Hayat böyle inanılmaz bir şey işte. Bir gün biriyle
tanışıyorsun, bir yola giriyorsun, o yol seni başka bir yola götürüyor. Derken bir bakmışsın ki sen yol açıyorsun birilerine.
İnsan ölümün eşiğinde bile olsa unutulmadığı için
seviniyor. Unutulmak çünkü ölümün provası, hatta bin beteri. Düşün. Bir bedenin var yeryüzünde ruhunun eşlik ettiği, yaşıyorsun ama hatırlayanın yok. Oysa ölmüşsen yoksun, umurunda mı artık kim anıyor adını, kim
anmıyor.
İnternet Pandora'nın bütün kutularını açıyordu. Bu zamansız ve mekânsız alemde zamanaşımı,
pişmanlık, unutulmak, geçmişte kaybolmak
diye bir şey yoktu. Ölüm bile yoktu. Bıraktığımız her iz bizi sonsuza kadar takip ediyordu. Geçmişimiz geleceğimize teslim olmuştu. Dün yarın olmuştu artık. Zamanın tümü, geçmiş-şimdi-gelecek yekpâre bir zaman olmuştu.
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında.
Yekpâre geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.