Bir onikigen, daireye bir sekizgenden daha çok benzer öyle değil mi? Ne kadar çok ilişkiniz daha derin ve çeşitli olursa zihniniz de bir o kadar yuvarlak olacak ve köşeler size daha az batacaktır.
Aşırı hassas biriyim. Doğru kelime bu. O kadar hassasım ki bu konuda kendime kötü davranarak telafi etmeye çalışıyorum bunu, köşeye sıkıştırılan bir hayvan gibi. Vücudumda savaş veren bu çelişkili duygular benlik algımı tamamen yıkıyor. Bu türden kötü yüzleşmeler yaşadıktan sonra aynada kendime, kulaklarımın bile kızardığı al al olmuş yüzüme bakmak bir alışkanlık oldu. Bu türden içsel savaşlar verdiğimde yüzüm bana çok acınası ve sefil geliyor. Kan çanağına dönmüş ve odaklanamayan gözler, darmadağın kâküller, kendi beynimin ne düşündüğünden bihabermişim gibi salak ve donuk bir yüz ifadesi. Önemsiz, görünmez birine benziyorum. Ruh halim dibe çöküyor ve o âna kadar dikkatle inşa ettiğim psikolojik dengem tümüyle yıkılıveriyor.
Ama yine de geçmiş, doğası gereği değiştirilebilir olsa bile, hiçbir zaman değiştirilmemişti. Şimdi doğru olan ezelden beri ve sonsuza dek doğruydu. Çok basitti. Tek ihtiyaç duyulan şey kendi belleğiniz karşısında bitmek bilmez zaferler kazanmaktı.
Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.
Her mükemmel varlığın ardında da mutlaka bir trajedi vardır. Sanki en sıradan çiçeğin açması için bile dünyanın en şiddetli doğum sancılarını çekmesi gerekiyordu…