• Sokakta giderken, kendi kendime
    Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
    Beni deli zannedeceklerini düşünüp
    Gülümsüyorum.
  • 1984 alıntılarını yorumladığım video:
    https://www.youtube.com/watch?v=dK1thKZa9ik

    "Who are you to wave your finger?
    You must have been out your head!"
    "Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun?
    Kafayı sıyırmış olmalısın!" Tool*

    UYARI : Bu inceleme yazılırken hiçbir kitap yakılmamış, haplanmamış veya fiziksel şiddet görmemiştir.

    https://image.ibb.co/fETD4e/1.jpg

    1984 : Evet beyler, uzat kolları, uzat kolları. Aranızda konuşmayın. Ben izin vermediğim sürece siz konuşamazsınız. Burada otorite benim. Nerede olduğunuzun farkında olun. Sabah içtimasında konuşan birisi olursa hayatta en korktuğunuz şeylerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'da bulursunuz kendinizi. Sayımız 8 olmalı, Fahrenheit 451 nerede?

    https://image.ibb.co/epdkHz/2.jpg

    F451 : Buradayım efendim! Geldim, yetiştim işte! Umberto Eco'nun meşhur Gülün Adı kitabı için büyük bir kitap yakma töreni düzenledik biraz önce. Geç kaldığım için özür dilerim hem sizden hem Büyük Birader'den.

    1984 : Bir daha böyle şeyler istemiyorum, herkes vaktinde burada sıraya geçmiş olacak!

    F451 : Emredersiniz.

    https://image.ibb.co/dbAXxz/3.jpg

    1984 : 1,2,3,...8. Tamam sayı doğru, rahat oturuş pozisyonuna geçebilirsiniz. Parti'nin geleceği, onun sonsuz iktidarının sürekliliği ve sizlerin kesintisiz refahı için birkaç şey anlatmam gerekli.

    https://image.ibb.co/cNHCxz/4.jpg

    1984 : Öncelikle, içinde bulunduğunuz distopik dünyanın ve panoptikonun farkında olun. Bu bir rica değil, emirdir. Hepiniz birer distopya kitabısınız ve bağlı olduğunuz bu türün tanımlarını bilmek zorundasınız.

    Distopya, anti-ütopya demektir. Ütopya Yunanca'da olmayan yer, güzel yer anlamlarına gelebilirken distopya ise bunun tam tersidir. Genellikle distopyalar geleceğe duyulan kaygıdan dolayı yazılmış olumsuz senaryolardır, baskıcı bir sistem ve totaliter bir devlet modeli bulunmaktadır.

    Yaşamakta zorunlu olduğunuz bu dünya içerisinde renkler sadece bana aittir, sizi bir panoptikonun içerisinde yaşadığınızı unutturmamak adına elimizden geldiği kadar renklerinizden ve duygularınızdan arındırmaya çalışırız. Arkamda gördüğünüz Büyük Birader adındaki liderimize sınırsız ve sorgusuz itaat bekleriz. Panoptikon, mahkumların görülebileceği duygusu nedeniyle davranışlarını kurallara uygun yapmasına sebep olduğu modern bir hapishane modelidir. Evet, şu anki insanların çağdaş sandığı hayatları ve sizin renksiz hayatlarınız kelimenin tam anlamıyla bir panoptikondur diyebiliriz. Burada bulunduğunuz distopyanın müdürü ise Büyük Birader'dir. O her zaman sizi izler. O her zaman sizin 2x2'nin sonucunun 5 olduğuna sınırsız itaat etmenizi ister. Çünkü Parti böyle dediyse bu böyledir.

    Bu arada görevleriniz tam olarak neydi bana hatırlatın.

    F451 : Ben sabah akşam tür fark etmeksizin kitap yakarım. İnsanların kitap okuyamaması için elimden geleni yaparım. Çünkü kitap insanı cahilliğinden arındırır ve bu eylem 1984'ün içinde geçen "CAHİLLİK GÜÇTÜR." ilkesine ters düşer.
    Büyük Birader'in emirlerinin dışına çıkarsam ceza alacağımı, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'yı boylayacağımı bilirim.

