• Dünyada akla değer veren yok madem
    Aklı az olanın parası çok madem
    Getir şu şarabı alsın aklımızı
    Belki böyle beğenir bizi el âlem
    ~Ö.Hayyam
  • En yüce değer,emeği yaratan insandır.

    Para kazanmanın onursuzluğu...

    İddia ediyorum herhangi bir işte çalışmakla fahişelik yapma arasındaki tek fark yöntemseldir, amaç aynıdır: para kazanmak
    Daha onurlu yaşamak için para kazanmamaya var mısın dedim, : Bizi bu sisteme sıkı sıkıya bağlayan nedir? PARA..Nasıl da satın alınmışız!Daha doğarken bile borçla geliyoruz dünyaya!Borcumuzu ödemek içinde para kazanmak zorundayız! Göbek bağımızı kesip sisteme bağlamışlar... Niçin reddedemiyoruz yaa? çıldıracağım!

    Gerçekten çok mu hayalperestim! Oysa ömür dediğimiz şey onurlu olsun diyorsak neden köleliğe karşı çıkmıyoruz! bedenlerini satan fahişeler kınanır ya ne farkın var devlet dairesinde çalışmanın diyorum bende... bedenini satarak para kazanmakla, zihnini satarak para kazanmak aynı değil midir? yöntemler farklı olsa bile, amaç aynıdır ve iğrençtir ! para kazanmak!!!
    İnsanlar para kazanma yöntemlerini ve meslekleri kendilerince onurlu, onursuz diye ayırt ettiğini zannediyor...Gülüyorum buna. Hepsi onursuzcadır oysa! İyi yaşamak için diye de süslerler kendilerince.. hadi paraya tapan insanları anlarım da birisi sosyalizm diyorsa anlamlandıramıyorum bir türlü...
    -güldürüyorsun beni kapitalizm kendi ipini çekecek elbet ama 200 yıl sonra sanırım... o zamana kadar sistemin bir parçası olmak mı gerek! Bir şey yapmalı reddetmeli diyorum ! tüm bu giysilerden bize dayatılan lüksten kurtulmalı hazır en büyük itici güç olan cesaret varken! Ama korkuyorsun sistemin seni korkuttuğu ölçüde korkuyorsun! Süslemeye çalışıyorsun
    - hastalanırsak ne yapacağız , diş ağrın tuttuğunda ne yapacağız?
    -sosyal devlet yardım etsin diyeceğiz!
    - sana yardım eden devlet diğer kölelerden aldığı vergilerle yardım edecek! bir asalak olarak mı yaşamak istiyorsun?
    -hayır! asalak olmak istemiyorum ama köle de olmak istemiyorum! ben para için yaşamak istemiyorummm! para kazanmakta istemiyorum! yok mudur başka bir sistem? acilen dahil olmak istiyorum!
    - şimdilik hayal bunlar!
    -ne yani hayal diye ben istemediğim bir hayatı mı sürdüreyim. onursuz bir hayata yaşamak mı diyelim? Ne mutlu kimliği yeri yurdu olmayan insanlara!
    - iyi değilsin sen!
    -hiç olmadığım kadar iyiyimmmm! Siz paraya tapan, sisteme karşı olduğunu savunupta içinde öylecee yaşayan insanlardan daha iyiyim! Hastasınız hepiniz! Görmüyor musun yaşam stiliniz kölelik! hem de en onursuzundan! Eski zaman köleliği daha onurlu. hiç değilse köle olduklarını bilip bunun için mücadele etmişler!Fakat siz kendini özgür zanneden köleler ahhh sizin durumunuz daha vahim!
    - bunu ancak sistemin içinde olarak düzeltebiliriz!
    -yaaa öyle mi? Nasıl da kendinizi aklıyabiliyorsunuz! Ne yaparak düzeltebilirsiniz peki?
