32 yılda 4 cilt (2165 sf) olarak yayımlanan eser hem Türk Edebiyatında hem de Dünya Edebiyatında önemli bir yere sahiptir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, Çukurova'daki köyünde yaşayan İnce Memed'in ağalık sistemine ve sistemin mağdur ettiği köylülerin sömürüsüne başkaldırının destanı…
Haksızlığa, hukuksuzluğa, zalimliğe kafa tutarak muhtemelen istemeden ama şartlar dolayısıyla eşkıya olmak zorunda kalan bir gencin, İnce Memed'in hikayesi…
Aslında çoğu olay İnce Memed'in dışında gelişiyor. Öldü haberi çıkıyor başka olaylar gelişiyor, yaşadığı ortaya çıkıyor başka olaylar… Bir söylentiyle hain ilan edilip bir başka söylentiyle kahraman oluyor. Ve çoğu olaydan habersiz dağda rezil bir hayat sürüyor. Arkasında, kendine inanan bir avuç insan dışında, sağlam bir desteği de yok aslında.
Eserin anlatımında önemli bir yere sahip olan tasvirler okuyanda adeta görüyormuş, duyuyormuş, dokunuyormuş etkisi yaratıyor. Kuşların, kelebeklerin sesini, kanat çırpmasını duymak; bitkilerin, çiçeklerin kokusuna varmak ya da dağlarda, mağaralarda soğuğu hissetmek gibi… Tabi olayların geçtiği yerleri tanımlarken kullanılan coğrafya bilgisini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Yarattığıkarakterlerete kemiğe bürünmüşçesine etkileyicidir. Annesi Döne, sevdiği Hatçe, çocuğuna analık eden Iraz Ana, ilk öldürdüğü ağa Abdi Ağa vb. bu karakterlerden bazıları.
Kısacası konusunun güncelliğini koruması, gözlem ve anlatım ustalığının doruğa ulaşması, akıcı diliyle nefes almadan okutmayı başarabilmesi sebebiyle ölümsüz bir eser olduğunu düşünüyorum.