    Cesur Yeni Dünya : Ben insanları Ford Sistemi adını verdiğim, Tanrı'nın Ford olduğu ve doğan her yeni bebeğin ebeveyn bilincinden yoksun, şartlandırılarak doğduğu bir model içerisinde yönetirim. Soma adlı bir mutluluk hapını bir distopyanın içinde olduklarını unutsunlar diye onlara içiririm ki hiçbir zaman bu acımasız durumun farkında olamasınlar. Benim dünyamda da kitap okumak yasaktır, bebekleri ürettikten hemen sonra bebekler bir kitaplığa doğru emekletilir, kitaplara tam ulaşacağı sırada onlara elektrik verilir ve bu bireyler bir daha kitaplara hayatları boyunca dokunamaz.

    Otomatik Portakal : Ben şiddetin meşrulaştırıldığı yerin tam kendisiyim. Fiziksel ya da manevi her şekilde, her saniyede halkın gözü önünde ve çekinmeden şiddet uygularım.

    Çarpışma : Ben teknolojinin, arabaların, makineleşmenin distopyasıyım. Makinenin verdiği haz ve hızın, arabaların birbirleriyle çarpışmasının bana cinsel mekanizmaları hatırlattığı bir senaryoda anlatırım her şeyimi.

    1984 : Tamam, tamam! Kes, kes. Yeter bu kadar! Hadi, herkes görevlerinin başına! Mesai vakti!

    https://image.ibb.co/b5CCxz/5.jpg

    F451 : Seni yakmak istemiyorum NA1, kitap okuyanları anında yakalayan Mekanik Tazı'dan zorla kaçtım da buraya geldim, seni kesinlikle yakamam ben. Umarım 1984 bizi görmez.

    NA1 : Başımız belaya girecek.

    1984 : Benden ve Büyük Birader'den asla kaçamazsınız! Ona sınırsız itaat etmeli ve sonsuz sevgi duymalısınız. Aynı askerde size öğretildiği gibi, itaat et, rahat et felsefesi geçerlidir! Bu sistemde eğer bir hatanız olursa siz Büyük Birader'i sevecek hale gelene kadar cezayı, işkenceyi hak etmiş olursunuz.

    https://image.ibb.co/e6qAje/6.jpg

    C.Y.D. : Abi kafam çok güzel. Birkaç Soma hapı attım bir distopyanın içerisinde olduğumu unutayım diye. Kafam güzel ama nasıl güzel, o kadar güzel ki, o kadar güzel ki. Nasıl böyle... Neyse Havva'nın Üç Kızı, biliyorsun ki 1984 distopyasının içerisinde sadece Parti'nin soyunu devam ettirebilecek verimli döllere izin verilir, yani bu işi Damızlık Kızın Öyküsü ile yapmam gerekiyordu ama artık bu kafanın da etkisiyle senle olmuş oldu, bunu Büyük Birader ve 1984'ün kesinlikle duymaması gerek.

    Havva'nın Üç Kızı : Ah, kesinlikle bir skandal olacak, hem de büyük bir skandal, ateizm, günah, bombalı patlamalar, laiklik, tarikat, Mevlana, bekaret, yobaz, falan filan.

    1984 : Ne yazık ki, kadere bak, kadere bak. Kimler kimlerle beraber yan yana geliyor!! Büyük Birader sizi her yerde, her zaman izler. Yaşamış olduğunuz Okyanusya içerisinde izinsiz cinsel ilişkiye ve Parti'den olmayan insanlarla takılmaya nasıl cüret edersiniz! Bu sınırlar içerisinde böyle bir ilişki kesinlikle yasaktır. Elif Şafak'la kimse takılmayacak bundan sonra! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/e8934e/7.jpg