    - az tüketerek, israf etmeyerek, lükse karşı durarak
    -bu söylediklerini fakirler yaşıyor zaten! Onlardan onurlusu yok! Oysa sen para kazanarak, araba kullanarak iyi bir işe sahip olarak zaten lüksü yaşıyorsun! Bana sakın mao dan bahsetme! kimse eşit değil bu ülkede, madem ki eşit değil o zaman biz de en mağdur tarafta olacağız!Normal dediğin yaşam birçoğuna göre lüks çünkü... sokaklar seni bu kadar mı çok korkutuyor? Zavallısın sen! rahatını düşünüyorsun!
    - evet korkak bir zavallıyım! çünkü sevdiklerimi düşünüyorum! sense çok bencilsin!
    -NE ! ben mi bencilim?
    - evet bencilsin! sistemden çıkacağım deyip diğer köleleri sömüreceksin!
    -onlarda reddetsinler, köle olmak istemesinler!
    - Sen hiç bir şeyin farkında değilsin! Ne kadar çıktım dersen de sisteme dahil olacaksın!Hem nerede yaşamayı düşünüyorsun?
    -ılıman bir iklimde tarla alırız , ekip biçeriz
    - Tarla almaktan bahsettin, neyle alacaksın?
    -neyimiz varsa satacağız ve alacağız
    - Toprak satın almakla sisteme dahilsin bir kere! Yine parayı kullanacaksın!Saçmalıyorsun gerçekten! e peki aldın vergisini nasıl ödeyeceksin! ödemediğin için icra gelecek hiçbir şey olmayan kulübene!
    -ödemeyeceğiz öylece ölüp gideceğiz
    - Hayır vakitsiz geberip gideceğiz sağlıksız beslenmekten! Sen hiç zorluk görmemişsin! Hiç soğukta kalmamışsın!
    -evet ama denemeden bilemem değil mi? Bunu yaşamak istiyorum.Hayat kısa ama anlamlı olsun!
    - Bir haftada geberirsin! kıyafet gerekecek, yakıt gerekecek neyle karşılayacaksın? nasıl kitap alacaksın?
    -şimdiye kadar aldığımız kıyafetler yeterli, kömür yerine de odun toplayacağız! Sana inanamıyorum sisteme bu kadar mı bağlısın!

    - Asıl ben sana inanamıyorum, ben sevdiklerimi düşünüyorum
    -seni sisteme bu bağlıyorsa sevme o zaman!
    - bu öyle sevme demekle olamaz biliyorsun! Hem bok mu var bu söylediklerini yapmakta
    -Bok mu var çalışıpta sisteme bağlanmakta!
    - Sistemin içinde bir şeyler yapabiliriz. dediğim gibi başkalarına yardım edebiliriz, çocukları öğütleyebiliriz, okutabiliriz, daha az tüketip ve çevremize daha fazla bilinç verebiliriz.
    -Elini kolunu bağlayan mı var bu söylediklerini parasız yaşamda da yapabilirsin!
    - ben kendi çocuklarımı da okutmak istiyorum!
    -................................................. Sisteme ilelebet yapış kal yani!
    - Lütfen tut ellerimden
    -tutayımda köleliğe devam edelim değil mi?
    - Bak bu düşlediğin yaşamında zincirleri var sisteme bağlı! O nedenle kendini kölelikten kurtulacaksın sanma!
    -Benim bildiğim tek şey var, o da sisteme dahil olmak istemediğim! İYİ geceler!!!

