
    ah ile vah ile ömürleri soldi

    Neyse konuya gelelim. İdris Kaptan’ın dediği gibi “nerde kalmıştık?”

    Geleneksel diyebiliriz artık, zira ikinci kampımızı da yaptık, alnımız ak, sırtımız pek, karnımız tok ! Nasıl mı oldu, şöyle :

    Öncü birlikler Mazlum Kaplan ve Roquentin bir gün evvelden kamp yerine varıp yerleştiler. Tüm tekmil zerzevat-ı mahlukları ve bilimum düşmanı püsküttüler. Sonrasında ise bhmflzf ( Mehmet ) , E.T ve Li-3 kamp yerine ulaştı. Ortalık kapalı ama hava güzeldi. Dedik ya manzarası çok güzel diye :D

    https://drive.google.com/...X5B18bjZPB6TWWTEm1Dw

    https://drive.google.com/...fLRA645Ln2Ywo_RfGitA

    Nar bilem var ayol, dalından masamıza sarkar, alır yeriz.

    https://drive.google.com/...f7vXZhNaAqSNgDEwvqBg

    Kedimizin beti bereketi de bol maşallaaahhhh !

    https://drive.google.com/...clNaITWIJiFMJDhGyR6w

    https://drive.google.com/...TDuziP0YcEAFzB4SUtjw

    https://drive.google.com/...WSKADqgA8HsIYPlF6HkA
    (bunu nette buldum çok güzel diye koydum :D )

    Neyse efenim sonra yerleştik kurulduk hasret giderdik, yeni katılımcılar ile tanıştık kaynaştık. Ben zaten hepsini tanıyordum ayıptır söylemesi. Birleştirici element Lİ-3…

    Gecenin ilerleyen saatlerinde sazı elimize almış türküler tüttürürken birden dağlardan bayırlardan dıştan yanmalı pazarlık erbabı Nuri geldi. Ayağının tozuyla bir mağden suyu şişesi patlattı ki sormayın. O gün Sabahattin Ali türküleri çalıp söyledik ( pek söylemediler çekindiler zaaar ama yarın soracağım onlara ! )) Yorgunduk yattık uyuduk napak.

    Büyük gün geldi, cumartesi. Herkes bize mesaj atıyor “kasırga geldi mi” ? Gelmedi gardeş, gelse ne, umrumuzda mı? Değil, neden çünkü biz hızlıyız, bizden hızlısı mezarda dayı!

    Cumartesi günü Sabahattin Ali bilgi yarışmamız vardı. Ama misafirlerimiz de vardı. Yücel Ailesi!

    Oğuzhan Yücel
    Elif KY.
    Juniorlar : Erke ve Buse

    nereye geldik yav napıyo bunlar?
    https://drive.google.com/...VxkCwtjfSJWyvzM2-7Zg

    Sonrasında yarışmamız başladı efenim. Sorular cevaplar fişek gibi havada yanıyor!

    https://drive.google.com/...g2KOCdVlEKq2tx0rcYew

    https://drive.google.com/...MJT9WA3ViMdZayZuxkvA

    https://drive.google.com/...KOOyrN48rg6ZaaV17Dug

    https://drive.google.com/...S0otWDMofuYAFpILa0Kg

    Sorular sorular, açılmasın aralar!!!

    Yarışmamızın kazananı NURİİİİ ! Adam sorular sorulmadan cevapları veriyor arkadaş. Bir kaç soruda ters köşe olsa da kendisini tebrik ediyoruz.

    https://drive.google.com/...X32JwQ4MH8x6ItN3jcKw

    https://drive.google.com/...flkzITmhPcg53MQKMhgQ

    Ödülü bilaaaaharee yollanacaktır kendisine !!

    ANTİPARANTEZZZ
    Nuri kazandığında biz!
    https://drive.google.com/...bkjwPXFj3gS6nj5b7sEw

    Ama bitmedi. Çok muhterem jurinin katılımcılara hediyesi vardı. Yaşar Kemal ve Sabahattin Ali rozetleri !! Yakamızda asılıdır, bir sol yana bir de sağ yana..

    Ahan da Juri.
    https://drive.google.com/...j2kdIXjGhFUvp_7G3wWA

    Gelelim Kürk Mantolu Madonna atölyemizeeee..
    Tarot kartlarına benzeyen duygu kartlarını masaya seren Elif Bacı “Abe bakayım size bir falceyizzzz heee. Güsel qıslar eqlesin yakışıklım seniiiii heeeee” ( bana diyor burada ) diye başladı atölyeye. Önce gözler kapandı müzik başladı, daldık gittik vesselam!

    https://drive.google.com/...XNQS7YEuHJRsqHh_yHnw

    https://drive.google.com/...aajVY0bQnz8FW1rulvJQ

    https://drive.google.com/...ErpP7NOSDzwb8HsKXhlQ

    https://drive.google.com/...2ZvBKI7RyaTHmba2KrLQ

    https://drive.google.com/...H7we5AAlJ6vSeM6fUYoT

    https://drive.google.com/...JTMJuGHrYlzJd_B8NT7e

    https://drive.google.com/...TQyjGUmwbJ9ks9cF7_7C


    Müzik : https://youtu.be/-fI3pOCyKNk ( maria puder’e nasıl da uydu bi bilseniz :’/ )
    Türkçe Çevirisi :
    Hayır, Hiçbir şeyden Üzgün Değilim
    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ödendi, süpürüldü, unutuldu
    Geçmiş umrumda değil !