    O.P : Tamam kardeşlerim, kaçmayın artık lütfen. Efendim, kaçmayın sizi dövmeyeceğim. Kendimi riske atıyorum ama bu işten gerçekten sıkıldım artık kardeşlerim.
    1984 : Senin görevin şiddeti meşrulaştırmaktır, sen bunun için distopyasın! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/ewoKcz/8.jpg

    Çarpışma : Hayır yani, arabaların çarpışmasının, makineleşmenin erotizmi nasıl bir distopyadır? Arabalar yollarında gitsin, herkesi işine ve evine getirsin götürsün işte...
    F451 : Çok suçluyum, artık hiçbir kitabı yakmak istemiyorum.
    C.Y.D. : Bu distopyanın artık net olarak farkındalığındayım, Soma hapı atıp bunu görmezden gelmek istemiyorum.

    1984 : İtaat edin, rahat edin! Genellikle disiplinden dolayı olsa da bu iktidarın içerisinde disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır! Unutmayın. Hepiniz birer distopyasınız, özellikle de F451'i 2.kez uyarıyorum zaten. Şimdi doğru hepiniz 101 Numaralı Oda'ya!

    Beyler, beyler... Sizi anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. 302. sayfamda da belirttiğim gibi; "Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya." içerisindesiniz. Enayi mi olmak istiyorsunuz yani gerçekten?

    https://image.ibb.co/g021qK/9.jpg

    Ütopya, Devlet : Merhaba, biz bugünkü toplantı için gelm...
    1984 : Siz de kimsiniz enayiler?! Çıkın dışarı, yanlış kapı! Yoldaş olmayan kimse buraya giremez!
    Ütopya : Arkadaşlar, bu Büyük Birader dedikleri 2 boyutlu kağıt parçasından başka bir şey değil, görmüyor musunuz bunu gerçekten? Bunu göremeyecek kadar at gözlükleriyle mi dolaşıyorsunuz? Biraz içinde bulunduğunuz hayatı, benliğinizi sorgulay...
    1984 : Muhafızlar çıkarın dışarı bunları, hemen!

    https://image.ibb.co/bRG5Hz/10.jpg

    1984 : Ben mimarlığın, cinselliğin, yaşamanın, iktidarın, etimolojinin distopyasıyım. Konuşacağınız duygu yoksunu kelimeleri bile ben belirlerim. Dün söylediğim şey bugün geçerli olmayabilir. Bugün doğru bildiğiniz gerçek, bir bakmışsınız yarın bambaşka bir gerçeklik haline dönüşmüş. Bellek deliğine onun evrağını attım mı bu dünyadan o bilgi silinir gider. Her söylediğimi halkımın 1 gün sonra hemencecik unutması bu sayededir. Düşmanımızın bugün Goldstein olduğunu söylüyorsam, bu kişi yarın başka birisi olabilir ve siz bunu hatırlamazsınız, hatırlasanız bile kanıtınız kalmamış olur. İktidar için yapmayacağım şey yoktur, gerekirse dini satın alır size tekrar satarım, Tanrılık rolünü Büyük Birader'e veririm, her türlü hırsızlığı ve kötülüğü yaparım ama siz yapamazsınız!

    Ayrıca istediğim kadınla da takılırım, kim söylemiş takılmanın yasak olduğunu? Zaten sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun, bana itaat etmiyorsun? Kafayı sıyırmış olmalısın!

    O anda, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'dan gürültülü sesler yükselmekteydi. Renksizlik, duygusuzluk, sınırsız ve sorgusuz itaat ilk günkü gibi hüküm sürmekteydi. Tek fark ise bütün distopyaların ortak özelliğinde olduğu gibi umut olmayan geleceğin kaygı duyulan senaryosunun esas gerçeklik olmasıydı. Bu yaşamın içinde hayatta kalabilmek sorgusuz itaate ve Büyük Birader'i koşulsuz sevmeye bağlıydı. Onlar Büyük Birader'in götünün kılıydı!

    https://image.ibb.co/eNGGPe/11.jpg

    Umut varsa halkın %85'ini oluşturan proletaryaya -yani alt sınıfa- aitti. 252. sayfada dendiği gibi, birbirlerinin varlığından ve gücünden habersiz olan bu topluluk, düşünmeyi hiçbir zaman öğrenmedikleri halde yeryüzünün dört bir yöresinde, aralarına nefret ve yalan duvarları girmiş de olsa bir gün dünyayı alt üst edebilecek gücü yüreklerinde, içlerinde biriktirmekteydi. Umut, varsa eğer, proleterlerdeydi!