    İnsan İnsanoğlu
  • Yekta okuluna gitti. Okul fazla kalabalıktı son günleri olmasına rağmen. Bu durum Gölge'yi bulmasını zorlaştıracaktı ama olsun, onu bulacaktı; bulmalıydı. Arkadaş grubunu bulsa yeterdi, herkes Gölge'nin etrafında pervaneydi çünkü. Kantine gitti, etrafı taradı bulamadı. Basket soyunma odasına girdi, gördüğü birkaç kişiye sordu ama görmemişlerdi. Okulun içine tekrardan girdi. Aynı yerlere defalarca baktığını biliyordu, çünkü gözünden kaçmış olabileceği ihtimali kafasını kurcalıyordu. Öğretmenler odasının önünden geçerken birden durdu ve geri geri gitti. Gölge'nin arkadaşları masadaki birkaç evrakla uğraşıyordu. Hemen girdi içeri Yekta. "Napıyorsunuz burda?" dedi gayet soğuk ve sorgulayıcı bir tavırla. "Ohoo kimleri görüyoruz." dedi biri ötekinin kolunu dürterek ve pişmiş pişmiş gülerek. "Ne işiniz var burada?" dedi Yekta tavrını değiştirmeden. "Sanane, napacaksın?" dedi. Yekta sinirli sinirli baktı. "Gölge'nin nerde olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. İki çocukta birbirine bakarak sırıttılar. "Hayırdır?" dedi biri. "Okulun son günlerinde veda mı etmek istiyorsun ona?" dedi. Diğeriyle birlikte güldüler. "Veda busesi verecek herhalde." dedi öteki. Sonra bastılar kahkahayı. Yekta bunun üzerine elini masaya vurdu. Çocuklar yerlerinde sıçradılar. "Gölge nerde?" dedi Yekta. "Gelmedi bugün." dedi biri. "Onu gördüğünüzde, beni bulmasını söyleyin. İki çift lafım var kendisine." dedi. Diğer çocuk da masaya eğildi ve Yekta'ya yaklaşarak "Emredersin." dedi. Ve birkaç kağıt parçası alarak diğer çocukla çıktılar odadan..
    Renk'e mesaj atacaktı, ama vazgeçti. Çünkü hem yarın sınavı vardı Renk'in ona çalışması gerekiyordu hem de bu konuyu telefonda konuşamazdı. Yarına kadar nasıl sabredecekti bilmiyordu. Sadece mesajla "Yarın için bol şans.." yazdı. Cevap beklemedi, Renk'in şu an derse gömülü olduğunu biliyordu.
    Renk telefonuna 5 farklı alarm kurmuştu. Ve sesini o kadar açmıştı ki, en ufak gelen bir seste yerinden sıçrıyordu. Yine o zamanlardan birinde telefonu çaldı. Arayan en yakın kız arkadaşı Yaren'di. "Efendim tatlım?" diye açtı telefonu. "Kız sabahtan beri mesaj atıyorum neden cevap vermiyorsun?" dedi Yaren. "Derse odaklandım ya ondan bakmadım tatlım" dedi Renk. "Noldu ki?" dedi. "Yarın ki sınav öne alınmış haberin var değil mi?" dedi Yaren. "Biliyorum biliyorum. Sabah bizzat hocadan öğrendim." dedi. "Bugün sınav yoktu ki, bir dk var mıydı!?" dedi korkuyla. "Yoktu yoktu günleri karıştırmışım ben." dedi Renk. "Ödümü patlattın Renk ya!" dedi Yaren. "Nasıl gidiyor çalışmalar peki?"dedi Yaren. "İyi ya. Ayy yarın son artık çok heyecanlıyım. Mutlu sona kavuşacağız artık." dedi Renk. Sesinden mutluluğu anlaşılıyordu. "Katılıyorum canım musssmutlu bir son bizi bekliyor."dedi Yaren. İkisi de çok mutluydular. Ortak hayalle çıkmışlardı bu yola ve sonunda hayalleri gerçek oluyordu. Hedefe çok az kalmıştı. Oyuncu olmaya ramak kalmıştı. "Tatlım derse dönmem lazım benim." dedi Renk. "Tamam canım tamam iyi çalışmalar." dedi Yaren'de. Telefonu kapattılar ve tekrardan derse koyuldular.
