Bu yüzden mutluluk belki de, insanın anlamla ilgili sanrılarını hâkim kolektif sanrılarla uyumlu hâle getirmesidir. Kişisel hikâyelerimiz, etrafımızdakilerin hikâyeleriyle uyumlu olduğu sürece hayatın anlamlı olduğunu ileri sürebilir ve bu bilinçle mutlu olabiliriz. Bu aslında oldukça üzücü bir sonuç; mutluluk gerçekten kendi kendini kandırmaya mı bağlıdır?
Anlamlı bir hayat, zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir, buna karşılık anlamsız bir hayatta ne kadar konforlu olursa olsun korkunç olabilir.
İspanyol ve Portekiz imparatorlukları da Doğu Asya ve Amerika'da peşinden koştukları şeyin zenginlik değil, insanları doğru insanca sürüklenmek olduğunu söylediler. Aynı şekilde, İngilizlerin liberalizm ve serbest ticareti yayma misyonlarının üzerine güneş hiç batmıyordu, Sovyetler tarihsel olarak kapitalizmden ütopik bir proletarya diktatörlüğe giden yoldaki yürüyüşü kolaylaştırma görevini yakıştırdı kendisine. Bugün çoğu Amerikalı, Üçüncü Dünya ülkelerine cruise füzeleri ve F-16'larla bile olsa demokrasi ve insan hakları kazanımlarının götürülmesi gerektiğini düşünüyor.
Hiyerarşilerin bu anlamda önemli bir görevi vardır: Birbirini hiç tanımayan insanların, tanışmak için gereken zamanı ve enerjiyi harcamadan birbirlerine nasıl davranacaklarını bilmelerini sağlar.