    Tam da o anda, dışarıdan geçen onlarca arabanın oluşturduğu görgüsüz, sayısızca maganda içeren konvoyun önündeki kamyonetten bu gürültüyü bastıran daha ikna edici bir vaat işitiliyordu :

    "SAVAŞ BARIŞTIR
    ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
    CAHİLLİK GÜÇTÜR."

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=R2F_hGwD26g
  • Kitabın önce içeriğine ilişkin, sonra da çevirisine ilişkin düşüncelerimi yazacağım.

    Kitap, alt başlığında söylediği gibi (Evolution’s Three Geneses), evrimin ortaya koyduğu üç farklı canlılık basamağına değiniyor: Çekirdeksiz tek-hücreliler, organelli & çekirdekli tek-hücreliler, çok-hücreliler. Hollanda asıllı yazar, kitap boyunca memleketlileri olan ressam Vermeer ile mikrobiyolojinin kurucusu Antonie van Leeuwenhoek'e atıflarda bulunuyor (bir başka Hollandalı olan Frans De Waal'in "Bonobo ve Ateist"te ressam Bosch'a atıflar yapması gibi); hatta bazı yerlerde bunu biraz abartmış.

    Kitap 9 bölümden oluşuyor. İlk 3 bölüm boyunca yazar panspermiyayı savunuyor. Yani dünyadaki canlılığın başlangıcının, dünya dışı bir yerden buraya gelen mikro-organizmalara dayandığını iddia ediyor. Bunu bir olasılık olarak tüm bilimciler akıllarının bir köşesinde tutar; ama bunun kesin olarak böyle olduğunu söylemek için yeterli kanıt yoktur. Peki yazar neye dayanarak bunun kesin böyle olduğunu söylüyor? Yanıt, Mars meteoriti ALH 84001'deki manyetit zincirleri. Yazar 44.sayfada şöyle diyor: "Hiçbir inorganik olayın, böylesinde düzenli bir şekilde dizilmiş manyetit kolyeler üretmesi mümkün değildir." İşte yazarın dayanağı bu. Hiçbir inorganik olay üretemeyeceği için, o Mars kayasındaki manyetit zincirlerini kesinlikle canlı bakteriler üretti ve tabi Dünya'ya düşüp duran bu tür göktaşları ile gelen bir takım bakteriler de gezegendeki canlılığı başlattı, diyor. Sayfa 54'te şöyle diyor yazar: "Yaşam, başka bir yerden gelmiştir. Bu fikrin herhangi bir kısıtlamaya uğramadan ders kitaplarına girmesi, biraz zaman alacaktır."