    **********
    Renk sorunsuz bir şekilde yetişmişti sınavına. Çok da güzel geçmişti sınavı. Yaren'le kafa kafaya vermiş sınav sorularını tartışıyorlardı okulun bahçesinde. Daha sonra kantine geçtiler diğer arkadaşlarının yanına. Renk lavaboya gitmek için ayrıldı yanlarından bir ara. Koridorda yürürken gözü panodaki ilana takıldı. "Basket takımı seçmeleri" diye. İncelemeye başladı. "Yekta bunu kaçırmazdı herhalde." dedi sonra. "Ben de olsam bende kaçırmam." dedi sonra bir ses. Kafasını çevirdiğinde; 1.75-1.80 boylarında, yeşil gözlü, 3 numara saçlı, kirli sakallı ve buğday tenli bir çocukla karşılaştı. İnci gibi bembeyaz dişleriyle gülümsüyordu Renk'e. "Basketçisiniz herhalde." dedi Renk de hafif gülümseyerek. "Evet öyleyim. Ama onun için değil, böyle güzel bir bayanın incelediği ilanla ilgilenmeyi herkes ister." dedi gülümsemeye devam ediyordu. Bu Renk'in hoşuna gitmemişti, kibarca gülümsedi ve "İyi günler." diyerek gidecekti ki çocuk durdurdu onu. "Pardon pardon rahatsız etmek istememiştim sizi. İltifatımı mazur görün sizin gibi güzel bir bayan görünce"dedi. "Gerçekten iyi günler" dedi Renk. "Pardon pardon çok pardon. Susuyorum tamam. Bu arada ben Gölge" dedi ve elini uzattı. "Benim gerçekten gitmem lazım ama" dedi Renk. Tam Gölge bir şey diyecekken "Lavaboya gideceğim de" dedi Renk. "Tamam" dedi Gölge iki elini teslim olur gibi kaldırarak. Renk giderken arkasından uzun uzun baktı. "Zorlayacaksın belli" dedi arkasından bakıp pis pis sırıtarak.
    Renk tekrardan arkadaşlarıyla bahçeye çıktı. Sınavlar bitmişti ve rahatlardı. Gırgır şamata eğleniyorlardı. "Ben kendime birşeyler almaya gidicem şu makineden, bir şey isteyen var mı dedi?" sıcak çikolata almaya giderken. Bir kaç masa öteden Renk'i izleyen Gölge bunu duydu ve kalkmaya hazırlandı. Renk makinanın karşısında bakıyordu neler olduğuna. "Sıcak çikolata mııı, kahve mii, cappuccino muu, expresso muu, bencee-" diye kendi kendine ritim tutturarak bir şeyler söylerken "Bence sıcak çikolata gayet iyi bir karar" diye Gölge'nin cevap vermesiyle yerinden sıçradı. "Pardon korkuttum mu?" dedi gülümseyerek. "Siz beni mi takip ediyorsunuz pardon da?" dedi Renk şaşkınlıkla. "Takip etme demeyelim de tanışmak istiyorum diyelim biz ona. Daha kabul edilebilir bence." dedi gülümseyerek. "Ama sizce." dedi Renk de gülümseyerek. "Okulun son günü bu ısrar niye onu anlamış değilim. Sizi daha önce hiç görmedim ve belki de bundan sonra da göremeyeceğim." dedi. "Görüşmek istediğim için tanışmak istiyorum desem?" dedi Gölge. "İsmini söylesen yeterli." dedi gülümseyerek. "Bütün sosyal medya mecralarını kullanarak araştıracağım seni demenin kısa yolu sanırım bu." dedi Renk. "Ama üzgünüm, sosyal medya kullanmıyorum." dedi ardından da. "Renk!" dedi bir ses birden o anda. Yekta'ydı bu. Renk gözlerini kapattı o sırada ismi açığa çıktığı için. Gölge de 'İşte bu' der gibi bakıyordu Renk'e. "Tanıştığıma memnun oldum Renk Hanım" dedi Gölge gülümseyerek. "Senin ne işin var burada?" dedi Yekta gelir gelmez Gölge'ye. "Senin ne işin varsa benim de o işim var." dedi Gölge. "Renk, bu çocukla muhatap olmanı istemiyorum." dedi Yekta Renk'e dönerek. Renk şaşırdı, "Siz tanışıyor musunuz?" diye sordu. "Evet tanışıyoruz ve bu yüzden konuşmanı istemiyorum." dedi Yekta