• İlk gördüğün kelime sana gelsin

    Ğ X F A K İ R L İ K C E A Ş K Ç Z P
    F Q B Z P A R A T W O S A Ğ L I K
    B Q K Ş Ğ H U Z U R Ö W D E R T
    H İ Ç B İ Ş E Y Ö R Ğ B E B E K Ş Ğ
    E V L İ L İ K U X Z M U T L U L U K
    B O Y N U Z S W Ğ K İ L O Ö J P E
  • B e n i m Ö z g ü r l ü k K a v r a m ım . — Bazen, bir
    şeyin değeri, onunla neye ulaşıldığına değil, onun için ne ödendiğine — bize neye m a l o l d u ğ u n a dayanır. Bir örnek vereyim. Liberal kurumlar, ulaşıldıkları andan itibaren, liberal olmaktan çıkarlar: daha sonra özgürlüğe liberal kurumlardan daha kötü ve kalıcı zararlar veren olmaz. Etkilerinin ne olduğu çok iyi biliniyor: güç istencinin altını oyuyorlar, dağı ve vadiyi aynı seviyeye düzleyip, ahlak diye yüceltiyorlar bunu, küçük, korkak ve keyifli kılıyorlar — sürü hayvanıdır, onlarla her defasında zaferini kutlayan. Liberalizm: açıkçası s ü r ü -h a yv an ı -y ap m a. .. Aynı kurumlar, onlara ulaşılmak için savaş verildiği sürece, tamamen başka sonuçlar doğuruyorlar, pratikte özgürlüğü güçlü bir biçimde destekliyorlar. Daha doğrusu, savaştır bu sonuçları ortaya çıkartan, liberal kurumlar uğruna verilen savaş, l i b e r a l o l m a y a n içgüdülerin sürmesini sağlayan savaş. Ve savaş özgürlüğe eğitir. Nedir ki özgürlük! Kendinden sorumlu olma istencine sahip olmak. Bizi ayıran mesafeyi korumak. Zahmete, sertliğe, yoksunluğa karşı, hatta yaşamın kendisine karşı kayıtsız olmak. Kendi davası için insanları feda etmeye hazır olmak, kendisi de dahil olmak üzere. Özgürlük demek, erkeksi, savaştan ve zaferden hoşlanan içgüdülerin, öteki içgüdüler üzerinde, örneğin “mutluluk” içgüdüsü üzerinde egemen olması demektir. Öz gürleşin i ş insan, en az bir o kadar da, özgürleşmiş t i n , esnafın, Hıristiyanların, ineklerin, İngilizlerin ve öteki demokratların düşledikleri aşağılık refah türünü ayaklarıyla çiğner. Özgür insan s a v a ş ç ı d ı r . — Neyle ölçülür özgürlük, bireylerde ve halklarda? Aşılması gereken direnişle, mal olduğu y u k a r ı d a kalma çabasıyla. En yüksek özgür insan tipini, sürekli en yüksek direnişin aşıldığı yerde aramak gerekir: tiranlıktan beş adım ötede, kölelik tehlikesinin hemen eşiğinde. Psikolojik açıdan doğrudur bu, burada “tiran” deyince, kendine karşı maksimum otoriteyi ve terbiyeyi davet eden, acımasız ve korkunç içgüdüler anlaşılsın — en güzel tipi Julius Caesar’dır —; siyasal açıdan da doğrudur bu, tarihte bir gezinti yapılsın yeter. Biraz değeri olan, değer ka z a n a n -halklar, bu değere asla liberal kurumlarla ulaşmadılar: büyük t e h l i k e onları büyük saygıyı hak eden halklar yaptı; bize çarelerimizi, erdemlerimizi, savunmamızı ve silahlarımızı, bizim t i n i m i z i öğreten tehlike, — bizi güçlü olmaya z o r l a y a n . . . Birinci temel ilke: güçlü olmak zorunda olunmalı, yoksa asla güçlü olunmaz. — Güçlü, gelmiş geçmiş en güçlü insan türü için o büyük seralar; Roma ve Venedik tarzı aristokratik kent devletleri, özgürlüğü, tam da benim özgürlük sözcüğünü anladığım anlamda anladılar: sahip olunan ve o 1 u n m a y a n bir şey olarak, i s t e n e n , f e t h e d i l e n . . .
  • |•”Geniş bir çukur. Derin mi derin. Toprağin içinde bir oyuk. Yerim orasi. Gömsem kendimi. Bitse herşey. Sonuna gelsek filmin. Kopsa film! Fark etmez bizim için. Yeter ki derine, çok derine gömsünler bizi. On dakika uğraşsak nefes almak için sonra da yorulup “Eyvallah!” desek ölüme. Bitse herşey.”

    -H a k a n G ü n d a y
    -K i n y a s V e G a y r a
  • E y h a y a t, s e n ş a v k ı s u l a r d a b i r d o l u n ay s ı n.
    A s l ı n d a y o k u m b e n b u o y u n d a,
    ö m r ü m b e n i y o k s a y s ı n…