    2007 yılında yayımlanan kitap basıldıktan muhtemelen kısa bir süre sonra, "Meteoritics & Planetary Science" dergisinde yayımlanan bir makalede, ALH 84001'deki manyetit zincirlerinin şok dalgalarıyla oluşma olasılığının olduğu ortaya kondu. Yani, bu manyetitleri üretebilecek bir inorganik olay vardı. (Kitabın Türkçesi 2010 yılında yayımlanmasına rağmen, Türkçe baskıda ne yazık ki bundan söz edilmemiş. Ben bir okur olarak kendim araştırıp, son durumu kontrol ettim. Dipnot olarak bu çalışmanın bulguları eklenmeliydi.) Panspermiya gerçek olabilir; hatta o manyetit zincirlerini gerçekten bakteriler üretmiş de olabilir ve hatta Dünya'daki yaşamı gerçekten uzaylı bakteriler de başlatmış olabilir. Ama olmayabilir de! Sadece o zamana kadar bildiğimiz inorganik olaylar manyetit zincirlerini üretemiyor diye panspermiyanın kanıtlandığını ileri sürmek, işte bu yüzden hatalıydı. Onları üretebilen inorganik bir olayın var olduğunu ortaya koyan makale yayımlanmasaydı bile, bilimsel düşünüş gereği böyle bir savunu için yeterli veri yoktu. Bilimsel düşünüş biçiminin en kritik yönü, eldeki kanıtların neleri kesinleştirdiğini, neleri olasılık dahilinde tuttuğunu, nelerin de olabilirliğini elediğini ayırt edebilmektir. Bu kitabın ilk 3 bölümündeki savunu, bu açıdan ibretlik olmuş. Şu ana dek toplanabilmiş olan verilerden çıkan sonuç, panspermiyanın olasılık dahilinde olmakla beraber, kesinleşmiş olmadığıdır; tıpkı 2007'den önce olduğu gibi.

    Bununla birlikte, kitapta okumaya değer bilgiler var. Özellikle endosimbiyotik kuramı anlatan sevimli çizimler çok hoş olmuş; kitabın 4.bölümü boyunca ele alınan bu konunun anlatımı da iyi. Yazar bu 4.bölümde, canlılığın çeşitlenmesinde endosimbiyoz (bir bakterinin başka bir bakteriyi yutması, fakat sindirmeyip içinde yaşatarak, ortak bir yaşam kurmaları) yoluyla ortaya çıkmış olduğu düşünülen dört farklı yapıyı ele alıyor: Mitokondri, kloroplast, çekirdek ve kamçı. Ayrıca yine aynı bölüm içinde eşeyli üremeye giden yoldaki en önemli adım olan mayoz bölünmenin ortaya çıkışının, bakteri dünyasındaki kökenine ilişkin düşünceler aktarıyor. Kitabın 4.bölümü gerçekten güzel.

    Gelelim Türkçe çevirisine: Öncelikle verdikleri emekler için çevirmene ve tüm basım-yayım ekibine teşekkürler. Sonrasında, kitabın gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmeliyim. Kitabın adı “Yaşam Nasıl Başladı – Evrimin Üç Kökeni” diye çevrilmiş ama İngilizcesi “How Life Began – Evolution’s Three Geneses”. Asıl başlık olan ilk kısmı bir kenara bırakıyorum (ben olsam “Yaşamın Başlayışı” derdim, çünkü “How did life begin” demiyor, neyse), ama ikinci kısım “Evrimin Üç Kökeni” olmaz, anlamı bozuyor çünkü. “Evrimin ortaya çıkardığı şeyler”den söz ediliyor orada, o yüzden “Evrimin Üç Yaratısı” veya “Evrimin Üç Yaratımı” veya “Evrimin Üç Ürünü” denebilir. “Geneses” sözcüğü, “Genesis”in çoğulu. Zaten “genesis”in karşılığında da epey bir karmaşa yaşanmış kitap boyu; kâh köken diye, kâh yaratılış diye alınmış. Bir de editörün önsözü (giriş bölümünün özeti gibiydi) eğer kitabın orijinaline yazılmış bir önsöz değilse, "türkçe basıma önsöz" başlığıyla verilmesi gerekirdi.

    * Kapak içi yazısında, orijinaldeki "çekirdekli hücreler" yerine "hücreler" yazılmış. Bu, anlamı bozucu bir eksiltme olmuş; kesinlikle yapılmamalıydı.
    * "found on certain rocks or organisms": “bazı kayalarda veya mikroorganizmalarda bulunan” denmiş ama orijinalde “mikro” yok.