sinirle." "Nereden?" diye sordu Renk. "Aynı okuldayız, aynı takımdayız. Oldu mu? Bitti mi?" dedi sinirle Yekta. "Birincisi bana emir veremezsin. İkincisi sınavım için geldiysen sorduğun için teşekkür ederim, ve üçüncüsü.." dedi ve durdu Gölge'ye baktı. Elini uzatarak "Ben de memnun oldum." dedi ve arkadaşlarının yanına doğru gitti. Yekta bir hışım Gölge'ye döndü ve "Ondan uzak dur!" dedi. "Uğraşacaksan benimle uğraş, Renk'i bulaştırma bu işe." dedi. Gölge keyiften dört köşe olmuştu. "Biliyor musun çok eğlenceli olacak." dedi pis pis gülerek. "O kadar tatlı ki." dedi kısık sesle. Yekta öfkeden deliye döndü ve Gölge'nin yakasına yapıştı. "Eğer ona dokunursan öldürürüm seni. Yaparım bunu şakam yok!!!" "Ceren'e dokunurken iyiydi değil mi? Nasılmış Yekta Bey ha?!!" dedi Gölge, o da Yekta'yı yakasından tutmuştu. İkisi de sinirden kıpkırmızı olmuşlardı. Yekta ittirdi Gölge'yi. "İntikam mı alıyorsun yani!? Bu mudur?!" diye bağırıyordu. "Budur! Evet budur!" Yekta bir an durdu ve etrafına bakındı. Herkes pür dikkat onları izliyordu. Renk'e baktı. Gölge de Renk'in bakmasını fırsat bularak sesini yükseltti ve "Evet Yekta beni duydun. Renk'ten hoşlanıyorum. Bu yüzden döveceksen beni buyur döv." dedi kollarını açarak. Renk bakıyordu. Öfkeliydi. Bakışları çok sertti. "Şerefsiz.." dedi Yekta kısık sesle, daha doğrusu sadece Gölge'nin duyabileceği sesle. Gölge gururlanmıştı. Yine yüksek sesle "Renk'i sevmek şerefsizlikse, en adisi olmaya razıyım." dedi. Yekta sinirden gülmeye başladı. Renk'e döndü. Renk sinirli bir şekilde Yekta'ya baktı ve sonra çantasını alıp gitti. Yekta gittiğini farkedince Gölge'ye doğru yaklaştı ve "Bunu yaptığına bin pişman olacaksın." dedi ve Renk'in arkasından koşturdu. "Renk! Renk!" diye seslendi ama durmadı Renk. Yekta tam koluna dokunacakken, "Ne var?" diye bir hışım döndü. "Renk bak, o çocuktan uzak dur sana yalvarıyorum. O çocuk seni sevmiyorum ki. Sırf bana gıcıklığına yapıyor bunu.". Renk "Ben bu konuda konuşmak istemiyorum. Zaten o çocuğa da inanmıyorum. Beni ne ara gördü de hoşlandı bilmiyorum. Neler oluyor onu da bilmek istemiyorum. Bugün hayatımın en mutlu günü ve ben bunlarla zamanımı harcamak istemiyorum. Tamam mı? Bana açıklama yapmak zorunda da değilsin dediğim gibi umrumda değil." dedi. Yekta bakakaldı sadece. "Tamam" diyebildi sadece. "Bu arada gözün aydın." dedi. Renk de sadece baktı o kadar.
    **************
    Akşam üzeri Renk evde kendi kendine tirat çalışması yapıyordu. Birden telefonu çaldı. Arayan Yaren'di. "Efendim tatlım?" diye açtı telefonu. "Renk biz bugün son sınavımızı verdik ve bunu kutlamadık farkında mısın?" dedi, gülüyordu bir yandan da. Renk de güldü "Evet haklısın. Tirat çalışarak kutluyorum ben de." dedi. "Hadi bir yerlere gidelim akşam, hani derler ya ıslatalım diye aynen öyle." dedi ve kahkaha attı. "Deli yaa." dedi ve güldü Renk de. "Olur benim için farketmez."dedi. "Nereye gidelim?" dedi. "Her zamanki yerimizde buluşalım, orda karar veririz."dedi. "Tamamdır. Kaçta?"dedi Renk. "Bir dk" dedi, Renk bekledi bekledi.. Sonra sonra Yaren "8'deymiş, şeey 8'de" dedi. "8'deymiş derken?"dedi Renk. "Deniz de gelecek de, 8'de görüşelim dedi ondan öyle dedim."dedi. "Hımm tamam."dedi Renk. "İyi madem hadi kapatıyorum ben hazırlanayım."dedi.
