• Dış borçlar Osmanlı Devleti çöktükten sonra Osmanlı topraklarında kurulan devletler arasında paylaştırılmış ve en büyük borç yükü Türkiye'ye kalmıştır. 1925 yılında Osmanlı borçlarının %67'si Türkiye tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye'nin payına düşen 107,5 milyon altın Osmanlı lirası tutarındaki borcun ödenmesi için Düyun-u Umumiye İdaresi ile 13 Haziran 1928 tarihinde Paris'te bir anlaşma imzalanmıştır.

    Türkiye, Düyun-u Umumiye'ye olan borcunun son taksitini ilk dış borcun alınmasından tam bir yüzyıl sonra 25 Mayıs tarihinde ödemiştir.

    Atatürk hangi Osmanlı'yı yıkmış Allah aşkına? Yıkmayı bir kenara bırakın Gazi Paşa Osmanlı Devleti'nin borcunu bile ödemiştir.
  • Osmanlı’da petrolün önemi 1876 yılında 2. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla anlaşılmaya başlanır. Anlaşılır ama tahta çıkana kadar Rum Zarifi ve Ermeni Asani isimli bankerlerle şahsi servetini yöneten padişah, olayı daha çok kişisel servetinin yönetimi açısından ele alır. Dünya petrol çılgınlığı yaşarken, 1875 yılında mali sıkıntıya düşen Osmanlı İmparatorluğu, 1876 yılında ödemeleri durdurur ve 1881 yılında Düyun-u Umumiye idaresine teslim olur...”(Yiğit Bulut-Star Gazetesi.07 Ağustos 2015.Cuma.)
  • Cumhuriyet Hükümetinin çok meşkur bir gayretle meydandan kaldırdığı bu Düyun-u Umumiye,o devirde devletlerin fiili müdahalelerine kısmen mâni olduğu için memlekete ifâ olunmuş bir hizmet demektir. İtiraf etmeli ki, bunun husulunde Sultan Hamid'in azim ve iradesi sebeb-i yegâne olmuştur.
  • Sadece mason ve dönmelerin din tahrifçisi kitaplarını yaktıran, 3 milyon altınlık «Düyun-u Umumiye» borcunu kesesinden ödeyen ve saltanatı boyunca —tek bir harem ağası kaatil müstesna— hiçbir idam kararını imza etmemiş olan bir Padişahı bu mücadelelerde suçlamak her üç misalde de ak'a kara demekten ve vakıaları tam zıtlariyle ele almaktan farksızdır. Ve bakınız, güya din eliyle dini tepelemek için hangi alçaklık derecesine kadar düşülmektedir!
  • Belki birçok okuyucu bilmez: Düyun-u Umumiye denen borçların son ve kesin tasfiyesi 25 Mayıs 1954’te tamamlanmıştır. İlk borç anlaşması, 4 Ağustos 1854 tarihinde yapılmıştı. Demek ki tam yüz yıl borç içinde yatmışız. Borçlar idaresi 1882’de kurulduğuna göre de 72 yıl borç ödemişiz.
  • İÇ VE DIŞ DÜŞMAN-YAHUDİ

    · Önce öz peygamberine ihanet eden, tevhid bayraktarı Resul (Tûr-u Sinâ) ya çıkınca altundan bir buzağı yapıp ona tapmaya başlayan ve peygamber lanetine uğrayan, o…

    · Böylece, nebîler beşiği, üstün ırk İsrailoğulları içinden kopup fesad ve hiyanet mâdeni yeni bir kavim halinde dölleşen, asıl yahudiyi mayalandıran, artık hep öyle devam eden ve insanlığın başına belâ kesilen, o…

    · İçinden yetişmiş ve yeni ölçülerle gelmiş İsâ Peygamberi dinsizlikle suçlayan, Romalı’lara gammazlayan ve Romalı askerlere kimin tutulacağını göstermek için, havarîler meclisinde onu yanağından öpmeye kadar alçalan (Yuda Şem’un) o…

    · Derken babasız hak peygamber Hazret-i İsa’nın hak dinini içinden tahrif eden, yeni Peygamberi Allah’ın oğlu diye gösteren, “baba-oğul-ruhülkudüs” küfrünü icad eden (Sen Pol) o…

