• Ebeveyn kontrolcülükten kaçınmakla kalmayıp, özerklik duygusunu deneyimlemesi için çocuğa destek de verdiğinde, çocuk, söylenenleri yapmaya ve uygunsuz davranışlardan uzak durmaya daha yatkın olmaktadır. Aile ile ilgili karar süreçlerine dahil edilen ergenlik dönemindeki çocuk ise ebeveynlerine daha fazla güvenmekte ve inançları ile düşüncelerini onlara daha kolay açmaktadır.
  • iki sevgilinin birbirlerine karşı giderek artan bağlılığı, gerçekte, kendi içinde, yeni bir bireyin, onların meydana getirebilecekleri ve arzu ettikleri bir bireyin yaşama istemidir; onların arzu dolu bakışlarının buluşmasında yeni bir varlığın hayat kıvılcımı tutuşur, kendisini, geleceğin, iyi teşekkül etmiş ve uyumlu bir bireyi olarak ortaya koyar. Sevgililer gerçek bir birleşmenin ve yeni bir varlığı vücuda getirmenin özlemini duyarlar hayatlarının geri kalan kısmını bu şekilde geçirmeyi arzu ederler ve bu arzu da meydana getirdikleri çocuğun benliğinde karşılık bulur. Her iki ebeveyn tarafından çocuğa aktarılan bütün nitelikler tek bir varlıkta, yaşar, toplanır ve birleşir
  • Avustralyalı tanınmış çocuk psikoloğu Dr. Michael Carr-Gregg’e göre çocuklarının önüne çıkan her tür zorluğu ortadan kaldıran “kar küreyici” ebeveyn nesli, çocuklarını öylesine el üstünde tuttu ki artık günümüzde ergenler arasında salgın gibi yayılan bir zihinsel rahatsızlığa neden oldular.

    Dr. Michael Carr-Gregg, X Kuşağı ebeveynlerinin çocuklarının hayatını çok kolaylaştırdığını, böylece çocukların karşılaştıkları problemleri kendileri çözemez ya da önlerine çıkan engelleri kendileri aşamaz hale geldiklerini söylüyor.

    “Bu kuşağın ebeveynleri önlerine çıkan engelleri ortadan kaldırarak, çocuklarının hayatını mümkün olduğunca basit ve kolay bir hale getirmeye çalışıyorlar” diyor Dr. Carr-Gregg.

    “Dışarıdan bakıldığında bu hayranlık duyulacak bir şey çünkü hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz ama böyle davranmak onlara dirençli olma konusunda hiçbir şey öğretmediği gibi, evden ayrılıp dünyayla yüzleştiklerinde çok savunmasız olmalarına neden oluyor.”

    Bir “kar küreyici” ebeveyn, çocuklarının okula otobüse binerek ya da yürüyerek gitmesini istemek yerine onları okul kapısına kadar bırakıyor.

    Çocuklarına en son cihazları ve oyuncakları alıyor, çocukları hiç sürece katmadan çamaşır yıkıyor, evi temizliyor, yemek ya da ütü yapıyorlar, kızlarının ya da oğullarının ev ödevlerini zamanında yapıp teslim etmesini sağlıyorlar.

    Dr. Carr-Gregg giderek yaygınlaşan bu ebevyn yaklaşımının, çocuklarına yeterince zaman ayıramadığı düşünen anne babaların suçluluk duymasından kaynaklandığını düşünüyor.

    “Bu kısmen de, ailelerin küçülmesinden ve ebeveynlerin çevreden daha az destek almasından kaynaklanıyor” diyor Dr. Carr-Gregg.

    “Ebeveynlerin artık çok az zamanı var, kendilerini suçlu hissettikleri için de çocuklarını çok fazla şımartıyorlar.”

    Dr. Carr-Gregg’e göre, bunun tek sonucu, şımartılmış ve fazla üstüne düşülmüş bir kuşak değil; gençler kendi problemleriyle başa çıkmaktan aciz oldukları için muazzam bir zihinsel sağlık kriziyle de karşı karşıya kalıyorlar.

    Depresyon, kaygı, madde bağımlılığı ve intihar oranlarının oldukça yüksek olduğunu belirtiyor Dr. Carr-Gregg.

    “Gençlerin dörtte biri, okuldan mezun olmadan önce ciddi bir psikolojik problem yaşamış olacak, bu da onların çok zayıf bir kuşak olduğunu gösteriyor.”

    “Bu aslında çok ironik bir durum çünkü bizler Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile Vietnam Savaşı’nı gördük ama psikolojik bakış açısından bu çocuklar, ebeveynlerinden ya da onların ebeveynlerinden daha az dayanıklılar.”

    Dr. Carr-Gregg, ebeveynlerin, çocuklarına zor işler yaptırarak onların daha büyük zihinsel sağlık krizleriyle karşılaşmamalarını sağlayabileceklerini söylüyor.

    “Temel kural, ‘çocukların kendilerinin yapabilecekleri işleri onların yerine yapmamak’ olmalı,” diyor.

    Yani, çocukları okula giderken otobüse ya da bisiklete bindirmek veya toplu taşımayı nasıl kullanacaklarını öğretmek gerekiyor. Ayrıca çocukların düzenli olarak yaptıkları ev işlerinin olması, teknoloji kullanımlarının sınırlanması ve belli bir yaşa geldiklerinde, paranın değerini anlayabilmeleri için yarı zamanlı bir işe girmeleri gerekiyor.

