• Çoğu toplumda ebeveyn otoritesi kutsaldı.
  • Hayal dünyasında en yüksek öneme sahip, gerçekte ise zerrece önemi yok. Şiire baştan başa yayılmış, tarihte ise adete namevcut. Kurmaca edebiyatta kralların ve fatihlerin hayatına hükmeder; gerçekte, parmağına ebeveyn tarafından zorla takılan bir yüzüğüyle herhangi bir gencin kölesidir. Edebiyatta en esin dolu sözcüklerin, en derin düşüncelerin bazıları onun dudaklarından dökülür, gerçek hayatta ise hemen hiç okuyamaz, hemen hiç yazamaz ve kocasının malıdır.
    Virginia Woolf
    Sayfa 50 - Remzi Kitabevi
  • Eğer ebeveyn çocuklarına bir farzı terk etmeyi emrediyorsa, çocuk onlara itaat edemez; çünkü farzları terk etmek de masiyet/günah kapsamına girer.
    Ebu Muhammed el-Makdisî ve beraberindeki âlimlerin oluşturduğu fetva kurulunun vermiş olduğu bir fetvayı burada aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Bir genç tevhidî ve cihadî düşüncelerinden dolayı babası tarafından şiddetli baskılara maruz kalır. Öyle ki babası, kendisini birkaç defa hastanelik edecek şekilde döver ve ilim tahsil ettiği sohbet halkalarına gitmeyi yasaklar. Çocukta babasına itaat etmek için sohbetlere katılmayı terk eder ve fetva kuruluna ―Benim bu nedenle sohbetleri terk etmemin hükmü nedir‖ şeklinde bir soru yöneltir. Soruya kurulun verdiği fetva şu şekildedir:
    “Farz-ı ayn olan ilimleri tahsil etmek senin üzerine farzdır. Aynı şekilde mescitte cemaatle namaz kılmanda böyledir. Baban seni bunlardan men ettiği zaman, ona itaat edemezsin. Bu görevleri yerine getirebilmek için babana açıkça muhalefet ettiğini göstermeksizin kurnazca davranmalı ve bu görevleri yerine getirmelisin...”
  • Dünya hayatının süsü ve göz aydınlığı olan çocuklar hem paha biçilmez değerde bir nimet hem büyük bir imtihan vesilesidir. Rabbimizin katından bir lütuf ve emanet olarak armağan ettiği her çocuğu yaratanıyla tanıştırmak, yaratılış gayesine uygun bir anlayışla yetiştirmek anne babanın sorumluluğu olduğu kadar, çocuğun ebeveyn üzerindeki hakkıdır. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle her çocuk İslam fıtratıyla doğmakta yani dini benimseyecek kıvamda yaratılmaktadır. Ebeveyne düşen çocuktaki bu cevheri doğru bir şekilde işleyerek geliştirebilmektir.

    Çocukların imanlı, ahlaklı ve şahsiyet sahibi bireyler olabilmeleri için gayret göstermek, onları güzel bir şekilde yetiştirip hayata hazırlamak için emek vermek gerekir.

    Çocuğa zaman ayırmak, eğitimi için çaba harcamak, sevgi, ilgi ve anlayışla yetiştirmek her anne babanın ilk ve en önemli sorumluluğudur. Hiçbir sebep bu sorumluluğun ihmaline mazeret olamayacağı gibi, bir çocuğu yetiştirirken yapılan hata ve ihmallerin onun geleceği adına telafisi zor kayıplara yol açacağı da hatırdan çıkarılmamalıdır.
  • 1900’lü yılların başında yaşamış olan ve çocuk eğitimiyle ilgili çalışmaları ve yazdığı eserlerle tanınan Anton Makarenko, yalnızca SSCB’nin değil, tüm dünyanın en iyi eğitimcilerinden birisidir. Maria Montessori ve Anton Makarenko, UNESCO tarafından modern eğitimin temellerini atan iki pedagog olarak tanınmışlardır.
    Makarenko, yaşadığı dönemde bir mucitti; günümüzde son derece aşikâr olarak bilinen şeyleri keşfetti. Örneğin, dünya genelinde öğretmenlerin sevgiyi göz ardı ettiklerinden ve hatta söz konusu eğitim olduğunda bunun gereksiz olarak görüldüğünden bahsetti. Makarenko, mutlu bir birey yetiştirmenin sevgi olmadan imkânsız olduğundan emindi.

    İşte size bu büyük pedagogun, psikologun ve yazarın en önemli fikirlerinden bir derleme;
    1 - Eğitimin en önemli parçası, sizin kendi davranışlarınızdır: Çocuğunuzu yalnızca onunla konuşurken, ona öğretirken ya da bir şeyler yapmasını söylerken eğittiğinizi asla düşünmeyin. Çocuğunuzun yetişmesine hayatınızın her anında yardımcı oluyorsunuz – evde olmadığınızda bile. Giyinişiniz ya da insanlarla konuşma şekliniz, mutluluğu ya da üzüntüyü gösterişiniz, arkadaşlarınıza ya da düşmanlarınıza davranış şekliniz, gülüşünüz ya da gazete okuyuşunuz; tüm bunlar bir çocuğun yetişmesinde önemlidir. Ruh halinizdeki en küçük farklılığı fark ederler. Düşüncelerinizdeki her bir değişimi yakalarlar – siz farkında olmasanız da.

    2 - Eğitim için açık ve sahici ama ciddi bir ton gereklidir: Bu üç özellik, hayatın gerçekliği için vazgeçilmezdir. Ciddiyet, üzgün olduğunuz anlamına gelmez. Hakiki olun, ruh halinizin an ile ve ailenizde yaşananların gerçekliği ile eşleşmesini sağlayın.

