Onceden her şeyin nedenini merak ederdim, bir şeyler olduysa ya da oluyorsa altında mutlaka bir sebebi olması gerekiyor gibi gelirdi. Asla inanmazdım insanların sırf içinden geldiği için öyle davrandığına, sanmazdım çünkü insanların birbirlerini bile isteye kıracaklarını ve bu durum hiç umurlarında dahi olmadan huzurla uyayabileceklerini, oysa ki ilk yanılgım buymuş. Meğerse insanlar isterse en kötüsünü bile her şeyin size güle isteye yapabilirmiş, hem de yüzü bile kızarmadan, kalbi titremeden.
Şimdi düşünüyorum da, insan ne çok kandırıyor kendini, pek çok şeyi hiç konduramıyor tanıdığını sandığını insanlara. Kendi içinde daima güzellik elbiseleri giydirdiği kişilere olumsuz hasletlerden yeni kaftanlar biçemiyor, kötü olanın yanına sevdiklerini yakıştıramıyor. Oysa ki ikinci yanılgı da budur. Çünkü bazen en çok yüzümüzün güldüğü yerlerden alırız darbeyi, sanmadıklarımız acıtır en çok canımızı ve hep yanımızda olacağına inandığımız insanları uzaklaştırmak zorunda kalırız kendimizden.
Kaçmak ve uzaklaşmak hiçbir şeyin tesellisi değildir, aksine bazen acı da olsa gerçeklerin üzerine üzerine yürümek gerekir. Kalbinizi kırsa dahi doğru olanı yanlıştan ayırt edebilmek lazımdır. Zamanla, tanıdıkça sevemeyiz herkesi, çoğu zaman sevmemeliyiz ki bizi daha güçlü yapacak tecrübeler edinebilelim. Dolayısıyla kulağıma küpe bir hayat dersidir, başıma gelenin her zaman en hayırlısı olduğuna inanmak. Zaten ilerlemek için kabullenmek de şarttır.
Dünya ne kolay ne de yaşanabilir bir yerdir ve asla da olmayacaktır. Aksine her zaman daha zor hale getirecek insanlar girip çıkacaktır hayatımıza, önemli olan tüm bunlar karşısında bizim tavrımızdır.