Bir prenses ve bir koruma, onların arasında ne geçecek çok merak ediyordum zaten. İkisi arasındaki aşk çatışmasını çok net anlayabiliyoruz. Benim açık ara diğer kitabından daha çok sevdiğim bir kitap oldu. Rhys her ne kadar huysuz olsa da ince düşünen biri olmasıyla, kalbimi çaldı diyebilirim. Kıskançlığı, korumacılığı ve tutkusuna bayıldım. Bridget ise kraliceliğinin hakkını zaten baştan beri veren bir karakterdi. Güçlü, zeki, güzel ve sorumluluk almayı bilen bir karakterdi. Bridget ve Ava kaçırılınca, Rhys'da gidip bridget'a çelik yelek almasına düştüm. Festival olayında ona izin vermemesi ve sırf o yüzden festivali eve getirmesi, yani Rhys kalbimi çalıp duruyorsun. İkilinin adım adım ilişkilerinde ilerleyiş kısmını sevdim. Allah'tan her şey bir anda olmadı. krallıkta ki yasaları öğrendikçe diyordum ki "prenses olmak ne zormuş arkadaş" djjdjdj. Ayrıca ikisininde aşkı için her şeye göğüs gerip, birbirlerine destek çıkmasını sevdim. Bir de kitaptaki smut sahneleri çok ateşliydi ya, ben Rhys'dan beklemiyordum böyle bir şeyin çıkacağını, vay arkadaş dndnnd. Ayrıca ikili arasında yaş farkı bulunmakta, söylemeden geçmeyeyim. Kitabın sonu tahmin edilebilirdi bence, zaten klişe bir konusu vardı. Ama zaten ben klişe seviyorum o yüzden benlik bir sorun olmadı. Çünkü romantizm konulu kraliyet öyküleri bence çok güzel. Entrikalar, taht savaşı, saray hayatı, yasak aşk, ihanet, imkansızlıklar dolu bir kurguydu. Türü sevenler için kesinlikle önerim.
Not: yetişkin içerik bulunmakta ona göre okuyun lütfen.
Zorluklara dayanıklı, huysuz ve kibirli koruma Rhys Larsen’ın iki kuralı vardı:
1) Müşterilerini ne pahasına olursa olsun korumak.
2) Duygusal bağ kurmamak. Hiçbir zaman.
Bu kuralları çiğnemeyi asla düşünmemişti… ta ki o kadın hayatına girene kadar.
Bridget von Ascheberg. Ona