    * Sayfa 22:
    İngilizce kitaptaki cümle: “You see, Cro-Magnon children liked to splash and track mud too!" And a visiting woman hypothesized that, if little children had accompanied the cave painters, these latter could only have been women. (“Gördün mü, Kro-Magnon çocuklar da çamura basıp sıçratmayı seviyormuş!" Turdaki kadınlardan biri de, bu mağara ressamlarının yanında çocuklar varsa, ressamların kesin kadın oldukları varsayımını ileri sürmüştü.)
    Türkçe kitaptaki cümle: “Gördünüz mü, Kro-Magnon çocuklar da suyla ve çamurla oynamayı seviyorlarmış!" Turdaki kadınlardan biri de, bu mağara ressamlarının yanında çocuklar varsa, mutlaka kadınların da olmaları gerektiği varsayımını ileri sürmüştü.
    * İngilizce kitaptaki cümle: Among all these lineages, certain ones probably co-opted mobile, strip-shaped bacteria that became their means of propulsion (cilia and flagella). (Bütün bu soylar arasında bazıları, zamanla hareket etme araçları (siller ve kamçılar) hâline gelen hareketli, şerit biçimli bakterilerle muhtemelen ortaklık kurmuştur.)
    Türkçe kitaptaki cümle: Bütün bu soylar arasında hiç şüphesiz bazıları, zamanla itici güçleri hâline gelen hareketli, şerit biçimli bakterilerle (silliler ve kamçılılar) ortaklık kurmayı tercih etmiştir.
    * İngilizce kitaptaki cümle: In their analyses, three words recur often; they express in different ways matters that are fortuitous: luck, randomness (or chance), and contingency. (Analizlerinde sıkça yinelenen üç sözcük vardır; bu sözcükler kasıtsız gerçekleşen durumları farklı biçimlerde ifade eder: Talih, rastgelelik (yani şans) ve umulmadık olay.)
    Türkçe kitaptaki cümle: Analizlerinde üç kelime ile sık sık karşılaşılır; bunlar, tesadüfleri farklı şekillerde ifade ederler: Talih, (ya da şans) rastlantısallık ve beklenmeyen olay.

    * "ape" sözcüğü "maymun" olarak çevrilmiş; ama maymun "monkey"nin karşılığıdır; “ape” için ya yine “ape” ya “kuyruksuz maymun” ya da bence en iyisi “kuyruksuz primat” demek daha doğru.
    * "self-concious" sözcüğü “özbilinç” yani “kendini bilme” yerine “bilinç” olarak çevrilmiş.
    * “scrivener” sözcüğü “katip” yerine “arzuhalci” olarak çevrilmiş.
    * “entity” canlı olarak çevrilmiş ama “varlık” olmalıydı, zaten bahsedilen şeylerin canlı olmadığı daha sonra kitapta belirtiliyor.
    * " first germs of life: “yaşamın ilk mikropları” değil, “canlılığın ilk tohumları” olmalıydı.
    * s.79: "hikayenin sonuna geldiğimizi vurgulamak için" değil, "bu hikayenin sonunu vurgulamak için" olacak.
    * s.80: “açık” değil “belirli” olacak.
    * s.89: “co-opt” için “asimile edilmesi” denmiş ama “ortak alınması” olacak.
    * s.101: “crawl” için “emekleme” değil “sürünme” olacak.
    * s.104: “co-opt” için “oybirliği seçilmiş olan” denmiş ama “ortaklık kurulmuş olan” olacak.

    * s.227: “adaptation” için “uyarlama/uyarlanma” kullanılmış ama “uyumlanma” daha uygun düşer.
    * "bölünüş" yerine "hizipleşme" anlamı daha iyi karşılıyor, ki s.104’de öyle kullanmışlar zaten.
    * "have a volume 200 times smaller than": “hacmi 1/200 katı” yerine “200 kat daha küçük hacimli” denebilirdi.
    * “magnetit” demek yerine “manyetit” denebilirdi.
    * prototip, “ilk örnek” olarak çevrilmiş, yanlış değil ama dilimize ne yazık ki yerleşmemiş olduğundan, okumayı güçleştiriyor.
    * “dijital fotoğraf” yerine “sayısal fotoğraf” kullanılmış ama bu da dilimize yerleşmemiş bir kullanım.