    3 - Her ebeveynin, çocuğunda tam olarak ne görmek istediğini anlaması gerekiyor: Bir ebeveyn olarak, kendi arzularınız konusunda net olun. Etraflıca düşünün; nihayetinde kendi hatalarınızı görebileceksiniz. Bunun cesaretinizi kırmasına izin vermeyin; önünüzde takip edebileceğiniz birçok doğru yol var.

    4 - Çocuğunuzu iyi tanımanız gerekiyor: Şu an nerede? Kiminle, ne yapıyor? Elbette ki çocuğunuza mümkün olduğunca özgürlük tanımalısınız. Çocuğunun yalnızca sizinkilere değil, farklı bakış açılarına da maruz kalması gerekiyor. Çocuğunuzun insanlardaki ve olaylardaki iyiyi ve kötüyü tanıyabilmesine yardımcı olmanız gerek. Ve bu doğal süreç, korunaklı bir bölgede oluşamaz.

    5 - Eğitimin anahtarı, organize olabilmektir: Eğitim, küçük hataları affetmez. Eğitim, olayların ilgisizlikle ele alınmasını da kaldıramaz. İyi bir organizasyon, her bir detayın kontrol altında alınabilmesini sağlar. Küçük detaylar, hayatın her anında, her gününde, her saatindedir; hayatı tamamlayan bu küçük detaylardır. Eğitim, bol miktarda zamandan çok, zamanın akıllıca kullanılmasını gerektirir.

    6 - Zorla yardım etmeye çalışmayın; ama yardımcı olmaktan mutluluk duyun: Ebeveynden gelen yardım, zorla, sıkıcı ya da sinir bozucu olmamalıdır. Bazen çocuğunuzun biraz zorlanması gerekir; zorlukların üstesinden gelmeyi ve daha karmaşık sorunları kendi kendine çözmeyi öğrenebilmeleri için. Daima çocuğunuzun nasıl çalıştığını görmeyi deneyin. Asla tamamen kaybolmuş, kafası karışmış, çaresiz bir durumda kalmalarına izin vermeyin. Bazen çocuğunuz, sizin dikkatinizi görmeye ihtiyaç duyar; ancak daha da önemlisi ona duyduğunuz güveni.

    7 - Elde ettiği sonuçlar için onu asla ödüllendirmeyin, cezalandırmayın: Söz konusu iş yapmak olduğunda bir takdir ya da ceza sistemi uygulamak göründüğü kadar yararlı değildir. Çocuğunuzu mutlu eden şey, bir soruna sahip olmak ve bunu kendi kendine çözebilmek olmalıdır. Maharetine, becerikliliğine ve kullandığı yöntemlere dair onayınız, verebileceğiniz en iyi ödüldür. Ancak övgüyü aşırı kullanmamaya dikkat etmek gerekiyor. Çocuğunuzu arkadaşlarının önünde övmemelisiniz. Dahası, başka insanların yanında cezadan ya da kötü yapılan bir işten bahsetmemelisiniz. Söz konusu olan ana konu, işin tamamlanması ve elinden gelenin en iyisini yapmış olması.

    8 - Bir çocuk, kendi değerini bilmeden başkalarını sevmeyi öğrenemez: Sevmek, sevgiyi tanımak ve mutlu olmak; tüm bunlar, kendinize saygı duymak ve öz-değerinizi bilmek demektir.

    9 - Asla kendinizi bir çocuk için feda etmeyin: Ebeveynlerin sıklıkla şikâyet ettiklerini duyarız. “Çocuklarımıza her şeyimizi veriyoruz. Kendi mutluluğumuz da dâhil olmak üzere her şeyimizi feda ediyoruz.” Bu, bir çocuğa yapılabilecek en kötü şey, berbat bir hediye. Çocuğunuzu zehirlemekse amacınız, ona kendi mutluluğunuzdan bir damla sunabilirsiniz. İşe yarayacaktır.

    10 - Kişi, çocuğa nasıl mutlu olunabileceğini öğretemez; ancak kişi, çocuğu mutlu olmasını sağlayacak bir şekilde eğitebilir: Büyük pedagogdan harika bir alıntı: “Sevgi, en müthiştir duygudur; harikalar yaratır, yeni insanlar ve en büyük insani değerleri yaratır.”alıntı
  • “20. yüzyılda ortalama yaşam süresini neredeyse ikiye katlayarak kırktan yetmişe yükselttik; demek ki 21. yüzyılda bir kez daha katlayarak yüz elliye çıkarabiliriz, ölümsüzlüğe şimdilik erişemesek de insan toplumu için devrimsel nitelikte bir değişim olacaktır bu. Başlangıçta aile yapısı, evlilikler çocuk ve ebeveyn ilişkileri değişecektir. Bugün insanlar hâlâ “ölüm ayırana dek” evli kalmayı umarak ve çocuk yapıp yetiştirmek üzerine kuruyorlar yaşamlarını. Yüz elli yıllık ömrü olan birini hayal edin. Kırklı yaşlarında evlense bile yaşayacak yüz on yılı daha olacak. Bir evliliğin yüz on yıl sürmesini beklemek sizce de gerçekçi mi? Katı Katolikler bile duraksayacaktır bu konuda.”
  • ''Bu çocuktaki beğenilme eğilimini eğitimci de, öteki psikoloji ekolleri de yok edemeyeceklerdir. Çocuk değerlendirilmek, beğenilmek istiyor. Bu eğilim, yok edilemez.''
    Alfred Adler
    Sayfa 50 - Varlık Yayınları