    Her zamanki yerlerine gitti Renk, biraz erken gitmişti. Yaren'e mesaj attı 'Sanırım biraz erken geldim. Bekliyorum sizi haberiniz olsun' diye. 5 dk geçti 10 dk geçti, Yaren'den cevap gelmedi. "Allah Allah" dedi Renk. Yaren'i aradı açmadı. "Noluyor ya?"dedi. Sinirleniyordu yavaş yavaş. "Merhaba"dedi bir ses. Arkasını döndüğünde Gölge'yle gözgöze geldi. "Bu ne demek şimdi. Buluşmak için arkadaşlarımı mı kullanmaya başladın?"dedi Renk. "Sizli aşamayı geçtiğimize göre, yavaş yavaş samimiyeti kurduk sanırım"dedi Gölge mahcup bir şekilde gülümseyerek. "Samimiyetten değil, o saygıyı hakettiğini düşünmediğim için siz demedim" dedi Renk gayet ciddi bir şekilde. "Başka türlü teklif etseydim gelmeyecektin napayım, kusura bakma."dedi. "Ama seni tanımak istiyorum, Yekta'ya da dediğim gibi-", Renk elini kaldırarak sözünü kesti "Sakın o konuyu açma. Gündüz ki o kavganız çok saçmaydı. Hele o hoşlanma muhabbeti. Ya sen beni ne ara gördün de hoşlandın benden? Hayır bizim okulda olsan neyse bizim okulda da değilsin. Kusura bakma ama bu hoşlanma muhabbetine inanmamı bekleme benden."dedi. "Tamam bak şöyle yapalım. Gel bir yerde oturup konuşalım. Beni dinleyince anlayacaksın her şeyi."dedi Gölge. Renk "Tabiki de hayır. Daha seni tanımıyorum bile ya."dedi. "Tanışacağız işte."dedi gülerek Gölge. Renk Gölge'ye bakıyordu tip tip. "Amacın ne senin?"dedi. Gölge ciddi bir ifadeyle "Tanışmak, gerçekten tanışmak. Bak ilk baştaki tavrım hoş değildi evet biliyorum. Ama inan bana telafi edeceğim. İki arkadaş olmanın ne sakıncası var hem?"dedi. "Arkadaş olmak?"dedi Renk açığını yakalamış gibi baktı Gölge'ye. "Şey yani.." dedi gülerek. "Seni nasıl ikna edebilirim ki başka?"dedi Gölge gülerek. Daha sonra bir mekana geçtiler..
    Saat 11'e geliyordu. Yekta bir türlü ulaşamıyordu Renk'e. 3 saatten beri tam 45 defa aramış ve 60 tane de mesaj atmıştı ama ulaşamamıştı Renk'e. Kafayı yiyecekti. "Evine geleceğim o olacak şimdi ya."dedi. Durdu durdu. "Evet ya."dedi ve kalktı ceketini alıp çıktı evden.
    Evlerine varınca kapıyı nasıl çalacağını ne diyeceğini bilemedi. En sonunda cesaretini topladı ve çaldı. Annesi açtı kapıyı. "Hoşgeldin oğlum?"dedi gülümseyerek. "Hoşbulduk efendim, nasılsınız?"dedi Yekta. "İyiyim oğlum sağol." "Şey kusura bakmayın bu saatte rahatsız ettim de ben Renk'i merak etmiştim, ulaşamıyorum kendisine." "Renk evde yok oğlum, arkadaşında kalacakmış bu gece."dedi kadın."."Siz ulaştınız yani."dedi Yekta rahatlamıştı. "Yok oğlum arkadaşından mesaj attı." dedi Renk'in annesi. Yekta durdu, keşke ona da bir cevap verseydi. "Tamam efendim teşekkür ederim, tekrardan kusura bakmayın iyi geceler"dedi. "İyi geceler oğlum estafurullah."dedi kadın gayet anlayışlı bir şekilde. Yekta evden uzaklaşırken içi hiç rahat değildi, bir şey vardı ama.. Neyse..
    ****************