Bugünlerde de yaşantımızda değişen pek bir şey yoktu.
Günlerimiz televizyondaki savaş haberlerini izlemekle geçiyor, sıranın bize gelmesinden endişeleniyorduk. Artık çoğu zaman ölülerimizi bile saymıyorduk. Boşnak halkı olarak savaşta ölenlerimizin arkasından ağlamıyorduk. Savaş buydu demek ki! Anormal olan seyleri nasıl da normalmiş gibi görmeye başlamıştık. Kendimizle, savaşla, kısacası her şeyle alay ediyorduk. Her şey yolundaymış gibi olaylara mizahi bir gözle bakıyor, adeta başka bir direniş sergiliyorduk. Yaşananlar sanki savaş değil de bir masal gibiydi. Direnisin 'bin bir geceye' sığdırıldığı bir masal. Kadınlar her gün makyaj yapıyor, erkekler ise yolunda gitmeyen her sey için fikralar uyduruyorlardı. Her yerde, her şeyde gizli bir direnişimiz vardı.
Evet... Bosna'da başa çıkılması güç sorunlar vardı. Sanki ölüm Boşnaklara kurtuluş gibi gelmeye başlamıştı; ama Sırplar Boşnaklar için ölümü bile zorlaştırmıştı. Boşnak
erkeklerini öldürmeden önce çeşitli iskencelere tabi tutuyorlar, gözlerinin önlerinde kadınlarına tecavüz ediyorlardı.
Kimi zaman da bir tabancayı esir Boşnakların ellerine tutuşturup zorla Rus ruleti oynatıyorlardı.
Evet... Bosna'da basa çıkılması güç sorunlar vardı.Yiyecek yoktu. Kızılhaç’ın ve birtakım yardım kuruluşlarının artıklarıyla geçinmeye çalışıyorduk.