    Hatıralarımla
    Ateşi yaktım
    Gamlarım, keyiflerim
    Artık onlara ihtiyacım yok !

    Aşklarımı süpürdüm
    Ve onların getirdiği dertleri
    Sonsuza dek süpürülmüş
    Sil baştan başlayacağım

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Çünkü hayatım, çünkü sevinçlerim
    Bugün, senle başlıyor

    Ahh beeeee yandı köz oldu ciğerlemiz!!!

    Nerde kalmıştık? Heh kartlar… Müzik bitti hissettiğimiz duyguları temsil eden kartlamızı seçtik yağmur başladı. Koştuk çadıra sığındık :D

    https://drive.google.com/...Rp_kHNE4CKRryGNDBJng

    Sonra yağmur dindi. Çardağa geçip kartlarımızı anlattık alıntılarımıza dayanarak. Yücel Ailemiz bize püsküütler çikiletalar getirdi. öğüttük patoz ettik. O Madonnayı masaya yatırdık enine boyuna irdeledik, tartıştık, eğlendik. Ne süper geçti beee. Bak şimdiden özlemişim :/
    Daha sonra Yücel Ailemizi yolcu ettik, resimlerle, dostlukla ve sevgiyle…

    https://drive.google.com/...jt9_EM6YJ_YCmdNDcNGw

    https://drive.google.com/...JvBSoySQsyyyPgLIPv-g

    https://drive.google.com/...MMIVtdv7kIUpsMS-2RKQ

    https://drive.google.com/...Q4Yys9tjL2IQ_q4JlQYQ
    (bunu da ben çektim ufacık tatlış :D )

    https://drive.google.com/...mO_9FU-sG8FeV-7V-Iug

    Sonra neden bilmiyom saz söz faslına geçtik. Yücel Ailemiz varken neden yapmadık ki kıt aklım benim :S

    https://drive.google.com/...CxzufNUw27XI2YhBB_hg

    https://drive.google.com/...uQAGAlYNEgvcyt2hPDcA

    Akşam ettik iyi miiii! Güneş çöker yağış diner biz başlarız saza ve rakıyaaaa !! HOBAAA
    https://drive.google.com/...HB71BKKSvwi7bKzt9ilQ

    Bir yandan genel kültür yarışmamızı yaptık bir yandan rakının gözüne vurduk.

    Eski defterler açılır Nuri’nin hayatı bir film makarası gibi gözümüze girer, türküler söylenir, sevdiklerimize, göçenlerimize selam çakarız, Nazım’a, Cem Karaca’ya, Mahsuni’ye, Kazım’a, Sabahattin Ali’ye…..

    Geceyi de söndürdük sabah ettik. Son gün ayrılık vakti geldi çattı. Ayrıldık herkes evine yurduna köyüne kümesine dağıldı. Aynı daldaydık aynı daldaydık, aynı daldan düştük ayrıldık….. yok ayol gene buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak :)

    Gidenlerin ardından aha beyleeee baka kaldık :/
    https://drive.google.com/...Sv1k6voaFxJxl2NtJErQ

    Tüm katılımcılara teşekkür ederiz, bu keyifli hafta sonunu yaşadığımız için.. gelenler gelmeyenlere anlatsın, GELMEYENLER ÇATLASIN PATLASIN, GELEMEYENLER ÜZÜLSÜN :))

    Bir sonraki kampımız bambaşka olacak, çok şahane fikirler var! Bizi takipte kalın sonra üzülmeyin. Yok efendim ben duymadım, benim çadırım yok, benim mazotum bitti yolda kaldım demeyesiniz, öperiz can evinizden :)
  • Annesi, ''Balıkla salyangozun arkadaşlığı! Duyulmuş şey değil!'' diye cevap vermiş ona.

