Baban hayatta mı?
Başka erkek kardeşin yok mu?
Ailende hiç mi erkek yok? Dayın, amcan, amcaoğlun, dayıoğlun?
Ölümün bile erkek gerektirmesi çok saçmaydı.
Botaniçeski Sad İstasyonu'nun avlusu neredeyse tamamen harap olmuş, çatısı yarı yarıya çökmüştü; açılan delikten
radyoaktif toz bulutlarından arınmış, buna karşılık yazın on binlerce yaldızla kaplı koyu mavi gökyüzü görünüyordu. Ama
başının üzerinde açık havayı görmeye alışık olmayan bir çocuk için, hayal bile edemediği yıldızlı bir gökyüzü ne ifade ederdi ki?
Kurduğu genç Türkiye Cumhuriyeti’ne akla gelebilecek her konuda olağanüstü katkıları olan ve ülkemizi ortaçağ karanlığından aydınlığa çıkaran eşsiz deha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Sümer medeniyeti konusunda çalışılması gereğini işaret ve teşviki olmasa bugün Sümerler konusunda elimizde olan Türkçe eserler elbette ki olmayacaktı. En büyük minnet ve şükranlarımız onadır. Gılgamış’ı uğurladığımız gibi uğurluyoruz:
Ebediyet, Mustafa Kemal Atatürk adını lacivert taşından levhalara kazısın, hiç silinmesin!
"kuzey ışıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini öğrenmen gerek. Ayrıca öyle ortalıkta bağırılmaz. Tehlikeli olabilir!"
Elsa başını eğdi. Tehlikeli, bu Áhkku'nun en sevdiği kelimeydi. Ona göre bir sürü şey ya tehlikeli ya da günahtı. Bu seferkinin tehlikeli olduğuna karar veren Tanrı mıydı emin olamadı.