    “Onları böyle el üstünde tutmayı bırakmalıyız artık, bu durum akıl almaz boyutlara ulaştı.”

    “Konuştuğum çocukların pek çoğu hayatında yemek yapmamış, hatta kendi yataklarını bile kendileri yapmıyor, odalarını kendileri toplamıyorlar. Çamaşırlarını kendileri yıkamıyor, gömleklerini kendileri ütülemiyorlar.”

    “Çocuklar camdan yapılmadılar, çatlamayacaklardır.”

    İşte “kar küreyici” ebeveyn olmadan çocuklarınıza ilgi göstermenizin yolları:

    • Uykularını tam alsınlar

    Uyku en önemli öğrenme ve ders çalışma aracıdır çünkü yeterince uyumayan çocuklar, “huysuz ve memnuniyetsiz olur, iyi öğrenemez.”

    • Sağlıklı bir kahvaltı yapsınlar

    Araştırmalar, okul çocuklarının yüzde onunun kahvaltı yapmadığını, yüzde on beşinin ise sağlıksız gıdalar yediğini gösteriyor. Bu çocuklara nörolojik olarak bir şey öğretilemez.

    • Teknoloji kullanımını yönlendirip sınırlayın

    Dr Carr-Gregg, ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının internet ve video oyunlarını sınırlamak için kullanabilecekleri araçlardan haberdar olmadığını söylüyor. Ebeveynlerin, çocuklarının ödevleri için araştırma yapmak için internete girmelerine izin verirken dikkatlerini dağıtacak sosyal medya kullanımını engellemek için bu programları kullanmaları gerekiyor.

    • Çocuklarınızla konuşun. Birlikte, masada yemek yeyin.

    Ebeveynler, çocukları küçükken onlarla birebir sohbet etmeye yeterince vakit ayırmıyorlar. Birlikte sofraya oturmak ise akademik başarının artmasına ve dil gelişimine katkı sağlarken, alkol ve madde bağımlılığına karşı koruma sunacaktır.
  • Çocukları çocuk olarak değil hakim ve doktor olarak gören ebeveyn ve öğretmenler hayallerindeki mevkiye ulaşmaları için onları azarlamakta, korkutmakta, baskı altına almakta bir sakınca görmüyorlar. Siz öyle yapmayın. Onlara anlayışlı davranın ve yargılayıcı olmayın.
  • Fark ettim ki bu kadar yoğun melankoliyi aile ilişkilerine değil de aşka yakıştırıyorum. Kafka'nın Milena'ya Mektuplar kitabını çok beğenmiştim. Babasına yazdığı mektuplar epey suçlayıcı. Güçsüzlük gibi algıladım, her başarısızlık veya olumsuz durum babadan kaynaklanmıyordur elbet. Bir yerinde babasının kardeşini çok sevdiğini yazmış. Duygularını oğluna belli edemeyen bir babaydı belki ya da Kafka zor bir çocuktu, bilemiyorum araştırmak gerekir.Bir yaşa kadar ben de duygularını belli edemeyen babama karşı böyle şeyler düşünüyordum. Daha sonra onu anlamaya çalıştıkça daha iyiye gittiğini gördüm her şeyin. En güvendiğim insan oldu sonra. (Kitabı kendi babama göre okumuş olabilirim, tarafsız olamadım. :) ) Kafka'ya döneyim. Eleştirilerinden anlıyorum ki yoğun bir baba özlemi var. Var ama yok bir baba.. Her ne kadar aşırı beğendim etkilendim diyemesem de her ebeveyn okumalı diye düşünüyorum. Çocuk yetiştirirken anne babanın yanlış tutumları çocuğu nasıl etkiler, sonuçlar neler olabilir buna örnek olabilecek bir kitap.
  • Çocuğun, ebeveynin ilk başta "hayır" dediği belli bir ayricalık talep ettiğini düşünelim. Eğer ebeveyn en sonunda çocuğun taleplerine boyun eğerse, çocuk " hayır" ın "hayır" anlamına gelmediğini ve ebeveylerinin manipüle edebileceklerini öğrenirler.
  • Eskimolar bebeklerini nasıl sıcak tutar?
    Ya daaaa Çinliler nasıl bu kadar erken tuvalet eğitimi veriyor?
    Pekiiiii Maya köylüleri çocuklarını nasıl çalıştırıyor?
    ...

    Kitap 11 başlıktan oluşuyor. Her başlıkta farklı bir kültürde öne çıkan çocuk yetiştirmekle alâkalı bir konudan bahsediyor. Her bölümde örnekler, araştırmalar, incelemeler.. yer alıyor.
    Sadece bilgi içeren ders kitabı niteliğinde bir kitap değil.(Gerçekten çok eğlenceli, kahkaha attığım yerler çoğunlukta.)

    Bir kitaba tatlı denir mi bilemiyorum ama çok çok tatlı bir kitap.( Kapağı da öyle.) Hal böyle olunca da okumak için illa ebeveyn olmayı beklemeye ya da ebeveyn olmaya gerek yok:)

    Her kültürdeki ebeveynler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isterler. Peki bunun genel geçer bir kuralı, kanunu olabilir mi? Tabiki hayır. Her alanda olduğu gibi çocuk yetiştirmek konusunda da kültürel farklılıklar vardır. Biz asla bir Çinli gibi tuvalet eğitimi veremeyiz ya da Aka Pigmeleri gibi en iyi babalar olamayabiliriz. Ancak diğer kültürleri inceleyip kendimize uyarlayabiliriz hatta uyarlamalıyız.

    Keyifli okumalar:)