    · İslâmda münafıklığı mayalandıran, bütün bâtıl mezhepleri kuran, besleyen ve Kur’ânda Allahın lânetine hedef olan, o…

    · Dünyanın her tarafına yayılıp kene sessizliği ve sinsiliği içinde kanını emdiği her yerden atılan, sonunda İspanyadan kovulan, sırtında ucu kurşunlu kamçıların iziyle Türkiye’nin kapısını çalan, karalar ve denizlerin haşmetli İmparatoru Kanunî Sultan Süleyman’ın lûtuf ve merhameti sayesinde yurdumuza sızan, en kısa zamanda Türk iktisadî hayatına hâkim olan (Yasef Nassı), hattâ bir kızını Kanunî’nin oğluna nikâh ettirmeye kadar başaran (Nurbânû Sultan), derken Osmanlı tarihi boyunca yeniçeri fesadının baş âmili “züyûf akçe-hileli para” marifetini yürüten, o…

    · Öbür taraftan da, Türk vatanının en habis fesad ve hıyanet merkezi Selânikten kalkarak gûya İslâmı kabul etmiş bir kafile halinde (dönmeler) Edirne ve İstanbul’a gelen ve bizi yahudi hüviyetiyle törpüleyişini bir de müslüman sıfatına bürülü olarak tecrübeye kalkan (Sabatay Sevi), o…

    · Fransız ihtilâlinde, perde arkası en büyük rolü oynayan, ilk (enflâsyon) parası (asinya)yı çıkartıp ihtilâlin iktisadî muvazenesini allak bullak eden, neticede bir yandan krallık, öbür yandan inkılâp Fransasını, yani sadece Fransa’yı batırmak emelini besleyen o…

    · İkinci Abdülhamîd devrinde İslâm dünyasının merkez noktalarından birine çivi çakmak için Filistin’de küçük bir toprak isteyen, buna karşılık Türkiye’nin bütün dış borçlarını (Düyun-u Umumiye) ödemek teklifinde bulunan, fakat Ulu Hakan tarafından teklifleri reddedilen, nihayet yüce hükümdarı İttihat ve Terakki komitecilerine düşürten, o…

    · Dünyada ilk defa parayı ve şişkin sermayeyi icad eden (kapitalizma), sonra (Karl Marks) marifetiyle onu tahrip eden, 1917 komünist ihtilâlinde güdücüler arasında yer alan (Troçki, Zinvoyef vesaire), peşinden dünya çapında bir yahudi filozof (Hanri Bergson)a tahrip âletini tahrip ettiren, netice olarak nerede ve hangi mezhep varsa bir taraftan kuran ve bir taraftan yıkan, yani kendi dışında insanlığı her türlü birlik ve yekpârelikten uzaklaştıran, o…
    ·
    Türk Millî Kurtuluş hareketi Yunanlıya karşı zafere ulaşır ulaşmaz, Türk’ü ve onun
    şahsında İslâmı yok etme azmindeki Batı ülkelerinin üzerimize saldırmasını önlemek ve göstermelik istiklâlimizi sağlamak şartını İslâmdan ayrılmamıza ve mukaddesatımızı feda etmemize bağlayan ve bunda muvaffak olan, yine o…

    · Nihayet her yerde, plânını gerçekleştiren, bu arada Türkiye’de dilediği fuhuş, ahlâksızlık ve iktisadî çöküş iklimini tutturan, gizli imparatorluğunun maketi minik İsrail devletini kuran, onunla İslâm âlemi ve petrol dünyasının en nazik noktasına kazığını kakan, arı kovanı hummasiyle çalışan, çabuk seferber olmakta dünyada birinci orduyu meydana getiren, çevresinde kendisinden en aşağı 10 misli büyük Arap âlemini iflâsa uğratan, hep o…

    · Şu anda kolları karnının altında saklı bir ahtapot gibi, bir koliyle Suriye, öbür koliyle Irak, daha öbür kollarıyle de Kuveyt, Hicaz, Mısır ve Libya istikametlerini kollayan, bu rolünün tahakkukuna zemin hazırlamak için bir dünya felâketine muhtaç bulunan, bunun için de Rus-Amerikan rekabetini kızıştıran ve türeme-üreme yatağı emperiyalizmayı besleyen, kısacası topyekûn medeniyetleri eritme yolunda büyücü kazanını durmadan karıştıran, yalnız o…