    Küçük Kara Balık da demiş ki:

    ''Ben de balıkla salyangozun düşmanlığını duymadım. Ama sizler onu hallettiniz.''
  • Her insan bir tomurcuktur bir tohumdur en başta. Zamanla toprağa düşer, büyür, gelişir. Bir ağaç olur, bir gül bir çiçek gövdesi olur. Elbet en güzel halini alabilmesi için bir gülün açması, bir ağacın ballı meyvelerini sunması gerekir. Bunlar içinde gövdesine bir özsuyun akması. Bu özsu insan için sevmek, sevilmektir. Bir insan sevmiyorsa, sevilmiyorsa; açmayan bir gülden meyve vermeyen ağaçtan ne farkı kalır. Salt dikenli bir gül ve kuru bir gövde. Hele bir yüreğine o özsu aksın, sevmenin sevilmenin tadına varsın; görün bak nasılda mis kokulu güller açıyor dokunmaya bile kıyamadığınız nasıl da sunuyor size en ballı en güzel meyvelerini. Dünyanın en mutlu insanı olursunuz bunları gördüğünüz de, ne de güzel şeyler varmış dersiniz yeryüzünde. Sevdiğiniz insanın güllerine eğilip kokladığınızda ballı meyvelerini ağzınıza attığınızda, sizin de içinizde bir sevgi peyda olur. Unutursunuz her şeyi. Yaşamak dersiniz ne güzel şey, bu dünya ne güzel yer. Ben bu zamana kadar boşuna yaşamışım, bu güller olmadan bu meyveleri tatmadan. Yüreğiniz ferahlar, haykırasınız gelir dağlara, bir kuş olup uçasınız, olduğunuz yerde durup dururken kalkıp raks edesiniz. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..

    Her insan farklı bir çiçektir farklı bir meyve ağacıdır. Bazısı güldür, güller bile farklı farklıdır kendi içinde; kırmızısı, mavisi, beyazı, pembesi, kadifesi. Bazısı papatyadır, bazısı menekşedir, bazısı kardelen, bazısı mimoza. Her biri farklı bir güzellikte, en güzel halinde en güzel kokularını etrafını yaymak isteyen. Bazı insanlarda ağaçtır mesela. En ballı meyvelerini çevresine sunmak isteyen, gölgesinde herkes ferahlasın isteyen, baharda en güzel çiçeklere bürünmek isteyen. Çiçek insanlarda ağaç olur zaman geçtikçe. Bazısı erken olur bazısı geç olur ama elbet olur. Onlarda isterler ağaç insanların istediklerini. Bir de gelecek zamana yeni çiçek insanlar , ağaç insanlar yetiştirmek isterler sonra. Yetiştirecekleri çiçek insanlarda kendileri gibi açsın, mis kokularını etrafa yaysın, hiçbirisi koparılmasın dalından, hiçbirisi kuru bir çalı dalı, dikenli bir gül olarak kalmasın. Dünya hep, her zaman çiçek kokularıyla dolsun, gölgesinde ferahlanan, ballı meyveler sunan ağaçlar olsun. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..

    Dünya çeşit çeşit açan çiçeklerle, türlü türlü meyve veren ağaç insanlarla güzeldir. Bu farklılıklardır bizi güzel kılan. Bir bahçe düşleyin; içinde pembe, beyaz, kırmızı, kadife, mavi güllerin olduğu ya da dallardan sarkan çeşit çeşit ballı meyve kokularının burnunuza geldiği. "Cennetten bir köşe" dersiniz. Oysa insan ağaçlar bu farklılıkların güzelliğinin farkında değildir. Siz hiç mavi bir gülün beyaz güle "ben senden daha güzelim çünkü maviyim" dediğini duydunuz mu? Ya da çınar ağacının kavak ağacını dönüp "ben yüzyıllık çınarım senin gibi kısa süre sonra yok olmacağım" dediğini. Ya da bir meyve ağacının çınar ağacına "ben meyve veriyorum sen vermiyorsun" dediğini. Ben duymadım. İnsan ağaçlardan çok duydum ama. Kısa, uzun, şişman, zayıf, mavi gözlü, sarışın, esmer, siyahi, beyaz, yerli sözlerini. Demeseler keşke, farklılıkların güzellik olduğunun farkında olsalar. Ondan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..

    İnsan ağaçlarda demezler böyle şey aslında, özleri izin vermez. Her insan dünyaya tertemiz en saf haliyle gelir. Büyür, gelişir, serpilir. Tam içine sevmek ve sevilmenin özsuyunun akacağı vakit bir karanlık el sıkmak ister bu suyu. Aksın istemez insanın içine. Bilir ki akarsa farklılıkların güzellik olduğunu anlayacaktır insan. Dünyayı cennetten bir köşeye çevirecektir. Sömürülmeyecektir. Siz özenle yetiştirdiğiniz bir gülün koparılmasını ya da özenle yetiştirdiğiniz ağacınızın dallarının kırılmasını ister misiniz? Ben istemem, hiçbir insan ağaç istemez. Yeter ki farklılıkların güzellik olduğunun farkında olsun. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..