    · Yine o, hep o, yalnız o, daima o…

    · Ve bu incelikleri kavrayamamak ve içyüzleri görememek bakımından, memleketimiz, yine o, hep o, yalnız o, daima o…
  • Kadim zamanlardan beri Yahudiler; çeşitli nedenlerle ve çoğu kez de haklı sebeplerle sürgün edilmişler. Gittikleri her kıta ve ülkede uğursuz olarak muamele görmüşler. Ta ki, Osmanlı İmparatorluğu Yavuz Sultan Selimle kucak açana dek. Bu tarihten itibaren çeşitli dönemlerde Osmanlı Devletine iltica etmişler. Bunun yanı sıra Avrupa da kalan Yahudiler de bulunmakta idi. Yahudiler için ıstıraplarının dineceği tek yer vardı o da Arz-ı Mevut ( Vaat edilmiş topraklar ) Bu tarihsel emellerini gerçekleştirmek için Theodor Herzl başkanlığında Basel’de 1897 yılında İlk Siyonist kongresi düzenlendi. Alınan kararlar sonucu Herzl başkan olarak seçildi ve Yahudileri Filistin’e götürmek ve orada bir Yahudi devleti tesis etmek için çeşitli yol ve yöntemler denedi. Elbette ki Filistin’e giden yol Osmanlı Devletinden geçiyordu.

    Avrupa’da antisemitizm her geçen gün artıyor. Rusya da Yahudilerin Ruslarla ilişi kesilmesi, ve birer vebalı gibi uzak tutmak için Getto şehirleri kuruluyordu. Osmanlı başkentine çeşitli yollar ile gelen Yahudiler Filistin’e geçmenin ve orada toprak sahibi olmamın yollarını arıyor ve istediklerini çeşitli sebeplerle elde ediyorlardı. Kutsal topraklara Yahudi göçünü ve toprak satın almalarını engellemek için Sultan II. Abdülhamit Han birçok kez irade yayınlamış, mülk edinmelerini yasaklamıştı. Osmanlı Devleti bir yandan Filistin, bir yandan Avrupa’daki baskıdan hâlâ Osmanlıya sığınan diğer Yahudiler için çözüm arıyordu. Aynı zamanda da dış borçlar ve Duyun-u Umumiye ile uğraşıyordu. Siyonist Lider Herzl Yahudilerin durumuna çare olmak ve Padişahtan bedel karşılığı Filistin de Kuracağı Yahudi devleti için toprak talep etmek için Padişah ile görüşmeyi arzuluyordu. Bu bağlamda Herzl 5 kez görüşme imkanı buldu Abdülhamit’le. Ortadoğu ve Filistin coğrafyasında Yahudiler boş durmuyor yasağı delip, yerel yöneticiler ve halk sayesinde Filistin’den toprak almayı sürdürüyorlardı. Herzl Abdülhamit görüşmesi sırasında, Padişah Herzl’ın Avrupadaki bağlantılarından yararlanıp Duyun belasından Osmanlı devletini kurtara bileceği ve Osmanlı maliyesini düzelte bileceğini umuyordu. Bu kapsamda Herzl padişaha bağlılığını bildirip gerekli görüşmeleri yapıyor. Çeşitli raporlar hazırlayıp padişaha sunuyordu. Aleni olarak dile getirmese de karşılığında Filistin’den toprak almayı düşünüyordu. Sonunda amacına ulaşamadan Avrupa’ya geri döndü. Tarihte hikayeleştirilmiş para karşılığında Osmanlıdan toprak satın alma olayının gerçek yüzünü Vahdettin Engin belgeler ışığında açıklıyor. Hikayenin hiçte anlatılan gibi olmadığını arşiv belgelerine dayandırıyor. Aslında bundan önce okuduğum “Yahudi Devleti “ ve “ Operasyon 1915 Çanakkale “ kitaplarını da kapsayan geniş bir yazı yazmayı düşünüyordum Filistin ve Yahudi Meselesi hakkında fakat istek üzerine yazıyı kısa tuttum. Dileyen diğer iki kitapla ilgili incelemelerime göz atabilir.