    Bu insan ağaçları birbirine düşüren karanlık elin yaptığı iki koklaşan köpek arasına atılan taşa benzer. Bilmiyorum daha önceden iki koklaşan köpek arasına atılan taşa şahit oldunuz mu? Ben yapmadım a, birkaç kere şahit oldum. İki köpek uzaktan birbirlerini görür. Bu ikisi içinde bir yeniliktir. Kendi türünden farklı bir canlı. Sakin sakin birbirlerine doğru gelirler. Yavaş yavaş birbirlerine sokulurlar, koklaşırlar. Gözlerinde yeni bir canlı tanımanın ışıltısı vardır. Farklılıklarının farkına varmaya, güzelliğini görmeye başlarlar. O ara uzaktan karanlık bir el ikisinin arasına bir taş atar. Bu taş iki canlı içinde bir tehlikedir. İkisi de bir anda hiddetlenir. Zannederler ki bu yeni canlı ona bir zarar verecektir. O sevgi dolu, ışıltılı gözleri bir kin bürür. Birbirlerine düşerler. Oysa o taş atılmasa bu ışıltılı gözler, sevgi dolu mahluklar ne güzel günler geçireceklerdir. Kırlarda koşacaklardır, çöp tenekelerini beraber karıştıracaklardır, birbirlerinin seslerine kulak vereceklerdir, kokularını bileceklerdir. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..

    İşte ağaç insanlara yapılan da budur. Sadece karanlık elin attığı bir taş. Bir tehlike ve ışıltılı gözlerin kine bürünmesi. Oysa birbirlerini tanıma fırsatı verilse, hiç ağaç insanlar isterler mi cennet bahçeleri cehenneme çevrilsin. Beraber bu bahçenin tadını çıkartırlar. Maviyi mavi, kırmızıyı kırmızı, pembeyi pembe olduğu için severler. Yeni yetiştirecekleri ağaç insanları beraber yetiştirirler. Bu huzur yuvasını hiç bozmazlar. Hiçbir açmamış gül, meyve vermemiş ağaç kalmaz yeryüzünde. Yeryüzü gül kokuları ile dolar, birbirlerine en ballı meyvelerini sunarlar. Bundan sonra ne gam ne keder varsa yoksa sevmek, sevilmek..


    Ne durursunuz a dostlar? Sarılın yanınızdaki kardeşinize. Sarılın ki karanlık elleri hep beraber kıralım. Dokunamasın hiçbirisi bizim gül bahçelerimize, baharda çiçeğe durmuş ağaçlarımıza. Sarılın ki özsuyunuz kardeşinizin içine aksın, dünya yaşanabilir bir yer olsun, geleceğimize umut dolu gözlerle bakalım. Bırakın kinlerinizi, küskünlüklerinizi, kırgınlıklarınızı bir kenara. Sarılın birbirinize doya doya. İçinizdeki güzellikleri yaşayın. Bugün varız yarın yokuz. Bu güzellikleri tatmadan göçüp gitmeyelim. Yaşayacaksak güzelliklerle, iyi şeylerle yaşayalım. Dostum Sait Faik’in dediği gibi "bir insanı sevmekle başlasın her şey" ama bir insanı sevmekle bitmesin.

    Farklılıklarımızın asıl güzellik olduğunun farkına varalım. Yaşar Kemal’in dediği gibi “Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını dünya için büyük bir kayıp sayarım. “

    Buradan Yaşar Kemal’in “İnsan dünyada bedeni kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.” Sözüyle de dostum gönlü güzel insan Rıdvan ‘a Şırnak ‘ a selam ederim.

    İki de güzel şarkı sizin için.
    https://www.youtube.com/watch?v=18rJ43ehPEg
    https://www.youtube.com/watch?v=7yQI2mUX7Rc

    Hepinizi seviyorum. O güzel yüreklerinizden öperim. Sevgilerimle.
  • Gece müthiş bir kargaşa var. Birbiri arkası birlikler yığılmaya başladı. Yol, top arabaları, ağırlık ve nakliye kolları ile tamamen tıkanmış durumda. Yiyecek bir şeyleri yok, tüm gece boyunca soğukta sırılsıklam yağmurun altında durdular. Kimse onlar için bir çaba göstermemesine rağmen, tek bir homurtu, tek bir söylenme duymadım.
    Gustav Von Hochwachter
    Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 4. Basım
  • Ben...
    şimdiye kadar yürek acısına kulaktan şifa verildiğini duymadım...
  • Annesi, "Balıkla salyangozun arkadaşlığı! Duyulmuş şey değil!" diye cevap vermiş ona.
    Küçük Kara Balık da demiş ki:
    "Ben de balıkla salyangozun düşmanlığını duymadım. Ama siz onu da hallettiniz."
    Samed Behrengi
    Sayfa 16 - Can Yayınları